Yer Şırnak, Cudi Dağı’nın Irak ile birleştiği nokta. Bu noktanın adı “sıfır noktası” Burada yaşam, coğrafi yapı ve terör nedeniyle zorlu bir şekilde ilerliyor. Daha doğrusu yaşamın ilerlemesi için hayatta kalmak gerekiyor. Çatışmaların yaşandığı bu yerlerde bir sivil olmaksa her geçen gün daha da zorlaşıyor. Kimseciklerin olmadığı ıssız dağlardaki tek kalan siviller ise çobanlar. Her gün birkaç köyden yüzlerce küçükbaş hayvanı toplayarak Cudi Dağı’nın ıssız yamaçlarında otlatmaya getiren ve daha önce teröre kayıplar veren çobanların işleri de her geçen gün daha tehlikeli bir hal alıyor. Tehlike, korunmayı da beraberinde getiriyor. Şimdiye kadar hiç kimse içtiği bir bardak sütün, bir silah namlusunun bekçiliği altında sağıldığını düşünmemiştir.

Çobanların günleri sabahın 04.00’ünde başlıyor. Köylerden hayvanları alıyor ve Cudi’nin eteklerine getiriyorlar. Bu insanların gün boyunca iki amacı yerine getirmek zorunda. Birincisi hayvanları otlatmak, ikincisiyse hayatta kalmak.

Üzerinde kamuflajlı askeri yağmurluk, elinde yontma bastonlu 71 yaşındaki Rıza Amca, kendini bildiği andan itibaren yapmaya başladığından olsa gerek, çobanlığı kaç yıldır yaptığını tam olarak hatırlamıyor.

Ellerindeki izler anımsatıyor aslında kaç senenin geçtiğini. Ellerindeki nasırları ve yıpranmışlığı, abdest aldıktan sonra ayazda kalmaya bağlıyor. “Bu dağlarda abdest alanın elleri böyle olur” diye söyleniyor Rıza Amca yarım yamalak bildiği Türkçesiyle.

63 yaşındaki Selami adlı köy korucusu da yıllardır çobanlara terörün kol gezdiği dağlarda eşlik ediyor. Görevi, sürüyü ve çobanları gün boyunca her türlü tehlikeye karşı korumak olsa da, eski bir çoban olarak dostlarına diğer işlerde de yardımcı oluyor.

Çoban Abdullah’ın derdi büyük. Bu zorlu coğrafyada 3 çoban arkadaşını teröre kurban vermiş. Kendisi de 2 kez kurtulmuş “makas” adı verilen terörist kuşatmasından. Bir yandan 300’ü aşkın küçükbaş hayvanın bulunduğu sürüyü diğer yandan da, yanında bulunan eşi ve gelinini düşünmek zorunda.

Sürüdeki keçileri sayarken tedirgin bakışlarıyla uzakları süzüyor. Dağların ardına bakan gözleri, sürekli bir tehlikeyi arıyor. Bakışları, “Acaba birileri gelir mi?” düşüncesinden kendisini alamadığını belli ediyor.

Çoban Abdullah’ın bir görevi de, sütü sağılacak olan keçileri seçerek diğerlerini bunların arasından ayırmak oluyor. Korucu Selami ise arkalarından onları izliyor.

Sınırdaki dağlarda çatışmalar devam ettiğinden zaman zaman havan ve ağır makineli tüfek sesleri duymak artık sıradan bir hal almış durumda. Buna rağmen Korucu Selami, hemen “keleş” dedikleri Rus yapımı kaleşnikofuna sarılıyor.

Evimizde afiyetle içtiğimiz bir bardak sütün veya her sabah kahvaltımızda yediğimiz bir parça peynirin hikayesinin başlangıcına şahit oluyorum. Ama şimdiye kadar hiç kimse içtiği sütün, bir silahın namlusunun bekçiliği altında sağıldığını düşünmemiştir. Belki de dünyanın hiçbir yerinde süt bir namlunun bekçiliğinde sağılmıyordur.

Sağılma işleminin ardından silah sesleri de durunca korucu Selami “cigaralık” dediği tütün tabakasını açıyor. Turuncuya kaçan renkli kaçak tütünü bembeyaz kağıdın içine özenle yerleştiriyor.

Burada işi dışındaki tek uğraşı bir sigarayı sarmak olduğundan, biraz daha vakit geçirebilmek için bu işin üzerine itinayla gidiyor Korucu Selami. Sıkı sıkı sarılması için uzunca uğraşıyor.

Sıkılığından emin olduğu noktaya kadar sararak gerdiği sigarasını ağzıyla ıslatırken, hafif bir gülümsemeye kaçıyor siması. Hayatında şimdiye kadar 3 kez fotoğraf çekildiğinden bu aktivitenin kendisini heyecanlandırdığını ve bu nedenle güldüğünü söylüyor.

Yaktığı cigarasından bir nefes çekiyor. Aklında, 2 çoban, 2 kadın ve büyük bir sürüyü koruma görevinin verdiği tedirginlik olsa da, keyif almaya çalışacağını daha yakarken belli ediyor.

Bu bölgeye sınırdaki hareketliliği takip edilmek için gönderilmem nedeniyle geldiğim andan itibaren “aynı yerde fazla kalma tehlikeli olur” nasihatları geliyor aklıma. Ayrılırken son fotoğraflarını da çekiyorum. Elleri nasırlı Rıza Amca, korucu Selami, Çoban Abdullah ile eşi ve gelini bugüne kadar yaşadıkları yaşantılarına yeniden dönüyorlar.

Babasını Cudi Dağı eteklerinde nöbet süresince yalnız bırakmayan Küçük Ferhat, yanı başındaki sınırda meydana gelen çatışmalardan habersiz yaşıyor. Defter, kalem ve oyuncak yerine, silahların gölgesinde büyüyen Ferhat, ileride babası gibi korucu olmak isterken, babası ise terörün bitmesiyle buna gerek kalmamasını diliyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı birlikler sabahın ilk ışıklarıyla sınıra sıfır noktada operasyondan dönüyorlar.

Operasyon dönüşünde çobanların ve sürülerin yanından BTR adı verilen askeri araçlar geçiyorlar.

Korucular ise her tepenin üzerinde konuşlanmış ve geçiş yapan Mehmetçiğin güvenliğini sağlıyor.
Yazı ve Fotoğraflar : Abdullah COŞKUN
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
Yorumlar - Comments
Toplam 8 yorum,
1-8 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
ilgiyle izledim başarılı çalışmanızı.farklı bir coğrafyadan izlenimler gibi hissettim.oysa anadolumun her noktası aynı huzuru hakediyor.huzurun geri geldiği günler yaklaşıyor inşaallah.
ustam;emeğinize ve yüreğinize sağlık...saygılar.memduh ekici.
memduh ekici eklemiş - adds
| 02 Ocak 2008 Saat - Time
12:59
zaten keyifli işleri olan bir fotoğrafçı o yüzden takip etmek de en az işleri kadar keyifli ..
burda da duyarlılığını ve cümlelerini görmek beni çok mutlu etti ..
başarılarının ve karelerinin devamını bekliyorum =)
Fulya Altan eklemiş - adds
| 02 Ocak 2008 Saat - Time
13:43
ne kadar haberdar olsakta çatışmalardan, yine de an be an gözler önüne serilen bu fotoğrafları görünce aslında çoğu şeyi görmediğimizi fark etmemizi sağlayan Abdullah Coşkun'a tesekkürler....
eda didem tekindağ eklemiş - adds
| 02 Ocak 2008 Saat - Time
13:52
Kimsenin bulunmak dahi istemediği o "sıfır noktasında" ıssız dağlarda yaşamak zorunda kalanların, son derece insani "endişe ve acaba" lı bakışları ancak böylesi olduğu gibi yansıtılabilirdi. Ellerinize, gözlerinize sağlık Abdullah Bey.
İmren DOĞAN eklemiş - adds
| 03 Ocak 2008 Saat - Time
22:15
Mükkemel çalışmalar. Hepsinin bir fotoğraf sanatçısının elinden çıktığı belli. Fotoritimin bu sayısının en gerçekçi ve en güncel konusu olmuş bu çalışma. Başarılarınızın devamını diliyorum.
Merdan Gül eklemiş - adds
| 04 Ocak 2008 Saat - Time
16:51
Şırnak denilince insanların aklına hemen terör, çatışma vs. geliyor. Oysa oranın yerli halkı da orada ama insanın aklına hiç gelmiyor orada o şartlarda yaşamak zorunda olan yerli halk. Sayın Abdullah Bey, bu güzel ve cesur çalışmanızla bizlere terörün gölgesinde kalan ve her geçen gün yaşamları daha da zorlaşan bu kardeşlerimizin hikayesini aktardığınız için teşekkür ederim. Ayrıca cesaretiniz ve başarınızdan dolayı da tebrik ederim. Saygılarımla...
Merhaba, batıda yada doğuda, yurdumun her bir tarafında yapılabilen ve bizler için hep bir fotoğraf malzemesi olan hayvancılık . Genellikle ışık ve zamanla yarıştığımız ve görsl bir şenliğe dönüştürmek istediğimiz kareleri, siz çokda zor koşullarda farklı bir bakış açısıyla fotoğraflamış, bizlere sadece bir takvim yaprağı değil ,bir hayat biçimi ,zorlu bir yol ve yaşam biçimi olduğunu göstermişsiniz. Akla gelmeyecek sıkıntı ve zorluklarla yaşayan bu emekçilerin aydınlık günler görmesini diler, size de çok teşekkür ederim. Yüreğinize ve bileğinize sağlık..
erden cantürk eklemiş - adds
| 13 Ocak 2008 Saat - Time
12:54
Sizi tebrik etmek istiyorum. Fotoritimin bu sayısının en iyi fotoğrafları. Magnum fotoğrafçılarının elinden çıkmış kareler gibi kesinlikle. Bir fotoğraf dergim olsa kapak yapardım. Sağlıcakla kalın.
Serhan Dağ eklemiş - adds
| 24 Ocak 2008 Saat - Time
02:17