ÖNSÖZ
Yıllardan beri, fotoğraf yarışmalarının bol ödüllü katılımcılarından olan Dr. Ömer Yağlıdere, Türkiye’nin az tanınan folklorik etkinliklerinden olan Deve Güreşleri çalışması ile hepimizi bir daha şaşırttı.
Bundan bir iki ay önce Ömer Yağlıdere, sanıyorum iki yılı aşkın bir süre içinde çektiği bu yeni seriyi gözlerimin önüne döktü ve daha fotoğrafları incelemeye zaman bulamadan, bitmeyen, tükenmeyen ve yorulmak bilmeyen enerjisini takdir etmeden hatta kıskanmadan edemedim. Başarıya ulaşmak için, güzel fotoğraf çekmenin gerektirdiği teknik ve estetik yetenekler dışında, sevgi, özveri ve elbette zaman ile enerji şart. Ömer Yağlıdere’nin fotoğraf dünyamızda önemli bir yere varması, hatta sesini yurt dışında duyurmayı başarması hiç de tesadüf değil, çünkü o bu kriterlerin tamamına sahip.
Fotoğrafları incelemeye başlayınca bu kez bu işin hiç de kolay olmadığını ve belki de develerin büyüklüğü nedeniyle teknik olarak, hangi planda çalışılması gerektiğinin kararına varılmasının bir sorun yaratabileceğinin kanısına vardım. Direkt gün ışığı ile gölgelerin yarattığı karanlık lekelerin arasında çok büyük stop farklarının olması da ayrı bir sorundu. Ama Ömer Yağlıdere bu çalışmasında bu sorunların üstesinden gelmiş. Ve Deve Güreşi konusunu bir senaryo işler gibi ele aldı. Hazırlık safhasından, devecilerin portre ile başka detaylarını, güreşleri ve etraftaki panayır havasını, gündüzünü ve gecesini, iç ve dış mekânları bütün incelikleriyle kusursuz bir şekilde işlemeyi ustalıkla başardı.
Kendisini alkışlıyorum, çünkü Türkiye’nin bu insanlara ihtiyacı var.
İzzet Keribar, Fotoğraf Sanatçısı
SUNUŞ
2002 yılında görevim nedeniyle bulunduğum Denizli’de tanıştığım özel Opel servisi sahibi Celal Kozak’ın devesi ile güreşlere katıldığını öğrendiğimde bu bana çok ilginç geldi. Develer ve güreşler hakkında bilgi alınca bu aşamaları fotoğraflamak ve bir fotoğraf albümü haline getirmeyi istedim. Ancak gerek hava şartlarının uygun olmaması, gerekse Denizli’den ayrılmam nedeniyle uzun süre istediğim çekimleri gerçekleştiremedim. Nihayet bu kış bu çalışmayı tamamlama imkânı buldum.
Deve güreşleri, öğrendiğim kadarı ile sadece ülkemizde, Ege, Akdeniz ve Marmara bölgesinin bir kısmında yıllardan beri şenlik havasında yapılan bir eğlencedir. Onların hayatında deve güreşleri oldukça önemli bir yer işgal etmektedir. Neredeyse günlük işlerinin planlamasını bile buna göre yapmaktalar. Dışarıdan bakıldığında iş-güç sahibi insanların develere ve güreşlere bu kadar zaman ve para ayırmaları garip gelebilir. Ancak benim gibi fotoğraf gönüllülerinin, bir konu bulduğunda dünyayı unutup nasıl fotoğraf peşinde koştuğunu düşününce onları çok iyi anlıyorum. Bizim için fotoğraf ne ise onlar için de deve güreşi aynı şey. Develer iyi güreş çıkarırsa sahipleri de gururlanıyor.
Bu albümün gerçekleşmesinde emeği bulunan herkese; özellikle fotoğraf çekebilmem için ellerinden gelen yardımı esirgemeyen tüm deveci arkadaşlarıma (Celal Kozak, Süleyman Ören, Muhammet Akça); albümün bütün aşamalarında desteğini esirgemeyen Sayın Güven Aktaş’a; diğer albümlerimde olduğu gibi 50 yıla yaklaşan deneyiminin birikimi ile beni doğru ve doğrudan fotoğrafa yönlendiren Sayın İbrahim Zaman’a; önsözde kullandığı övgü dolu sözlerle beni bir yarışmada ödül almış kadar mutlu eden Sayın İzzet Keribar’a; fotoğrafların sergi ve albüm için hazırlanmasındaki katkıları için Sayın Halim Kulaksız’a; tercümelerin düzenlemesini yapan Sayın Elizabeth Billingham’a ve bu fotoğrafların albüm haline gelmesini sağlayan Sanovel İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ne ve teşekkürlerimi sunuyorum.
Ömer Yağlıdere
DEVELER HAKKINDA GENEL BİLGİLER
Develer genellikle çöl ikliminde yetiştirilen otobur hayvanlardır. Asıl anavatanının kuzey Amerika olduğu, buradan Asya ve Afrika’ya yayıldığı söylenmektedir. Tek hörgüçlü (Dromeder) develer mısır uygarlığı döneminde (m.ö. 5000–3000) kuzey doğu Afrika’da, çift hörgüçlü (Bactrian) develer ise orta Asya’da evcilleştirilmişlerdir.
Gerek iklim şartları, gerekse Çin baskısı nedeniyle Orta Asya’dan batıya göçler başladığında taşıma ve uzun süreli yolculuklar için develer de kullanılmıştır. Bu göçler sonrasında develeriyle birlikte Anadolu’nun çeşitli bölgelerine Türk boyları göçerken; Karamanoğulları aşireti, 1228 yılında Anadolu Selçuklu Devleti’nin hükümdarı Alaattin Keykubat tarafından Niğde- Konya- İçel bölgesine yerleştirilmiş, Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Karamanoğulları Beyliği kurulmuş. Deve yetiştiriciliği ve kültürü zamanla gerek savaşlar, gerekse komşuluk ilişkileri sayesinde Anadolu’da özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinin yaylalarında yaşayan Aydınoğulları, Menteşeoğulları, Saruhanoğulları, Karesioğulları gibi diğer beyliklere de yayılmıştır. Bu Beylik 1483 yılından itibaren Anadolu Türk beyliklerinin içinde en güçlüsü olan Osmanlı Devleti’ne (kuruluş 1299) katılmıştır.
Geçmişte Anadolu’da özellikle gücünden istifade etmek için deve yetiştirilmiştir. Yavuz Sultan Selim’in 1514 mısır seferine 60.000 deve ile gidildiği, 1935 yılında 120.000 olan deve sayısının 1997 yılında 2.000 olduğu söylenmektedir.
Tek hörgüçlü develer kışları ılık yazları sıcak bölgelerde; çift hörgüçlü develer ise kışları soğuk yazları ılık bölgelerde yetişirler. Asıl kullanım amacı eti, yünü, sütü ve özellikle gücünden istifade etmektir.
İdeal miktarda süt elde edilmesi için 2 yılda bir gebe kalması sağlanır.
Et üretimi için yetiştirilen develerin ideal kesim yaşı 2,5’dur. Bu yaşta vücudun % 2’si yağ iken 3,5 yaşında % 5, 20 yaşında % 20’dir. Kolesterol oranı sığır etinden daha düşüktür.
Devetüyü battaniye giyim eşyası yapımı için oldukça kalitelidir. Tüy rengi kızıl, siyah, beyaz ve sarı olabilir. İlkbaharda develer tüylerini döker. Bu dönemde tüyler taranarak asıl kaliteli olan ince kısa tüyler 10–15 cm uzunluktaki uzun tüylerden ayrılır. Yük taşımacılığında kullanıldığında bir deveye
Ayak yapılarının toprağa tutunmaya müsait olmaması ve kuyruğunun kısa, yüzeysel sırt kaslarının yetersiz olmasına bağlı olarak sinekleri kovamaması nedeniyle rutubetli bölgelerde yetiştirilmeye müsait değildirler. Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafi şartlar ve iklim nedeniyle, genellikle deve güreşi ve turizm gibi folklorik amaçlı olarak Akdeniz ve Ege bölgelerinde yetiştirilmektedir.
Yetişkinler yaklaşık 400–500 kg olup 1000 kg’a kadar çıkabilirler. 20 yaşına kadar güreşebilen develerin ortalama ömrü 35 yıldır. Görünüm olarak sırtlarında yer alan hörgüçleri en belirgin özelliği olup yaklaşık 50–150 kg yağdan ibarettir. Bu depo sayesinde yaklaşık 3 hafta yemeden durabilirler. Ayak tabanlarında yer alan yağ yastıkları ve iki parmağı arasındaki deri kıvrımları sayesinde kumda batmadan süratle yol alabilirler. Gözünü kumdan daha iyi korumak için çift sıra kirpikleri vardır. Vücut ısısını gündüz 40–41 °C, gece 33-
Psikolojik özellikler çok ilginçtir. Sadık ve sabırlı olmalarının yanında kin tutan ve inatçı hayvanlardır. Kendilerine yapılan kötülüğün intikamını uzun süre sonra bile almaya çalışacak kadar kin tutan bu hayvanlar sırtına yük vuracak olan sahibine yardımcı olmak için çökecek kadar uysaldırlar.
Erkek develerde cinsel dürtüler (kızgınlık) oldukça belirgindir. Ağızlarını kenarlarında tükürük salgılayan keseler belirginleşir ve beyaz köpükler şeklinde tükürük salgılanır. Bir sürü içinde erkeklerin dişiye oranı 1/7–50 olup güçlü olan erkek diğerlerinin cinsel dürtüleri kaybolana kadar kavga ederler. Kızgınlık dönemi kasım mart ayları arasındaki kış aylarıdır. Bu dönemde erkeklerde iştah azalır, dişiler sakinleşir. Çiftleşme sırasında dişi kuyruğunu kaldırarak çöker. Gebe kalan dişi deve ikinci çiftleşmeye izin vermez. Develerin değişik ırkları çiftleştirilerek farklı isimler alan melezler elde edilir. İsimler yörelere göre de değişiklik gösterebilir.
Anadolu’da güreş için Suriye kökenli tek hörgüçlü dişi deve (Hecin-Aneze) ile çift hörgüçlü erkek deve’nin (Buhur) çiftleşmesinden doğan erkek develer yetiştirilir. Erkek develer ilk 4 yaşta Dorum, 4–6 yaş arası Daylak, erişkinliğe ulaştığı 6 yaşından sonra Tülü adını alırlar. Bu çiftleşmeden doğan dişi deveye ise Maya denir. Yavruların gözleri 15 gün kapalıdır. Bu sürede ahırlarda bakılır. 6 ayda sütten kesilirler. Develerin bakımlarını üstlenen yardımcılara Savran denilir.
DEVE GÜREŞLERİ
Bilindiği kadarıyla deve güreşleri dünyada sadece Türkiye’de yapılmaktadır. Günümüzde yaklaşık 500–600 güreş devesi bulunmaktadır.
Ege, Akdeniz ve Marmara bölgelerinin Yörükleri kış aylarında daha ılıman olan yerleri seçerek yaylalara, yaz aylarında ise ovalara göçerek yaşamlarını sürdürürler. Geçmişten bu yana bu göçler sırasında diğer özelliklerinden ziyade develerin taşıma güçlerinden istifade etmek için deve yetiştirirler. Ayrıca yine geçmişte ticari taşımacılığın en temel gücü develer ve kervanlar olmuştur. Ancak günümüz teknolojisinde modern ulaşım araçlarının yaygınlaşması ile deve yetiştiriciliği giderek azalmaktadır.
Develer üreme içgüdüsü ile cinsel dürtülerinin arttığı kış aylarında, üstünlüğünü diğer erkek develere kabul ettirmek ve sürüdeki dişi deveye sahip olabilmek için diğer erkek develer ile kavga ederler. Bu durum zaman içinde gerek kervanların mola dönemlerinde, gerekse Yörüklerin yerleşim yerlerinde eğlenceli zaman geçirmek için yaptıkları deve güreşleri ve sonraları yılda birkaç kez tekrarlanan eğlenceler şeklini almıştır. Deve güreşlerinin düzenli bir eğlence olarak organize ediliş tarihleri tam olarak bilinmemekle beraber; bir devenin galip gelmesi sahibi için de gurur kaynağı olmuştur.
1900’lü yıllardan itibaren göçebe ve kervan sahibi olmayan varlıklı kişiler de deve sahibi olarak, tarımsal çalışma döneminin en durgun olduğu kış aylarını deve güreşleri ile eğlenceli hale getirmeye başlamışlar. Güreşi organize eden kişi, katılan develer ve sahiplerinin masraflarını da karşılarmış. Hatta son yıllarda çağın tüketim teknolojisinin gerektirdiği reklâm amacıyla da deve sahibi olup güreş yaptıran kişiler vardır. İlerleyen yıllarda düzenlenen deve güreşleri daha organize hale gelip kasım-mart ayları arasında her hafta sonu 2–3 ayrı yerde yapılacak şekilde bir takvim haline getirilerek geleneksel hale getirilmiştir.
Güreşi organize eden tertip heyetleri en fazla izleyicinin kendi organizasyonlarına gelmesi için, en iyi güreşen develerin kendi güreşlerine katılmalarını isterler. Bunun için güreş mevsimi başlamadan önce deve sahipleri ziyaret edilerek davet edilirler. Katılması için söz alınırsa deve sahibi, güreşe katılacağına ve katılmadığı takdirde güreş sahibine tazminat ödeyeceğine dair bir senet imzalar. Güreşlerden sonra davet edilen her devenin nakli için ve ayrıca güreşen her deveye pehlivanlık yeteneğine göre 500–1.500 YTL para ödenir.
Güreşlerden bir gün önce develer ve sahipleri güreş yapılacak beldeye gelirler ve konaklayacakları yerlere yerleşirler. Kendilerine has havut, giyim (boncuk ve deniz kabukluları ile süslü, devenin adının yazılı olduğu bel örtüsü), atma yular, peş (üzerinde maşallah vs. yazılar olan süsler), boyun boncuğu, muska, çul, zil, karın altı keçesi gibi aksesuarlarla süslenen develer, Köroğlu ezgileri çalan davul-zurna eşliğinde sokaklarda gezdirilir. Müziğe, havuta asılı havan denilen çan ve havutun arkası ile ön ayak arasına bağlanan zillerin sesleri eşlik eder. Bu yöre halkı için de bir şenlik havası oluşturur.
Deve sahiplerinin en önemli aksesuarları ise zenginliği ifade eden sekiz köşeli şapkaları, omuzlarına attıkları ya da başlarına bağladıkları poşuları, özel dikilen külot pantolonları ve körüklü efe çizmeleridir.
Akşam ise bütün deve sahipleri ve savranların katıldığı halı ya da kına gecesi adı verilen içkili eğlence tertip edilir. Bu eğlence sırasında beldenin herhangi bir ihtiyacını ve organizasyonun masraflarını karşılamak üzere ve açık artırma ile bir halı satılır. İsteyen ekonomik gücü ölçüsünde bir miktar parayı tertip komitesine verir, bu sırada cazgır katılan kişi ve devesinin namına göre ve tabi verdiği paranın miktarına göre manilerle överek verilen miktarı duyurur. İsteyen kişi ayrıca cazgıra bahşiş vererek övgüyü arttırabilir. 
Halı en fazla ödemeyi yapan kişiye verilir, bu kişi güreşin ağasıdır. Halı yine belde ihtiyacı için kullanılmak üzere yeni ağa tarafından tertip komitesine geri verilir. Eğlencenin bu yönü bölge insanlarının sosyal dayanışmaları için katılımcıların ekonomik durumlarına göre katkı yaptığı bir yardımdır. Eğlence yöresel sanatçılar ve dansözler geceye renk katarlar. Davul-zurna’nın çaldığı Köroğlu ezgileri eşliğinde zeybek oynanır. Oyunların en önemlisi develerin güreşirken yaptığı figürlerin işlendiği sepetçioğlu zeybeğidir. Eğlence sırasında kulisler yapılarak seneye yapılacak güreşler için davet yapılırken, ertesi gün yağmur yağmasın ve güreşler iptal edilmesin diye dua edilir.
Bir gün önce 5 hakem, 2 ağız bağcısı, 2 ağız bağı kontrolcüsü, 10 urgancı belirlenir. Sahada iki hakem vardır; biri başhakem diğeri de onun yardımcısı olan saha amiridir. Diğer hakemler masa hakemi olarak görev yaparlar. Masa hakemleri geçmişte güreşe katılan her yaylanın birer temsilcisinden oluşurmuş. Hakemler develeri güreş yeteneklerine göre eşleştirirler. Buna develeri çatmak denir. Develer pehlivanlık yeteneklerine göre ayak, orta, başaltı, baş sınıflarına ayrılarak güreştirilirler.
Güreş sabahı develer havut takılarak cazgırın deveyi ve sahibini tanıtan manileri eşliğinde güreş sahasına girerler. Havut devenin rakibini itmek için güç aldığı bir tür semerdir. Havutun arkasına devenin ismi ve maşallah yazılı süslü bir bez asılır. Develer saha kenarında dolaştırılarak seyircilere tanıtılır. 
Hatta bu sırada develer ayaklarını gererek başları yukarıda kıspet döverek kendini diğer develere ve seyircilere gösterir. Kıspet dövme; ergenleşen ve kızgınlaşan devenin arka ayaklarını 45° açıp, boyun ve gövdeyi ön ayakları üzerinde dikleştirmesi ve bu sırada erkeklik organını gerginleştirerek çiftleşme isteğini göstermesidir (siğğin). Bu esnada kuyruk darbeleri ile testislerinin zarar görmemesi için kuyruğunun ucu bir ip ile havutun arka kenarına bağlanır.
Saha, etrafında seyircilerin rahatça yerleşerek güreşleri izleyebileceği düzlük bir alandır. Bazı seyirciler römorklar ve kamyonlarla sahanın etrafına dizilerek yapay bir tribün oluştururlar. Aileleri ile birlikte bu römorkun üzerinde yemeklerini yer ve güreşi izlerler. Bu durum, hayatı ev ve bağ-bahçe işi arasında geçen kadınlar ve çocuklar için güzel bir eğlence, insan içine çıkma fırsatıdır. Oluşan bu seyirci kalabalığı seyyar satıcılar için iyi bir alışveriş fırsatıdır.
Güreş esnasında develerin birbirlerine zarar vereceği düşünülebilir. Gerçekte durum böyle değildir. Çünkü güreşten önce develerin ağzı bağlanarak çenelerinin açılması ve diğerini ısırarak zarar vermesi baştan engellenir. Ağız bağlama alışkanlığının 657 yılında vefat eden ve sağlığında deve çobanlığı yapan Veysel Karani zamanında başladığı söylenmektedir. Buna göre kızgınlık dönemlerinde sürü içinde birbiri ile kavga eden develerin ağızları birbirlerine zarar vermemesi için Veysel Karani tarafından hurma ağacından alınan lif ile bağlanması ile başladığı söylenmektedir. Ayrıca güreş sırasında develerinin zorda kaldığını gören sahibi güreşin bitirilmesini isteyebilir. Çünkü bir devenin fiyatı pehlivanlık yeteneğine göre 10.000–50.000 YTL arasında değişen minik bir servete eşdeğerdir ve kimse devesinin zarar görmesini istemez.
Güreşe önce havutsuz daylaklar ile başlanır. Böylece henüz acemi olan genç develer güreşler alıştırılmış olur. Develerin ağızları burunlarının 4 parmak gerisinden bağlanarak rakiplerini ısırmaları engellenir. Ancak rakiplerini yenmek için başka teknikler geliştirirler. İnsanların baskın olarak sağ ya da sol ellerini kullanmaları gibi develer de sağ ya da sol taraflarını kullanırlar. Develer geliştirdikleri bu güreş yeteneklerine göre sağcı-solcu-iki yönlü-yönsüz, bağcı, çengelci, tekçi, makasçı gibi unvanlar alırlar.
Rakibinin ayağını ısırmak için uzanmak “tekçi” diye adlandırılır. Develer başları aynı istikamette iken birinin ağzını diğerinin ayaklarına uzatmasıdır. Bu hareketi sağdan yapıyor ise “sağ tekçi”, soldan yapıyor ise “sol tekçi” denir. Rakip deve bunu karşılamak için ön dizlerinin üzerine çöker ya da korkarak büzülür, bu sırada tek yapan deve aniden başını yukarı kaldırıp boynuyla rakibin boynuna bastırır. Bu duruma “tekten çırpma” denir. Çırpma sırasında rakibin boynu çırpan deve tarafından aşağıya bastırılırken, çırpan devenin ön ayakları havadadır. Amaç rakibi tökezletip bağ yapmaktır. Bağ yapılamayan çırpmalara “boş-düz çırpma” denir.
İki ön bacak arasına rakibinin boynunu sıkıştırmaya “bağlamak-kapan” denir. Rakip devenin de cevap olarak bağ yapmasına (iki deve birden bağ yapmasına) “çatal bağ-çatal kapan” olarak denir. En beğenilen güreş tekniğidir. Bağlanan deve kurtulmak için ayağını rakibin boynuna koyup hızla boynunu kaldırırken gövdesi ile rakibini iter. Rakip yıkılmamak için bağı gevşetir. Bu şekilde rakibin bağından kurtulmaya “sökme” denir. Rakip bağ yapmak isterken boyun ile rakibin ayağını kaldırmaya “kol alma” denir, üç ayağı üzerinde dengesini sağlayamayan deve devrilebilir.
Develerin yüzleri birbirine dönük olmaları “makas” olarak adlandırılır. Bu pozisyonda karşılıklı tek yapmaya “boş makas” denir. Bu pozisyonda güçlü olan deve performansı zayıf olan rakibini kaçırır. Develer makastan güreşirken birinin hafif yana çekilip arka bacaklarından destek alarak ön bacağı ile diğerinin boynunu koltuğunun altına almasına “kol bağı” denir. Makastan güreşirken rakibin ayağını kendi ayağı ile yakalamaya “çengel”, aynı şekilde karşı taraftaki ayağı yakalamaya “aşırtma çengel” denir. Çengel rakip devenin ayak bileğinden yapılıyorsa “somun çengel” adını alır.
Rakibe her iki taraftan seri bir şekilde sırayla tek yapmaya “savurtma” denir.
Güreşlerde bütün develer sırayla birbirleriyle güreşmezler. Develer sahaya cazgırın anonsuyla gelir. Hakem heyetinin hazırladığı eşleştirmeye göre en alt sınıftan başlayıp baş’a doğru bir defa güreşirler. Cazgır develerin yaptıkları oyunları izleyiciye maniler eşliğinde anlatır. Yaklaşık 10 dakika süren güreş sonunda, deve sahiplerinden biri pes ederse, develerden biri bağırırsa, devrilirse, havutun yan taraflarında bulunan hatap denilen ahşap parçalar yere değerse ya da sahadan kaçarsa yenik, diğeri galip sayılır. 
Rakibe üstünlük sağlanamadığında, develerden birinin zarar görmesi ihtimali halinde veya biri galip geldiğinde hakemin talimatıyla urgancılar develerin ayaklarına ya da havutuna taktıkları urganlarla develeri birbirlerinden ayırırlar. Berabere kalma durumuna muşaf denilmektedir. Urgancılar iki guruba ayrılırlar ve farklı renkte kıyafetler giyerler. Başhakemin yardımcısı güreş başlamadan hangi devenin hangi gurup urgancılar tarafından çekileceğini baş urgancılara bildirir. 
Develerin ayrılması özel maharet gerektirir. Yanlış yapılan bir işlem deveyi sakat bırakabilir. Örneğin sol makastan çengel yapan deve sola yatırılarak ayrılmalıdır. Sağa yatırılarak ayrılırsa diz sakatlanır. Yenişemeyen develer başhakem tarafından berabere ilan edilir.
Eski yıllarda galip gelen deve ve sahibine halı verilmesi adet halinde iken, bu güreşlerde amaç galip gelmekten çok gösteri ve eğlence olduğu için son yıllarda güreşe katılan bütün deve ve sahiplerini onurlandırmak için birer halı hediye edilmektedir.
Dr. Ömer YAĞLIDERE 20 Eylül 1961, Giresun’da doğdu. 1984, Gülhane Askeri Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1991, Kulak Burun Boğaz hastalıkları uzmanı oldu. İzmit, Ankara, Tatvan, Bursa ve Denizli’de görev yaptı. 1994, Bursa’ya yerleşti. Halen Konur Tıp Merkezi’nde Kulak Burun Boğaz doktorluğu yapıyor. Mart 2000, Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği’nde Temel Fotoğraf eğitimi aldı. BUFSAD (Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği) ve GÜFOK (Gülhane Fotoğraf Klübü) üyesi; GİFOD (Giresun Fotoğraf Sanatı Derneği) ve Brussels Miroir Fotoğraf Derneği (Belçika) onur üyesi. Ekim 2007, 2nci Giresun Sanat Günleri “Onur Ödülü”. Aralık 2007, FIAP tarafından AFIAP ünvanı verildi. Dia gösterisi, Sergi, Albüm Nisan 2001, “Dr. Ömer Yağlıdere Fotoğraf Sergisi” ve albümü. Temmuz 2001, “Kızılcığın Öyküsü” dia gösterisi. Ekim 2001, “Kulağınıza Küpe Olsun” dia gösterisi. Şubat 2002, “İpekyolu” dia gösterisi. Haziran 2002, “İpekböceğinin Öyküsü” sergisi ve albümü. Mayıs 2003, “Gel” dia gösterisi, sergisi ve albümü. Temmuz 2004, “El Emeği Göz Nuru” sergisi ve albümü. Mayıs 2005, Prof. Güler Ertan tarafından yazılan “1960 sonrası Türk Fotoğrafçıları” adlı kitapta yer aldı. Temmuz 2005, “Deve Güreşleri” dia gösterisi, sergisi ve albümü. Aralık 2005, Antartist yayıncılık tarafından çıkarılan 40 kitaptan oluşan “Türk fotoğrafçıları Kütüphanesi” serisinde yer aldı. Aralık 2006, “Şiirin Fotoğrafı & Fotoğrafın Şiiri” sergisi (Şair Dr. Hüsamettin Olgun ile birlikte) Ocak 2007, Gültekin Çizgen tarafından hazırlanan “Renk Dünyamız, 101 Fotoğraf, 101 Yorum” adlı kitapta yer aldı. Ağustos 2007, “GelCommKommViens” fotoğraf albümü ve CD Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
Dr. Ömer Yağlıdere Hakkında
Haziran 2000, “Hayatın İçinden” dia gösterisi.
Başarıları
10 tanesi uluslararası olmak üzere 60’ın üzerinde fotoğrafı değişik başarı ödüllerine, 120 tanesi uluslararası olmak üzere 270’ün üzerinde fotoğrafı sergilenmeye değer görüldü. Ekim 2002 tarihinde AFAD’ın düzenlediği Özgen Özgenal çağrılı fotoğraf yarışmasında “ipekböceğinin öyküsü” çalışmasından 4 fotoğrafla altın madalya alması; Aralık 2003’de İFSAK 8nci saydam gösterisi yarışmasında “ipekyolu” saydam gösterisi ile başarılı bulunması; Fotogen’in düzenlediği Şinasi Barutçu Kupası çağrılı fotoğraf yarışmasında Aralık 2003’de “ipekböceğinin öyküsü” çalışmasından 6 fotoğrafla ve Aralık 2004’de “gel” çalışmasından 6 fotoğrafla başarılı bulunması; Ocak 2004’de FİAP 23. saydam bienaline (İngiltere) katılan Türk takımında 2 fotoğrafıyla yer alması ve bu takımın mansiyon alması; Mayıs 2004’de DASK’ın düzenlediği “doğada görüntü avcılığı” yarışmasında 1 mansiyon ve 5 sergileme ile en iyi performans gösteren fotoğrafçı seçilmesi; FİAP (uluslararası fotoğraf sanatı federasyonu) destekli FKVK Mavrica International salon 2004’de (Slovenya) altın madalya alması, 2005 yılında Andora’da düzenlenen 22nci FİAP renkli baskı bienaline katılan milli takımda yer alması bunların en önemlileridir.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
04 Ekim 2008 MERSİN FOTOĞRAF DERNEĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
06 Ekim 2008 BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"
06 Ekim 2008 ORHAN HOLDİNG 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
11 Ekim 2008 KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"