Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jose A Gallego

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Ayşegül Kanbak

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Ana Sayfa - Main Page > AĞUSTOS 2007 SAYISI > Okan Yılmaz : Portreler
Okan Yılmaz : Portreler

Portre’yi fotoğraf dilinde kendinize göre nasıl tanımlarsınız?

 

Öncelikle portre üzerine benimle röportaj yapmak istediğinizi duyduğum zaman biraz şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Çünkü ben daha ağırlıklı olarak ``mekan-portre`` diye adlandırabileceğimiz, bireyi yaşadığı mekan ya da o an yaptığı iş ile birlikte görüntüleyen bir tarzı benimsemiş durumdayım. Bu tarzın, portre tanımı kapsamına girmekle birlikte, yaygın olarak anlaşılan, insan bedenini ya da yüzünü gösteren klasik portre yaklaşımından biraz farklı olduğunu düşünüyorum. Portre fotoğraflarda bir insan yüzü ya da bedeni yanında o insanın duyguları, düşünceleri ve karekteri hakkında ipuçları verilmeye çalışılır. Bana göre mekan-portrelerde daha ileriye gidilerek, o insanın yaşamının bir kesitine ortak olunur. Yapılan iş, yaşanılan mekan, duygular, karakter hepsi harmanlanır ve ortaya mekan-portre çıkar.


 

Vesikalık fotoğraf ile portre fotoğrafı birbirinden ayıran nedir?

 

``Vesika`` arapça belge demektir. Vesikalık fotoğraf ise, çoğunlukla resmi belge üzerinde kullanılmak üzere, yine çoğunlukla stüdyo ortamında çekilen, sanatsal, estetik kaygı taşımayan, birey hakkında dış görünüşten öte hiçbir ipucu vermeyen, hatta çoğu zaman yanıltıcı bir gülümsemeyi aktarmaya çalışan, ticari bir fotoğraf türü. Oysa portre fotoğrafında; kişinin dış görünüşü ötesinde de çok şey verebildiğiniz ölçüde başarılı bir fotoğraf ortaya koyulmuş olur. Bence en önemli fark burada.


 

Portreler, portresi çekilen kişinin yaşadığı mekanı, düşünce ve duygularını, karakterini, yaptığı işi vs. anlatmalı mıdır? Bunun ölçüsü nedir? Tamamen fotoğrafçıya kalmış bir seçim midir?

 

Anlatmalıdır, dediğim gibi fotoğrafın başarısı bunları anlatabildiği ölçüde artar. Bence bunun bir sınırı yok. Sınır, fotoğrafçının kişinin dünyasına kendini ne ölçüde katabildiği ile ilgilidir. Fotoğrafçı birey ile doğru bir diyalog kurabilir, onun dünyasına misafir olabilirse, karşı tarafı daha doğal ve daha doğru olarak kareye yansıtabilecek demektir. Bu, ``yapılamadığı ölçüde`` karenize katabildikleriniz sınırlı kalır.


 

Portresini çekeceğiniz kişi ile nasıl bir iletişim, paylaşım kurmayı seçiyor veya deniyorsunuz? Buradaki kişisel püf noktalarınız nelerdir?

 

Fotoğraf makinalarının, hemen herkesin elinde görüldüğü şu günlerde, televole ya da paparazi kültürünün de etkisiyle, insanlar fotoğraflarının çekilmesinden -genellikle- korkuyorlar. Buna da hak vermek lazım, çünkü bir gün bir fotoğrafınız en olmadık şekilde ve en olmadık yorumlarla bir dergiyi süsleyebilir. Bu nedenledir ki, ilk önce karşı tarafa güven vermek gerekiyor. Sizden bir zarar gelmeyeceğini anlamaları gerekiyor. Bunun bir çok yolu olabilir tabii ki, ama en doğal  ve kolay yolu "merhaba" ile başlayıp, hal hatır sormakla devam eden, izin verdiği ölçüde onun dünyasına ortak olmaya giden, kendimizi ve neden fotoğraf çektiğimizi anlatarak ona güven veren bir iletişim kanalı kurmak bence. En başarılı bulduğum fotoğraflarım, genellikle en uzun sohbeti yaptığım kişilerin fotoğrafları. Çünkü aramızdaki buzlar kırılıyor ve doğallık daha su yüzüne çıkıyor. Bazen sohbet etme, konuşma fırsatı bulamadığımız durumlarda oluyor ama bu gibi durumlarda da bir göz teması ile benzer bir süreç yaşanıyor. Zaten çoğunluk ile geniş açı ile çalıştığım için, bireylerle en azından göz teması yapmadan fotoğraf çekmem imkansız gibi. 


 

Sizce etkili bir portre ne anlatmalıdır? Sevinci, korkuyu, hüznü ya da başka bir şeyi mi?

 

Etkili portre, insanı anlatmalıdır bence. İnsan ise karmaşık bir yaratık. Tüm duyguları tekil ya da çoğul olarak birim zamanda üzerinde taşıyabilen, bunu tüm doğallığı ile açık edebileceği gibi, değişik maskeler takınarak gizleyebilen karmaşık bir varlık. İşte o maskelerin arkasındakini fotoğraf izleyicisine aktarabildiğiniz ölçüde etkili bir fotoğraf çekmiş olursunuz diye düşünüyorum. Ama bunun da çok kolay olmadığının farkındayım.


 

Portre fotoğrafında siyah beyaz mı daha etkilidir yoksa renkli mi?

 

Birçokları gibi ben de siyah beyaz fotoğrafı çok seviyorum. Hayranlıkla ve büyük keyifle izliyorum. Ama fotoğraflarıma bakarsanız önemli çoğunluğu renklidir. Hatta ``insan-mekan-zaman üçlemesi`` ile oluşturduğum kişisel sergim "Taş yerinde ağırdır"ı izleyenler tarafından en çok bu soruyu almıştım: Neden siyah beyaz değil?, diye... Bu tarz fotoğraflarda siyah beyazın, bir zorunluluk, bir gelenek, bir alışkanlık olmadığını; renkli fotoğrafın da bu alanda etkili olabileceğini kendi çapımda göstermek istediğim için ben renkliyi tercih ettim ve devam da ediyorum. Ama siyah beyaz fotoğrafları da zevkle izlemeyi sürdürüyorum bu arada.


 

Yüz şekli ve tipine göre portrelerde ışığın etkileri ve çekim açısı konusunda bilgi verir misiniz?

 

Işık, fotoğraf için her şey demek. Günün doğru saatinde, doğru açıda ışığı yakalamak yalnız portre için değil, her tür fotoğraf için çok önemli. Yüz şekli ve tipine göre, ışığın değişik etkileri olabilir ama bu stüdyoda dikkat edilebilecek bir konu diye düşünüyorum. Benim gibi doğal ışıkla, insanların bir kaç metre yanında mekan-portre çalışıyorsanız, elinizde sadece gün ışığı var demektir. Bir de olsa olsa dolgu flaşı ve yansıtıcılar kullanabilirsiniz. Bu nedenle yüz tipine göre ışık ve etki seçme lüksüm olduğunu düşünmüyorum. 



O anda düşünebildiğim şeyler ``doğru ve yeterli ışık``, ``doğru çekim açısı``, ``mekan ile insan``ın bütünleşmesinin, maksimum düzeyde kareye yansıması. İnsanları fazla rahatsız edip, bunaltmadan, mümkün olan en kısa sürede, en doğru kareyi yakalamak. Karenin, gereksiz her türlü kalabalıktan ayıklanması, sadece mekanı ve insanı anlatması en önemli konu bence. Bunun için iyi gözlem yapmak gerektiğine inanıyorum. Fotoğraf makinasının vizöründen bakmadan gözünüzle açıyı seçmeli, ayıklamaları yapmalısınız. Vizörden baktığınızda geriye sadece ince ayarlar kalmalı. İnsanları bunaltmamak için yapılması gereken bir şey bu bence.


 

Portre fotoğraf çekimlerinde ne tür lensler ve teknik ekipman kullanılmasını önerirsiniz?

 

Bu noktada benim vereceğim cevap biraz farklı olacak, çünkü söylediğim gibi, ben klasik portreden daha ziyade mekan-portre çekiyorum. Bunun için çoğunlukla geniş açı kullanıyorum. Bir çok kişi, portre fotoğraflarında geniş açıyı tavsiye etmez. Geniş açı ile oluşan deformasyonu rahatsız edici bulur. Oysa ben geniş açının oluşturduğu, aşırıya gitmeyen deformasyondan hoşlanıyorum. Bu etkiyi fotoğraflarımda özellikle kullanmaya çalışıyorum. Zaman zaman makinamın üzerindeki flaşı, dolgu flaşı olarak kullanıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse başka da bir teknik ekipman kullanmıyorum. Bu işi daha profesyonelce yapanların kullandığı bir çok ekipman var tabi ama benim ekipmanım şimdilik bu kadar.


 

Portre fotoğrafı çekerken sizi etkileyen veya aklınızda kalan bir anı var mı? Paylaşır mısınız?

 

Yıllar önce, fotoğraf konusunda oldukça yeniyken, birbirine çok benzer, iki olay geldi başıma Ankara'da. Birinde, bir dilenciyi, diğerinde ise parkta ördeklere ekmek atan bir yaşlı amcayı uzaktan fotoğraflamaya çalıştım. Etraflarında bir kaç kez döndüm ve değişik kareler aldım. Sonra yanlarına yaklaştığımda her ikisinden de çok kötü azar işittim. Hatta dilenci bastonunu kaldırıp bana doğru salladı. O zaman anladım ki, yanlış yapıyorum. Uzaktan teleobjektifi insanlara doğru çevirip onları fotoğraflamak pek de etik birşey değil, üstelik karşı taraf için çok rahatsız edici. İşte bu iki olaydan beri, iletişim kurmadan, -en azından göz teması ile- olur almadan insanları fotoğraflamamaya çalışıyorum. Elbette zaman zaman istisnalar oluyor ama, bunu fotoğraf için gittiğim Suriye, Fas, Bulgaristan, Macaristan gibi yabancı ülkelerde dahi uygulamaya çaba gösteriyorum.


 

Portre fotoğrafçılığında kendinize örnek aldığınız fotoğrafçılar kimlerdir?

 

Elbette tarzından, sanatından etkilendiğim ve çok beğendiğim birçok değerli fotoğraf sanatçısı var ama fotoğrafçı isimlerinin, fotoğrafların önüne geçmesini pek doğru bulmuyorum. Aslolan, güzel fotoğraftır bence. Güzel olan her fotoğrafı zevkle ve gıpta ile izlerim. Bu bazen çok ünlü bir sanatçının çektiği bir fotoğraf olabilir, bazen de sadece amatörce bu işle uğraşan birisinin fotoğrafı. Fotoğrafın kendisinden etkilenirim, fotoğrafçının isminden değil. Fotoğrafı yıllarca unutmam, hatırlarım ama fotoğrafçısını hatırlayamam. Zamanım müsait olduğunda saatlerce internette fotoğraf gezisi yaparım, evdeki albüm ve kitaplarımı karıştırırım. Bol bol fotoğraf izlemeye çalışırım. Belki doğru değil ama genellikle kim çekmiş diye dikkat etmem.


 

Yeni projeleriniz var mı?

 

Hayatımı kazanmak için birçokları gibi fotoğrafla ilgisi olmayan tam zamanlı bir işte çalıştığım için proje planlamak ve yapmak gerçekten çok zor. Ama bir proje kapsamında çalışabilmeyi, sadece projeyi düşünerek fotoğraf çekebilmeyi hep istedim. Kim bilir?, belki birgün...


 

Portre fotoğrafçılığına yeni başlayanlara tavsiyeleriniz neler olur?

 

Portre fotoğrafında insanı konu alıyorsunuz. İnsan ise hem çok karmaşık hem de çok değerli bir varlık. Saygı göstermek, değer vermek gerekir, anlamak gerekir. Yani fotoğrafımı çekerim, olur biter yaklaşımı ile portre çekmeyi düşünmemek gerekir. Hem karşı tarafa, hem kendinize hem de çekeceğiniz kareye saygı gösterip, değer vermek gerekir. Bu en önemli tavsiye bence.


 

Bir de insan ilişkilerini geliştirmek yönünde çaba sarfetmek gerekir. Bakın ben bu konuda çok yol aldım. Fotoğrafa başlamadan önce biraz içine kapanık, sosyal ilişkileri başlatmakta sıkıntıları olan bir insandım. Ama mekan-portre çekebilmek için kendimi geliştirmeye çalıştım. Hala da çaba gösteriyorum. Ailem ve yakın çevrem bu konudaki gelişmemin yakın gözlemcisidirler ve hayretler içindeler. Yeni başlayanların bu konuda pes etmemeleri ve kendilerini geliştirmeye çalışmaları hem fotoğraf adına, hem de bireysel gelişimleri adına bir kazanç olacaktır.

 

Son söz olarak bana bu fırsatı verdiğiniz ve bu keyifli sohbeti gerçekleştirdiğiniz için teşekkür ederim.  

Fotoğraflar : Okan YILMAZ 
Röportaj : Recep GÜLEÇ

Arşivden  :
Okan Yılmaz : Çocuklar Umuttur


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 4 yorum, 1-4 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
okan yılmaz,
bir marka benim için...
başarıların daim olsun sevgili Okan hocam..
fahrettin sankaynagi eklemiş - adds | 01 Ağustos 2007 Saat - Time 20:51
Merhaba,

Uzun zamandır adını duyduğum ama yayınlanan bir dergi sandığım ve "görünce alırım" diye düşündüğüm Fotoritm'e bu gün yine bir yerde bağlantı olarak rastlayınca "ulan (kendi kendime konuşuyorum diye terbiyeye dikkat etmiyorum tabi) bu sakın bir site olmasın" diyerek tıkladım. Sitenizi kütüphanemde ciltler halinde görmekten büyük bir keyif alacağımı ekleyerek bu ilk mesajımın giriş kısmını kapatıyorum.

Portre, fotoğrafta en çok ilgimi çeken alandır. Kendi içimde bunu ikiye ayırmışımdır. Bunlardan birisi dergimizin ( çabuk sahiplenirim) uzaklar başlığı altında olduğu gbi "değişik kültürlerre ait yüzler"; diğeri de bu yazının yazıldığı derlemede olduğu gibi "sadece yüzü değil kimliği de gösteren" portreler. İkiye ayırırım derken yanlış oldu, aslında "çekmek istediğim portre fotoğraflarını ikiye ayırmışımdır" demem gerekirdi.

Klasik olarak portre denince "alan deriniği ile arka tarafın fon edildiği, tercihen anlamlı bakan; bazen de kaçak çekilmiş" fotoğrafları anlaşılıyor. Ya da bu benim anlayışsızlığım. Ama her gün her yerde görebileceğim yüzlere ail bu tip çalışmaları ben sadece "fotoğraf çalışması" ya da "fotoğraf başarısı" olarak görüyorum. Çekmek de ( zaten çekemiyorum) bakmak da çok fazla keyif vermiyor. Zira gördüğüm sadece bir yüz. Aşina ya da meşhur bir sima değilse zaten bana hiç bir şey ifade etmiyor. ( Ki bu da benim ifade anlayışımın terbiyesizliği)

Ama yukarıda saydığım iki kritere ( özellikle ikincisine) giren fotoğraflar bana öncelikle hayret ve sonralıkla da mutluluk veriyor. Kendimi birden o fotoğrafın çekildiği yere, o insanların arasına koyabiliyorum. Hiç gitmediğim yerler, bilmediğim kültürler olamasına rağmen... Zira fotoğrafta bu yer mevcut. Zaten beni etkileyen de bu. Hiç bilmediğim yerlerde olabilmek; üstelik sadece bir fotoğrafla.

Ağustos sayınızdaki bütün fotoğraflara baktım, öncelikle portrelere; ama bu başlık altındakilere çok daha uzun bakım, dönüp tekrar baktım ve bilgisayarıma indirip tekrar tekrar bakacağım.

Yazdıklarım portrelere kişisel bakış açımdır, genel bir tanımlama yapmak haddim değildir; biliyorum.

Fotoğrafta bu -geniş- bakış açısını çok seviyorum.

Fotoğrafşinas bir yaklaşımla "ışığınıza sağlık, güneşiniz eğik gelsin, üç hep yanınızda olsun" gibi bir sevgi ve takdir sözü kullanmayacağım. Kişisel görüşüm şudur : "Helal olsun"

Saygılarımla...
Cihangir Gülegen eklemiş - adds | 09 Ağustos 2007 Saat - Time 11:06
Cihangir Bey, samimi görüşlerinizi içten bir dil ile paylaşmış olmanız beni çok mutlu etti. Fotoritm'i yaratan arkadaşlar okursa onlarda teşekkür edecektir mutlaka ama yukarıdaki yazının ve fotoğrafların sahibi olarak ben kendi adıma size teşekkür ediyorum. Selamlar, sevgiler.
Okan YILMAZ eklemiş - adds | 13 Ağustos 2007 Saat - Time 08:52
" ÜÇ ÇOBAN VE DİĞERLERİ " Portre konulu fotograflarına baktığımda hemen iki ayrı anlayışın belirgin örneklerini görmek mümkün.Her üç çoban karenin 1/3 çizgisine yerleştirilmiş,her üç çobanın yüzü bize dönük,har üç çobanın arka alanında derin bir alan ve yardımcı ögeler var.Bu üç portre bize fotografçının anlayışını aktaran bütünlükler taşıyor.Oysa süpürgeçi ve satıcı kadın, yardımcı ögelerinin arkasında kalmışlar.Yüzleri , dogal olarak da duyguları anlaşılamıyor.Keza kalaycının sırtı dönük.Bu fotograflar; portrenin özünü oluşturan duygu alış-verişinden yoksunlar.İkisi cami içinde,biri imalathanede çekilmiş olan fotograflarda 1 den fazla insan var ve enönemlisi hiçbirisi bize bakmıyor.Bana biraz kaçamak çekilmi gibi geldi.Daha da önemlisi "portre" için çekilmemişler diye düşünüyorum PORTRE tarzın olarak "ÜÇ ÇOBAN"' düşümeni önererek selam ve saygılarımı gönderiyorum
Ali Rıza AKALIN eklemiş - adds | 01 Eylül 2007 Saat - Time 23:32
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.
Onay Kodu - Security Code

Ara - Search

EİF En İyi Fotoğrafım

  

 

 

 

TFSF Onaylı Ulusal Yarışmalar

National Photo Contests Under TFSF Patronage

31 Temmuz 2008  ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Adaların Sesi"

06 Ekim 2008  BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"

16 Ekim 2008  AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.