Benim için çok duygusal bir hadise olan ‘Geniş Açı’nın kapanma kararı vesilesiyle son bir ‘Hayatımız Fotoroman’ yapıyoruz seneler sonra. Tabii ki Refik ve Serdar’la. Geniş Açı’da fotoğrafla geçen on yılı, daha çok Geniş Açı’yı konuştuk. Derginin ilk yıllardaki hızlı adımlarını, başarılarını, eski neşeli günlerini, dostlarını, destek ve kösteklerini, yıllar içindeki değişimini, yalnızlığını, hayallerini konuştuk. Biraz ‘Hayatımız Fotoroman’dan çok ‘Hayatımız Fotoğraf’ oldu.
Serdar’la Refik’i tanıyanlar bilir, çok şekerlerdir ama zorlardır da. Geniş Açı titizliklerinin aynasıdır. Yıllar önce amatör ruhla çıkan profesyonel dergi diye överlerdi Geniş Açı’yı. Yıllar içinde Serdar ve Refik’in fotoğrafa olan amatör merak ve iştahları da profesyonel birikimleri de arttıkça artmış, dergiye sığamaz olmuş. Şimdi daha aktif rol alacakları, daha çok paylaşacakları, fotoğraf için çekim merkezi olacak bir proje mekânı oluşturmayı hedefliyorlar. Geniş Açı kapansa da Genç Soluklar gibi projeleri devam ettireceklerini de müjdeleyelim.
Bu sayfalarda Refik’le Serdar’dan çok referanslarını okuyacaksınız ama kendilerine ulaşmak isterseniz kapılarını sonuna kadar açmış bekliyor olacaklar. Gerçekleşmemiş hayallerin anısına, gelecektekilerin şerefine, Geniş Açı’cılara sevgilerle...
(Elif Küçüksayraç)
E.K.: En baştan başlayalım mı?
R.A.: BÜFOK'taydık (Boğaziçi Üniversitesi Fotoğrafçılık Kulübü). Sergiler, fotoğraf gösterileri gibi genelde fotoğraf kulüplerinin yaptıklarını yapıyorduk. Ama fotoğrafa olan merakımız daha fazlasını istiyordu galiba. 1995'teki kulüp tanışma toplantısında bir anket dağıttık, Volkan (Dede) periyodik dergi çıkaralım diye yazmıştı. Etkin, sadece kulübün dergisi olmayan, daha yaygın bir kitleye ulaşabilcek bir dergi... O sıralarda 'Fotoğraf Dergisi' yeni çıkmaya başlamıştı, teorik veya düşünsel kitaplar henüz çok yoktu. Olumlu gördük bu fikri ve hazırlıklara başladık. Başta ne yapmamız gerektiğini bilmiyorduk, konular belirledik, paylaştık. İlk sayı okulun matbaasında basıldı. Hatta dergi baskıdan çıkacağı gün fotoğraf gezisine gitmiştik, dönüşte dergiyi aldım, çok büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım. Tabii derginin çıkmış olması çok güzel bir şeydi ama kapağından iç baskısına kadar çok büyük bir hayal kırıklığı oldu ilk sayı. Kapakların tonları birbirinden çok farklıydı falan, lacivert olanı vardı, mor olanı vardı. Ama içerik olarak iyiydi. Neyse dergiyi aldık, dağıtacağız, nasıl dağıtacağımızı bilmiyoruz. Gösterdik birilerine, satmaz dediler, biz de cesaret edemedik. Hemen ikinci sayının çalışmalarına başladık. O an anladık ki, bu dergi yapılacaksa dışarıda bir yerde basılmalı, renkli olmalı ve belli bir albenisi olmalı. Tabii bu albeni ikinci sayıda da tam sağlanamadı. Bir de biz zannediyorduk ki dergi hemen satılacak, bize para dönecek, öyle bir şey olmadı tabii. Kulüpte geziler yapıp gelen parayı dergiye aktarıyorduk.
E.K.: Okul destek olmadı mı?
R.A.: Hayır, hiç. Kulübün de parası yoktu zaten. Belki o iyi bir şey oldu bizim için, çünkü en baştan dergi kendi yağıyla kavrulmayı öğrendi.
E.K.: İlk iki sayıdan sonra dergi dosyalar etrafında şekillenmeye başladı...
R.A.: Şöyle düşündük, madem ki Türkiye'de konulu yayınlar yok veya kaynak bulamıyoruz, derginin büyük bir bölümünü bir konuya ayırırsak, bu derginin bir misyonu olur... İlk dosya konusu 'Sahne Sanatları ve Fotoğraf' idi. Derginin çehresinin değişmeye başlaması da o zamandır.
E.K.: Kulüpte dergi için sürekli toplantılar yapılıyordu.
S.D.: Evet üç-dört ayda bir çıkıyordu dergi, her hafta toplanılıyordu, kim neler yapmış sürekli bir toplantı trafiği oluyordu.
R.A.: Bir sonraki sayıda (4. sayı) dergi hacim olarak daha ele gelir, daha albenili hale geldi, içerik arttı, fotoğraf çeşitliliği arttı. Dergi İstanbul dışında satılmaya başladı. O sırada önemli bir şey daha oldu. Serdar bir reklam ajansında çalışıyordu, ajanstaki bir kreatif direktörün eşi (Ayperi Ecer) Magnum'un Paris ofisinde editöryal kısmın şefiydi. Biz bu sayede Magnum'la bir temas kurduk ve Eve Arnold portfolyosunu yayınladık. O zamana kadar efsane bir şeydi Magnum bizim için.
S.D.: O zamanlar Magnum'dan baskı geliyordu mesela, şimdiki gibi dijital ortamda değildi fotoğraflar. O baskıları her yere de emanet edemezdik. Ofset Yapımevi'yle çalışmaya başladık. Baskı daha profesyonel olsun, daha uzun süreli, kurumsal bir ilişki olsun istiyorduk. Bir de o dönemde, dergide birinin fotoğraflarını basacaksak, ondan veya ajansından izin almalıydık, bir kitaptan taramak yerine... Hem kalite açısından hem de etik açıdan doğru bir yaklaşım değil çünkü başka bir yerden tarayıp kullanmak. Ama bunu hâlâ yapan pek çok dergi var Türkiye'de...

R.A.: Türkiye'de de fotoğrafların sahiplerine ulaştık, onlardan izin aldık. Ama çok az telif verebildik imkan olmadığı için. O dönem her sayıda bir yenilik gerçekleşti, mesela bir merdiven çıkıyorsan o merdiveni koşarak çıkma hali vardı dergi için. Her sayıda çok değerli destekler bulduk ve bu ilişkiler çoğuyla devam etti. Bu çok önemli bir şey, belli bir yolda giderken yol arkadaşlarının olması, seni desteklemeleri...
S.D.: O dönemler dergi üzerine ciddi düşüncelerimiz ortaya çıkmaya başladı, hayatımızı dergiyi yaparak devam ettirmek üzerine... Ben işi bıraktım. Derginin beğenilmesi, ilgiyle karşılanması, devam etmesi yönünde bir istek olması, motive edici bir şey oldu bizim için. Birçok insan dergiyi aldığını, beğendiğini söylüyordu. Profesyonelleşme bence o dönemde başladı.
E.K.: O dönemlerde uzun bir süre de Hezarfen'de çalıştınız...
R.A.: 3. ve 4. sayıları Serdar'ın çalıştığı ajansta hazırlamıştık. Geceleri çalışsak da artık orada yapamayacaktık. Bir yere gitmemiz gerekiyordu ve kendimize bir düzen kuracak durumda değildik, Cem Çetin Hezarfen'de çalışabileceğimizi söyledi. Burada olduğu için söylemiyorum ama derginin devam etmesi için çok büyük bir şeydi hakikaten. Sadece mekân anlamında değil, bilgi olarak da bizimle çok şey paylaştı. Çok güzel günler geçirdik orada. Bir sene kaldık. Kimse yapmaz böyle bir şeyi. Biz yapar mıyız bilmiyorum mesela (gülüyor). Gerçi Altyazı'ya yaptık.
E.K.: Cem Bey'e soralım o zaman, Geniş Açı'yla ilişkiniz nasıl başladı, o zamanlar nasıl geçti?
R.A.: İlk sayıda da söyleşi vardır Cem Çetin'le...
O.C.Ç.: Çok gurur verici ve hoştu, BÜFOK hatıralarım yeniden canlanmıştı. Köklü bir geçmişi var kulübün, Nuri Bilge Ceylan, Ali Taşkıran, Laleper Aytek... Yarışmalar yapardık mesela, standart yarışmalardan farklı, ağır teorik metinlerle duyururduk. Geniş Açı daha ilk sayı hazırlanırken, eski üyelerden kimler var bu sahada iş yapan derken bir şekilde beni buldu. Ben de yapabileceğim bir şey varsa yapayım diyerek yakın olmaya çalıştım. Sonra mekân problemleri oluştu. Yer vardı o sırada atölyede, benim iş hayatımı da renklendirecek bir şeydi aynı zamanda. Çok da tek taraflı bir şey değil. Sonra Geniş Açı çok büyüdü, trafiği arttı. Benim de o sıralar kara bulutlarım çok büyümüştü, aynı yerde kalamayacağımızı hissettik. Zaten Geniş Açı'nın da böyle bir ayrılığa ihtiyacı vardı, artık kendi başına olma zamanı gelmişti. Yuvadan dışarı atmak gerekti. (gülüyor) Ama bir şekilde ilişkimiz hep sürdü.
E.K.: Danışma kurulundaydınız uzun zaman...
O.C.Ç.: Aşama aşama geri çekildim. Hezarfen'in adı orada görüldüğü için -ben o sırada Mayın Tarlası'nı da yapıyordum- herkes benim dergim gibi falan davranmaya başladı. 'Senin dergi' diye bahsediyorlardı, ben öyle yorumlamış da olabilirim, hoşuma gitmedi, çünkü haksızlıktı bu. Bu yüzden de aşama aşama uzak durmaya başladım dergiden. 'Mayın Tarlası'nı bıraktım bir süre sonra. Orada tatlı sert biraz kavgacı bir tip vardı ama bazı yerlerde dozunu kaçırdım galiba. Bir de deprem oldu o sırada, yıkıntılardan çıkan fotoğraflar gösteriliyordu devamlı, burada böyle hayatlar vardı denerek. Kendimi kötü hissettim, köşende ona çat, bunu aşağıla, anlamsız geldi. Daha iyi huylu işler yapmaya karar verip bitirdim. Sonra bir tek bu Hayatımız Fotoroman'ları yaptım sanırım, arada yine yazıyordum, bir ara test yazıları yazdım.

R.A.: Mayın Tarlası çok güzeldi.
O.C.Ç.: Evet, özlüyorum zaman zaman. Orada çok güzel dostluklar doğmuştu benim için.
E.K.: Daha sonra kendi ofisine taşındı Geniş Açı...
R.A.: Yok, arada Serdar'ların evinde çalıştık on ikinci sayıya kadar. 2000 yılının haziranında da bu ofise geldik. O sırada ben askere gittim, daha bilgisayarlar bile kurulmamıştı. Geldiğimde düzen kurulmuştu, hoş bir anıydı benim için. Serdar için o kadar değil hoş belki ama...
S.D.: Abarttığın kadar bir süre de değildi, 28 gün... (gülüşmeler)
R.A.: Tabii bir ofise kavuşmakla birlikte ofisi döndürmek gibi giderler de işin içine girmeye başladı.
E.K.: Tiraj iyiydi ama o zamanlar değil mi?
R.A.: Evet, dergi iyi satıyordu. Sinema sayısı (11. sayı) en çok satan sayıdır, dört bin satmıştı. Çok çalışmıştık onun için, bir de film festivali zamanında çıkmıştı. Genelde de iyi satıyordu, ortalama üç bin, üç bin beş yüz satıyordu.
E.K.: Bu arada okulla bağ koparılmıştı...
R.A.: Okulla bağımız onuncu sayıda koptu. Daha öncesinde derginin logosunun altında yazan BÜFOK kelimesi, okulun maddi hiçbir katkısı olmasa da Geniş Açı'nın bir kulüp dergisi olduğunun işaretiydi. Muhasebe işlemleri okuldan hallediliyordu sadece henüz şirket olmadığı için. Biz o zaman Serdar'la konuşmaya başladık, biz ne yapacağız diye. Ben okulu uzatmıştım dergi çalışmaları nedeniyle, zor da bir bölümdü (Moleküler Biyoloji ve Genetik), Serdar'ın yüksek lisans dersleri bitmişti. Bir karar vermemiz gerekiyordu. Geniş Açı, başka bir işte çalışırken devam ettirilebilecek bir şey değildi. Bizden sonraki kuşak da bu işi devam ettirmek gibi bir niyet göstermedi çok fazla, yani iş olarak. Birilerinin düzenli olarak işin başında olması gerekiyordu, yapımı, süreci bilen. O zaman bunu iş olarak yapmaya karar verdik. Çok kritik bir karardı aslında. Biz bırakıyoruz başkaları yapsın diyebilir miydik, desek ne olurdu bilmiyorum.
S.D.: O olmazdı. Bir iki sene sonra BÜFOK'tan başka bir ekip 'Kare'yi çıkardı mesela ama kulüp dergisi kimliğini aşamadı ve uzun aralıklarla 3-4 sayı çıktı, sonra da devam etmedi.
O.C.Ç.: Kesinlikle olmazdı, denk gelir yeni gelenler yapamaz, bu böyledir.
E.K.: Derginin içeriği de değişti zamanla, dosyalar sonlandı.
S.D.: O güne kadar derginin tüm yazarları BÜFOK'tan geliyordu. Ama ilk nesil yazarlar kendi mesleklerine kanalize oldukları için dergiye ayırabildikleri zaman azalmaya başladı. Bir dosyayı çıkarmak bizim en azından dört-beş ayımızı alıyordu. Dosyaları daha fazla götüremeyeceğiz, derginin içeriğini değiştirelim dedik. Bir de daha çok etkinlik olmaya başlamıştı, daha çok sergi açılıyordu. Biz de dergiyi daha çok gündemi takip eden ama 'Ustalar', 'Fotoğraf Kurumları' ve köşeyazıları gibi gündemden bağımsız belli başlı köşelerini koruyan bir yapıyla değiştirdik.
E.K.: Okuldan ayrıldıktan sonra kadroya katılımlar nasıl oldu? Bildiğim kadarıyla fotoğraf öğrencilerinden gelen pek olmadı.
S.D.: Yirminci sayılara kadar BÜFOK'lularla devam ettik.
R.A.: Önce Ankara sonra da Londra'dan yazan Saadet'i ayrı tutarsak, Geniş Açı'nın sürekli yazar kadrosuna dışarıdan ilk gelen, Melisa (Kesmez) oldu. Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde okuyordu, fotoğrafa meraklıydı, bir sömestr tatilini burada staj yaparak geçirdi. Ama dediğin gibi fotoğraf öğrencileri neredeyse hiç gelmedi.
E.K.: Peki gelelim derginin neden kapandığına...
R.A.: Birçok nedeni var. Biri çok uzun zamandan beri devam eden ekonomik problemler. Bir diğeri de rutine çok fazla boğulmuş olmamız. O bizim heyecanımızı azalttı. Biraz daha farklı şeyler de yapmak istiyoruz, sergiler düzenlemek, başka kurumlarla ortak projeler yapmak, başka yayın olabilir, yine dergi olabilir ama eski dosyalar gibi tematik özelliği olan şeyler. Belki sadece Türkiye'ye değil, Avrupa'ya dağıtılabilen bir dergi, belki bir web sitesi... Fotoğrafla ilgili bir proje ofisi gibi çalışmak. Böyle şeyler var kafamızda ama derginin iki aylık rutini içinde böyle şeyler yapmamız mümkün değil.
S.D.: Tabii şimdi ekonomik sıkıntı nedeniyle ekibi genişletemeyince her şey iki kişiye kalıyor. İçeriği belirliyorsun, röportaj yapılacaksa sen ayarlıyorsun, fotoğrafçısını sen ayarlıyorsun, tasarım yapıyorsun, redaksiyon yapıyorsun, dergi dağıtıyorsun, ofisboyluk yapıyorsun, fatura kesiyorsun, tahsilat peşinde koşuyorsun. Yani derginin editoryal kısmıyla uğraştığın zamanın daha fazlasını şirketi devam ettirmek için harcıyorsun. Şirketle ilgili ekonomik bir aksilik olduğu zaman bu durum dergiye de yansıyor, motivasyon da gidiyor bir anda. Diğer taraftan yurtdışındaki önemli festivallere katılamıyorsun... Gezmek için katılamamaktan bahsetmiyorum. Oraya galeriler, yayıncılar, küratörler, fotoğrafçılarla ilişkiler kurup o ilişkiler sayesinde projeler ortaya çıkartmak için kolunun altında dergilerle gidiyorsun, o dergileri gören insanlar fotoğrafçılarla ilgileniyor. Tüm dünyada böyle gelişiyor bu işler. Ama onu da yapamıyorsun. O zaman burada kendini kısılmış kalmış gibi hissediyorsun. Bir de burada fotoğraf dünyasından yeteri kadar ilgi yok. Geniş Açı'yı çok beğeniyorum diyen ama almayan çok büyük bir kitle var mesela. Beğenmeyenleri kastetmiyorum. Beğenip de almayanlardan bahsediyorum. Sonra niye kapanıyor Geniş Açı diye soruyorlar? Bir dergi niye kapanır, satmadığı için... Orada bir iki yüzlülük var, bu da bizi çok rahatsız ediyor.
R.A.: Biz sonuçta cebimizde bir parayla girmedik bu işe, iş kendi kendini geliştirdi. Keşke bağımsızlığımızı koruyabilecek şekilde bir çatının altında olabilseydik ve biz de sadece dergiyle editöryal olarak uğraşabilseydik... O zaman hakikaten başka bir şey olabilirdi.
S.D.: Bir de aramızda on yılın sonunda kapatırız diyorduk, şaka olarak. Ama varmış öyle bir şey... Dergi miyadını doldurmuş gibi geliyor bana. Böyle içerikli bir dergi artık günümüzün dergisi değil. Çok naif kalıyor.
R.A.: Paul McMillen üç-dört sene önce, "Sizin dergi bir dejavu" demişti.
E.K.: Geniş Açı'yı sizce önemli kılan özellikler neler?
R.A.: Türkiye'de Geniş Açı çıkarılmaya başladığı zaman fotoğraf alanında, tekniğin veya amatör işlerin daha ağır bastığı dergiler dışında dergi yoktu. Şu anda bile var diyemiyorum. 'İz'i sayabilir miyiz mesela bilmiyorum...
S.D.: Sayamayız. 'Fotoğraf kendini anlatır söze gerek yok' demek biraz kolaycı bir yaklaşım. Fotoğraf elbette kendini anlatabilir ama fotoğrafçı da bir şeyler anlatabilir, başkaları da o fotoğraf üzerine bir şeyler anlatabilir. Fotoğrafçıya konuşma imkânı da veren, fotoğrafı izleyenlerin de ne düşündüğünü yazıya dökebildiği başka bir dergi yok. Geniş Açı'yı ayıran herhalde en belirgin özellik bu. Bir de dışarıdan nasıl gozüküyor bilmiyorum ama, tarafsız olması çok önemli, çok geniş bir yelpazede işlere yer veriyor olması, cesur olması...
E.K.: Zaman zaman arkadaşınız olan fotoğrafçılardan bile tavır gördüğünüz oldu...
R.A.: Bizim bazı kişileri, bazı işleri göz ardı ettiğimiz gibi bir izlenim var. Bizim bir dezavantajımız vardı başlarken, fotoğrafa dair çok sınırlı bilgiye sahiptik, yayıncılıkla ilgili de keza öyle. Ama bu, zaman geçtikçe avantaja dönüştü, çünkü merakımız vardı, öğrenme isteğimiz vardı, sadece Serdar ve benim değil, Geniş Açı'daki herkesin. Sürekli kendini yenileme, geliştirme halinde olduk. Bu bizde bir fotoğraf görüşü geliştirdi. Yurtdışını takip ediyor oluşumuz, okuduklarımız, aldığımız kitaplar, farklı fotoğrafçıların işlerini, farklı tarzları görüyor oluşumuz çıtayı hep yukarı doğru taşıdı. O zaman, Türkiye'de çıtanın altında kalanlar için Geniş Açı uzak bir dergi olmaya başladı bence. O çıta nedir dersen de yeni bir şey yapacağına inandığın ve senin heyecan duymanı sağlayacak fotoğrafçılar diyebilirim. Çok kesin bir tarif değil ama dergiye bir göz atınca bu daha net anlaşılıyor... Pohpohlanmaya alışmış insanlar Türkiye'de. Eleştiri mekanizması yok, sunulan işleri değerlendirecek bir pazar yok. Sadece sergi defterlerine yazılan 'eline gözüne sağlık'larla işleri değerlendiremeyiz. Kendi yağında kavrulan bir çevre var sanki ve o grup Geniş Açı'da olmak isteyip olamayınca .... Herkesi memnun etmen kolay değil, zaten gerekli de değil. Fotoğrafa daha ciddi bakanlar genelde memnun oldular ama.
E.K.: Yurtdışında dergiyi görenler nasıl tepki veriyor?
S.D.: Beğeniliyor. Genel olarak, en azından dergiyi ellerine aldıkları zaman mizanpajından fotoğrafların sunumuna, baskı kalitesine kadar beğeniyorlar. Belki Türkçe olduğu için neler yazdığını anlamıyorlar ama fotoğrafçıların seçiminden, beraber kullanılan fotoğraflardan, yapılan sunumdan etkileniyorlar. Çoğu, Geniş Açı için 'bizde yok böyle dergi' diyor mesela. Esasında kaliteli dergiler var tabii ki ama hep marjinal kalıyor bizim gibi bağımsız dergiler.
E.K.: Genis Açı'da düşünülen ama gerçekleşmeyen projeler var mı? Özel sayılar, ek sayı projeleri vardı yanlış hatırlamıyorsam.
S.D.: Öyle hayaller vardı, evet. 6 ayda bir, normal sayılardan seçme içeriği çift dilli olarak yayınlama fikri vardı. Ara Güler üzerine özel bir sayı yapmak istiyorduk 5-6 sene önce mesela. Ara Güler'in hiç bilinmeyen fotoğraflarını ortaya çıkarmak istiyorduk. Ünlü isimlerin en beğendikleri Ara Güler fotoğrafları ve bunlar üzerine yazılmış metinler olacaktı. Farklı bir şey olacaktı yani. Samih Rifat'la görüştük, üzerinde bir sene falan çalıştık ama bir türlü oturamadı rayına, olamadı nedense. Ara Güler'le birlikte çalışmak, arşivinde uzun bir zaman geçirmek gerekiyordu. Daha sonra Yapı Kredi'de Ara Güler'in birçok sergisi açıldı, kitapları çıktı, Ara Güler ismi çok fazla kullanılır oldu, biz de zamanla soğuduk o özel sayı fikrinden.
E.K.: Başka ne projeler vardı?
O.C.Ç.: Geniş Açı Light var...
E.K.: O nedir?
R.A.: Daha sektörel, amatöre yönelik bir dergi fikriydi.
S.D.: Bize on sene sonunda bile hâlâ Geniş Açı'yla ilgili şu sorular geliyor: Niye dergide sektörel bilgi/ürün tanıtımı yok, niye fotoğraf eğitimi sayfaları yok, vs... Halbuki bunlar bizim için apayrı bir derginin konuları. Geniş Açı'da birilerini memnun etmek için ucundan, sadece bir bölüm yapmak istemedik. Öyle bir dergi için ayrı bir ekip oluşturmak, onun için de bir ekonomi yaratmak gerekiyordu. Sektör Geniş Açı'ya zor destek verirken, kaliteli ve objektif bir sektör dergisini de kolay kolay desteklemezdi sanırım. Çok da üzerinde durduğumuz, ciddiye aldığımız bir proje olmadı bu yüzden Geniş Açı Light.
R.A.: Bir de çeviri projesi vardı. Temel fotografik metinlerin çevirilerinin olacağı bir bölüm düşünüyorduk: Dagerotipin bulunuşunun Fransız Bilimler Akademisi'ndeki açıklanmasından bugüne tarihsel ve teorik metinlerin çevirileri olacaktı.
S.D.:Bu mesela hâlâ büyük bir eksik Türkiye'de. Onun için kendimiz çözüm yaratmayı düşünmüştük ama olmadı.
R.A.: Bir ara da Türkiye'de fotoğrafın köstekleri diye bir dosya hazırlamayı düşünüyordum ama... (gülüyor)
E.K.: Genç Soluklar çok güzel bir projeydi, nasıl gelişti?
R.A.: Gençlerle bir şeyler yapalım istiyorduk. Çok genç okuyucumuz olduğunu biliyor ama onların işlerini görmüyorduk. Türkiye'de editörlere iş göstermek gibi bir gelenek maalesef yok. Sadece bitmiş iş için değil ama süregelen işler için de fikir almak için bizim gibi insanlara gelinebilir. Hem fotoğrafçının hem de bizim kendimizi beslememiz açısından bu paylaşımlar çok önemli.
S.D.: Çok az fotoğrafçı gelmiştir dergiye işlerini göstermek isteyen. Biraz o akışı artırmak istedik Genç Soluklar'la. Bir de yarışmalar genelde tek fotoğraf üzerine, tek fotoğraftan nereye varabilirsin ki? Daha bütünlüklü bir şey olsun istiyorduk, dedik ki sırf gençlerin katılacağı tematik portfolyolar üzerinden giden bir şey yapalım ama adı yarışma olmasın. Heyecanlı bir işti.
R.A.: Yeni insanların sadece işlerini yayınlamakla kalmadık, onlarla bağ da kurmuş olduk. Şu anda hâlâ görüştüğümüz, işlerini takip ettiğimiz dostlarımız onların birçoğu.
S.D.: Birilerinin önünü açmak gerekiyor ve bunu kimse yapmıyor. Niye sadece gençlere yönelik yapılıyor bu proje diye itiraz edenler oldu. Ama oradaki espri farklı. Gençleri kimse ciddiye almıyor, biz dergi çıkarmaya başladığımızda bizi de ciddiye almıyorlardı. Yoksa derginin kapısı herkese açıktı.
R.A.: 2007'de herhalde yine olacak Genç Soluklar. Geniş Açı olmasa da yapmayı düşünüyoruz.
E.K.: Altyazı Aylık Sinema Dergisi de bu ofiste yayın hayatına başladı. Bağınız tam olarak neydi?
R.A.: Yamaç'la Boğaziçi'nden tanışıyoruz. O ve Mithat Alam Film Merkezi'nden bir grup öğrenci (Fırat, Nadir, Enis, Övül, Barış) böyle bir dergi yapmaya karar vermişti. Yamaç'la yürüyüş yapardık sabahları ve bir sinema dergisinin büyük potansiyeli olduğunu konuşurduk. Sonra o işten ayrıldı, bir sürü toplantılar yapıldı, ofisi değiştirdik, bilgisayarlar alındı. Bu ofis Altyazı'nın doğduğu yer oldu, biz onlarla bilgi birikimimizi paylaştık ama sonuç beklendiği gibi olmadı. Serdar her zaman Altyazı'nın ayaklarını yere sağlam basmadan yayın hayatına atılmasına karşıydı. O dönem az bir birikimimiz vardı, onu tükettik, borca girdik ve Altyazı'yı Geniş Açı taşıdı uzun bir müddet. Bence o aşamada Geniş Açı yazarlar açısından da kan kaybetti. Ne olduğunu bilmediğiniz bir süreç oldu. Ofis kalabalıklaştı, yazarlar dergiden uzaklaşmaya başladı, vs. Ondan sonra Yamaç'la bir konuşma yaptım, bu işin nereye gideceği belli değil, biz sallanıyoruz, ayrılalım dedim. Altyazı sonuçta Boğaziçi'ne döndü ve onun için çok iyi oldu. Şu anda Yamaç MAFM'nin yöneticiliğini yapıyor, burada iki sene hiç para kazanmadan yaşadı. Okul destek oluyor Altyazı'ya belli bir oranda, üç-dört kişi kadrolu çalışıyor. Yani derginin finansal problemleriyle uğraşmak zorunda kalmıyorlar ve derginin kurumsal olarak bir yere bağlı olması çok önemli bir şey. Altyazı MAFM oldukça devam edecek, o öğrenci dinamiğinden faydalanacak. Çok mantıklı bir model tabii, bizim gibi dergiler için.
E.K.: Geniş Açı'nın sizce en güzel günleri ne zamandı?
R.A.: İlk üç dört yıl bence çok güzeldi. İş tarafını çok fazla düşünmüyorduk, onlar bir şekilde oluyordu. İşin eğlencesi, bir arada olmak, toplantılar yapmak, konuşmak, paylaşmak, o zamanlar daha güzeldi. Ofis açıldıktan, özellikle Altyazı geldikten sonra o hava kalmadı, ilk baştaki kadronun çoğu dağıldı.
S.D.: Dergi bir işe dönüşünce biz bu işin sahibi olduk doğal olarak. İşverenmiş gibi bir duruma geldik. Rahatsız edici bir durum belki ama birilerinin bu dergiyi sahiplenip devam ettirmesi gerekiyordu açık açık.
R.A.: Normal şartlarda bizim yaptığımız bu iş ticari bir iş değil. Ticari kaygı gütmeden, çok naif bir şey yaptığımızı düşünüyorum. Ve çok küçük bir kitle için çıkarılıyor dergi, şu son zamanlarda 2 bin falan satıyor artık. Az bir rakam.
E.K.: En baştan bir dergi çıkarsanız nasıl bir dergi olurdu bu?
R.A.: Birkaç şey var kafamızda. Öncelikle sadece Türkiye için bir dergi çıkarmazdık herhalde. Basılı bir yayın için bu pazarı hedeflemek çok doğru değil. Hem ticari açıdan hem de etkisi/gücü olarak, verdiğim emeğin karşılığının daha yaygın bir şekilde görülmesini isterim. Eskisi gibi dosyalar yapmak lazım ama teorik dosyalar değil, 'din' sayısındaki gibi portfolyo bazlı dosyalar, özel bir içerik sağlamak lazım. Bir diğer fikir de sadece var olan çalışmaları alıp dergiye koymak değil, fotoğrafçılara yeni işler ürettirmek. Tarzına, konuya hakimiyetine güvendiğin fotoğrafçılara yeni işler ürettirip pasif değil daha aktif bir duruma bürünmek.
S.D.: Geniş Açı çok eleştirildi yurtdışından niye bu kadar çok içerik var diye. Esasında Türkiye'de bir fotoğraf pazarından ciddi anlamda söz etmek mümkün değil. Bize kadar hep kendi içine kapalı kalmış bir çevre vardı. Biz hiç yurtiçi, yurtdışı ayrımı gütmedik. Baktığın zaman inanılmaz isimlerle röportajlar yapmışız. Tutarlı bir fotoğraf dergisinin yurt dışıyla bağının güçlü olması gerektiğini düşünüyorum. Şimdi bir şey çıkarsak yine aynı şey olacaktır. Birine sipariş iş yaptıracaksan mesela yurtdışından birine de yaptırabilirsin, yurt içinden de, bence bu tür sınırlar artık kalktı.
R.A.: Ama yine buradan birilerinin, gençlerin öne çıkmasını sağlamaya çalışırız.
S.D.: Tabii ki, o ayrı bir şey. Burada neler yapıldığını yurt dışına götürecek bir mecra yok şu anda. Dergileri bir sergi alanı olarak da kullanmak gerekiyor artık, sadece var olanı değil senin ürettirdiğini de sergileyen, fotoğrafçıyla kafa kafaya verip neler yapılabilir diye düşünen, teşvik eden... Genel anlamda fotoğrafa yapılan bir katkıdır bu sonuç olarak. Şu anda bunun eksikliği var.
E.K.: Yurtdışındaki bağlantılarınız sizce Türk fotoğrafını dünyaya duyurmayı sağladı mı?
S.D.: Geniş Açı yurtdışında belli bazı yerlerde satıldı ya da festivallerde elden ele dolaşıyor. Dergiyi oralarda görüp bizimle temasa geçen ve bu fotoğrafçıya nasıl ulaşabiliriz diyenler oldu. Yurtdışındaki pek çok kurum ve fotoğrafçı için de Geniş Açı Türkiye'ye geldiklerinde başvurabilecekleri bir referans noktası oldu.
E.K.: Bundan sonraki planlarınız neler?
S.D.: Gönlümüzde yatan burayı bir proje mekânına dönüştürmek. Kitaplar basmak, sergiler üretmek, o sergileri yurtdışına götürmek, yurtdışından sergi getirip burada onları dolaşıma sokabilmek. Atölye çalışmaları yapmak, ama biraz daha ileri seviyede, gelen fotoğrafçının da katılımcının da etkileşim içinde olacağı... Yine fotoğrafla ilgili yapmak istediklerimiz ama artık biraz daha proje bazında ilerlemek istiyoruz. Belki yine bir dergi çıkarabiliriz ama ayaklarının finansal olarak yere sağlam basması, hiç bir ticari kaygısı olmadan çıkması gerekir. Biraz da insanların bundan sonra bize gelip on yıllık tecrübemizden faydalanmalarını bekliyoruz. Bu bilgi birikimini aktarmak, beraberce ortaya bir şeyler çıkarmak...
E.K.: Fotoğraf eğitimi veren bir kurum kurmayı düşündünüz mü?
S.D.: Eğitim veren kurumların çoğu hobi olarak fotoğraf üretecek insanlara eğitim veriyor. Biz yaparsak ciddi anlamda üretime yönelik üst seviyede bir eğitim vermek isteriz.
R.A.: Finansal kaynak olsa içinde galerisi, eğitim merkezi, çok iyi bir kütüphanesi, gösterim salonu olan bir yer kurmak isterdim. Paris'teki Maison de
S.D.: Ama kaynak olsa bile bunları yapabilecek kişi sayısı da az. Biraz cesur adımlar atabilmek lazım. Hiç tanınmamış ama iyi işleri olanlara sergi açabilmek lazım. Galeriler/dergiler çok garantiye gidiyorlar genelde...
R.A.: İnsanları keşfetmek lazım. Mesela Genç Soluklar için o tabiri kullanmıştık, bir 'keşif' projesi demiştik. Hakikaten hem gençlere cesaret vermiş oldu yeni şeyler üretmeleri için, hem de onları tanıtmış oldu.
E.K.: Son sayı çıktıktan sonra yapacağınız ilk iş ne olacak?
R.A.: Yılbaşına kadar web sitesini aktive etmemiz lazım.
E.K.: Arşive yönelik mi olacak?
R.A.: Arşive de yönelik, yeni projelere de.
E.K.: Geniş Açı'yla devamlılık açısından aynı isimle mi olacak?
S.D.: Olabilir. Bilmiyoruz henüz.
E.K.: Refik, seninle benim ilk tanışmam BÜFOK'ta fotoğraf derslerinde oldu, karanlık oda hocamdın. Dergiyle birlikte fotoğrafla ilişkiniz nasıl değişti, gelişti?
R.A.: Dergi süresince aktif olarak fotoğraf çekmekten izleyiciyi konumuna geçtik. Fotoğraf çekmemeye başladık. Benim bir şeyi yaparken çok sakin ve konsantre olmam gerekiyor, o da çok zaman isteyen bir şey. Bir de çok fazla fotoğraf görüyor olmak negatif etki yaratıyor olabilir, çünkü kafan çok dolu olunca ne yapacağın üzerine çok fazla düşünmeye başlıyorsun ve yapmak daha zorlaşıyor gibi geliyor bana. Belki işleri bırakınca... Ama Serdar fotoğrafçı olacak bence, değil mi Serdar?
S.D.: İsterim ama o apayrı bir mevzu. En başta hepimiz fotoğraf kulübüne girerken dergi çıkaralım, fotoğraf üzerine yazalım diye girmedik, fotoğrafçı olsam keşke diye geçirdik içimizden.
E.K. : O zaman yolunuz açık olsun diyerek bitirelim… Genç Soluklar Projesi'nin kısa bir öyküsünü anlatır mısınız? Ne düşünüldü, ne hayal edildi, neleri başardı neleri başaramadı? Genç Soluklar, genç fotoğrafçılara yönelik, temelleri 2000 yılında atılmış bir keşif projesi olarak tanımlanabilir. Temel çıkış noktası, ülkemizdeki fotoğrafçıların neler ürettikleriyle ilgili bilgi akışının dergiye sağlıklı bir şekilde ulaşmamasıydı. Ancak açılan sergilerden, yayımlanan kitaplardan fotoğrafçıların neler yaptıklarına şahit olabiliyorduk. Halbuki bunun tam tersi olması, fotoğrafçıların üzerinde çalıştıkları işleri bizim gibi fotoğraf alanında çalışan kişilerle paylaşması gerekirdi. Üstelik sergi açma ya da kitap yayımlama gibi fırsatlar ancak belli bir kesimin ulaşabildiği şeylerdi ve özellikle genç fotoğrafçılar yaptıkları işleri paylaşacak, izleyicilere sunacak bir platform bulamıyordu. Genç Soluklar projesi de bu platformu sağlamayı hedefleyerek ortaya çıktı. 2001 yılının başında 35 yaş altı fotoğrafçılara yönelik bir çağrı yaptık ve onlardan üzerinde çalıştıkları tematik portfolyoları bizlerle paylaşmalarını istedik. Bu çağrımız gençler arasında geniş bir yankı buldu, elimize 112 portfolyo ulaştı ve seçilen çalışmalar Geniş Açı'nın 20. sayısında yayımlandı. Genç Soluklar'ın hayata geçmiş olması, takip eden dönemde de fotoğrafçıların işlerini bizlerle paylaşmalarına bir ivme kazandırdı. Daha çok fotoğrafçı işlerini bize göstermeye, fikirlerimizi almaya başladı. Biz de böylece sergiler ve kitapların dışında da kimler neler yapıyor hakkında bilgi sahibi olmaya başladık. Genç Soluklar'ı hayata geçirirken 5 yılda bir tekrarlamayı planlıyorduk. Fakat sonradan bunun çok uzun bir zaman aralığı olması ve fotoğrafçılardan da yeni Genç Soluklar duzenlememiz talepleri gelmesi nedeniyle 2004 yılında ikinci Genç Soluklar için duyurulara başladık. Bu kez seçilen işler derginin özel bir sayısında yayımlandı ve İstanbul Fotoğraf Merkezi'nin de projeye destek vermesiyle bu işler gezici bir sergiyle İstanbul, İzmir, Eskişehir, Bursa ve Çanakkale gibi çeşitli illerde sergilendi. 2005'te de benzer şekilde üçüncü kez Genç Soluklar'ı düzenledik. Genç Soluklar projesi neleri başardı sorusunun yanıtı ise bu projenin genç fotoğrafçıların işlerini sergileyecek yeni platformlar oluşturulmasına ön ayak olması olabilir. Genç Soluklar'i takiben genç fotoğrafçılara yönelik birçok etkinlik düzenlenmeye, festivaller yapılmaya, galerilerde gençlerin işleri daha fazla sergilenmeye başladı. Ayrıca kişisel olarak, genç fotoğrafçıların işlerini artık bizlerle daha kolay paylaşıyor olmasını da önemli bir kazanım olarak görüyorum. Özellikle genç fotoğrafçılar üzerinde durulması, fotoğrafla ilgili kurum ve kuruluşların arada bir aklına gelse de devamlılığa bağlanmamış olarak kalıyor. Genç Soluklar projesinde Geniş Açı Proje Ofisi'nin inatçı tutumu devam edecek mi ? Evet. Bu bizim devam ettirmeyi arzuladığımız bir proje. Birilerini keşfetmek, onlarla beraber ortaya bir şeyler çıkarmak, yol göstermek, fikir alışverişinde bulunmak bizi heyecanlandırıyor. Ama sanırım artık Genç Soluklar'ın yapısında birtakım değişiklikler yapmak gerekiyor. Önümüzdeki senelerde farklı bir şeyler olacak. Bu seneki organizasyon (katılımlar ve ilgi) nasıl gidiyor? Başvuru ve eserlerin gönderilmesi süresi sona erdi, bundan sonraki programı nedir? Başvurular 14 Temmuz'da sona erdi. Yine yüzün üzerinde katılım oldu. Şimde portfolyoların değerlendirilmesi devam ediyor. Ağustos başında nasıl bir seçki yaptığımız şekillenmiş olacak. Fakat bu yıl önceki yıllara göre daha az ismin yer aldığı bir seçki olacağını söyleyebilirim. Seçilen isimlerin işleri Ekim ayında Geniş Açı'ın 3. özel sayısında yayımlanacak ve gezici bir sergiyle yine çeşitli illerde izlenime sunulacak. Genç Soluklar projesinden sonra bu fotoğrafçı arkadaşlarla kontaklarınız ve takipleriniz devam ediyor mu? Gelişmeleri ne yönde, haber alabiliyor musunuz? Evet çoğuyla devam ediyor. Seçimlerimizde çoğu zaman yanılmadığımızı da görüyoruz. Genç Soluklar'da yer alan birçok isim fotoğrafa devam ediyor, çoğunun mesleği fotoğrafçılık oldu. Neler yaptıklarını, yeni projelerini mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyoruz. Bu tabii ki karşı tarafın ne kadar açık olduğuyla, işlerini paylaşmak, fikir almak istediğiyle de alâkalı. Sonuçta bizimle işlerini paylaşmak isteyen herkese kapımız açık, işimiz bu. Fotoğraf elle tutulmalı mıdır? Giderek artan internet görselliğini nasıl karşılıyorsunuz? Geniş Açı efsanesini internete taşımak gibi bir proje düşündünüz mü hiç? Fotoğraf elle tutulmamalı mıdır sorusunun yanıtı duruma göre değişir. Ayrıca fotoğraftan ne kastettiğinize bağlı olarak da değişir. Fotoğraf dediğimiz sadece bir "görüntü" ise illa ki elle tutulmasına gerek yok elbette. Ama baskısıyla, kağıdıyla, dokusuyla bir şeyden bahsediyorsak evet elle tutmak gerekir. Buna en yakın format da basılı dergiler, kitaplar, vs.dir. Internetten bu hissi almanız mümkün değil ama dünya üzerinde şu anda neler sergileniyor, önemli ödüllere aday gösterilen isimler hangi işleriyle buna hak kazanmış, yayınevleri hangi kitapları basıyor, festivallerde nasıl seçkiler yer alıyor ve daha birçok sorunun yanıtını da en hızlı şekilde internetten bulabiliyorsunuz. Yalnız internetin her şeyi meşrulaştırmak gibi çok önemli bir tehlikesi var. Özellikle de fotoğraf paylaşım sitelerinde ya da benzer sitelerde yer alan her görüntüyü fazla dikkate almamak gerektiğini düşünüyorum. Zamanını sadece buralardaki fotoğraflara bakarak, onlara eleştiri yazarak, ordaki insanların beğenisini kazanmaya adayarak geçiren insanlar var. Bu nedenle belli bir süzgeçten geçmeyen işleri çok dikkate alma taraftarı değilim. Eğer insanlar ciddi anlamda fotoğraf görmek istiyorsa şu anda dünyadaki önde gelen müzeler, galeriler neleri sergiliyor, yayınevleri hangi fotoğrafçıların kitaplarını yayımlıyor onlara baksınlar, o fotoğrafçıların internet sitelerini incelesinler, kaliteli online fotoğraf dergilerini okusunlar. Geniş Açı Proje Ofisi'nde geleceğe yönelik ne projeler var? Geniş Açı Proje Ofisi, Geniş Açı'yı çıkarırken edindiğimiz on yıllık deneyim ve kurduğumuz uluslararası iletişim ağı üzerine inşa etmeye çalıştığımız bir girişim. Yurtiçi ve yurtdışından sanat kurumlarıyla işbirliği içerisinde sergi, kitap, festival gibi çeşitli projeler gerçekleştiren, Türkiye'den fotoğrafçıların yurtdışında tanınmasını sağlayacak aktivitelerde bulunan, fotoğrafçılara çalışmalarında (editörlük, tasarım ve prodüksiyon konusunda) danışmanlık yapan, onlar için çeşitli burs ve fon araştıran, şirketlere özel fotoğraf projeleri üreten ve fotoğraf koleksiyonu oluşturan bir ofis olmayı hedefliyoruz. Geniş Açı Proje Ofisi Ofis adresi: sadri alışık sok. no:25 kat 2 daire 5 beyoğlu-istanbul Posta kutusu adresi: pk 12 acıbadem 34650 kadıköy-istanbul Tel: 212 251 7003 Faks: 212 251 7004 E-posta: genisaci@genisaci.com Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
GENÇ SOLUKLAR
Geniş Açı'yı internete taşımayı düşünüyoruz ama basılı halinden farklı bir şey olması gerekiyor. Belki insanları neler oluyor bitiyordan haberdar edecek, onları belli işlere yönlendirecek ama alıştığımız Geniş Açı çizgisinden çok uzak olmayan bir yapı. Fakat internet bambaşka bir mecra olduğu için bu konuda teknik anlamda sıkıntı yaşıyoruz ve kafamızdakileri hayata geçirmekte zorlanıyoruz.
www.gapo.org
www.genisaci.com
www.gencsoluklar.com
Fotoğraf Değerlendirme
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
31 Temmuz 2008 ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Adaların Sesi"
04 Ekim 2008 MERSİN FOTOĞRAF DERNEĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
06 Ekim 2008 BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"06 Ekim 2008 ORHAN HOLDİNG 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
11 Ekim 2008 KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"