Son kovboy projesi 1989’da, California Nevada sınırında eski bir çiftliği ziyaretimle başladı. Bir gazete için rodeo boğalarını çekiyordum. Bir fincan kahve için kovboyların yemek yedikleri yemek barakasına gittiğimde zamanda yolculuk yaptığım hissine kapıldım. Herşey çok az ve küçüktü. Badanalı duvarlar , boyalı tahta zemin, yağ lekeli tavan, plastik örtülü büyük bir masa, basit oturma yerleri. Duvarlarda hiç bir resim ya da süsleme, hiç bir yumuşak şey yoktu. Orada, kullanılmayan ya da ihtiyaç dışı hiç birşey yoktu. 
Bu bana, kurak arazi ve bankaların battığı , insanların evlerinden uzaklaşmaya zorlandığı Amerika’nın ekonomik kriz günlerini belgeleyen fotoğrafçılar Walker Evans ve Dorothea Lange’ın en sevdiğim fotoğraflarını anımsattı. Amerika hükümeti, bu dönemi tarih için fotoğraflama amaçlı bir program oluşturdu ve bir kaç fotoğrafçı, evlerinden uzaklaştırılmış yollarda yaşayan, kamplarda çalışan, kasabalardaki ve kırsaldaki çok fakir insanları fotoğraflamak için Amerika’yı baştan başa dolaştı. Kendimi bu fotoğrafların içine girmiş gibi hissettim.
Bir defa, ne kadar faydalı çiftlikler olduğunu görmekten etkilendim. Oradaki herşey bir sebep içindi. Hiç bir aşırı kişisel eşya yoktu. Gereksiz hiç bir mal veya donanım yoktu. İşlerin ellerle ve kasla yapıldığını görebiliyordum. Herşey kesinlikle modern konforu olmayan, basit, dürüst ve açıktı.
Sanki sihirli bir kapıdan içeri adım atmış ve varolmayan bir zamana geri dönmüştüm. Fakat o oradaydı, eski yaşam tarzı; uzay yolculuklarının, internetin ve kendi kendine parkeden arabaların çağında hala mevcuttu.
Fotoğraflamak için bu konuyu benim seçtiğimden emin değilim. Bence konu beni seçmişti onu fotoğraflamam için. Onu ilk gördüğümde fotoğraflamamı istiyordu. Başka seçeneğim yoktu. Onun ağına yakalanmıştım.Böylece eğlenceli ve benim için ilginç, küçük bir foto deneme olabileceğini düşündüğüm şey neredeyse 20 yıllık bir projeye dönüştü. Çok az sıklıkla geri dönmeme rağmen hala tam olarak yaptığımı sanmıyorum.
Bu proje ile kovboyların günlük yaşamını, Holywood maskesinden sıyırıp göstermek istiyorum. Bu adamlar uzun saatler çalışır, az para kazanır ve rutin olarak potansiyel tehlikeli işler yaparlar. Tam olarak doğru bir şekilde onları anlatmaya çalışıyorum. Çalışmamda, bu adamların herhangi bir yabancıya çekici ve ihtişamlı gözüken bu işte devam etmedikleri açıkça görülmelidir. Özgür ruhların, sayısı azalan üyelerinin sıkı sıkıya bağlı oldukları bir yaşam tarzıdır.
Nevada, Amerika’nın en az nüfüslu bölgelerinden biridir. Nevada yol haritasına bakarsanız yolları çizmeyi bitirmeyi unutmuş gibidirler. Birleşik Devletler haritasında tek olan, büyük ve hemen hemen boş bir alandır. Çiftlik sahipleri ve kovboylar bazen Elko gibi bir şehre
Bu çiftlikleri içini dışını fotoğraflarım. Fotoğraf çekmeye çıktığımda kamyonetimi, kovboy takımlarımı, eyerimi, çadırımı, atımın dışında herşeyimi alırım çünkü çiftliklerde bir sürü at vardır.
Günün doğumu öncesinden gece vaktine dek ışığın ve formun kameramın ekranındaki tatmin edici mükemmel birleşimi için izler, dinler ve beklerim. Tabii ki pek çok fotoğraf çekerim, fakat amacım her gün , bir müze ya da galeriye asabileceğim bir fotoğraf çekmektir.Bazen günler geçer ve ben elimdeki, istediğim bu olmayan “ hemen hemen” fotoğraflarla boş bir şekilde ayrılırım.Diğer günler fotoğraflar çokça sayıda göz önüne serilirler.Bu bir sabır ve konsantrasyon meselesidir. İçinde oraya ait hiç bir şey olmayan tablolardaki gibi mükemmel imajı istiyorum.
Işıkla ilgili takıntılıyımdır ve her fotoğraf konu içeriği için doğru nitelikte olmalı. Eğer mükemmel negatifi çekmişsem karanlık odada oluşturabildiğim şeyi seviyorum. Maalesef benim konum saniyeler içinde kendi kendine hareket eden, değişen ve yeniden organize olduğu için durum her zaman böyle değildir.
Fotoğraf çekerken zihnimi beklentilerden ya da önceden düşünülmüş beklentilerden arındırmaya çalışırım. Zihnimin ışıkla yapıştırılmayı bekleyen , boş bir film şeridi olduğunu düşünürüm. İzler, bakar ve tepki gösteririm. Doğru birşeyler hissettiğimde düşünmeden çekerim. Çok fazla düşünür ve çok analiz edersem bu sihirli an’ı bozar. Fotoğraf gözlerimden kalbime ve parmaklarıma gider. Fotoğraflarımın beyinden değil kalbimden geldiğini düşünmekten hoşlanırım.
Başka hiç bir insan görmeden millerce yol gidebileceğiniz büyük ve açık bir ülkede yaşarken yaşamın esasının neye benzediğini yakalamaya çalışırım. Boşluğu ve sessizliği severim. İnsan ve doğa arasındaki ilişkiyi toprak, atlar ya da büyükbaş hayvanlar olup olmamasına bakmaksızın incelemeyi severim.
Günler modern dünyada yaptıklarından tamamen farklı geçer. Kovboylar zamanlarının çoğunu çiftlik merkezlerinden uzakta, çölde geçirirler. Toprak o kadar uçsuz bucaksız ve bir noktadan diğerine mesafe o kadar büyüktür ki büyükbaşarın olduğu yerde kamp kurmak, biraraya toplamak, damgalamak ve işlerinin yapıldığı başka bir bölgeye götürmek zorundadırlar.
Oradan oraya gittikleri için “Kovboy Teepees” adı verilen kısa zamanda kurdukları , küçük, üçgen şekilli çadırlarda yaşarlar.Her zaman, yemeklerini bir araya getirebildikleri , biraz daha geniş bir “Yemek çadırları” vardır. Aşçı , kovboylar öğle yemeği yiyemeyecek kadar uzakta olacaklarından ötürü kahvaltı ve akşam yemeği için kocaman yemekler yapar. İşleri at sürmekten büyükbaş damgalamaya kadar çok fiziksel bir iştir. Kovboylorun çoğu zayıf ve zindedir. Çok zor bir iştir ve kuvvet, dayanıklılık , sabır ve mizah gerektirir.
Kovboylar sabah 03:00’da kalkar, kahvaltı eder, atlarını eyerler ve güneş yükselmek üzereyken kamplara giderler. Çölde sabah saatleri serindir ve gün çok geçmeden ve kuru bir hale dönüşür.
İlk çekim deneyimimi dün gibi hatırlıyorum. Hiç bir uyarıya rastlamadan, yıldızlı bir gecede, geç vakit Nevada’da bir inek kampına (kovboyların yaşadığı ve yeni bir yere hareket etmeden önce birkaç gün boyunca çalıştığı geçici kampa) varmıştım. Hayvanlardan mesul olan kişi çadırından başını çıkardı ve kahvaltının sabah 04:30’da olduğunu homurdandı. Bu, o geceki muhabbetin sonuydu. Şafaktan önce soğuk, karanlık çöl havasında uyandım, giysilerimi ve botlarımı giydim, yemek çadırına doğru gittim.
Kısa bir süre, tamamen rahatsız bir şekilde, orada ne yaptığımı bilmeden ve hangi sandalyede oturacağımı anlamaya çalışarak durduğumu hatırlıyorum. Hayvanlardan mesul olan kişi rahatsızlığımı hissederek metal sandalye sırasının sonunu işaret etti ve “ oraya otur,yenilerin oturduğu yer orasıdır.” dedi. Sonraki on gün boyunca, bundan sonra sadece yemeğimi kendim almamı, gözümü açmamı ve çenemi kapalı tutmamı söyledi. Fakat son gün gitmeye hazırlanırken bana doğru atını sürdü, “güle güle” diye homurdandı ve ekledi: ” Eğer yolun yukarısındaki YP çiftliği gibi bir yerde biraz daha çekim yapmak istersen referans için bana sorabilirsin”. Çiftlikten çiftliğe gitmemi sağlayan bu referans, inek patronu olan Bill Maupin’dendi. Bu adama her zaman minnettarım.
Artık Nevada’ya gitmek ikinci evime gitmek gibidir.Hemen hemen herkesi tanıyorum ve herkeste beni tanır ya da beni duymuşlardır. Bir kampa giderim ve kimin nerede ne yaptığından hiçbirimiz habersiz kalmayız. Bu, ikinci bir aileye sahip olmak gibidir.
Kamera donanımım oldukça basit. Işığı yakalayabildiğim sürece seyahat etmeyi seviyorum. Çok fazla ekipman konu üzerindeki konsantrasyonumu bozuyor. Bu aynı zamanda çok ağır oluyor ve fiziken beni yoruyor.Bu da; daha az “iyi fotoğraflar” çekmek demektir. “Az olan iyidir” fikrine kuvvetle inanıyorum.
Bir çift Mamiya 6 body kullanıyorum.Bu kameranın üç lensi var; bir
Yıllar önce gerçekten çok sevdiğim Leica telemetre kameraları kullanmaya başladım. Mamiya, telemetre kameralı, oldukça az yer kaplayan ,hafif ve sağlam olduğu için dev bir Leica gibidir. Mamiya ince metal bir örtücülü telemetresi ile düşük ışık koşullarında çekim yapabilmemi sağlayan, tek lens reflex kameralarda görülen titreşimlere sahip olmayan bir makinedir.Daha çok T-max 400 film ile çekim yaparım. Bu kombinasyon özellikle, benim öznelerim (kovboylar) günlerine tamamen karanlıkta başladıkları için işime çok yarar. Dünyada hiçbirşey, çekim için yeteri kadar kuvvetli ışığı beklemek zorunda olmak kadar sinir bozucu değildir.
Ben kare formatı da çok severim. Neden olduğunu söyleyemem ama bu benim için çok rahat bir biçimdir. Aynı zamanda dikey yada yatay çekim mi olacağına dair karar vermek zorundayımdır. İşte yine bir “az olan daha iyidir” dersi. Ne olacağı tamamen görünmeden ve otomatik olarak çekmeden evvel şekli hissetmek isterim. Hiç bir şey hissetmek istemem ve
Bu proje tamamen 6x6 filmle çekilmiştir. 4x5,Hasselblad, Nikon film ve Nikon dijital gibi bir çok kameram var. Hepsinin avantaj ve desavantajları mevcut. Her konu içeriği yaklaşımımı zorla kabul ettirmiş gibi görünür. Bu durumda 6x6 negatif film kullanırım. Hala karanlık odam var ve hala negatif baskı yapmayı seviyorum. Dijital belgeler çekerek , onlardan siyah beyaz negatifler yaparak ve kendim basarak deneyim ediniyorum.Kendim basmayı seviyorum, her baskı biraz farklı, hiç biri birbiri ile aynı değil. Aynı konuda, dijital dosyalar ve photoshop ile ulaşılan sonuçlar çok şaşırtıcı.Yeni teknolojiler çok harika. Her zaman insanlara söylediğim tek şey: Şekil beni sanatçının bakışı ile büyüler. Sonra teknik faktörler gelir. Söyleyecek birşeyi olmak çok önemlidir.Düşüncelerinizi ifade edebilmelisiniz. Hiç bir şey söylemeyen ama konuşmayı seven binlerce insandan daha kötü bir şey olamaz. Kalbiniz, gözünüz ve dış dünyaya olan dıyarlılığınızdır en önemli olan.
Bu proje ilginç bir süreçti. Projenin başarılı olmasının anahtarı, çekimleri kişisel bir iş olarak kendim için yapmış olmam ve kimseyi memnun etmek için yapmamış oluşumdur. Her nasılsa yıllar sonra insanlar farkına vardı , ilkönce makaleler vardı, sonra bir kaç gösteri, derken galeriler ve müzeler... Tanınmış bir varlık olacağımı hiç tahmin etmezdim. Başlangıçta, bir sanatçı olmaya çalışmış mıydım? Eminim ki hayır. Diğerlerini memnun etmek için çok fazla cezbedici şey. Çok fazla pazarlama baskısı. Sanat fotoğrafçılığı ticari fotoğrafçılığa dönüşüyor. Bunun yerine, geçinmek için ticari işleririmi yapıyorum, kişisel zevkim için de kovboyları çekiyorum. Bu beni kendi yaşamına aldı ve kendisiyle birlikte taşıdı.
Fotoğrafçılığın farklı kişiler için farklı şeyler olduğunu biliyorum.Hepimiz değişik sonuçlar için benzer aletler kullanıyoruz. Bana göre, fotoğrafçılık kişisel olmayı ve her zaman etrafımızda varolmayacak birşeyleri belgelemeyi gerektirir.Her zaman uzaklarda biryerlerde gizli kalmış, mümkün olduğu kadar zamandan etkilenmemiş kültürlerle ilgilenmeyi seviyorum. Ardımda, çocuklarım ve onların çocukları için çabucak geçiveren yaşamda fotoğrafik bir kayıt bırakabilmeyi umuyorum.

The Last Cowboy project began in 1989, when I visited an old ranch on the California/Nevada border. I was shooting a story on a famous Rodeo Bull for a newspaper assignment. When I walked into the cook-shed, the building where the cowboys ate, for a cup of coffee, I felt like I had traveled back in time. Everything was spare and minimal. Whitewashed walls, painted wood floors, a grease stained ceiling, a big table with a plastic tablecloth, simple benches to sit on. No pictures or decorations on the walls, no fluff. Nothing there that was not useful or necessary. It reminded me of my favorite photographs by Walker Evans and Dorothea Lange, photographers who documented the dustbowl days and the great depression of the United States, when the banks failed and people were forced out of there homes. The United States government created a program to photograph this era in history, and a few photographers traveled throughout the US and created images of people living on the road, in work camps, in towns and countryside who were very poor, having been forced out of their homes . I felt like I had walked into one of these images.
I was at once impressed on how utilitarian the ranches were. Everything was there for a reason. No excess belongings. No unnecessary possessions or equipment. I could see that the work was done by hand, and muscle. Things were simple and honest and straightforward, with absolutely no modern conveniences.
It was as though I had stepped into a magic portal, and had gone back in to history in a time that no longer existed. But there it was, an antiquated style of live, still existing in an era of space travel, the internet, and self-parking cars.
I am not sure I chose to photograph this subject. I think the subject chose for me to photograph it. When I first saw it, it demanded to be photographed. I had no choice. I was already caught in it's web. And so, what I thought would be a fun and interesting little photo-essay, turned into a project that is almost 20 years old. And though I return less often, I still don't think I'm quite done.
With this project, I want to show the day-to-day life of the cowboy, stripped of its Hollywood veneer. These men put in long hours, earn low pay and perform potentially dangerous tasks on a routine basis. I try and depict them with complete authenticity. In the work that I have produced, It should be obvious that these men don't stay in this business for any outsider-perceived glamour or glory. It's a way of life that they cling to as members of a dwindling group of free spirits .
Nevada is one of the least populated areas in the United States. If you look at a road map of Nevada it almost looks like they forgot finish drawing in the roads. It's a big, almost blank area, the only one like it on a map of the United States. Ranchers and cowboys sometimes live
I photograph these ranches from the inside out. When I go out to photograph, I take my truck, cowboy gear, saddle, tent, everything but my horse, because there are numerous horses at the ranches.
From before sunrise to nighttime, I watch and listen and wait for the perfect combination of light, form, and content to converge into my camera viewfinder.
Of course I take many photographs, but my goal is to shoot one image each day, that I would hang in a museum or gallery. Sometimes days go by and I am left empty handed, with a number of "almost" pictures, but not what I need. Other days, pictures seem to unfold in big numbers. It's a question of patience and concentration. I want that "perfect" image, where like a painting, there is nothing in the pictures that doesn't belong there.
I am also obsessed with light, and each photograph must have the right quality of light for the subject matter. I love what I can create in the darkroom, if I shoot the perfect negative. Unfortunately, this is not always the case as my subject matter is always moving, changing, and rearranging itself in a matter of seconds.
When I am shooting, I try and clear my mind of any expectations or pre-conceived expectations. I like to think of my mind as an unexposed sheet of film, waiting to get stuck by light. I watch, I look, and I react. When I feel something is right, I take the picture without thinking. If I think too much, and analyze too much, it ruins the magic moment. The photograph goes from my eyes, to my heart, and to my shutter finger. I like to think my pictures are from the heart, not the brain.
I try and capture the essence of what life is like, living in big, open country where you can go miles and miles without seeing another human. I like the space and the quiet. I like to study the relationship between man and nature, whether it is the land, the horses, or the cattle.
The days unfold in a completely different way than they do in the modern world. The cowboys spend most of their time in the desert, far from the ranch headquarters. The land is so vast, and the distances so great between one point and another, that they have to set up camp where the cattle are, round them up, brand them, and move to a different location when their work is done.
They live in "Cowboy Teepees", small triangular-shaped tents that they set up for a few days at a time, as they move from place to place. There is always a "Cook Tent", a much larger tent, where they can all gather for meals. The cook makes huge meals for breakfast and dinner, as the cowboys often are too far away to eat lunch. Their work, from riding horses, to branding cattle, is very physical work. Most of the cowboys are pretty lean and fit. It is very hard work, and demands much strength, stamina, patience and good humor.
The cowboys wake up at 3:00 in the morning, eat breakfast, saddle their horses, and leave camp as the sun is about to rise. In the desert, it is cool in the morning hours and the days become hot and dry before long.
I remember my first experience shooting like it was yesterday. I arrived
at a Nevada cow camp (the temporary camp where the cowboys live and work for a few days before moving to a new location), late one starry night without any warning. The cow boss, the man in charge, stuck his head out of his tent and grunted that breakfast would be served at 4:30 a.m. That was the end of the conversation for that night. Before dawn, I woke up in the cold, dark desert air,pulled on my clothes and boots, and wandered into the cook tent.
I remember standing there totally uncomfortably for awhile, not knowing what to do, and trying to figure out which chair to sit in. The cow boss, sensing my discomfort, finally pointed to the end of the line of metal chairs and said, "Sit over there. That's where the new guy sits." The cow boss barely spoke another word to me for the next ten days. "From then on, I knew to serve myself last during meals, keep my eyes open, and my mouth shut. But on the last day, just as I was preparing to leave, the cow boss rode over to me, grunted a goodbye, then added, "If you ever want to do some more shooting, like the YP Ranch up the road, and you need a reference, just ask me." That reference from Bill Maupin, the cow boss, paved my way to ranch after ranch. I have always been grateful to that man.
Nowadays, going to Nevada is like going to a second home. I know most everybody, and they either know me or know of me. I get to a camp. And we all catch up with who is doing what, and where. It's like having a second family.
My camera equipment is fairly simple. I like to travel as light as I can. Too much equipment takes my concentration on the subject away. It can also get heavy and make me physically tired, and physically tired equals fewer great pictures.
I strongly believe that "less is more".
I use a couple Mamiya 6 bodies. This camera has three lenses, a 50mm, and 75mm, and a 150mm. I use the 50mm the most followed by the 150, and only occasionally, the 75mm. I also use yellow and orange filters to bring out the skies which are so very important to me. I have a hand-held light meter on by belt. That's pretty much it. It's too bad that the Mamiya 6 is no longer available, at least in the US market.
Years ago I began using Leica rangefinder cameras, which I really love. The Mamiya is like a giant Leica, as it is a rangefinder camera, fairly compact, light, and sturdy. The Mamiya, being a rangefinder camera with a leaf shutter, permits me to shoot in very low-light situations, not having to worry about the vibrations that occur in single-lens reflex cameras. And I shoot mostly T-max 400 film. This combination works well for me, especially as my subjects start their day in total darkness. Nothing in the world is as frustrating as having to wait for the light to become strong enough to shoot!
I also like the square format very much. I can't say why, but it is a very comfortable format for me. It is also one more decision I have to make, whether to shoot horizontal or vertical. It's the "Less is more" lesson again. I want to be able to "feel" the image before it actually unfolds, and capture it automatically. I don't want to feel something, then look in my camera bag and think "18? 24? 35? 55? 75? 105? 135? 180? By that time the feeling is gone and there is no picture.
This project has been shot entirely on 6x6 film. I own a number of cameras, from 4x5, Hasselblad, Nikon film, and Nikon Digital. They all have their advantages and disadvantages. No one is superior to the other. Every subject matter seems to dictate the approach I take. In this case, it was 6x6 negative film. I still have a darkroom, and I still love to print. I have been experimenting with taking digital files, having traditional B&W negatives made of them, and printing them by hand. I love printing by hand, each print is a little different, no two are the same. On the same subject, it is amazing what one can accomplish with digital files and Photoshop. It's great to have new technologies. One thing that I always tell people: It is the image, the artist's eye that holds the fascination for me. Technical considerations follow. It's important to have something to say, and you have to be able to express your ideas. Nothing is worse than the thousands of people who like to talk but have nothing to say. Your heart, your eye, and your sensitivity to the outside world are what are most important.
POB 501
90 North Piney Road
Story, WY 82842
t-307-683-2862
f-307-683-2730
www.adamjahiel.com
Çeviri (translated by) : Berna AKCAN
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
11 Ekim 2008 KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"