e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü
Tralleis’de ilk kazılar, 1888 yılında Alman Orient Komitesi adına Von Kaufmann başkanlığında, Carl Humann ve William Dörpfeld yönetiminde Apollon başının bulunduğu alanda, tiyatro ve gymnasiumda gerçekleştirilmiştir.
1902 yılında İstanbul İmparatorluk Müzesi başında bulunan Osman Hamdi Bey, görevlendirdiği kardeşi Halil Edhem Bey’i Tralleis’de kazılar yapmak üzere Aydın’a göndermiştir. (1)
Dünyanın birçok müze ve özel koleksiyonlarında, Tralleis’den gitme heykeltıraşlık eserlerinin yer alması, kentin büyük heykeltıraşlar yetiştiren bir okulun bulunduğu ve buna bağlı olarak gelişen bir heykeltıraşlık ekolünün varlığı anlaşılmıştır.
Tralleis, Helenistik ve Roma döneminde sağlam temellere dayalı politikası ve güçlü bir ekonomiye sahiptir. Bergama, Efes, Milet, Kyzikos gibi önemli merkezler arasına girerek, onlara eşdeğer kabul edilmiştir.
Antik kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, Tralleis’in en ünlü yontucuları Artemidoros’un oğulları Apollonios ve Tauriskos adlı kardeşlerdir. Bu iki yontucu yaptıkları ünlü ve anıtsal Dirke Grubu adlı eserleriyle antik dönemde büyük bir şöhrete ulaşmışlardır. Bu iki yontucu dışında Plinius’un bahsettiği Tauriskos’un oğlu Apollonios da bu alanda önemli eserler ortaya koymuştur.
Antik kaynaklar haricinde arkeolojik belgelerle de Tralleisli yontucuların veya Tralleis yontuculuk ekolünün en azından MÖ.2.YY’da varlığı ortaya çıkmakta ve bu ekolün devamlı faaliyette bulunduğu kanıtlanmaktadır.
Tralleisli yontucular hem Anadolu’da hemde Rhodos Adası’nda çalışmış ve büyük bir şöhrete ulaşıp, daha sonraki devrin sanatını ve sanatçılarını etkilemişlerdir. Gerek antik kaynaklar, gerekse arkeolojik verilere göre Tralleis, Helenistik dönemde yeterince yontucu yetiştirmiş ve yontuculuk ekolünü geliştirmiştir. Bu ekol, Roma İmparatorluğu zamanında gelişen ve büyük bir şöhrete ulaşan Aphrodisias ekolünün kuruluşunda da etkili olmuştur.
Tralleis’ten bugün ayakta kalan en önemli yapı, bugün “Üç Gözler” olarak bilinen İS.II Yüzyılda yapılmış Gymnasion’a ait tonozlu yapının kalıntısıdır.
ARSENAL
Arsenal’in, çağlar boyu askeri garnizon kenti olan Tralleis’in önemli bir askeri yapısı olduğu iddia edilmiştir. Gymnasium’un
Üç katlı yapının birinci katı Helenistik dönemde yapılmış, sonraki dönemlerde ikinci ve üçüncü katlar da eklenerek yapı anıtsal boyutlar kazanmıştır. Arsenal yapısının girişinde yer alan girişler, tünellerle şehrin önemli merkezlerine, akropole ve askeri yapılara bağlanmıştır.
Tünel yükseklikleri ihtiyaca göre belirlenmiş olup, bazı yerlerde
Arsenal olarak tanımlanan yapıya bağlı tünellerden yaklaşık 1000 metrelik bir bölüm açılmış olup, şimdiki Aydın ilinin kent merkezinin altına kadar ilerlemektedir. Geri kalan bölüm henüz açığa çıkarılmamıştır.
Arsenal bugün için güvenlik nedeniyle ziyarete kapalıdır. Tralleis kazılarının tekrar başlaması ile Arsenal’in gizemi de çözülebilecektir.
Mesogis Dağları’ndan çıkan irili ufaklı derelerle beslenen Tralleis kenti, güneyinde yer alan Menderes Nehri’nin suladığı zengin alüvyonlu topraklar sayesinde tarih boyunca zenginlik ve refah içinde yaşamını sürdürmüştür.
Bu zenginlik ve ekonomik güçlülük de kültür ve sanatın gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Ve Tralleis uygarlığın ve aydınlanmanın önemli bir merkezi olmuştur…
APHRODİSİAS
Aydın'ın Karacasu ilçesi yakınlarında bir antik kenttir. Tanrıça Afrodit adına kurulmuştur. Tunç çağından Bizans dönemine değin (M.Ö. 2800 - M.S. 220) büyük bir yerleşim merkeziydi. Arkeolojik kazılarda Afrodit tapınağı, odeon, stadium ve agorası, hamamları gün ışığına çıkarılmıştır.
Aphrodisias özellikle Roma çağında Aphrodithe tapınımı ile ünlenmiş bayındır bir antik kent, günümüzde ise çok iyi korunmuş anıt yapıları ile Türkiye’nin en önemli arkeolojik yerlerinden biridir.
Sonraki devirlerde üzerine tiyatro yapılan höyük, M.Ö. 5000’lere kadar giden Prehistorik bir yerleşmedir. M.Ö. 6. yüzyılda Aphrodisias küçük bir köydür. İlk Aphrodithe tapınağı da bu devirde yapılmıştır. Bu görünüm M.Ö. 2. yüzyılda ızgara planlı kentin kuruluşu ile değişmiştir. Bu devirde kentte, yaklaşık bir kilometrelik bir alana yayılmış 15000 civarında insan yaşıyordu.
Geyre evleri, görülmesi gereken ilginç yapılar arasındadır.
PRIENE
Aydın ili Güllübahçe beldesi yakınındadır. Priene’de Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazı ve araştırma çalışmaları yürütülmektedir. Varlığı M.Ö. 2. bin yılına kadar uzanan şehrin ilk kuruluşu hakkındaki bilgilerimiz hâlen varsayımlara dayanmaktadır. Helenistik dönem boyunca şehir Ptolemaic ve Seleucid Krallıklarının ve Pergamum Krallığı’nın yönetimi altına girdi. M.Ö. 133’de Pergamum Kralı II. Attalus’un ölümünden sonra toprakları kendi isteğiyle Roma’ya eklendi ve böylelikle Priene Roma egemenliği altına girdi. Bizans döneminde şehir piskoposluktu. Bulgular, İmparatorluğun çöküşüne kadar yerleşimin devam ettiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemin sonunda ise, Priene tamamen terk edilmiştir
Priene eski şehir plânlamacılığının en güzel örneğidir. Şehir, Miletli mimar Hippodamus tarafından geliştirilen “grid sistemi” ile inşa edilmiştir. Genellikle
MİLET
Milet, Aydın ili, Söke ilçesi sınırları içerisinde Söke’ye
Milet’te ilk kazılar 1899’da Th. Wiegand tarafından başlatılmış ve 1938’e kadar devam etmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tekrar başlatılan çalışmalar hâlen kazı ve onarımlarlarla Alman uzmanlar tarafından sürdürülmektedir.
Milet, kuruluşunda bir liman kenti olmakla beraber, Büyük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla liman doldurulduğu için bugün denizden içeride bulunmaktadır. Kentte ızgara plân uygulanmış ve yapılar bu plânın öngördüğü biçimde konumlanmışlardır. Kentte bulunan yapılar arasında 15.000 kişilik kapasitesi olan ve son yıllarda onarılmaya başlanan Roma çağı yapısı Tiyatro, M.S. 1. yüzyılda inşa edilmiş Roma Hamamları, ana dini merkez olan Delphinion, Kuzey Agora, M.S. 1. yüzyıla ait Ionik Stoa, Capito hamamları, Gymnasium, 2. yüzyılda inşa edilen Bouleterion, 164x196 m. boyutlarındaki Güney Agora, M.S. 2. yüzyılda yapılan Faustina Hamamı önem kazanır.
DİDİM
Aydın ilinin Didim ilçesi sınırları içerisinde yeralan Didyma, Apollon Tapınağı ile ünlüdür.
Didim’deki ilk kazılar 1858’de İngilizler tarafından Newton’un başkanlığında yapılmış. 1905’te Th. Weigand yönetiminde başlatılan kazılar sistemli temellere dayandırılarak 1937’ye kadar sürdürülmüştür. Bu dönemde tapınağın büyük bir kısmı ortaya çıkmıştır. Kazı ve araştırma çalışmaları Alman uzmanlar tarafından hâlen sürdürülmektedir.
Didymaion, Miletus’a bağlı bir kâhinin ikamet yeri ve mabet olarak bilinir. Son kazılardan Didyma’nın sadece bir kâhinin ikametgâhı değil, aynı zamanda yoğun bir yerleşim yeri olduğu da anlaşılmıştır.
Arkaik tapınağın yapımına M.Ö. 6. yüzyılın ortalarında başlanıldığına ve yapımının aynı yüzyılın sonlarında tamamlanıldığına inanılır. Helenistik tapınağın yapımına, Büyük İskender’in Perslere karşı elde ettiği zaferden sonra başlanılmıştır. Ancak, kalıntılardan bu Helenistik tapınağın yapımının tamamlanmadığı anlaşılmaktadır.
AYDIN ve OSMANLI DÖNEMİ
NASUH PAŞA KÜLLİYESİ
18.yüzyılın ilk yıllarında inşa edilmiş Zincirli Han, Paşa Hamamı, Osman Ağa Medresesi ve mescitten oluşmuştur. 1708 yılında Nasuh Paşa tarafından yaptırılmıştır.
ZİNCİRLİ HAN
Hanın kapısı üzerinde yer alan kitabesinde;
Cenab-ı Hazret-ı Zişan Nasuh Paşa kim ki hayrat için vaz-ı müessir etmiş hak,
Bu hanı bi bedel eyledi bina el hak, Güzelhisar’a güzel verdi zineti dilcu
Gör bu han-ı şud derya bugün der tarih
Acep bina ve acep han-ı bi bedeldir bu
Çapraz tonozla örtülü giriş mekanının kuzeyinden sivri kemerli avluya girilmektedir. 23x28 metre boyutlarındaki avluya zemin zemin katta 18, bi-rinci katta 26 oda açılmaktadır.
Avlunun güneydoğu köşesinden bir koridorla küçük avluya geçilmektedir. Yuvarlak tuğla kemerlerle iki bölüme ayrılmış küçük avlu, han duvarları kuzey ve doğu yönlerindeki istinat duvarları ile çevrilmiştir. Bu bölümde kime ait olduğu belli olmayan mezar taşları vardır.
Zemin kat odalarının kireç taşı söveli kapı ve pencereleri bulunmaktadır. Pencereler düz, kapılar sivri kemerlidir. Odaların yan duvarlarında konsol taş üzerine oturmuş tuğla kemer alınlıklı, yanında niş olan ocak bulunmaktadır.
TÜRKİYE’DEKİ İLK DEMİRYOLU AYDIN-İZMİR ARASINDA DÖŞENMİŞTİR
DEMİRYOLU İLE GELEN EKONOMİK CANLILIK (1853)
Aydin ilinin ekonomik yapısının gelişmesinde en belirgin adım, Aydın-İzmir demiryolunun yapılmasıdır. Amerikan iç savaşının başlamasıyla İngiliz tekstil sanayisinin pamuk ihtiyacını karşılamak için pazar arayışları Batı Anadolu’yu ve Aydın-İzmir demiryolunu gündeme getirmiştir. 1853 yılında Robert Wilkin adlı bir İngiliz işadamının başlattığı demiryolu inşaatı ile ilgili girişimler sonuç vermiş ve Aydın demiryolu şirketi tarafından 7 Haziran
KIZILCAPINAR
“Bahçede bir ağaç meyve vermezse
Onu da kökünden sökmek isterler
Yeşerip biterse dikenli çalı
Ondan koklamaya bir gül isterler” (5)
“İnançlar en su katılmamış düşünce varlıklarımızdır. Onların özünde kolay kolay değişmeyen, boyası değişse bile yapısında kendini sürdüren bir yaşama gerçeği gizlidir. Bu gerçek bize Anadolu’da bir kopuşun olmadığını, içten gelen bir kök bulunduğunu gösteriyor” (6)
KUŞADASI – GÜVERCİNADA
Ege sahillerindeki binbir sürprizden biri olan Güvercinada, Kuşadası’nın hemen kıyısında yer alan küçük bir adadır. Bir mendirek ile sahile bağlanmıştır. Sarp kayalar üzerine inşa edilmiş Bizans kalesi, Osmanlı İmparatorluğu zamanında, Mora isyanı sırasında adalardan gelecek saldırılara karşı bir ileri karakol görevi görmüştür. Burası ayrıca korsanlara karşı da kullanıldığından halk arasında “Korsan Kalesi” adı ile de anılmaktadır. Adanın en yüksek yerindeki kule, muhafızların bulunduğu gözetleme yeri olarak kullanılmıştır.
Kuşadası'nın ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemekte ise de, Kuşadası yakınında Yılancı Burnu denilen yerde, Efes'e bağlı Neopolis ismi ile İyonlar tarafından kurulduğu sanılmaktadır.
Şehir daha önce, Pilavtepe eteklerinde, Andızkulesi denilen yerde kurulmuştur. Bir müddet sonra Bizanslılara ait olan bu kıyılara Venedik ve Cenevizliler, ekonomik bakımdan egemen olmuşlardır. Ulaşım güçlükleri nedeni ile Kuşadası; Andızkulesi mevkiinden alınarak bugünkü yerinde Yeni İskele (Scala Nuova) adı ile kurulmuştur.
Kuşadası'nın adını verdiği Kuşadası Körfezi ve yakın çevresi, sanat ve kültür merkezleri olarak bilinmektedir ve ilk çağlardan beri birçok farklı medeniyeti barındırmıştır.
Kuşadası, antik çağlarda Anadolu'nun Akdeniz'e açılan başlıca limanlarından biri idi. O devirde Neopolis adı ile anılıyordu. M.Ö. 7.yy.da başkentleri Sardes olan Lidyalılar yöreye hakim olmuşlardır.
M.Ö. 546'da başlayan Pers hakimiyeti, M.Ö. 334'de Büyük İskender'in tüm Anadolu'yu ele geçirmesine kadar devam eder. Bundan sonra Anadolu'da Yunan medeniyeti ile yerli Anadolu medeniyetinin sentezi olarak yepyeni bir çağ, yepyeni bir sanat ve kültür anlayışı hakim olur ve bu çağ "Helenistik Çağ" adı ile anılır. Efes, Milet, Priene ve Didim bu devrin en ünlü şehirleridir.
Kuşadası, 1413 yılında 1.Mehmet (Çelebi) tarafından Osmanlı egemenliğine katılmıştır. Bu tarihten sonra, şehir tamamen Türklerin elinde kalmış ve Türklerin yaptığı eserlerle dolmaya başlamıştır. Bunlardan bugünkü Kervansaray ve Kuşadası'nı çeviren surlar, Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.
GÜMRÜK ÖNÜ HANI
Kimin tarafından yaptırıldığı bilinmeyen yapının mimari karakterinden 15-16 Yüzyılları arasında yapıldığı anlaşılmaktadır.(7) Gümrükönü mahallesindedir.
Gümrükönü Hanı, restorasyon pragramına alınmış olup çalışmalar devam etmektedir.
Aydın, eski adıyla Tralles şehri, 1177 yılının Ağustos ayında fethedildi, böylece Selçuklu topraklarına katıldı. O günden sonra şehrin adı "Güzel Hisar" oldu.
Tralles, Aydın dağlarının ovaya bakan dik yamaçlar ve derin vadilerle çevrili düzlüğünde kurulmuştu. Tralles, "güçlü, bayındır" anlamına geliyor ve Ege Bölgesi’nin en güzel şehirlerinden biri olarak tanınıyordu. Malazgirt Savaşı'ndan sonra Türk akıncıları Ege'ye kadar uzanmış, hatta İzmir'i fethetmişlerse de Tralles'in fethi, ancak Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan'ın eliyle mümkün olabilmiş, ad değiştirmişti.
Aradan yıllar geçti. Güzelhisar birkaç kez el değiştirdi. Selçukluların, son yıllarında Menteşeoğulları Beyliği’nin kurucusu Menteş Bey’in eline geçen Güzelhisar, 1310 yılında Aydınoğlu Mehmed Bey'in idaresine girdi, hatta Aydınoğulları Beyliği’nin merkezi oldu. Mehmed Bey, dedesi Aydın Bey'in adını "Güzelhisar" ın başına ekledi, şehrin adı şimdi "Aydın Güzelhisarı" olmuştu. Bu adla tanındı, son yüzyıllarda da sadece Aydın dendi.
Osmanlı hamamlarının ilgi çekici örneklerinden biridir. Çifte hamam olarak inşa edilmiştir. L biçiminde olan kadınlar bölümü erkekler bölümünden daha küçüktür.
Duvarları moloz taştandır, kemerlerde tuğla kullanılmıştır. Duvarlar her iki bölümde de düz saçaklarla sonuçlanmakta olup, yalnızca soyunmalıkların kubbe saçakları, kirpi saçak biçimindedir.
Kare planlı kadınlar soyunmalığının kubbesi tuğladandır. İç bölümde geçişi sağlayan trompların içi yivlerle süslüdür. Soyunmalıktan kemerli niş içinde yer alan kapı ile iki bölümlü ılıklığa, oradan da sıcaklığa geçilir. Burası dikdörtgen biçiminde, iki sivri kemerle üç bölüme ayrılmıştır. Ortası kubbe, yanlar tonozla örtülüdür.
Güney cephesinden girilen erkek soyunmalığı ise kare planlıdır. Üzeri kubbe ile örtülü bölümün trompları dilimli ve baklavalıdır.
Erkek soyunmalığının etrafında şekiller bulunmaktadır. Orijinal durumundaki şekillerin ortasında 12 kenarlı mermer havuz bulunmaktadır.
Sıcaklık mekanında ortada kubbeli bir mekan bulunmaktadır. Bu mekanın dört kenarında aynalı tonozlarla örtülmüş eyvanlar ve bunların köşelerinde kubbeli halvet odaları vardır.
EFE ve EFE KÜLTÜRÜ
Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde batı Anadolu'da yaygınlaşan çetecilere "EFE" denilmiştir. Genelde, Ege kırsal alanında tek tek ya da gruplar halinde yasayan gözüpek dürüst, mert kişilerdir. Başkanları "Efe", yardımcıları "Zeybek" ve "Kızan" adıyla anılır. Efelik 10.y.y.' in sonunda Yusuf Paşa ile başlamış olup, en bilinenleri, 17.y.y. da Sivri Bölükbaşı, 19.y.y. da Atçalı Kel Memet ve nihayet 20.y.y.'da Yörük Ali' dir. Bu efeler adaletsizliğe ve haksızlığa uğradıkları gerekçesiyle hükümete başkaldıran silahlı eylemcilerdir. Zenginden alıp fakire vermişler, milli mücadele yıllarında kurtuluş yanlısı savaşçılar olmuşlardır. Milli mücadele yıllarında bölgenin Yunanlılarca işgali karşısında yörenin yurtsever asker, aydın ve din adamları efeleri yurt savunmasına davet etmişler ve Yörük Ali Efe grubu oluşturulmuştur. Az sayıda, dağınık halde Yunan askerleriyle mücadeleye giren Yörük Ali Efe ile birlikte Demirci Mehmet Efe ve maiyetindekiler giderek artan direniş göstermiş ve Yunan askerlerinin geri çekilmelerini sağlayarak çok etkili olmuşlardır.
Efeler akşama doğru dağdan indiler..
Aydın eşrafından Solakların İbram Ağa’nın çiftliğinde yaptığı zulümlerin diyetinin ödeneceği gündür bugün. İbrahim Ağa’ya daha önceden haber gönderilmiş ve gece 03:00 'de çiftliğine gidilecektir.
Tralleis harabelerinden aşağı inilir, Zincirli Han’a gelinir. Tertip alınır hemen handa ve beklemeye başlanır. Zeytin odunları çıtır çıtır yanarken, sessizlik hakimdir. Hancı ve hancının kedisi de sinmiştir kenara..
Gecenin sessizliğinde zeybekler ve kızanlar kendi arasında sessizce söyleşir.
Bu gece efeye kızanlar da katılır. Kızan olmak kolay değildir. Efe olmak için önce kızan daha sonra da zeybek olmak gerekir. Efelik ise en sonra gelir.
O gece kızanlığa geçiş için gençler sırayla efenin yanına gelir. Efe, zeybekler ve diğer kızanlar oturmaktadır. Kızan efenin yanına gelir;
- “Bu koca dağların sahibi kim?
- Erimiz!
- Yiğiti kim?
- Efemiz!
- Yiğit kime derler?
- Sözünde durana, efesiyle ölene !
- Korkak kime derler?
- Sözünden dönüp, aman diyene!
- Varyemezlere acımalı mı, dayak mı haktır?
- Dayak haktır!
- Susuz derelerde kavak biter mi?
- Bitmez.
- Bitkisiz diyarlarda duman tüter mi?
- Tütmez.
- Adem kuşağına bel bağlanır mı?
- Bağlanırsa ağlanır.
- Yiğitlerde ne yoktur?
- Merhamet yoktur.
- Şeytan'a bel bağlanır mı?
- Yardımcımızdır bağlanır!
- Sözünde durmayan kahpe bacının kızanı olsun mu?
- Olsun.
- Şu dualı yatağan böğrüne batsın mı?
- Batsın.
- Doğru söylediğine Nasuh tövbesi olsun mu?
- Olsun.”
..der ve kızanlığa geçerler.
AMA HER EFENİN ARKASINDA GÖZÜ YAŞLI KADINLAR KALIR...
Ya anası, ya bacısı, ya karısı…
EFE SAATİNE BAKAR VE VAKİT GELDİ DER…
Efe, zeybek ve kızanlar handan çıkmaya hazırlandıkları sırada, Solakların İbram Ağa ve adamları hana baskın yaparlar. Her taraf toz dumandır. Efe tüm tertibatı almasına rağmen pusuya düşürülmüştür. Çatışma başlar.
İbram Ağa’nın adamları efe ve kızanlardan sayıca üstün olmalarına rağmen çatışma tüm hızıyla sürer. İbram Ağa yine kalleşliğini yapar, çatışma sürerken hanı ateşe verir...
Efe dürüsttür, delikanlıdır.
Efe sözünü bilir, sözünü tutar. Başkalarından da bunu ister.
Efe ihanetin hesabını sorar.
Efe cesurdur, hakkına sahip olur, hakkını yedirmez.
Efe ezilene sahip olur ve korur.
Efe’nin mekanı dağlardır.. Mavi gökyüzü ve yeşil ormanlar onun için hep özgürlüğü anlatır.
Yine dağlara yol gözükmüştür.
Efe, zeybek ve kızanları ile İbram Ağa ve adamlarının baskınını püskürtür, hepsi ölmüştür. Bu arada kızanlardan da iki kayıp vardır.
Yine dağlara der Efe..
Zincirli Han’ın kuzeybatısındaki mescitin arasından dağlara yönelirler...
Hava ağarmak üzeredir... Dağların dorukları ise hala pusludur...!
Akın YAKAN Hakkında
1988 yılından itibaren müzikle ilgilenmiştir. Birçok bestesi ve tiyatro oyunları için hazırladığı müzikler bulunmaktadır.
Sanatçının yurt içinde kişisel ve karma sergileri açılmıştır.
İletişim
E posta : ayakan@ttnet.net.tr
Kaynaklar :
(1) Rafet DİNÇ, “Trallesi”, Arkeoloji ve Sanat Yayınları.
(2) Ramazan ÖZGAN, “Yunan ve Roma devri Tralleis Heykelkeltraşlığı”
(3) Osman SAÇIKARA, Karacasu’nun Afrodisiası.
(4) Mehmet YALDIZ, Güneşin ve Suların Ülkesi.
(5) Bayram Kemancı
(6) İsmet Zeki Eyüboğlu. Tanrı Yaratan Toprak. İstanbul 1990.
(7) Vakıflar Genel Müdürlüğü, 1983.
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.