e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü
31. KEMALİYE KÜLTÜR VE DOĞA SPORLARI FESTİVALİ’NİN ARDINDAN…
Kemaliye (diğer adı ile Eğin)
Kemaliye Fırat'ın Karasu kolu üstünde, sağ kıyıda kurulmuştur. Doğudan Munzur Silsilesi, batıdan ise Sarıçiçek dağları ile çevrili olup, deniz seviyesinden 825-900m. yüksekliktedir. Keban Barajı yapıldıktan sonra yükselen su seviyesi Kemaliye önünde bir göl oluşturmuştur. Kemaliye'nin en önemli sorunlarından biri ulaşımdır. Çevresindeki en yakın il'e yaklaşık üç saat mesafede olan ilçenin dağlık oluşu, ulaşımı zorlaştırmaktadır. Kemaliye, Erzincan'a
Tarihçesi
Fırat ve Dicle vadilerinin genellikle Pers egemenliğinde olduğu dönemlerde Kemaliye'de (Eğin) Pers egemenliğinde kaldı. Eğin, daha sonra başlayan Roma devri ve onu takiben Bizans dönemini yaşadı. İslamiyet’in yayılmaya başlamasıyla birlikte Arap orduları bölgeye akınlar düzenlediler ve Hz. Ömer’in evladı Emin Ömer Bin Lokman tarafından Eğin İslam egemenliği sınırları içine katıldı. Daha sonra, Malazgirt Meydan Muharebesi ile bölge Türklerin eline geçti ve Selçukluların Anadolu'ya hâkim olmaları ile birlikte Selçuklu Egemenliği başladı.
İlk olarak, Çelebi Sultan Mehmet zamanında Osmanlı Egemenliğine giren Eğin'e, bilhassa Yavuz Sultan Selim zamanında çok önem verilmiştir. Yavuz Sultan Selim, sosyal ve kültürel önlemler almış, Kafkasya'dan gelen aileleri Eğin'e yerleştirerek, geçimlerini sağlamaları için İstanbul'da et satışını yönetmek üzere bir ferman vermiştir. Fermanda "Eğin ve 19 pare köyüne ..." deyimi bulunmaktadır. Daha sonra, IV.Murat döneminde odun ve kömür kethüdalığı da Eğin'e verilmiştir. Kemaliyelilerin büyük şehirlerde genelde kasap ve kömürcü olmalarının temelinde bu hususun önemli bir yeri vardır.
Eğin, XI.yüzyılın ilk yarısında Harput'a ve 1878'de Mamuret-ül-Aziz (Elazığ) vilayetine bağlanmıştır. Daha sonra, Malatya'ya bağlanan Eğin'in adı 1922 yılında TBMM icra vekilleri tarafından Kemaliye olarak değiştirilmiş, 11 Mayıs 1938'de ise Erzincan'a bağlanmıştır.
Kemaliye’nin nüfusu XVI. yüzyıldan itibaren artmış, XIX. yüzyılda duraklamış ve XX. yüzyılda ise giderek azalma göstermiştir. 1890 yılında nüfus 19 bin olarak bilinmektedir. Büyük kentlere, özellikle İstanbul ve Ankara'ya göç nedeniyle, nüfus 2.000'e düşmüştür.
Yukarıdaki bilgiler İnternet kaynaklarından alınmıştır.
30 Mayıs – 5 Haziran 2009 tarihleri arasında 31. si düzenlenen Kemaliye Kültür ve Doğa Sporları Festivaline, kısa adı FSK olan Fotoğraf Sanati Kurumu’ndan Sabiha Sungur ve yeğeni Pelin, Necip Evlice, Zeyfod’dan İbrahim Elman ve dedelerinin izini bulmaya çalışan dostum Yüksel Eğinli ve ben katıldık. 31 Mayıs 5 Haziran tarihleri arasında Kemaliye ve çevresini gezdik. Kemaliye’li Fotoğraf Sanatçısı, Derneğimizin Kurucu ve Onur üyesi Sn. Sıtkı Fırat’ın daveti üzerine katıldığımız Şenliklerde ilk kez Kemaliye de olmaktan çok mutlu olduk. Birkaç yıldan bu yana davetini tekrarlayan Sn. Sıtkı Fırat’ın haksız olmadığını, Kemaliye ve çevresini gezmek için 5 gün sürenin yeterli olmadığını gördük. Kemaliye’de kaldığımız süre içinde konakladığımız Apçağa köyünden emekli öğretmen Ahmet Berkay ve eşi Ayşe hanim bizi güzel konaklarında mükemmel ağırladılar. Gezilerimiz için özel aracını bizlere tahsis eden Şevket Gültekin ve şoförlüğümüzü yapan İsmail Kutlu Gültekin’e ayrıca teşekkür etmek isterim.
Festival süresince Cirit ve Rafting etkinliklerine katıldık, Karanlık Kanyon’da yurdumuzda ve dünyada bir ilk olduğu söylenen Base Jump atlayışı izledik ve belgeledik. Kekikpınarı’ndan, Ocak ve Akçalı köyleri, Karasu’yun karşı kenarından Başpınar’a kadar gezdik. Apçağa köyünden Sırakonaklara kadar patikadan yürüdük... Kültürü ve Doğası ile zengin bir yurt köşemizi yakından tanıdıkça, neden buralara daha önce gelmedik, görmedik diye hayıflandık.

30 Mayıs Cumartesi günü Ankara Garından Doğu Ekpresi ile 17:20 da başlaması beklenen yolculuğumuz, biraz geç başladı ve oldukça uzundu. Fakat yataklı vagonun konforu, yol arkadaşlarının çokluğu, trenin hareketi ile gezinin başlamış olduğu düşüncesi Erzincan Bağıştaş istasyonuna kadar sürecek yaklaşık 15 saatlik yolculuğu zevkli hale getiriyordu. Neredeyiz, nereye geldik merakı seyahat boyunca hiç bitmedi. Demiryolları güzergahları hep farklıdır karayolundan, kah çakışır kah ayrılır, şehirler eğer tanıyorsanız, o tanıdığınız şehir değildir sanki. Kompartımanda termosa demlenen çayın yanında kek ve kurabiyelerden sonra akşamın geç saatlerinde Trenin restoran vagonunda yediğimiz yemeğin ardından yataklarımıza çekildik. Trenin raylarda çıkardığı tik taka, tik tak sesleri bana her zaman ninni gibi gelmiştir. Sabahın ilk ışıkları ile acaba neredeyiz, çevrede fotoğraf var mı merakı yeniden başladı. Bir süre sonra Sivas istasyonunda idik. Burada Sivaslı arkadaşım Kıymet’in kulaklarını çınlattım. Saat 11:00 sularında Bağıştaş istasyonunda kısa süre duraklayan trenimizden adeta atladık, bizi bekleyen Kemaliye posta minibüsüne yerleşmemiz eşyalarımız nedeni ile biraz zaman aldı.



Sonra, minibüsümüz ile başlayan tırmanış bizi farklı bir coğrafyaya götürüyordu. 45 dakika kadar sonra Fırat üzerindeki köprüden ve tünellerden geçerek Kemaliye’ye ulaştık. Şehir Kulübü bahçesinde çınarlar altında bizi bekleyen Sıtkı hoca ve arkadaşı Muharrem ile buluştuk. Hızlı yenen öğle yemeği sonrası Karasu kıyısındaki düzlükte düzenlenen Cirit gösterisine katıldık. Gösteri boyunca değişik açılardan fotoğraflar çektik. Daha sonra Karanlık Kanyon’da ülkemizde ve dünya da ilk kez yapılacağı söylenen Base Jump etkinliğini izlemek üzere, Kemaliye’nin 130 yıllık rüyası, birçokları için olduğu gibi bence de sonucu doğa tahribatı olan Karanlık Kanyon boyunca açılan Taş Yolu’ndan yürüdük. Yaklaşık 500 –
Orda bir köy var, uzakta
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de, tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür.
Ahmet Kutsi TECER’in o çok bilindik ve günümüzde birçok şehirlinin duygularına tercüman olan o ünlü şiirinden bir dörtlük. Konaklayacağımız köy işte o ünlü, özlem duyulan, sahiplenilen köy idi. Bir arkadaşımız bu köy 1950’lerin Bakanlarından Sadık Perinçek’in ve ülkemizde bir parti lideri Doğu Perinçek’in köyü dedi aynı zamanda. Köy meydanında “Ahmet Kutsi Tecer Kültür Evi” tabelalı ahşap ve bakımlı yapı bizi mutlu etti. Bizi çarşıda bekleyen fakat bir türlü gelemediğimiz için evine giden ev sahibimiz emekli öğretmen Ahmet Berkay’ın evini taş döşeli merdivenlerden tırmanarak bir köylü yardımı ile bulduk. Ahmet Berkay ve eşi Ayşe Hanım bizi güler yüzle karşıladı. Tanışma ve yorgunluk çayının ardından sabah fotoğraf çekecekler saat 6:00 da, kahvaltıya katılacaklar 8:00 de hazır olmak üzere odalarımıza çekildik. Uzun ve yorucu bir günün ardından, her zaman tercihim olan yer yatağında deliksiz bir uyku çektim. Sabah 6:00 da uyanıp sessizce giyinip dışarıya süzüldüm, Necip bey de benimle idi. Sokakları turladık, ahşap evler çok güzel görünüyordu, fakat çoğu boştu veya yaşlı insanlar oturuyordu.

Saat 8:00 civarında evin terasında bizim için hazırlanan kahvaltı masasında neler yoktu ki, zeytinden otlu peynire, baldan pekmeze kadar. Kekik bilirdik, sonra Hatay’da Zahteri tanıdık bugün de Kemaliye de 100 çeşit ottan yapılan Zetiri yi. Lavaş ekmeği, peksimet ile bol çaylı kahvaltı sefamız bir saat kadar sürdü. Sonra, köy çıkışında Sıtkı hocamız ile buluşarak Malatya yönünde gezmeye başladık ve Kemaliye’nin karşı yamacında Kırkgöz piknik alanına gittik. Burada bir kayanın altından adeta bir dere fışkırıyordu. Bu kadar yüksek bir noktadan bu son derece şaşırtıcı idi fakat aşağıdaki köyleri, bağ ve bahçeleri bu su besliyordu. Burada bir süre kaldık, Kemaliye’li piknik yapanların ikramları nerede ise öğle yemeği yerine geçti. Çağatay yolda ekibi için yamaç paraşütü gösterisi yapan paraşütçü bizim için de güzel kareler oluşturdu. Daha sonra base jump etkinliğinin 2. denemesini izlemek üzere Karanlık Kanyon’a yöneldik. Bu defa hava durgun ve uygundu. Tam zamanında orada olduk. Sporcu tel boyunca kayarak orta noktaya doğru geliyordu. Atlayış, düşüş, paraşütün açılması ve yere iniş anlarını fotoğrafladık. Bir süre sonra başarılı atlayışı gerçekleştiren sporcu Arif yanımızda geldi. Kendisini kutladık ve birlikte fotoğraf çektirdik. Daha sonra Kemaliye’ye çınar altına döndük. Cumhuriyet lokantasında yenen akşam yemeği sonrası Apçağa köyünde evimizde idik.
1 Haziran Pazartesi sabahı yine 6:00 da uyanıp köyde gitmediğiz köşeleri Sabiha ile keşfettik. Bir gün önce sokağın başına kadar gidip devamında bir şey yoktur diye döndüğümüz fakat devamında kaya üzerine yapılmış muhteşem köşkü uyarılar üzerine bulduk. Kayabaşı’ndan Sırakonaklar köyüne doğru giden patikayı keşfettik. Önümüzdeki günlerden birisinde sabah erken kalkıp bu patikadan Sırakonaklar’a kadar yürümenin güzel olacağını düşündüm. 8:00 de yine muhteşem bir kahvaltı terasta bizi bekliyordu. Ayşe hanim hiçbir şeyi eksik etmiyordu. Kısa hazırlık sonrasında Kemaliye’de çınar altında bizi bekleyen Sıtkı hoca ile buluşmaya gidiyoruz. Çınar altında içilen tavşankanı çaylar sonrasında Sırakonaklar’a doğru yola çıkıyoruz. Sırakonaklar köyü, vadi yamacında güzel görünümlü ahşap evlerle bezenmiş bir köy. Araçlarımızla köye doğru yükseliyoruz, yol boyunca küçük yerleşimlerden geçiyoruz. Köyün girişinde aracımızı bırakıyoruz, çünkü yollar dar daha ileride dönemeyebiliriz. Köyün merkezindeki camiye kadar yürüyoruz. Küçük parkta oturan köylülere selam veriyoruz. Ahşap evlerden oluşan köyde yine birçok yerde olduğu gibi kapı tokmakları, kapılar, pencereler ilginç kareler oluyor bizler için. Bir saatten fazla köy içinde dolaşıp fotoğraflar çekiyoruz. Kapı önlerinde konuştuğumuz köy sakinlerinin kışları İstanbul’da oturduklarını yazın buraya geldiklerini öğreniyoruz, birçok Anadolu köyünde ve kasabasında olduğu gibi. Çoğu emekli olan köy sakinleri, yazları köylerine özlemle geliyorlar.



2 Haziran Salı günü kahvaltı sonrası Sıtkı hocamız ile Kemaliye’de buluşuyoruz. Bugün Karasu’nun karşı yakasındaki köyleri gezmeyi planlıyoruz. Karasu üzerindeki köprüden geçerek ilk olarak Yaka köyüne geliyoruz. Buradaki çeşmeden su içip yolumuza devam ediyoruz. Bu defa Karasu’yun karşı yakasından Kemaliye’ye bakıyoruz. Virajlı yollardan Yeşilyamaç köyüne ulaştığımızda burada gözlerimize inanamıyoruz. Tepenin başında manzarası güzel bir noktada barbeküsü, tuvaletleri, masaları, bankları ile bir park var. Bu park köyden İstanbul’a giden bir iş adamı tarafından yaptırılmış. Burada, çantamızda mevcut puaça ve kekleri yiyor, termosumuzda demlediğimiz çayı içiyoruz, Sıtkı hocamızın sohbeti eşliğinde. Köyde sadece İstanbul’dan gelmiş emekliler var. Bizim oralarda, köyde yıl boyu kalan bir kaç hane, bu yazlıkçılara göçmen kuşlar diyor. Uzakta karlı Munzur dağı görüntüleri eşliğinde Yayladamı, Aslanoba ve Dolunay köylerini geçerek Başpınar kasabasına kadar gidiyoruz. Burası eski Bakanlarımızdan Ali Coşkun’nun köyü. Burada, yine göçmen kuşlara rastlıyoruz, ikram ettikleri çayı içiyoruz. Sıtkı hocamızın ilk öğretmenlik yaptığı kasaba olduğunu öğreniyoruz ve orada eski öğrencilerine rastlıyoruz. Bir daire çizerek baraj üzerinde meşhur valilerimizden merhum Recep Yazıcıoğlu köprüsünden geçerek Elazığ, Malatya yoluna ulaşıyoruz. Akşam yemeğimizde Özden tesislerinde alabalık yiyoruz. Daha sonra Apçağa köyündeki konağımıza dönüyoruz. Ertesi gün Karasu’da rafting etkinliği var.


3 Haziran Çarşamba günü biraz uyuyup dinlenmeyi tercih ediyoruz. Yine muhteşem bir kahvaltı sonrası Kemaliye’ye gidiyoruz. Yüksel bey burada kalıp Nüfus dairesine gitmek ve Kemaliye’den Tarsus’a göç eden büyük dedesinin izini bulmak istiyor. Biz festival organizasyonu tarafından temin edilen araçla rafting botlarına bineceğimiz yere kadar Taşyolu boyunca gidiyoruz. Kemaliye’nin 130 yıllık rüyası Taşyolu, büyük emek ve para harcanarak yapılmış, Karanlık Kanyon boyunca giden kayalara oyulmuş tünellerden oluşuyor. Çıkan hafriyat, tünellerden nehre doğru açılan pencerelerden nehre atılmış, bu pencereler tünellere aydınlık ve hava sağlıyor. Botlara bineceğimiz noktaya geldiğimizde araçtan inip çarşaktan aşağıya doğru iniyoruz. Yaklaşık 70-80 kişi kano ve botlara binmek için bekliyor. 8 kişilik bir bot ayarlayıp en son çıkmayı planlıyoruz. Fotoğraf makinalarımız yanımızda ve onları sudan korumak istiyoruz. Kanyon boyunca su durgun olduğu için kürek çekmeden yol alamıyoruz. Kanyon boyunca yer yer derin vadilerden Karasu’ya karışan dereler var. Buralarda, su berrak ve çok soğuk.

Bir ara Pelin küreği ile birlikte bottan atlıyor serinlemek için. Su diz boyu fakat çok soğuk, görüntü ise biraz anlamsız gibi, dizlerine kadar su için de bir kız ve elinde rafting küreği. Hemen fotoğrafını çekiyoruz, isim İbrahim beyden geliyor “avare kasnak”. Karanlık kanyon boyunca orada yapılabilecek doğa sporları etkinlikleri ile ilgili projeler üretiyoruz namı diğer biraz geyik yapıyoruz kendimizce. Tünellerden açılan pencerelerden nehre doğru atılan hafriyat kalıntıları buradan çok kötü görünüyor. Adeta bir doğa katliamı. Nehirde bizden başka bot kalmamış. Yaklaşık 2 saat sonra bizi merak ediyorlar ve motorlu tekne ile almaya geliyorlar. Artık kürek çekmemize gerek yok, motor gücü ile uçuyoruz sanki. Ben, geçtiğimiz yıl Fırtına deresinde rafting yaptığım için raftingin ne deli bir spor olduğunu yaşamış ve bu nedenle motorlu botla gezelim önerisinde bulunmuştum. Bu sayede benim isteğim de gerçekleşmiş oldu. Nehir kıyısına yakın, yeni açılan yüzme havuzu yanındaki restoranda alabalık yiyoruz. Sahibi İstanbul’da oturuyormuş, o da göçmen kuşlardan. Kemaliye’ye dönüp biraz çınar altı keyfi yapıyoruz. Bu akşam bir dostunun bağ evinde misafir olarak kalan Sıtkı hocamızın davetlisiyiz. Bize mangal yakmaya söz verdi. Akşam mangal ve ızgaralar eşliğinde sohbetle geçiyor. Ertesi sabah tekrar buluşup Sıtkı hocamızın köyüne kadar gideceğiz.

4 Haziran Perşembe günü sabah erken kalkıp hemen yandaki büyük bir kaya üzerine yapılmış, ev sahibimiz Ahmet Berkay’ın akrabasına ait evi fotoğraflamaya gidiyoruz. Zemin kattan girince karşımıza çıkan merdiven yerli kayaya oyulmuş. Merdivenin köşesindeki soku taşı yine sabit, yani yerli kayaya oyularak yapılmış. Merdiven dönüşündeki sahanlık yine ana kayanın bir parçası. Ana girişin hemen sağındaki mahzenin yarısından öncesi kaya zemin ve sonrası kayanın yükselen bir parçası. Merdiven başındaki oda küpler ve sandıklarla dolu. Küçük bir pencereden sızan ışık küpler üzerinde hoş görüntüler oluşturuyor. Büyük salonda eşyalar (yatak, yorgan vs) bir masa üzerine yığılmış. Kapalı kepenklerden sızan güneş yine hoş. Direkte bir takvim, yıl 1974’ü gösteriyor, üzerinde Sıtkı Fırat’ın bir fotoğrafı. Köşede yatak dolabı veya banyo. Kemaliye’de salonlarda mevcut yatak dolapları aynı zamanda banyo. Yatağı çıkardıktan sonra kalan masa benzeri yükseltiyi açtığınızda altından banyo çıkıyor. Salonun üç yanı sedir, pencerelere zıt yüzeyde işlemeli ocakbaşı. Salonun girişi ve teras zemini iri çakıl taşlarından yapılmış. Sulanan zemin taşları arasında kalan su nem sağlasın diye yapılmış. Eskiden açık olan tüm teraslar, günümüzde oluklu saçla kapatılmış. Eğer böyle yapılmamış olsa, bu evlerden birçoğunun günümüze kalamayacağı söyleniyor.

Kahvaltı sonrası bizi almaya gelen aracımızla Apçağa köyü meydanında buluşup Dutluca’ya doğru yöneliyoruz. Yüksel bey büyük dedesinin izini bulamadı fakat birkaç yıl önce babasının gelip burada misafir kaldığı aileyi bularak onlarla sohbet etti. Bugün sabah Elazığ üzerinden uçakla Ankara’ya dönecek. Bugün Karasu’yun beri yakasında olacağız. Ergü, Kozlupınar, Yeşilyurt köylerinden sonra, Hıdır Abdal Türbesi, Müzesi, Helikopter pisti ile modern bir köy olan Ocak köyüne geliyoruz. Burada öğle paydosu sonrası açılması için Müze görevlisini bekliyoruz.



İstiklal savaşından birçok belgenin de bulunduğu köy Müzesini ilgi ile geziyoruz. Dutluca kasabası sonrası Kekikpınarı köyüne yöneliyoruz. Burada Muhtar bizi alabalık çiftliğine götürüyor ve muhteşem lezzetli alabalık yiyoruz. Dönüşümüzde Efeler köyünden evimize getirmek üzere keçi peyniri alıyoruz. Burada Boylu ve Adak köylerini geçerek Sıtkı hocamızın köyü Akçalı’ya geliyoruz. Köyün karşı kıyısına geçip köyü arkamıza alarak gurup fotoğrafı çekiyoruz. Sıtkı hocam heyecanlı, köye karşı eskiden keçilerin tuz yaladığı tuz kayası üzerinde oturmuş fotoğraf çektiriyorken. İşte diyor şu karşıda, hemen arkadaki ev bizim evimizdi. Yetmiş küsur sene önceki anılarına dönüyor. Köy odasında bizim için hazırlanan börek ve çay sonrası Sıtkı hocamızı ve Muammer beyi burada bırakarak Apçağa köyüne dönüyoruz. Onlar ertesi sabah Ankara’ya dönecekler. Biz Cuma günü de Kemaliye’deyiz.



5 Haziran Cuma Kemaliye’de son günümüz. Sabah kahvaltısı sonrası İbrahim bey yandaki ev sahibimiz Ahmet Berkay’ın akrabasına ait eski ev içinde fotoğraf çalışmak istiyor. Bizde Necip bey ve Sabiha hanımla iki gün önce belirlediğimiz patikayı yürümek istiyoruz. Patika yaklaşık olarak 45 dakika da yürünebilecek uzunlukta. Fakat biz iki buçuk saat gibi bir sürede yürüyebiliyoruz. Çiçekler, böcekler, kelebekler o kadar çeşitli ve rengarenk ki adeta ilerleyemiyoruz. Sırakonkalar’a vardığımızda uzaklardan gök gürlemesi seslerine benzer sesler geliyor. Fakat, biz güneşli havaya aldanıp yağmura ihtimal vermiyoruz. Sırakonaklar’ı geçip yukarıdaki mağaralara doğru yöneliyoruz. Fakat burada yol asfalt olduğu için ilgimizi çekmiyor. Dönüşe geçtiğimizde gök gürlemeleri artıyor ve hava kapatmaya başlıyor. Durumun ciddiyetini anlayıp hızlanıyoruz. Sırakonaklar’da dikkatimizi çeken bir konak sahibi bizi evine davet ediyor. Evin içini görüp fotoğraflamadan edemiyoruz. Evden çıktığımızda hızla patikaya girip bu defa vakit kaybetmeden Apçağa köyüne dönüyoruz.


Ayşe hanım bizim için yemek hazırlamış. Çantalarımızı hazırlayıp yemek sonrası iyi dileklerle ayrılıyoruz. Bu arada yağmur yağıyor. Geçtiğimiz bir hafta boyunca Kemaliye’de şanslı idik hava açısından. Artık hava da bize gidin diyor adeta. Kemaliye’de çınar altında oturamıyoruz, kapalı bölüme geçmek zorunda kalıyoruz, hava serinledi ve yağmurlu. Trenimize 20:30 da Bağıştaş istasyonundan bineceğiz. Posta minibüsüne biniyoruz Bağıştaş’a gitmek üzere. Tesadüfen Kemaliye Belediye Başkanı da Bağıştaş’a gidiyor. Yol boyunca Kadıgölü çayı üzerinde neden jeneratör yok, Karanlık kanyonda doğa sporları etkinlikleri için nelerin yapılabileceği konularında düşündüklerimizi soruyoruz Başkana. Verilen cevaplar bizi mutlu ediyor. Karanlık kanyon için projeler hazırlanmış Avrupa Birliğinden yanıt bekleniyor, jeneratör için gerekli girişimlerde bulunulmuş ve en önemlisi Kemaliye için yol projeleri yapılmış. Trenimiz saatinde geliyor. Güzel bir gezi yapmış olmanın hazzı ile 15 saat yolculuk bizi yormuyor. 6 Haziran Cumartesi öğle sonrası Ankara’ya geldiğimizde yine yollar kalabalık yine trafik sıkışık. Nerden geldik buraya demekten kendimizi alamıyoruz.
Kemaliye Doğası’ndan seçmeler;
























ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA
Orda bir köy var, uzakta
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de, tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür.
Orda bir ev var, uzakta
O ev bizim evimizdir.
Yatmasak da, kalkmasak da
O ev bizim evimizdir.
Orda bir ses var, uzakta
O ses bizim sesimizdir.
Duymasak da, tınmasak da
O ses bizim sesimizdir.
Orda bir dağ var, uzakta
O dağ bizim dağımızdır.
İnmesek de, çıkmasak da
O dağ bizim dağımızdır.
Orda bir yol var, uzakta
O yol bizim yolumuzdur.
Dönmesek de, varmasak da
O yol bizim yolumuzdur.
Ahmet Kutsi TECER Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.