Irak, Lübnan, Afganistan, Bosna ya da dünyanın başka bir noktası, sebepler farklı ama acılar aynı... 2003 yılında ABD Irak'a girdi. Oradaydım. 2006'da İsrail kaçırılan iki askeri nedeni ile Lübnan'a girdi. Oradaydım.
IRAK
2003 yılında Kuzey Irak'a girebilmek için bir buçuk ay Güneydoğu'da kaldım. Sınırdan geçiş izni verilmediği Habur sınır kapısı kapalı olduğu için ancak Ürdün üzerinden Irak'a geçebildim. Bağdat düştükten bir gün sonra ulaşabilmiştim... Savaş fırsatçılara gün doğurmuştu. Yağmalar, hırsızlıklar, sokağa çıkma yasakları... Kentteki bir çok işyeri, okul, kamu binası hırsızlardan nasibini alıyordu. Hatta elçiliklerden çalınan mühürlerle vize işlemleri yapılmış, Dışişlerinden çalınmış Irak pasaportu bile alabilirdiniz. En acısı akıl hastanesi bile yağmalanmıştı, florasanlarından, musluklarına, camına, çerçevesine kadar. Bununla yetinmeyen yağmacılar akıl hastalarını bile yağmalamıştı. Kaçırılıp tecavüze uğrayan, satılan akıl hastalarının bir kısmı daha sonra camiilere bırakılmıştı.
Saddam döneminde ilk körfez savaşının ardından bastırılan isyanlarda öldürülen binlerce kişi toplu mezarlarda ortaya çıkıyordu Babil'de. Toplu cenaze törenlerinde feryatlar ortaktı... Konuştuğum bir çok Iraklı, “Saddam gitsin istiyorduk, ABD geldi ve Saddam gitti. Tamam artık ABD de gitsin ülkemizi bize bıraksın” diyordu. ABD bilgilendirme toplantılarında askerlerinin başarılarını anlatıyordu, O zaman. Bir rastlantı sonucu kısa süre sohbet ettiğim bir Iraklı üst düzey askerse şöyle diyordu, “Irak'ı kimseye bırakmayız. ABD kalacak savaşsa yeni başlıyor.” 50 gün kadar Bağdat'ta kaldım. Bankalar, kafeler hatta internet kafeler ve okullar bile yavaş yavaş açılırken benzin kuyrukları uzuyordu. Irak'tan çıktım. ABD hala Irak'ta ve sanırım Iraklı askerin söylediği savaş sürüyor...

Bağdat’ta posta ve haberleşme dairesinin 13 katlı merkez binası yağmacılar tarafından ateşe verildi. Yakalanmamak için yağmalamak istedikleri binanın 6’ncı katını ateşe veren yağmacıların çıkışına da izin verilmedi. ABD askerleri binadaki yağmacıların kurtarılması için yardım edilmesine izin vermedi.

Bağdat’ın El Sadr caddesindeki El Muhsin Camisinde Cuma namazı kılan binlerce Şii, camiden taşıp caddeyi kapadı. Şiiler, namaz öncesinde Irak’ın birliği için beraberlik sözü verdiler.

Bağdat’ta ABD askerleri bazı binalarda ve kavşaklara konuşlanmış durumda. Kerrade Caddesi’ndeki kavşakta tankla nöbet tutan ABD askerlerine iyiden iyiye alışan Iraklı çocuklar, oyunlarını da zaman zaman güvenlik için dikenli tellerle çevrelenmiş bu bölgeye taşıyor.

İmam Kazım Camisindeki gıyabi cenaze töreni sırasında elleri ile göğüslerine vurarak yas tutan Şiiler, ölen yakınlarının resimlerini de taşıdı.

Başkent Bağdat’ın El Kazımiye Bölgesindeki İmam Kazım Camisinde Şiiler, Saddam Rejimi sırasında katledilip toplu mezarlara gömülen yakınları için düzenlenen gıyabi cenaze töreninde gözyaşı döktü.

Babil’deki toplu mezarda 1991 yılında kaçırılan 13 yaşındaki oğlu Ali Hüseyin Abad’ın cesedini bulan 45 yaşındaki Belkıs Abad, oğlundan kalan son parçaların bulunduğu poşete sarılarak feryat etti.

Babil şehri yakınlarındaki El Mahavil İlçesi’nde bulunan toplu mezarda 12 bin kişinin cesedinin bulundu. 1991 yılında 7 Mart ile 6 Nisan tarihleri arasında Saddam'a karşı çıkan iç isyanların bastırılması sırasında arasında kadın ve çocuklarında bulunduğu binlerce insanın toplu mezarda idam edildiği açıklandı. Binlerce ceset mezardan çıkarıldıktan sonra gruplar halinde sergilendi. Toplu mezar bulunduğu haberi yayılınca yüzlerce Iraklı, O dönemde kaybettikleri yakınlarını bulabilmek için buraya akın etti. Iraklılar kayıp yakınlarını cesetlerdeki bir kimlik veya çoğu zaman kemer, gömlek, saat ve gözlük gibi aksesuarlarına bakarak tanımaya çalıştı.

Bağdat’ta savaş sırasında yağmalanan akıl hastanesi Semaiye, uluslararası yardım örgütlerinin de desteği ile eski haline getirilmeye çalışılıyor. Savaş öncesinde Ortadoğu’nun sayılı akıl hastaneleri arasında yer alan Semaiye klimalarından, musluklarına kadar yağmalanmış. Hatta birçok akıl hastası kaçırılıp tecavüze uğramış. Savaş öncesinde bin iki yüz hastanın tedavi gördüğü Semaiye’de bugün yalnızca 400 kişi var. Hastalardan Haydar Kazım ise yaşanan pek çok şeyin farkında değil. 2 yıldır Semaiye’de kalan Kazım, yüzüne konan sinekleri bile umursamıyor.

Bağdat’ta medya ekiplerinin görev yaptığı Filistin Otel’in bahçesinin dışında ABD askerlerince tel örgülerle güvenlik çemberi oluşturuldu. Güvenlik önlemlerinin artırıldığı girişlerin kontrollü olarak yapıldığı alanın dışında bir çok Iraklı bekliyor. Bazıları kentte O dönemde telefon imkanı olmadığı için medya mensuplarının uydu telefonlarını kullanabilmek için, bazıları bir şeyler satmak için, bazıları ise para ve yardım istemek için geliyor...

Başkent Bağdat’ın bir çok bölgesine ABD aleyhtarı gösteriler sürerken çocuklar ABD askerleri ile şakalaşıp oyunlar oynuyor.
LÜBNAN
2006 yılında İsrail kaçırılan iki askeri nedeni ile Lübnan'a hava saldırılarını başlattığı sırada, Suriye üzerinden Beyrut'a geçtim. Bölgede yaşayan Türkler'in Türk askerlerince korunan askeri gemilerle tahliyesinin ardından savaştan önce yalnızca bir buçuk saat süren güneydeki Sur kentine avuç dolusu dolar ödeyerek 6-7 saatte gidebildim. Bir iki gün güvensiz bir apartman dairesinde kaldıktan sonra (ki bir kaç Türk gazeteci arkadaşımla kaldığımız bu dairenin bulunduğu apartman biz ayrıldıktan yalnızca 10 gün sonra İsrail hava saldırısına hedef oldu. Bir sabah bomba sesleriyle sıçrayıp şafakta gözümüzü karartıp sokağa çıktığımızda üzerinden dumanlar tüten bu daire ile karşılaşmıştık, Zaman gazetesinden genç arkadaşım Kürşat Bayhan'la. Birleşmiş Milletlerce güvenli bölge ilan edilen küçük bir otelin sivrisinekli sahilinde de iki gün geceledikten sonra Hristiyan mahallesindeki bir evde 5'i benimle aynı odada 11 gazeteci ile birlikte kaldım. Kana’da sivillerin bulunduğu bir evin vurulduğu haberini duyar duymaz buraya hareket ettik. Sur güneyde gidilebilen en son noktaydı ve ötesi bombalanıyordu sürekli. Araçta benimle birlikte, Zaman gazetesinde arkadaşım Kürşat Bayhan ve Vu'dan bir Fransız arkadaşımız vardı. Çelik yeleklerimizle oturuyorduk araçta, başımızda kask elimizde fotoğraf makineleri. Kana'ya ulaştığımızda vurulan bir evden çoğu çocuk onlarca ceset çıkarılmıştı bile.
Bir çok fotomuhabiri fotoğraflarını yetiştirmek için oradan ayrılmıştı. Yaklaşık yarım saat sonra tüm dünya basınının gündemine düşen mavi emziğiyle 10 aylık Abbas bebek, Sivil savunma görevlisi Salem Daher'in kollarında enkazdan çıkarıldı. Bir kameraman karşılaştığı manzara üzerine bağırıp çağırmaya feryatlar etmeye başlamıştı. Kana olayının üzerine İsrail hava saldırılarına iki gün ara verdiğini duyurdu. Hava saldırılarına verilen aranın ikinci gününde İsrail sınırı yakınlarındaki Aytarun Kasabası’nda kurtarılmayı bekleyen sivillerin olduğu haberi geldi. 10 - 15 gazeteci buraya gitmeye karar verdik. Karadan bombalama sürüyordu. Otomobillerimizin geçeceği yol yoktu. Birçok yolu ellerimizle açtık. Savaştan önce belki yarım saatte gidilebilecek bu kasabaya ancak öğleden sonra varabildik. Hatta araçlarımız kasabanın dışında kalmış yolun bir bölümünü ise yürümüştük. Aytarun da karşılaştığımız manzara ise inanılmazdı. Ahırlardan çıkan çoğu çoçuk, yaşlı veya hasta insanlar feryatlarla karşıladı bizi. Aç, susuz beklemişlerdi, toplandıkları ahırlarda günlerce bombalara hedef olmamak için.
Tek tek kasabadan çıkardık onları. Aralarında yürümekte zorluk çekenleri buraya gelen gazeteciler sırtlarında taşıdı. Hiç çekinmeden herşeyi fotoğraflayan arsız fotomuhabirleri kendi yaptıklarını fotoğraflarken çok utangaçtı. Herkes yardım ediyordu ve birbirimizin fotoğrafını çekmeye ise çekiniyorduk... Hava saldırılarına verilen ara bitince tekrar bu kez daha kötü şartlarla kaldık güneyde Sur’da… Günler sonra ateşkes ilan edildince “fırsat bu fırsat” deyip Lübnan’ın İsrail sınırındaki kasabalara doğru yola çıktık. Taş taş üstünde kalmamış kasabaları tek tek geçerken, geçtiğimiz bir yolda yerde kalan Hizbullah militanlarının cesetleri ile karşılaştık. Heyecanla fotoğraflamaya çalışırken manzarayı, şoförümüzün korku çığlıkları kulağımda çınlıyordu, Olay yeni yaşanmıştı ve hala bölgede İsrail askerleri olabilirdi. Hizbullah militanlarının ölü haldeki fotoğrafları savaşta ilk kez çekiliyordu. Dönüş yolunda önümüzü kesip bir süre bizi alıkoyan Hizbullah militanlarından bu fotoğrafları kaçırabilmekse bu güne kadar yaşadığım en büyük macera oldu. Bölgede birçok foto muhabiri bulunan yabancı ajanslar bile yayınlarında bu fotoğrafları kullandı… Lübnan'da da 50 gün kadar kaldım.
Ayrılırken televizyonlarda İsrail başarısını anlatıyordu, Lübnan’da yerle bir olmuş kasabaların sokaklarındaysa Hizbullah militanları zaferlerini kutluyordu ellerinde Nasrallah posterleri ile… Her gün dünyanın birçok bölgesindeki çatışmalarda, savaşlarda, terör saldırılarında insanlar ölüyor. Ciddi konuları ne kadar fazla insan duyarsa o kadar büyür dünyada yaşananlara tepki. İşte bu güç, yön verebilir. Oysa fikir sahibi olmak ve etkisi olan bir seçmenler grubu hiçbir siyasinin istemediği bir konu herhalde. Ve gazeteler giderek daha az yer veriyor sayfalarında bu tür olaylara. Belki kan görmek istemiyor insanlar, belki giderek artan acıların dozu yüzünden kanıksandı acı yüklü fotoğraflar, belki yalnız birilerin büyük ağabeylerin göstermek istediği kadar görebiliyoruz bu olayları onların görülmesini istenilen şekliyle, belki de yalnızca reklam veren büyük şirketler ürünleri haksızlık, yıkım ve acıyla aynı sayfada sergilenmesini istemiyor….
LÜBNAN VURULDU
İsrail, 2 askerini kaçıran Hizbullah'a karşı başlattığı savaş, 34 gün sürdü. Savaş sırasında bombardıman anında yaklaşık üçte biri çocuk olan 1000'den fazla kişi öldü. Yalnızca Güney Lübnan’daki Kana kasabasına yapılan hava saldırısında çoğu çocuk 29 kişi öldü. Ölenlerin cenazeleri devam eden hava saldırıları nedeni ile günler sonra ateşkesin imzalanmasından sonra defnedildi. Cenaze törenine katılan yakınları ölenlerin fotoğraflarını taşıyıp yas tuttu. Binlerce insanında yaralandığı bombalamalarda siviller de hedef oldu. Ağır yaralı yüzlerce insan Beyrut’taki hastanelere nakledildi. Çoğu Güney Lübnan’da gerçekleştirilen bombalamalarda yaralanan arasında çocuklarında bulunduğu siviller, savaş yaraları ve sakatlıkları ile hayatlarını devam ettirecekler. Sur kentindeki saldırılarda askeri noktalarda hedef alındı. İsrail hava saldırısında Lübnan askeri noktalarındaki uçak savarlar vuruldu. Yaralı askerlere ilk müdahaleler bölgedeki yetersiz hastanelerde yapıldı. Bir milyondan fazla insanın yer değiştirmek zorunda kaldığı savaş sırasında yüzlerce insan bombalamalar sırasında İsrail sınırı yakınlarında yaşadıkları kasabalarda mahsur kaldı. Aytarun kasabasında günlerce aç ve susuz ahırlarda yaşayan çoğu yaşlı ve çocuklardan oluşan 300 kişi İsrail’in hava saldırılarına verdiği 48 saatlik arada Lübnan’ın batısına kaçtı. Bombalamalarda 15 binden fazla bina yerle bir edildi. Bombalamaların hemen ardından binaların enkazlarına toplanan Lübnanlılar, yangınları kontrol etmeye çalıştı. Kimi Lübnanlılar, binaların enkazından çıkarılan Hizbullah Lideri Hassan Nasrallah’ın posterlerini ellerine alarak sloganlar attılar. Hava saldırılarının başlaması ile güney Lübnan’ı terk eden yüz binlerce insan ateşkesin ardından geri döndüklerinde enkazlarla karşılaştılar.

İsrail saldırılarında günlerce bombalanan başkent Beyrut’un Dahiya bölgesinde birçok bina yerle bir edildi. 23 Temmuz günü sabaha karşı bombalanan bir binanın enkazında bulduğu Hizbullah Lideri Hassan Nasrallah’ın posteri ile genç bir Lübnanlı şov yaptı, Nasrallah leyline zafer sloganları attı.

Lübnan’da savaş sırasında 15 binden fazla bina yıkıldı. Hava saldırılarının başlaması ile güney Lübnan’ı terk eden yüzbinlerce insan ateşkesin ardından geri döndüklerinde enkazlarla karşılaştılar. Güneyde Sıddıqine kasabasındaki evine ateşkes sonrası dönen 26 yaşındaki Cinan Fadılallah Balhas’ın gözyaşlarını yaşadıklarının farkında bile olmayan 4 yaşındaki kızı Hayat silmeye çalışıyor.

Güney Lübnan’ın Surubbin kasabasında ateş kesin ardından bölgeyi boşaltan İsrail askerleri tarafından öldürüldüğü iddia edilen 17 yaşındaki Yaser İbrahim Kapsun’un cenazesinde annesi Meryem Kapsun’un feryatları törene katılanların yüreklerini dağladı

Savaş sırasında başkent Beyrut’un Dahiya bölgesi İsrail bombalarının hedefi oldu. Sık aralara bombalanan bölgeye evlerinden değerli eşyaları kurtarmak için gelen Lübnanlılar yerle bir olmuş binalarla karşılaştı.

Ateşkesin yürürlüğe girdiği günün gecesinde yoğunlaşan hava saldırıları sırasında bombalanan Sahabiye Şii Camii’sine gelen kücük bir kız is kokan binayı üzüntü içinde gezdi

Lübnan’da 12 Temmuz’da başlayan ve 34 gün süren savaşta bir milyondan fazla insan yer değiştirmek zorunda kaldı. İsrail’in ağır bombardımanı altındaki Güney Lübnan’dan savaş sırasında da insanlar konvoylarla Beyrut’a ve daha batıya taşındı. 4 Ağustos’ta Sur kentinden başkent Beyrut’a gönderilen 10 yaşındaki Muhammed, kendisini taşıyan otobüsün camından doğup büyüdüğü kente bakıyor. Küçük çocuk, mülteci olarak Beyrut’a bir okula gönderildi.

Lübnan’ın ağır şekilde bombalanan güneyindeki birçok kasabada insanlar günlerce mahsur kaldı. İsrail’in hava saldırılarına verdiği 48 saatlik arada İsrail sınırı yakınındaki Aytarun kasabasından yaklaşık 300 kişi Lübnan’ın batısına kaçtı. Günlerce aç ve susuz ahırlarda yaşayan çoğu yaşlı ve çocuklardan oluşan kasaba sakinlerine elinde beyaz bayrağı ile küçük bir çocuk yol gösterdi.

Lübnan’da savaşın sembolü haline gelen Kana saldırısının ardından aralarında çocuklarında bulunduğu 29 kişinin cenazesi devam eden hava saldırıları nedeni ile ancak ateş kesin ardından defnedilebildi. Cenazeler, Kana kasabasında daha sonra anıt mezar yapılması planlanan bir toplu mezara defnedildi. Tören sırasında kadınlar ölen yakınlarının fotoğraflarını mezarların üzerine koyup yas tuttu.

İsrail hava saldırılarının yoğunlaştığı Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinde evinin gece yarısı hedef olması ile yaralanan 8 yaşındaki Hüveyda Halid, ağır yaraları nedeni ile Beyrut’a Refik Hariri hastanesine nakledildi. Saldırı da bir gözünü de kaybeden küçük kız savaşın izlerini hayatı boyunca yüzünde taşıyacak.

30 Temmuz 2006 sabahı Lübnan’ın güneyinde Sur kenti yakınlarındaki Kana Kasbası’na düzenlenen İsrail hava saldırısında çoğu çocuk 29 sivil öldü. Sivil savunma görevlisi Salem Daher, bombalanan evin enkazından kucağında 9 aylık Abbas Mahmud Haşim'in cesedi ile çıktı. Boynundan sarkan emziği ile Abbas bebek savaşın simgesi oldu. Kana’da bombalanan binadan çıkarılan bebek cesetleri tüm dünyadan tepki çekti. İsrail bu olayın ardından hava saldırılarına 2 gün ara verdiğini açıkladı.

Sur kentindeki Mansuriye bölgesindeki bir askeri nokta İsrail hava saldırısında vuruldu. Saldırıda yaralanan ve ismi açıklanmayan Lübnan askeri Nejm hastanesinde tedavi altına alındı. Genç askerin yaralarının acısı ile hastaneye gelişi sırasında sürekli çığlılar atıyordu.

İsrail hava saldırısında Sur kentinin merkezindeki 6 katlı bir bina hedef oldu. Binanın bombalanmasının ardından enkazın üzerinde toplanan Lübnanlılar, bölgeden yükselen alevleri kontrol etmeye çalıştı.

İsrail savaş uçakları ve helikopterleri 05 Agustos’ta gece yarısından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Sur kentini ağır bir şekilde bombaladı. İsrail Komandoları’nın da indirme yaptığı gece İsrail helikopterlerinin açtığı ateşle Albaas Caddesindeki askeri bir nokta vuruldu. Az sayıda Lübnan askerinin beklediği noktada bir uçak savar vuruldu.
Yazı ve Fotoğraflar : Rıza ÖZEL (
www.rizaozel.com
Not : Fotoğraflar Anadolu Ajansı'nın izni ile kullanılmıştır.
Rıza ÖZEL Hakkında
5 Mart 1976'da Antalya'da doğan Rıza Özel'in, hayata gözlerini açışının ardından ilk 40 gününün her anı fotoğraflandı. İlk ve orta öğretimini yine Antalya'da tamamlayan Özel, ortaokul yıllarında yerel gazetelerde çalıştıktan sonra profesyonel olarak 1993 yılında Hürriyet Gazetesi Antalya Bölge Müdürlüğü'nde spor muhabiri olarak gazeteciliğe adım attı. Hürriyet'in ardından Sabah'ta (1997) mesleğini sürdüren Rıza Özel, 1998 yılında Anadolu Ajansı Antalya Bölge Müdürlüğü'nde foto muhabiri olarak göreve başladı. Özel, 2002 yılı Kasım ayında halen çalıştığı Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü'ne (Ankara) tayin oldu. Rıza Özel, depremler, seller, uçak kazaları ile 2006 yılında Lübnan'da savaşı ve 2003 yılında başlayan Irak Savaşınında aralarında bulunduğu dünya gündemindeki pek çok olayı fotoğraflayıp, uluslararası spor organizasyonlarından şov dünyasına kadar geniş bir yelpazede deklanşöre bastı.
Rıza Özel'in buralarda çektiği fotoğraflar,Türkiye'deki yayın organlarının yanı sıra dünyanın önemli gazete ve dergilerinde de yer buldu. Rıza Özel, International Federation Of Journalist (IFJ), Association Internationale De La Presse Sportive (AIPS), Foto Muhabirleri Derneği (FMD), Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD), Magazin Gazetecileri Derneği (MGD), Antalya Gazeteciler Cemiyeti (AGC) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) üyesidir.
ÖDÜLLERİ
2003 FMD Yılın Basın Fotoğrafları Foto Röportaj övgü ödülü,
2003 FMD Yılın Basın Fotoğrafları Spor dalı övgü ödülü,
2006 TRT 23 Nisan Fotoğraf Ödülü (Savaş ve Çocuk)
2003 FMD Yılın Basın Fotoğrafları JTI Türkiye ödülü,
2003 FMD Yılın Basın Fotoğrafları JTI Türkiye ödülü,
2003 ÇGD İzzet Kezer Fotoğraf ödülü,
2002 FMD Yılın Basın Fotoğrafları Spor dalı ikincilik ödülü,
2002 FMD Yılın Basın Fotoğrafları ''Medya Fotoğrafı'' ödülü,
2001 FMD Yılın Basın Fotoğrafları Spor dalı ikincilik ödülü,
2001 FMD Yılın Basın Fotoğrafları Serbest dalı üçüncülük ödülü,
2001 FMD Yılın Basın Fotoğrafları JTI Türkiye ödülü,
2001 FMD Yılın Basın Fotoğrafları JTI Türkiye ödülü,
2000 Antalya Gazeteciler Cemiyeti Hasan Özkay Fotoğraf Yarışması Haber dalı mansiyonu,
2000 Antalya Gazeteciler Cemiyeti Hasan Özkay Fotoğraf Yarışması Sanat dalı mansiyonu,
1999 Antalya Gazeteciler Cemiyeti Fotoğraf Foto Röportaj dalı yılın gazetecisi ödülü,
1999 Antalya Gazeteciler Cemiyeti Hasan Özkay Fotoğraf Yarışması Sanat dalı ikincik ödülü,
1998 Antalya Gazeteciler Cemiyeti Fotoğraf dalı yılın gazetecisi ödülü,
1998 Antalya Gazeteciler Cemiyeti Hasan Özkay Fotoğraf Yarışması Haber dalı birincilik ödülü,
1997 Antalya Gazeteciler Cemiyeti Hasan Özkay Fotoğraf Yarışması Spor dalı birincilik ödülü,
1997 Antalya Gazeteciler Cemiyeti Hasan Özkay Fotoğraf Yarışması Haber dalı ikincilik ödülü,
1996 Antalya Gazeteciler Cemiyeti Hasan Özkay Fotoğraf Yarışması Spor dalı ikincilik ödülü,
1996 Antalya Gazeteciler Cemiyeti Hasan Özkay Fotoğraf Yarışması Spor dalı üçüncülük ödülü,
1996 Antalya Gazeteciler Cemiyeti Haber dalı yılın gazetecisi ödülü.
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
04 Ekim 2008 MERSİN FOTOĞRAF DERNEĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
06 Ekim 2008 BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"
06 Ekim 2008 ORHAN HOLDİNG 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
11 Ekim 2008 KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"