Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > EYLÜL 2008 SAYISI - SEPTEMBER 2008 ISSUE > Ali Alışır : Düşlerin Konukları : İlahi Dali
Ali Alışır : Düşlerin Konukları : İlahi Dali

İLAHİ DALİ!


 

Elimde şuan çok enteresan bir kitap var. Gerçeküstü akımın öncülerden Salvador Dali’nin hayatının bambaşka yönlerini ortaya koyan Stan Lauryssens’inyazdığı “Dali ve Ben” adlı kitap. 2009 senesinde muhtemelen kitaptan uyarlamayla Alpacino yu başrollerde Oscar adayı olarak göreceğimiz sürükleyici ve bambaşka bir yapıt. Kitap şimdiden İspanya ve İtalya’da ortalığı bayağı bir karıştırdı. Özellikle kitap Dali’nin müzelerdeki eserlerinin bile bizzat kendi elinden çıkmadığı iddiası taşıyorsa! Eğer iddialar doğruysa birkaç sene sonra sanat dünyasındaki karışıklığı siz düşünün!

 

Şimdi diyebilirsiniz ki bizim fotoğraf dergisinde Dali ile ne işimiz olabilir. Şöyle ki Fransız Şair, yazar Alain Bosquet’in on seansta gerçekleştirdiği ve 1966’da ‘Entretiens’ adı altında kitaplaştırılan söyleşiden (şuan orjinali elimde bulunuyor) aktaracağım bölümler biraz Dali ve üçkâğıt olayına el feneri tutuyor. Ama kitabı da bir şekilde okumanızı tavsiye ediyorum. Biz fotoğrafçıları ilgilendiren bölüm ise Timothy Leary’in o meşhur sözüne dayanıyor:”Dali LSD kullanmayan tek LSD ressamdır”diye. Dali’nin resimlerini biran gözünüzün önüne getirdiğinizde hepsinin birer renkli fotoğraf olma iddiasını sezersiniz. Aradan geçen o kadar rengarenk boyalı zaman dilimlerinden sonra acaba hepimiz birer teknolojik Dali’ye mi dönüşüyoruz? Aşağda okuyacağınız röportaj birazda “sanat ve sanatçı” olma kavramlarının çok ötesinde insan özü mü bünyesi mi sorusunu sormak için burada sizlerle. Ama gelin görün ki o bünye nelere kadir, nelere...

 

Alain Bosquet: Siz de kendinize İlahi Dali diyor musunuz?

 

Salvador Dali: İspanya’nın yaşayan en büyük yazarlarından biri bu adı bana yakıştırdı.”Dali’yi Raimond Lulle ile kıyaslamak lazım” diyor ve benim onun tecessümü olduğumu söylüyor. Ona Meczup Doktor Lulle ya da Melek Doktor denirdi. Bütün bunlar çok karmaşık olduğu için sonunda bana kısaca “ilahi” demeye başladılar.

 

Kim bunlar?

 

Daliciler.

 

Yani?

 

Onları prenslerle evlendirebilirim, kendileriyle bir film çevirebilirim ya da en azından beraber bir fotoğraf için poz verebilirim bahanesiyle bana yapışmaya çalışan varlıklar. İkbal avcısı bunlar, amaçlarına ulaşmak için her yolu mübah sayarlar.

 

Sizin ilahiliğinizi sömüren ikbal avcıları mı? Herhangi birisinin size sözüm ona bu ilahiliği atfetmesini bu kadar kolay kabul ediyor musunuz?

 

Ben kutsal bir domuzum. Mükemmelliğin simgesi domuzdur. Domuz cizvitçe, ikiyüzlülükle ilerler, ama dönemimizin pislikleri arasında asla geri gitmez. Ben Dalicileri pisliklerimle besliyorum. Aslında, bu ikbal avcıları tahayyül edebileceklerinizin en iyileridir.

 

Salvador, benim kuşağımdan bazı için neyi temsil ettiğinizi size gayet açık ve bir şekilde söyleyeceğim. Siz bizim için, gerçeküstücülüğün tehlikeli bir biçimde akademizme kaydığı bir dönemde “eleştirel paranoya” yı icat eden kişisiniz. Metamorfozu, yavaş yavaş başka bir şeye dönüşen nesnenin, farklı bir varlık haline gelen varlığın erotik metamorfozunu icat ettiniz.

 

Ya sonra?

 

Sonra, bizim için Dali’nin düşüş dönemi var. Örneğin Frankoculara sempati beslemekle suçlandığınız savaş yılları. Daha sonra, savaşın ertesinde, Paris’te çok sayıda düşmanınız oldu.

 

Haklısınız, ama bütün son dönem avant-garde gösterilerde, Cezanne’ın dağlarından ve elmalarından artık bıkan ressamlar, ideolojik bakımdan benim yanımda yer aldılar. Gerçeküstü dönemde daha, en büyük ressamın Cezanne değil, Meissoiner olduğunu düşünüyorum. Aguste Comte’un pozitivist dinini kurarken yazdıkları beni hep çok etkilemiştir. Bankacılar olmadan dünyayı kuramayacağımız değerlendirmesini yapıyordu. Ben de, kişisel ve mutlak iktidarım için temel olanın, çok para sahibi olmam olduğuna karar verdim. Paramı muhafaza ediyorum, çünkü eninde sonunda şu domuzu kış uykusuna yatırmak için bu parayı harcamam gerekecek! Eşi benzeri bulunmaz bir domuzum: General Franco bana yaşayan bir sanatçıya layık görülebilecek en yüksek nişanı, Katolik Isabelle haçını verdi.

 

Ve hiçbir rahatsızlık duymadan kabul ettiniz, öyle mi?

 

İki tane olsaydı keşke!

 

Kusurlarınıza bayılıyorsunuz.

 

Benim durumumda kusur söz konusu değildir. Politik tavrımı aydınlatalım. Her türlü müritliğe, aidiyete hep karşı oldum. Siz de çok iyi biliyorsunuz, herhangi bir örgüte girmeyi her zaman red eden tek gerçeküstücü benim. Hiç bir zaman ne stalinist oldum, ne de herhangi bir derneğe, şuna buna kandım. Falanj’ın önde gelen üyeleri benden ricada bulundular; ama ben asla angaje olmadım.

 

Sağcı bir insan olduğunuzu ve monarşiyi sevdiğinizi kabul edelim. Bu durumda, yılın yarısında ABD gibi, başarılı olup olmadığı bir yana, bir demokraside yaşamanızı çelişkili buluyorum.5.caddeyle 55.caddenin köşesinde lüks bir otelde oturuyorsunuz.

 

Benim olağanüstü etiğim asla çelişkiye düşmez. Nerede en çok para varsa, ben orda otururum.

 

Bunun için Amerikalıların arasında yaşamak mı gerekiyor? Biraz tesadüfen böyle oldu sanıyorum?

 

Orada yaşıyorum, çünkü ishal olmuş gibi akan bir dolar şelalesinin ortasındayım. Üstüne üstlük bilimsel teknolojide en devasa ilerlemelerin kaydedildiği biricik yer orası. Sibernetik orada insanın elinin altında. Şu sıralar benim yeryüzünde ölümsüz olarak kalmam için New York’ta çalışmalar yapılıyor. Kış uykusu konusunda, uzmanlar var oluşumu epey uzatabilecek karmaşık silindirler hazırlıyor benim için. Bunun insani bir şey olduğunu itiraf edin.

 

Ölüm karşısında titriyor musunuz? Kaçınamayacağınız bu mesele karşısında ortaya koyacağınız bir çözümünüz var mı? Varlığınızın bütün mekanik görünümlerinin tersine ölüm karşısında sükunet sahibi olup olmadığınızı merak ediyorum?

 

Çok küçücük çocukluğumdan beri, ne zaman bana ölümden kaçınılmaz bir olay olarak söz edilse, hep bunun bir yalan olduğunu haykırdım. Son anda her şeyin bir şekilde hallolacağını düşünüyordum. Hala da değişmedim. Kelimenin geleneksel anlamıyla ölümüme, yani çürümeye ve yokluğu inansaydım, yaprak gibi tir tir titrerdim ve iç sıkıntısı, kaygı yüzünden boğazımdan tek bir lokma geçmezdi.  Ama kesinlikle ölüme inanmıyorum.

 

Ne demek istiyorsunuz?

 

Tanrı tarafından bağışlanan bir lütuf olan imana sahip olmadığım için, kendimi araştırmalarıma, incelemelerime, kozmogonime ve içinde yaşadığım dönemin özel bilimlerinin bana verdiklerine teslim ediyorum ve onlara güveniyorum.

 

İmansız olduğunuzu söylüyorsunuz, ama vecibelerini en fazla yerine getiren Katoliklerden birisiniz?

 

Tabi kesinlikle. Bugün, Ölüler Günü olduğu için Corbusier’nin mezarına çelenk gönderdim, çünkü bir yandan ondan nefret ederim, ama öte yandan da müthiş ödleğimdir. Çünkü sonuçta, eğer öte dünya varsa, asgari düzeyde kendimi sağlama almak için belli protokole uymam gerek. Pascal gibi acı çekiyorum.

 

Pascal Tanrı’yla oldukça bayağı bir biçimde iddiaya tutuşuyordu, tıpkı sanki poker oynuyormuş gibi.

 

Pascal’ın Tanrıya hile yaptığını düşünüyorum. Ona göre insan sonsuz bir evrende bulunuyor ve bu evren sonsuz-küçük bir parçası haline geliyordu. İnsanın bilimsel iktidarına inanmıyordu. Bundan ötürü bilinçli bir dehşet hissediyordu. Dali bütün bu fikirlere karşı. Bana göre evren bir kelebekten daha büyük değildir ve giderek küçülmektedir. Evren genişleyeceğine, bir noktaya doğru toplanmaktadır. Büzüşmektedir. Hatta uzayın tek noktasında yer almaktadır. Bu noktada benim için Dali’dir. Ölüler Günü’nde bütün evren haline gelen Dali! Şuan sizinle konuştuğum saniyede bile evren küçülüyor. Le Corbusier...

 

Şu Corbusier hikayenizle canımı sıkıyorsunuz...

 

Le Corbusier betonarmeleri, çimentoları ve olabilecek en çirkin, en kabul edilmez mimari yapıları yüzünden tam zamanında yok olup gitti. Yine de, eğer Tanrı varsa, benden bir beyefendi gibi davranmamı bekler; dolayısıyla önümüzdeki yıl ölüm yıldönümü için pagan tanrılarına siparişte bulundum ve haykırdım:”Yaşasın anti-yer-çekimi!”Corbusier, tahayyül edilebilecek bütün aşırı onurlara nail oldu. Cenazesinde Sayın Adre Malraux bizzat nutuk çekti. Benim düşmanım olduğu için ve de önümüzdeki yıllarda bu yıldönümü unutulacağı için bu mezarı çiçeklerle donatacak tek kişi ben olacağım.

 

Nefret ettiğiniz bir insanı bu şekilde onurlandırmaktan nasıl bir zevk alıyorsunuz anlamıyorum.

 

Düşmanlarım ne kadar çok olursa, onları dünya evi onurlarına boğmaya gayret ederim. Düşmanlarıma karşı büyük bir saygıyla davranmayı çok önemserim. Ayrıca Le Corbusier öldükçe ben yaşıyorum, sağım! Bütün diğer reflekslerimi harekete geçiren, karşıtlık duygusudur. Bundan sonra en ufak bir sardalye parçasını bile, bütün ölmüş dostlarımı, tercihen kurşuna dizilmişleri ya da şehit edilenleri düşünerek bambaşka bir tadla yiyeceğim. Benim için onlar öldükleri anda Dalici oluyorlar. Eğer sardalyeyi iştahla yiyorsam, bunu ölülerin adına yapıyorum.

 

Aşırı özentili, fuzili miktarda şatafatlı bir formülasyon.

 

Ölümlerinden itibaren “ilahi Dali” için çalışmaya başlıyorlar.

 

Şimdi, yazılı olarak hazırladığım bazı muzip soruları soracağım; bunlara peşpeşe hiç düşünmeden cevap vermenizi istiyorum.

 

Pekala, mitralyöze bayılırım!

 

Ne zaman öleceksiniz?

 

Hıı..! Hiçbir zaman!

 

Bunca parayı ne yapıyorsunuz?

 

Cimriliğim meşhurdur. Çok param olduğunda daha da fazlasını isterim. Herkes çok şaşıracak ama bu seneden itibaren, dondurarak uyutma ve yeniden canlandırma probleminde ilerlemeler kaydedecek bilim adamları için, her yıl 10.000 dolar ödüllü bir yarışma başlatıyorum. Nihayetinde bundan ben yararlanacağım.

 

Eğer İsa’yla karşılaşacak olsaydınız, ona ne derdiniz?

 

Hiçbir şey, çünkü onu tanımıyorum. Bir kutsal kişi karşısında şapkasını çıkaran Voltaire’in tavrını benimserdim. Onun bir şekilde davrandığını gören bir dostu şaşkınlıkla haykırmış:”Ben de sizi ateist sanıyordum!” Voltaire’in cevabıysa aşağı yukarı şöyle:”Bakın, Tanrı’yla biz konuşmuyoruz, ama selamlaşıyoruz”

 

İnsan olmasaydınız, hangi hayvan olmak isterdiniz?

 

Her zaman için, hiç tereddütsüz, gergedan, çünkü doğasında inanılmaz derecede çok kozmik bilgi barındıran tek hayvan o.

 

İnsan eti yemek ister miydiniz?

 

Ahlaken evet, çünkü bu en müşfik duygu. Hatta kilisede mayasız ekmek şeklinde Tanrı yendiğine göre, yamyamlık kutsal sayılmalı.

 

Geceyi birlikte geçirmek isteyeceğiniz en ünlü kadın kimdir?

 

Hiçbiri. Bu soru bana sık sık sorulmuştur. Gala’ya yüzde yüz sağdığım. Küçük öğleden sonraları mastürbasyonlarına gelince, pekala. Kimsenin bana dokunmaya cesaret edemediği bir şekilde dikizci yanımı tatmin etmek için.

 

Geceyi birlikte geçirmek isteyeceğiniz ünlü erkek kim olurdu?

 

Maalesef öldü. Max Planck.

 

Tuhaf fikir.

 

Fizikte kara cismi keşfetti.

 

Cehennemde ne yapardınız?

 

Yeryüzünde meşgul olamayacağım bütün libidinal boyutla meşgul olurdum. Cehennem sürekli bir şenlik halidir, orada ahlak yoktur. Kız ve erkek kardeşler arasında zina imkânları sınırsızdır. Orada sadomi mükemmeldir. Cehennem Sade’nin mutlak hükümdarlığıdır.

 

Gündelik bir nesneye tapmaya mecbur olsanız, ne olurdu bu?

 

Ayakkabı!

 

İnsan bütün hayatını her şeyle dalga geçiyor havasında geçirebilir mi?

 

Ben öyle yaptığıma göre! Bütün başarılı Dandilerin durumu budur!

 

Sophia Loren çırılçıplak buradan içeri giriyor; ne yaparsınız?

 

Merhaba derim.

 

Daha ziyade mazoşist misiniz, yoksa sadist mi?

 

Bütün insanlar gibi sado-mazoşistim.

 

Deha ile delilik arasındaki sınır nerededir?

 

Bu büyük mesele asla çözülemedi. En ünlü psiko-patolojistler deliliğin nerede başladığını, dehanın nerede bittiğini bilemiyorlar. Benim durumum daha da zor. Ben sadece ajan provokatör değil, aynı zamanda ajan simülatörüm de. Ne zaman yalan atıyorum, ne zaman hakikati söylüyorum, asla bilemiyorum. Bu benim derim varlığımın en ayırt edici özelliği. Sık sık önemine ve ciddiyetine inandığım şeyler söylediğim oluyor; aradan bir yıl geçtikten sonra, bunların çocukça, içler acısı derecede anlamsız, saçma sapan şeyler olduğunu fark ediyorum. Her halükarda insanların dalga m geçiyorum yoksa ciddi miyim kesinlikle bilmemeleri gerekiyor; benim de bilmem gerek. Sürekli sorgulama halindeyim: Derin ve felsefi balımdan geçerli Dali nerede başlıyor; kaçık zırzıp Dali nerde bitiyor?

 

En sevdiğiniz müzisyen?

 

Hiçbiri. Müziği sevmem!

 

 

Ali ALIŞIR

www.alialisir.com

alialisir@hotmail.com

 












Kaynak: Stan Lauryssens “Dali ve Ben”  


FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Ali Alışır : Düşlerin Konukları : Rüyasal Kurgular
Ali Alışır : Düşlerin Konukları : Sanatın Yeniden Doğuşu


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 7 yorum, 1-7 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
yıllar önce "bir dahinin güncesini" okuduğumda, en dehşete düştüğüm bölümlerden biri, birkaç sayfa süren ve dali'nin burnuna konan sineklere duyduğu sevgi ve saygıyı, sinekler yüzünde gezerken hissettiği hazzı ve duygularını anlatan bölümdü.
yakın ya da uzak çevremde böyle bir insan olmadığı için memnunum. resimlerini ayrı tutuyorum, onun hayatına ve yaşamdaki duruşuna dair duyduğum ve okuduğum şeylerin çoğu beni son derece rahatsız ederken, aynı şiddette bir saygı duymama da neden oluyor. bu bana çok garip geliyor, ama öyle.
diğer yandan, dünyada onun gibi insanların varolması dünya için iyi birşey. alışkanlıklarımızı, yaşama dair düşünce-fikir-yargılarımızı sarsan, sorgulatan, un ufak eden, yetmeyip tokat gibi yüzümüze vuran insanlar olmalı bence. dali'nin, dünyayı bir yangın yerine çeviren politikacılardan, emeğin artı değerini son damlasına kadar sömüren kapitalistlerden ve onların kişiliksiz yalakalarından daha zararlı olduğunu düşünmüyorum. sonuçta hepimiz istesek de istmesek de dünyaya hakim düzenin bir parçası iken, bazı parçaların gıcırdaması ve sistemin tıkır tıkır işlemesine engel olması hoşuma gidiyor:)

ayrıca;
sevgili ali, yazdıkların ve paylaştıkların, bence tam da bir fotoğraf dergisinde olması gerekenler. ilker maga'nın dediği gibi sadece fotoğrafla ilgilenmek diye birşey sözkonusu olamaz. fotoğraflar, fotoğrafçının ve izleyicinin ilgi alanları ile zenginleşen ve derinleşen "yüzey"ler değil mi?...

dali'nin resimlerini başkalarına yaptırması (olasılığı/gerçeği) bence önemli değil. bresson "öncelikle bakışın geldiğini ve insanın görsel heyecanlarını aktarırken kullandığı tekniğin önemi olmadığını" söylüyor. fotoğraflarını asistanlarına çektiren fotoğrafçıların, resimlerini yardımcılarına yaptıran ressamların sayısının gelecekte oldukça artacağını düşünüyorum. geçen yazında bahsettiğin sanatın yeniden doğuş süreci, hiç beklemediğimiz gelişmelere gebe. değişmeyen değerler; özgünlük, kendi olmak, düşleyebilmek, ne olursa olsun "insan" olmanın yüceliğini ön planda tutan ve saflığı/özü yitime uğramamış bir sevgi olsa gerek. yani en azından ben kendi adıma bir sanatçıda bunların eksikliğini görmemeyi tercih ederim:) geri kalan herşey başım üstüne:)

son söz: zamanı gelince, sen de bir roportaj da bana verirsin diye düşünüyorum:) zamanı gelince kapını çalacağım:)

ellerine sağlık ali, sevgiler...
şule tüzül eklemiş - adds | 05 Eylül 2008 Saat - Time 14:41
Sevgili Şule,
Yazdıklarına sonuna kadar katılıyorum.Birazda bu yazıyı yazarken eleştiriye açmaya çalıştığım noktada tam olarak buydu.
Aslında bir noktada bu "bünye" meselesi.Kaç kişi yeteneğinden çok "bünye" sini ortaya koyabiliyor sanatla uğraşırken?
Dali ve gibiler işte tam bu noktada ilgi çekici hale geliyorlar.Sanat piyasası ile ilgili elbette gelecek için Andy Warhol bakış açısı ile bir "FABRİKA" ve tarzı söz konusu olabilir.Ama kaçınılmaz olarak ozaman hepimizin artık "kahramanlık"tan uzak bir sanat yapıyor olacağımız kesin.Gelecekte okullarda belkide bir zamanlar dadaistlerin deneyip ama beceremedikleri gibi sanatın nasıl kendi kendini yok ettiği okutulabilir.Van gogh plazada sabahları işe gidip Monetya'da bir yaşam sürebiliriz.(yeni kapitalizm tarzı) Bu sefer kendimizi birDavid Lynch filmi içinde hissetmemiz kaçınılmaz olacaktır.Bu medeni ve mütebessim görünüşün(yeni sanat üretimi piasası) ardında,bizi daha fazla gülümsemeye zorlayan karanlık bit boyut,gizli bir şiddet,yıkıcı bir cinnet biz sanatçıları bekliyor olabilir...

Ali Alışır eklemiş - adds | 09 Eylül 2008 Saat - Time 13:54
Size sanırım fotoğrafın Dali'si dememizde bir mahsur yoktur Ali Bey?:) Çünkü çalışmalarınız en az Dali'ninki kadar büyüleyici...
Nilgün Demir eklemiş - adds | 13 Eylül 2008 Saat - Time 23:25
Teşekkür ederim ama ben genede "D" siz Ali'yi tercih ederim:)
sevgilermle....

Ali Alışır eklemiş - adds | 16 Eylül 2008 Saat - Time 04:38
Ali bey bu ay sizi fotohaber dergisine kapak olduğunuz roportajınızla tanıdım.Ben daha yolun başında çok amatör bir fotoğrafçıyım sizden çok şeyler öğrenebileceğimizi düşünüyorum.Çünkü inanılmaz güzel ve etkili çalışmalarınız var.
Bence bu başarıladan daha fazlasını hak ediyorusunuz,sizi gönülden tebrik ederim.sanırım 27 eylülde serginiz varmış gelmek isterim bilgilendirebilir misiniz bu konuda?
dilek çetin eklemiş - adds | 16 Eylül 2008 Saat - Time 12:46
Ali Bey,

Fotoritim deki yazılarınızıbeğeniyle okuyorum.En son Dali yle ilgili bu yazı gerçekten hoşuma gitti.Dali insanlarla ve kendisiyle bile dalga geçiyo,kendisiyle dalga geçebilmesi ne güzel aslında...


Özer Özmen eklemiş - adds | 14 Aralık 2008 Saat - Time 17:14
ali bey yıllar önce kozyatağı carrefour da bir cafade otururken...tesadüf olarak tanışdım..sizinle....ben bankacı olduğumu siz ise kendinizi ressam veya dahada ötesinde düşündüğünün çok daha ilersinde ...birisi olarak tanıdım..masada bir şeyler yaparken çok ilgimi çekmişdiniz...ve birgün bankaya benim için yapmış olduğunuz.çok farklı EA GRAVÜR Öteki beni de sımsıkı bağladın kendine ali alişır imzali muhteşem bir tablonuzu getirdiniz...ve yıllar geçdi antalaya kaş daki evime gittiğimde tablonuzu incelediğimde size yazma gereğini duydum...savaş özbey o533 716 22 45
savaş özbey eklemiş - adds | 25 Haziran 2010 Saat - Time 21:49
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.