ALP ALPER KİMDİR?
Alp Alper 1965 yılında Ankara'da doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Ankara'da tamamladı. Gazi Üniversitesi Fizik Bölümünde iki yıl okuduktan sonra, Anadolu Üniversitesi Iktisat Fakültesine devam ederek mezun oldu. Kıbrıs’ta tamamladığı askerlik görevinin ardından, 1991 yılında İstanbul’a yerleşti. Nisan 1992 yılında Türk Hava Yollarının açtığı sınavları kazanarak Yolcu Hizmetleri Trafik Personeli olarak göreve başladı. Daha sonra THY bünyesinde bulunan “Uçuş Uzmanlığı”( Flight Dispatcher), kadrosuna geçti. Her ay 30-40 saatlik uçuşlara katılan Alp Alper, bu görevler esnasında da pek çok güzelliği havadan detaylı olarak görme şansına sahip oldu. Bu şansını, okul yıllarında hobi olarak başladığı fotoğrafçılık ile birleştirdi. Bu sayede, bir doğa harikası olan İstanbul ve havadan görme fırsatı bulduğu eşsiz güzelliklerin fotoğrafını çekmeye başladı. 1999 yılındaki büyük deprem sonrasında, gönüllülerden oluşan ekibini kurarak " Türkiye'yi Havadan Fotoğraflama” macerasına atıldı.
2000 yılında THY'de ki görevi gereği Atina İstasyon Şefliği görevine atanması çalışmalarına engel olmadı ve ekibiyle birlikte Türkiye'nin dört bir yanında fotoğraf çalışmalarına devam etti. Alp Alper, Türkiye'nin yurtdışında tanıtımlarına katkıda bulunmak amacıyla, "İstanbul " konulu, Atina'da iki, Polonya'da bir Fotoğraf Sergisi açtı.

1996 yılından itibaren Türkiye'de Gezi-Traveler, Gurme, Ulusoy Traveler gibi dergilerde çalıştı. 1999 yılından itibaren ise Yunanistan'da Cosmos Travel ve National Geographic, ardından da 2005 yılında Türkiye ve Polonya National Geographic dergileri ile çalışmaya başladı. 2006 Eylül ayında Yunanistan’daki görevi sona erdiği için İstanbul’a yerleşti. Halen Türkiye ile ilgili üç fotoğraf ve bir belgesel projesini ekibiyle birlikte sürdürmekte ve bu projelerin hayat bulması için gerekli olan sponsor ve destek arayışlarına devam etmektedir.
Alp Alper, fotoğraf tutkusunun yanı sıra, tarih ve arkeoloji ile yakından ilgilenirken, Paragliding ve Scuba-Diving yapmaktadır. “Ne yazık! Vakit de yok kurtarmak için geleceği Düşünsek bile şimdiden – düşünemiyoruz ya üstelik ne çıkar bundan ve ne katardı yaşamımıza Hiçbir şey! Çünkü ne varsa içimizde gelecek için Sanki bir öyküsü bu, hayatı süslemenin” (Umutsuzlar Parkı / Edip CANSEVER) Geçmişi Geleceğe Taşımak Bu projeye başlamadan önce beni ve bu projeye gönül veren arkadaşlarımı, izlerken içimizi acıtan orman yangınları, tarihi eser kaçakçılığı, depremler, para hırsı uğruna yapılan tüm tarihi yıkımlar düşündürdü. Bütün bunlar “Birşeyler yapmak gerek” düşüncesiyle bizi tetikledi. Öyle şeyler yapmak istiyorduk ki, sahip olduğumuz bu değerlerin yok olmadan önceki güzelliklerini belgeleyelim, gelecek nesillere sunalım, korunmaları adına ruhlarına kuvvet verelim… Yüzyıllarca uygarlığa analık yapan bereketli Anadolu topraklarının, özellikle seksenli yıllardan sonra başlayan, giderek artan yağmalama politikalarıyla hoyrat ve bilinçsizce tüketilmesi… Sahil kentlerininin yeşil dokusu yerine çirkin betondan yazlık site ve turistik tesis adı altında yapılan çirkin beton binalar... Restorasyon adı altında bilinçsizce yapılan hatalar ve daha niceleri… Geleceği ve çocuklarımızı “kısa günün kârı” anlayışı tüketti ve tüketmeye devam ediyor. Doğal zenginliklerimizi tüketme ve yağmalama hırsını; ne kesilen ağaçların çığlıkları, ne de yaşam alanları yok edilen canlıların gözyaşları durdurabildi. İşte bizi uyaran ve birşeyler yapmaya iten bir diğer güç, bu YOKOLUŞ’tu! Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’a girdikten sonraki ilk fermanlarından birinde “Yaş kesenin başı kesile” derken, Evliya Çelebi Seyahatname’sinde, “Van’dan yola çıkan bir sincap, ayağı yere değmeden bir meşe ağacından diğerine atlayarak İskenderun Körfezi’ne ulaşır” diye yazmıştı. Oysa Türkiye’de, her yıl tarım alanlarının 500 milyon tonu ve tüm ülke genelinde 1.4 milyar ton verimli üst toprak, erozyonlarla kaybedilmekte. Orman Genel Müdürlüğü’nün 2005 yili verilerine göre; 1937 yılından bu yana meydana gelen 77 bin 785 orman yangını sonucu 1 milyon 564 bin hektarlık orman alanı yanarak yok oldu ve her geçen gün de yok olmaya devam ediyor. Anadoluyu yaşamak için çıkılan yol . Güneş ve uygarlıkların doğduğu ve insana ait en eski izlerin Paleolitik (Taş) Devri’nde Konya Ovası’nda olduğu bilinen Anadolu; Büyük Kral Hattuşili’den Büyük İskender’e, Alaattin Keykubat’tan Muhteşem Süleyman’a kadar büyük imparatorların iz bıraktığı uygarlıkların coğrafyası. Anadolu mistik ve dini açıdan büyük önem taşıyan bereketli toprakları üstünde, yüzlerce değerli bilim adamı, mimar, sanatçı barındırmış. Tarihsel ve dinsel yolların kesiştiği İpek Yolu’ndan Kral Yolu’na tüm önemli yaşam yollarına adını yazdırmış coğrafya. Anadolu’nun yüzlerce yıl boyunca tüm renkleri içinde barındırarak bugünkü varolan mozaikler ülkesini adım adım, yudum yudum yaşamak için çıktık yola. Sadece fotoğraflarda veya medyada görmektense, hissederek, gidip yerinde dokunarak... Bunu yaparken de bugüne kadar pek yapılmayanı, zor olanı seçtik. Zaman ve mekan sarmalı içinde varolanı gezi, keşif tutkusuyla Anadolu’nun günümüze kadar gelen son güzelliklerini belgeleme sorumluluğunu fotoğrafa yansıtabilme gayreti içinde olduk. Bütçemizin elverdiği ve arazinin konumuna göre, Anadolu’nun güzelliklerini havadan ve “Tanrısal” bir bakış açısıyla görüntüledik. Kimi zaman renkli bir balonla sabahın ilk ışıklarında güneşle doğarak..., Kimi zaman yüksek bir zirveden rüzgara kanat veren bir paragliding veya bir microlightla, kimi zamansa bir helikopterle... Kısacası uçulabilen, akla gelen her türlü araçla uçmaya çalıştık. Uçtukça da bazen ateş kanatlı bir flamingonun kanadında bulduk kendimizi, bazen efsanelerin dağı Ağrı’da yakaladık zirveyi. Bazen de bir zamanlar Anadolu’ya korku salan muhteşem volkanın donmuş, ama her an patlamaya hazır kalbinde. Ya da yemyeşil Karadeniz yaylalarının yüreğinde saklı, yalnız manastırlar diyarında. Tek tek yeniden keşfettik Anadolu’yu. Yüreğimizde ve yüzümüzde rüzgarı hissederek, heyecan ve sevgiyle bir kuş misali Türkiye’nin dağlarında, ovalarında, denizlerinde uçarak. Elimizde ve yüreğimizde hep var olan kocaman bir umutla. Bize inananları gördükçe daha çok sarıldık projemize. Bize elini uzatanlarla kenetlendik. Günler, aylar birbirini kovalarken adım adım ilerledik. Geriye baktığımızda o ana kadar yapmayı başardıklarımızla gurur duyduk. Sonsöz Sonuçta beşbuçuk yıllık bir uğraşın ardından bugünlere geldik. Umarım yorucu, bir o kadar da zevkli çalışmanın sonucunda ortaya çıkan eserimizi, siz değerli fotoğrafseverler de takdir eder ve insanlığın ortak mirası olan bu güzelliklere sahip çıkmak için bir adım atarsınız. Herkesin bir hayali, bir tutkusu vardır. Kimimiz kumdan kaleler yapmaya çalışırız, dalgalarla yok olacağını bile bile. Kimimiz de kardan adamlar yapar; güneşin şefkatiyle eriyecek kadar güçlü… Benim hayalim de bir kitap ve bir Sergiydi ve bu hayal şimdi ellerimizde tuttuğumuz bir gerçeğe dönüşüverdi. Rüyamı gerçekleştirmeme yardım eden herkese ve bana yeni hayallerin kapısını açan Anadolu’ya teşekkür ederim. Sizin de yüreğinizin en derin yerindeki rüyanızın gerçek olması dileğiyle… Alp ALPER Mart 2007 ENGLISH What a pity! There’s no time to save the future Even if we think about it from now on or don’t think about it Furthermore it neither takes away from nor adds to our way of living Not a thing! Because whatever there is in us for the future It’s as if this is a dream, the decorating of life” (The Park of the Hopeless / Edip CANSEVER To carry the past to the future The above lines of Edip Cansever come immediately to my mind,whenever past and future are mentioned .The idea that there is no time left to save the future and that we do not even think about it, captures me and takes me to “The Park of the Hopeless.” But if such a beautiful poem has been written, it means that the past didn’t go by in vain and there is still time to save the future; it has to be, I think. Prior to starting this project my friends who volunteered for this project and I were deeply concerned about all the historical destruction carried out in the name of avarice, the earthquakes, the smuggling of historical works, forest fires that hurt us inside when tracking them. All of these were only a few of the reasons that “triggered” the feeling that “It’s necessary to do something.” Therefore, we wanted to do such things to document earlier beauties, before the valuable things that we possess are destroyed. Let us offer them to future generations and let us give strength to their spirits in the name of protecting them… The vulgar and thoughtless consumption of the bountiful Anatolian lands that was the cradle of civilization for centuries, especially began in the 1980s and increased due to wrong policies encouraging plunder. Ugly, concrete buildings rise as touristic facilities and summer home complexes, replacing the beautiful green texture of shoreline… Plenty of mistakes were unconsciously done during the process of restoration… The notion of “short-term profit” has consumed not only our future but also our children’s future. Neither the screams of trees that have been cut down nor the tears of the living in their habitat can stop the destruction and plunder of our natural wealth. ANNIHILATION! That was the sole stimulating force that made us take some action. One of the first firmans (command) that Fatih Sultan Mehmet issued after he entered Istanbul says, “The head of the person who cuts off something young is to be cut off.” Moreover, Evliya Ηelebi wrote in his Travel Book, “A squirrel that took to the road from Van reached the Gulf of Iskenderun jumping from one oak tree to another without touching the ground.”. Whereas, in Turkey every year agricultural areas lose 500 million tons and throughout the whole country in general 1.4 billion tons of valuable top soil through erosion. According to the data of the Forestry General Directorate of 2005, from 1937 until 2005 as a result of 77,785 forest fires some one million 564 thousand hectares of forested area have been destroyed by fire and continue to be destroyed with every passing day. Anatolia is known as the place where the sun and civilizations were born and where the oldest traces of man were on the Konya Plain from the Paleolithic (Stone) Age; there is the geography of its civilizations in which large empires have left their mark from the Great King Hattusili to Alexander the Great, from Alaattin Keykubat to Suleyman the Magnificent. Anatolia is a geography that has given shelter to hundreds of valuable scientists, architects and artists on its bountiful soil, of importance mystically and religiously, and has written its name on all the important roads of life from the Silk Road to the Royal Road where historic and religious roads intersect. We set off on the road to experience step by step, swallow by swallow, the country of the mosaics that exist today sheltered in all Anatolia’s hundreds of years of colors. Not only seeing it in photographs or in the media but feeling it and going and touching it in its place… In doing this we chose what was difficult and what hadn’t been done until today. With the passion for the trip and discovery wrapped in time and place we made the effort to be able to reflect the difficulty of documenting the last beauties of Anatolia that had come down to our day. According to the situation budget and land permitting, we depicted the beauties of Anatolia from the air and from a “deified” point of view. Some times while the first light of the morning and the sun were being born with a colored balloon… Sometimes with paragliding or a microlight giving the wings to the wind from a high summit and sometimes with a helicopter… In brief we tried to fly by every type of means that could fly and came to mind.Throughout the flight sometimes we found ourselves on the flame-colored wing of a flamingo, sometimes we found ourselves on the summit of Ararat, the mountain of legends. The magnificent volcano that once upon a time struck fear in Anatolia is dormant but is ready in its heart to explode at any moment. Or in the heart of the verdant green Black Sea meadows where there are hidden, lonely monasteries on the lands. One by one we discovered Anatolia anew. Feeling the wind in our hearts and on our faces, flying in the mountains and over the plains and the seas of Turkey like a bird with excitement and love. With a great hope that was always in our hands and in our hearts. Holding tightly to our project more and more by seeing all those who believed in us clasping the hand of those who stretched them out to us. As the days and months went by, we advanced step by step. When we looked behind we felt pride in what we had succeeded so far. Epilogue __________ At last after a five years long struggle we have reached to our days. I hope that you ,as dear photographs lovers, will approve of our work which was an enjoyable as well as tiresome work,and take a step to claim these beauties that are the shared heritage of humanity. Everyone has a dream, a passion. Some of us try to build sand castles knowing very well that they will be demolished by the waves. Some of us make snowmen; with the compassion of the sun strong enough to melt it… My dream too was this book and a exhibition and this dream now has turned into a reality that we hold in our hands. I want to thank everyone who helped me realize my dream and Anatolia that opened the door to me of new dreams. In the hope that your heart and your dream in the deepest place becomes reality… Alp ALPER March 2007
1000 FEET' TEN TÜRKİYE
Geçmiş ve gelecek söz konusu olduğunda, Edip Cansever’in bu dizeleri gelir hemen aklıma. Geleceği kurtarmak için yeterli vaktin olmadığı düşüncesi, beni alır ‘Umutsuzlar Parkı’na götürür. Fakat böyle güzel bir şiir yazılmışsa, boşa geçmemiştir zaman ve geleceği kurtarmak için hâlâ vakit vardır, diye düşünürüm. 







SERGİDEN GÖRÜNTÜLER
Derleyen : Berna AKCAN
Sergi Fotoğrafları : Levent YILDIZ
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
04 Ekim 2008 MERSİN FOTOĞRAF DERNEĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
06 Ekim 2008 BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"
06 Ekim 2008 ORHAN HOLDİNG 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
11 Ekim 2008 KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"