Fotoğrafın, 1839’da teknik olarak icadından sonra geniş ölçekte yoğunlaştığı ilk fotoğrafik alan, “Portre”dir. Bunun nedeni, insanların oldum bittim kendilerini ölümsüzleştirecek, arkalarında bırakacak bir suretlerinin yapılmasını çok istemeleriydi. Bunu gerçekleştirmek resim sanatıyla zor, uzun süre isteyen ve pahalı bir uğraştı. Buna rağmen yüzlerce ressamın en büyük müşterisi, portrelerini yaptırmak isteyen kişilerdi. İşte fotoğraf bu yolu kısaltıp, ucuzlattığı için, herkes portresini çektirmek üzere fotoğrafçıların önünde kuyruk oluşturdu. Böylece portre, fotoğrafın meslek uygulamalarının en yaygın kolu haline geldi. Bu yaklaşım, günümüzde de devam ediyor. İnsanlar yüzlerine, portrelerine her zaman meraklıdırlar.
Bilindiği gibi fotoğraf iki ayağının üzerinde duran bir alandır. Bir ayak “sanatsal söylem”, diğeri ise “meslek uygulamaları”dır. Mesleği sıralarsak, basın, teknik fotoğrafçılık, tanıtım fotoğrafçılığı, mimari, moda gibi başlıklar altalta dizilebilir. “Portre – Stüdyoculuk” ise bu alanın başında gelir. Stüdyo yapılanması içinde çekilen portre fotoğraflarında, kuşkusuz ki bazı sanatlı kurallar, değerler uygulanır. Ancak portre fotoğrafı deyince, sanatın ve mesleğin buluştuğu alan, “Serbest Çekilen Portreler” akla gelebilir. Bu çalışmalar, siyah - beyaz veya renkli, sıradan halk, sanatçı, bilim adamı gibi bilinen şahısların serbest portreleridir. Sanatsal söylem içinde portre, bir konudur.
Dünya fotoğraf portfolyosuna baktığımız zaman bu tarz çalışmaların sanatlı bir duruş içinde, fotoğrafçıları ön plana çıkardığını görebiliriz. Amerika’nın klasik fotoğrafçılarından Edward Steichen, Philippe Halsman, Irwing Penn, Richard Avedon, Kanadalı Yusuf Kars, portre alanında tanımamız gereken, kendilerinden çok şey öğreneceğimiz ustalardır. Elbette bu listeyi çok uzatmak mümkün. Son yıllarda, Avrupa ve Japonya’da da çok ciddi portre fotoğrafçıları yetişti.
Ben fotoğraf kariyerim başında, portreyle yakından ilgilendim hatta bir zamanlar bu işle geçindim. Başta tiyatro sanatçıları, sinemacılar, yazarlar, ressamlar, fotoğrafçılar olmak üzere sanat çevresinde çok sayıda çalışma yaptım. Türkiye’nin ilk portre sergisini, 1966 yılının Haziran ayında İstanbul Şehir Galeri’sinde, “Bildik, Tanıdıklar Üzerine Portreler” başlığıyla açtım. 41 yıl olmuş.
Portre alanında, ülkemizde yoğun çalışmalar yapmış başka sanatçıları da var. Bunlar arasında başta Ara Güler’i, Ozan Sağdıç’ı, Mustafa Kapkın’ı, Şahin Kaygun’u, İbrahim Demirel’i, İsa Çelik’i, Çerkes Karadağ’ı ve tüm dünya yazarlarını çeken büyük usta Lütfü Özkök’ü hatırlamamız gerek. Bu sanatçıların, sanat ve fikir çevresine objektiflerini yoğun olarak doğrulttukları ve çalışmalarını yayınladıkları, albümleştirdikleri, sergiledikleri bilinmelidir. Tabii bu arada önemli stüdyocuları da unutmamak gerek. Profesyonel fotoğrafçılığımızın son elli yılında, Kemal, Baysal, Yaşar Atankazanır, Stüdyo Yaşar gibi sıradan stüdyo portreciliğinin dışına çıkmış değerler vardır.
Neredeyse her fotoğrafçı “Portre” çeker. Ancak bunun sıradan bir suret - yüz aktarmasının dışına çıkması için belli deneyimlere, bilgilere, kurallara, kazanımlara ihtiyaç vardır. Fotoğraf ışıkla vardır. Işık bilgisi, portre çekiminde fotoğrafın diğer alanlarından bile daha önemli sayılabilir. Çünkü portreyi genelde ışık vareder. Ben kişisel olarak çok karışık ışık kullanmak yerine, tek yönlü veya biri sert, biri yumuşak iki adet ışık kullanmayı tercih ederim. Temelde tercih ettiğim ise, doğal gün ışığıdır.
Objektif olarak da
İlk önce çekeceğimiz yüzün karakteristik özelliğini farketmek gerekir. Evet herkesin iki gözü, iki kulağı, burnu ve ağzı vardır ama her yüz farklı bir dünyadır. Farklı bir karakter sergiler. Bu da tarafların, yani çekilen kişiyle fotoğrafçının arasında bir bağ gerektirir. Hatta temel kural, çekilenin çekeni mutlak hatırlamasıdır. Çeken ve çekilen arasında bir ilişki, bağ, yakınlaşma olmazsa, çekimde tedirginlik yaşayabilir. O kasılmalar portrenin düşmanıdır. Kişiyi rahatlatmak için öncelikle de mutlaka sıcak bir yakınlaşma sağlanmalıdır. Kişiyle konuşmalı, şakalaşmalı ve ona bunun korkutucu bir işlem olmadığını hissettirmek gerekir.
Unutmayalım ki, fotoğraf alanının en önemli başlıklarından biri “Portre”dir. Ancak portre sadece bir yüzün aktarımı değil, o yüzün içindeki espiriyi, karakteri noktalamaktır. Ve portre belki de en kalıcı ve zaman içinde gerçek değerine kavuşan çok önemli bir belgedir. Doğrudan fotoğrafın bu önemli alanını ihmal etmeyip üzerine eğilmeliyiz. Fotoğrafçılar, tüm yeni yüzler sizi bekliyor. Onları ölümsüzleştirin.
Gültekin ÇİZGEN
Temmuz - 2007
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
04 Ekim 2008 MERSİN FOTOĞRAF DERNEĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
06 Ekim 2008 BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"
06 Ekim 2008 ORHAN HOLDİNG 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
11 Ekim 2008 KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"