’Siyah beyaz, bazen kurgu bazen doğaçlama ancak hep estetik ve teknik değeleri yüksek, çarpıcı diye tanımlıyorum fotoğraflarınızı. Bu duruma gelinceye kadar ne gibi aşamalardan geçtiniz?
Önce kedilerimi çekmeye başladım ilk makinam 2 megapixel lik Olympus ile 2002 yılında. Daha sonra katıldığım bir yarışmada ödül kazanınca biraz süratlendim ve ilk DSLR makinamı alıp AFSAD ın kapısını çaldım. Temel eğitim sonrası İsa Özdemir hocanın Soyut Atölyesine devam ettim. Daha sonra Ankara Devlet Opera ve Balesinde “hareket netsizliği“ tarzında yaptığım çalışmalarla ilk ve şimdiye kadar ki son kişisel sergim olan “Işığın Dansı” nı açtım. Bütün bunları birleştirince ; Artık fotoğrafı öz ve biçim olarak düşünmeye başlamıştım. Fotoğrafta gerek kompozisyon, gerekse kadraj anlamında biçimi iyi anladığıma inanıp kendi “‘öznel’ gerçekliğimi yansıtmaya çalıştım.
Bir fotoğrafın düşündürdüğü mü, estetikliği mi , varması gereken hedefi mi önemlidir sizce?
Fotoğrafta teknik gerçekten önemlidir, ama benim için önemli olan ilk sırada fotoğrafın ‘ruhu’dur. Bana göre bir anlam ifade edebilmeli fotoğraf. Sadece teknik olmamalıdır. Teknik, gerçek olandır; duygu ise varoluş sebebi. Fotoğrafın kendine özgü bir anlatım dili olmalıdır... Bir duyguyu ya da düşünceyi fotografik anlatım kullanarak, izleyiciye ‘en az leke’ ile anlatan fotoğraflar bana göre sanatsaldır.
Son aylarda stok fotoğrafçılığına ilgi duyuyorum. Evimin bir odasını küçük bir stüdyo haline getirdim. Yani sanatsal kaygılardan uzak bazı çalışmalar yapıp fotoğrafı profesyonelleştirmeye çalışıyorum.
Ben hep fotoğrafların, sahiplerinin kişilklerini ve hayat görüşlerini yansıttıklarını düşünürüm.Sizce de böyle mi? Fotoğraflarınız sizi yansıtıyor mu?
Kesinlikle kendim olmalıyım fotoğrafın içinde.. İzleyenler de kendilerini o fotoğrafın içinde bir yerlere koyabiliyorlarsa başarılıyım demektir.
Tuz gölündeki kurgularınıza baktığımda herbirinin titizlikle hazırlandığını görüp çok etkilenmiş ve bu işi ne denli ciddiye aldığınızı düşünmüştüm. (Tuz Gölü Fotoğrafı deyince aklıma gelen yegane isimsiniz.) Hatta National Geography ile Nikon'un ortaklaşa düzenlediği Uluslararası fotoğraf yarışmasında ‘ Rising Star Award' ödülünü kazandınız. 2002 de başladığınız fotoğraf serüveninde bu kadar kısa sürede bu kadar yol alacağınızı düşünmüş müydünüz? Ve bunun sırrı nedir?
Doğaya, obje ve imgelere, dolayısıyla hayata grafiksel yaklaştığımı sanıyorum. Bazı fotoğrafları kafamda önceden kurgular ve öyle çekerim. Kurgunun zeka gerektirdiğine inanırım. Uygun koşulları sağlarsam çekimimi yaparım. Örneğin ödül kazanan fotoğafımda ki koç kafasını bir ay aradım. Yine Tuz Gölü’ndeki nü ve at arabası hep önceden tasarlanmış şeyler. Ben elime fotoğraf makinası alıp da “hadi fotoğraf çekmeye gidelim” demem pek. Tesadüfen katıldığım birkaç gezide elbette çektiğim kayda değer bazı fotoğraflarım oldu, fakat kaygı ile fotoğraf çekmeyi, hele hele belgesel fotoğraf çekmeyi pek sevmem. Benim için estetik ve duygusal kaygı daha ön plandadır. Aslında fotoğrafın “belgeselliğine” de pek inanmam.
Belgesel fotoğraf denilince benim de aklıma ilk önce savaş fotoğrafları geliyor nedense. Çocukluğumda gördüğüm birkaç savaş fotoğrafı hala hafızamdadır, rüyalarıma dahi girerdi, ama hafızamdaki görüntü merkezinde o kadar kötü fotoğraf, video görüntüsü birikti ki, artık rüyalarım çok karmaşık. Bu yüzdendir ki çoğu zaman fotoğraflarımda sadeliği tercih ediyorum.
Savaş fotoğrafları günümüzdeki en etkili belgeseller olarak lanse edilir genelde. Yanlı çekimler, ya da objektif fotoğraf çekimleri kitleleri farklı bir biçimde etkiler her zaman. Savaşanlar hem kendi ülkesinden hem de dünya ülkelerinden destek bulmak için farklı bir açıdan bakarlar "o an" a, ve fotoğrafçılar kanalıyla farklı şekilde yansıtırlar görüntüleri izleyicilere... Ben izleyici olarak neye inanayım; kolu, başı kopmuş insanların görüntüsüne mi, Amerikalı bir askerin gözyaşına mı, toplu mezar görüntüsüne mi? Burada sorgulanması gereken şey bence başroldeki insanların vicdanları.

Fotoğrafa dair herşey yapmak bilgisayar ortamında mümkündür efektler ile, kurgu ile.
Gerçeğinden daha gerçek görüntüler yapılabiliyor günümüzde. Bu yüzden ben tarafsız bir savaş görüntüsüne, ya da belge olduğu iddia edilen fotoğraflara asla inanmıyorum, çünkü her fotoğrafta bir taraf vardır, menfaat vardır. Savaşın ya da sosyal olguların gidişatını etkilemek için, ya da belgeye dayanarak elde edilecek menfaatler düşünülürse fotoğrafçılar aldıkları talimatlar doğrultusunda görüntü iletirler.
Bence tarafsız olan tek şey insanın kendi gözüdür. Olayı orada, o anda yaşar, müdahale yoktur vicdanları ile başbaşadırlar.
TV görüntülerinde en çok izlenen kan, vahşet, dehşet, acz görüntüleri ise; ki bu gerçektir. Bazı fotoğrafçıların da üstlere tırmanabilmek için bu görüntüleri ortaya sermeleri son derece normaldir. Birilerinin üzerine çıkıp da birşeyler elde edilmesine ve bunun kişisel menfaatler doğrultusunda yapılmasına her zaman karşıyım.
Susan Sontag, savaş dehşet ve acz fotoğraflarından hareket ederek kaleme aldığı son kitabı "başkalarının acısına bakmak" ta yakın geçmişte yaşanan bazı savaşları belgeleriyle incelemiş ve insanlara şu soruyu yöneltmiştir. "Savaşın ve dehşetin yüzünü sergileyen fotoğraflara bakmaya ne kadar dayanabilirsiniz?" İnsanlar kendi vicdanlarında önce bunu sorgulamalıdır.
Dijital fotoğrafçılık ve masa üstü yayıncılık ile beraber hayatımıza giren, kesintisiz görüntü bombardımanının tüm hayatımızı kuşattığı bir çağda, gerek savaş fotoğrafçılığının misyonu gerekse başkalarının acılarıyla ıstıraplarına duyarlı olmak, saygı ötesinde bence bir insanlık görevidir.
Kısaca ben Belgesel Fotoğrafta tarafsızlığa inanmıyorum.
Ben fotoğrafın sanatsal boyutunda asla “belge” olarak görmek istemiyorum, her ne kadar bir belge olsa da, benim için her fotoğraf düşündürmeli, izleyen herkes kendi hikayesini yazabilmelidir. Aynı zamanda biraz zor olmalı ki çözümü uzun sürsün, kolay olmasın. Bu yüzdendir ki fotoğraf asla”anların dondurulması” ya da "keyifli paylaşımlar" değildir bana göre. Sadece anların soyutlanmasıdır.
Aslında fotoğrafın “tanımı”nında yapılması doğru değildir, nedenine gelince, yapılan bir tanım o fotoğrafı hapseder, asla açılımı olmaz, oysa fotoğraf hepsidir, ya da yapılan tanımların hiçbiridir. Bu tanım çekene göre de, izleyene göre de değişir. Hal böyle olunca fotoğraflara isim vermek de son derece yanlıştır o yüzden. İsim vermek izleyeni her zaman etkiler, oysa bir fotoğraf kendini anlatabilme yeteneğine sahip olabilmeli, izleyen herkesi içine çekebilmeli, düşündürmelidir.
Gördüğünüz örneklerden muhakkak etkileşim olmuştur görsel anlamda. Örnek alıp, etkilendiğiniz fotoğrafçılar oldu mu?
Etkilendiğim fotoğrafçılar, fotoğraflar elbette oldu, fakat ben “ben” isem benzer şeyler üretmek yerine, yaratıcılıktan uzaklaşmamak için kendimi ifade edebilecek çalışmalara yöneldim.
Fotoğrafa PS veya diğer işleme programların ne kadar katkısı var sizce? Kullanıyor musunuz? Hangisini ve nereye kadar?
Dijital fotoğraf çeken herkesin kesinlikle bilmesi gereken şey masaüstü müdahaledir. Renk ayarları, ton ve keskinlik ile CMOS tozlanmasının bu müdahale ile giderilmesi kaçınılmazdır. Elbette sınırlarım var manipulasyon konusunda, karanlık oda müdahalesini geçmeyecek şeyler yapılmalı, bunu da soran olduğunda söylemelidir fotoğrafçı. Gördüğüm, incelediğim kadarıyla, gerek yarışmalarda derece alan fotoğraflarda gerekse bazı sitelerde açıklama yapmadan sunulan ve beğeni kazanan bazı fotoğrafların “doğrudan” olmadığına inanmaktayım. Aşırı PS müdahalesi ile fotoğrafik değerler kaybolmakta, abartılı renk ve tonlamalar fotoğrafı bozmakta, kısaca tribüne oynama söz konusu.
Ayrıca “fotoğraf yarışması“ adıyla açılan yarışmalarda dereceye giren eserleri bakıldığında bunların çoğunun manipulasyon olduğu çok açık. Maalesef seçiciler çalışmaların manipulasyon mu yoksa gerçek mi olduğunu anlayamıyorlar ya da anlamak istemiyorlar. Konu açılmışken bu yarışmalar hakkında da bir cümle söylemek isterim.
Yarışmaların artık eski özgünlüğü kalmadı, her belediyenin, her şirketin açtığı yarışmalar neticesinde toplanan onca fotoğrafa, dereceye giren fotoğraflar haricinde para ödenmeden sahip olunmakta ve herhangi bir telif ücreti ödemeden bunlar kullanılmaktadır. Oysa dereceye girsin ya da girmesin her fotoğrafta bir emek vardır. Kuruluşların bu sözde “fotoğraf sanatını destekleme” yarışmalarına katılırken bir kez daha düşünmekte yarar var.
Tarzınız değişir mi? Bir gün farklı şeyler de deneyebilirim (digital manipülasyon, makro,belgesel gibi...) diyebilir misiniz?
Zaman içerisinde insanların duygu ve düşüncelerinin farklılaştığına inananlardanım. Ben fotoğrafta artık sadeliği, kısaca “az ile çoğu” anlatmayı amaç edindim kendime. Genel anlamda fotoğrafa: ‘ günümüz yaşamının görüntüsel kirliliğini mümkün olduğu kadar soyutlayıp, sadece öznel gerçekliğim ile bütünleştirmek, belki de hayatın güzelliğini ‘az’ ile ‘çok’u anlatabilmek’ olarak bakıyorum. Minimalist düşünsellik yapımda olduğu için tarzımın değişeceğini pek sanmıyorum.
Fotoğraf için ekipman ne kadar önemlidir? Kullandığınız ve sahip olmak istediğiniz ekipmandan bahseder misiniz?
İlk ve tek şart değildir bence, ancak ciddi anlamda bu iş yapılacaksa cep telefonu ile de çekilmemeli. Şu an elimde Nikon D2x- Nikon D300 DSLR makinalar ile yine Nikon objektifler var. Zaman içerisinde sahip olmak istediğim şey ise orta format digital bir makina ve ekipmanları. Neler çekeceğim ise hayalini kurduğum soyutlamalar olacaktır.
Diğer zamanlarında fotoğraf dışında Salih Güler, neleri yapmaktan keyif alır? Bunlardan fotoğrafçılığına yansıyan şeyler var mı?
Genç yaşta emekliye sevk ettim kendimi, aile şirketimizdeki tüm hisselerimi devredip ayrıldım kısa bir süre önce. En büyük hobim fotoğraf elbette, fırsat buldukça geziler yapıp fotoğraf çekmekteyim. Hayvanları çok severim. Barınak hayvanları yararına bir sergi açmayı planlıyorum önümüzdeki yıllarda.
Röportaj: İnci İŞLER
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı
Ulusal Yarışmalar
National Photo
Contests Under TFSF Patronage
12 Mayıs 2008 1. EFOD FOTOĞRAF YARIŞMASI "Su İçin(de) 3 Çığlık"
19 Mayıs 2008 BEYŞEHİR ULUSAL FOTOĞRAFÇILAR BULUŞMASI FOTOSEL MARATONU
22 Mayıs 2008 TÜTEN TUR FOTOĞRAF YARIŞMASI "En Güzel Tatil Fotoğrafını Ben Çekerim"
26 Mayıs 2008 AKADEMİ ALBÜM ULUSAL FOTOĞRAF PROJE YARIŞMASI
16 Haziran 2008 BÜYÜKÇEKMECE BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünden Bugüne Köprüler"
30 Haziran 2008 DENİZ TİCARET ODASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Denizde Yansımalar"
31 Temmuz 2008 ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Adaların Sesi"
06 Ekim 2008 BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"