Bir şair “Eğer bir gün yazı bana yetmez ise, o duyguyu balıkçılıkta yakalayabilirsem balık tutarakta yaşayabilirim” diyordu. Bu, benim hayatımda hem resim geçmişim hem de fotoğrafta kurguya geçiş sürecimde yaşadığım anı en güzel betimleyen sözlerden biri oldu. İçinde bulunduğumuz teknolojik çağda geleneksel tekniklerle resim yapmanın yerine, fotoğrafla dijital kurgular üretmeye başlamam, bana manevra zenginliği ve bir fikri daha etkili anlatmanın gücünü verdi.Bu yüzden kendimi daha çok rüya çeken bir fotoğrafçıya benzettiğimi söyleyebilirim.

Fotoğrafın ismi: “Cogito ergo sum” (“Düşünüyorum o halde varım”-Descartes )
Fotoğrafta yazılı olanlar “Esse est percipi” (“Her şey algılandığı sürece var olur’”-Berkeley)
İnsan kafasında ya da rüyasında uydurduğu yerlere yolculuk yapabilir, orada bir öykünün geçmesini sağlayabilir; ya da bir senarist edasıyla öykü tasarlar gibi soyut şeyler düşünebilirdi. Gerçekten daha önce hiç bir zaman ve hiç bir yerde var olmamış bir duygunun doğmasını sağlayabilirdi. İşte bu düşünce bugüne kadar denenmiş bütün geleneksel tekniklere rağmen günümüzde ne kadar farklı ve etkiliyse, dijital sanatçı için bu duyguyu hayata geçirmek eski yönetmelere oranla bir o kadar daha zor olacaktı.

Fotoğrafın ismi: ”Dr.B” (“Bir Satranç Öyküsü” kitabının yazarı Stefan Zweig’ın baş kahramanın ismi)
Fotoğrafta yazılı olanlar: ( Don Sandalio-Miguel de Unamuno’nun “Satranç Ustası Don Sandalio” isimli romanındaki karakter)
Teknik anlamda bütün dijital kurgularım bu heyecan ve güçlü fikir duygularına dayanan rüyasal yapıtlara benzeme iddiası taşırlar. Başından beri bütün kurgularım unutamadığımız rüya parçacıkları gibi, anlamak veya çözümlenmek için değil,izleyicinin kendini fotoğrafta kaybetmesi için tasarlanmıştır.

Fotoğrafın ismi: “Michael?” = “Mikha'el” = “Mikail” = “Tanrı kimdir?”
(Jan d’ark’a Fransa Kralına yardım etmesi için ilham veren melek,İbranice Tanrı kimdir? anlamına gelir)
Mutlak bir yeniden görme isteği uyandıran, limiti olmayan, sonsuz kere kendini yineleyecek bir tavırdır bu. Amacım izleyici karşısında düzenli olarak geri dönülebilecek bir oyun, her defasında güncellenen bir macera yaratmaktır. Bütün fotoğraftaki atmosfer canlılığına rağmen kahramanların bizi orda öylece sessizce önemli bir şey anlatacakmış gibi beklemeleri ise sadece bu görsel şakanın bir sonucudur. Lunaparktaki güldüren aynaların karşısına dikilişimiz gibi her seferinde nasıl farklı görüntüler görüyorsak, fotoğraflardaki ipuçlarını takip ettikçe farklı sonuçlara varıp, farklı yerlere çıkılacaktır. Aynalar deforme yüzeyleri ile algımızı bulandırırken, kurgularım döngüsel ve deforme anlatımıyla bilinçlerimizi bulandıracaktır.

Fotoğrafın ismi: “Baskerville’lı William” (Umberto Eco’nun “Gülün Adı” romanındaki sorgucu rahip)
Fotoğrafta yazılı olanlar:”In Hoc Signo Vinces” (“Bu işaretle fethedeceksin”
Avrupanın hiristiyan olmasına neden olan Constantine’nin meşhur sözü)
Kurgularım,izlerken sizi düşünmeye, analize, bir nevi detektifliğe davet eder. Konsantre bir ruh haline sokar. Zorlar. Gücü ve erdemleri duyumsatmaya çalışır. Gerçek dünya ile surreal bir bağlantı kurar, rüya mantığında gelişen olaylar marifetiyle gerçeklik duygumuzu ters yüz eder. Bütüne değil, detaylara ulaşmaya ve odaklanmaya çalışır.

Fotoğrafın ismi: “Pierre Ya da Belirsizlikler” (Herman Melville’nin kitabının ismi)
Fotoğrafta Yazılı olanlar: Pierre Bourdieu ( Fransız Sosyolog)

Fotoğrafın ismi: “Homo Consummatus” (“Durmadan çalışıp salyaları akana kadar
tüketen insan grubu”)
Fotoğrafta Yazılı Olanlar: (Arbeit Macht Frei (“Çalışmak Özgür Kılar” İkinci dünya savaşında Almanya’daki Nazi kamplarının giriş kapısında yazan Almanca yazı.)
Biçimsel benzerlikleri ve “Anlamı” kullanarak, anlamsızlıkları arar. Mesaj kaygısını, özellikle bu konularda seçilmiş ifadeleri, duruşları, atmosferleri ve nesneleri kullanarak klişeleri yerer.
Kabus ya da huzur gibi kavramlar uykuda gördüğümüz mü? yoksa uyandığımızda bizi bekleyen duygular mıdır? artık bilinmezliklere dönüşür.
Ali ALIŞIR
www.alialisir.com
alialisir@hotmail.com
ali@alialisir.com
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
Yorumlar - Comments
Toplam 11 yorum,
1-11 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Merhabalar Ali Bey,
Yaratıcılığınızın mükemmel fotoğrafçılığınızla bütünleştiğinde ortaya çıkan çalışmalar gerçekten çok başarılı ve çok etkileyiciler.İçeriğin de fotoğrafın kalitesine çok büyük etkisi olmuş.Harika bir portfolyaya sahipsiniz..
Sizinle böyle bir platformda iyiki karşılaşmışım.
Tebrikler...
İlknur Baydemir eklemiş - adds
| 06 Temmuz 2008 Saat - Time
13:15
Sanat eserleri ruhun okunmaz kıyıları gibi birşey olsa gerek.
Ve ben her seferinde fotoğraflarınıza baktıkça fotoğrafın konusundan,tekniğinden, objelerin dağılımından, kompozisyonun içeriğinden ziyade,Yaradan'ın bazı kullarının içine yerleştiridiği sürprizlerle dolu o bereketli tohumun görsel ifadesini algılıyorum.Tevazunuzla,işinize saygınızla, nezaketinizle iyi ki varsınız Ali Alışır ne diyim...
Burak Güven eklemiş - adds
| 07 Temmuz 2008 Saat - Time
13:12
Az önce bir sitede sizin fotoğraflarınızı çözümlemeye çalışan insanların yorumlarını okurken ağzım açık kaldı.Burda yazdığınız açıklamalara bakılırsa hepsi boşa yazılıp çizilmiş şeyler değil.
Hatta Adour kullanıcısının yaptığı bir yoruma hak vermişsiniz.,O yorumu hatırlamanız için buraya yazıp sizden nasıl oluyorda farklı bukadar karakterleri birleştirip bambaşka bir hikaye çıkardığınızı öğrenmek istiyorum.Hemde bütün karakter ve konular iç içe..
Postmodern bir tavır bu kanımca.Çünkü sanat tarihi okuyan biri olmama rağmen böyle birşeyi hiç görmedim.,
Yorumu okyanlara bırakıyorum:
Dr.B isimli çalışmanız:
http://fotokritik.com/585319?pgNb=1#pager
"Çalışmanın adına Zweig'ın ünlü karakterinin adını verdiğine göre, modelin onu çağrıştırdığını düşünüyorum. Arkadaki Don Sandalio ise (arkada olduğu için) destekçi bir düşünce...
Yani iki karakterin birleştirilmesi söz konusu... Zaten iki karakterin hikayesinin de "hücre" bağlantısı vardır...
Gelelim satranca: satrancı diğer oyunlardan ayıran (hatta artık spor kabul edilmektedir) en büyük özelliği işin kesinlikle şans ile alakasının olmamasıdır. Tamamen plan, matematik, geometri vs içerir.
Bu satrancın maddi boyutudur. Özellikle uzak doğu medeniyetlerinde varyasyonlarıyla birlikte (örnek: GO oyunu) el üstünde tutulması ise satrancın tinsel (ya da manevi) boyutunu destekler ki bence bu fotoğrafta önemli olan budur!
İki romanda da baş kahramanların içe kapanışlığı söz konusu.
Doğu felsefesinde (ve tasavvufta bile) önemli olan "kendini tanı"maktır: bknz: "İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir..."
Demek istediğim şu ki bence burada anlatılmaya çalışan genel "savaş" kavramı tümünden gelerek kişisel savaşı anlatmaktır. Zaten Unamo'nun kitabının yazıldığı ve yayımlandığı tarih de İspanya iç savaşı dönemine, Zweig'ınki de II. Dünya Savaşı zamanına denk gelir.
İki kitapta da hem gerçek savaşların hem de karakterlerin iç savaşlarının etkileri söz konusudur. Metaforik savaş ruhunu, satranca çok önem veren bir başka toplum olan Hindistanlıların Mahabharatta destanının bir bölümünü oluşturan "kutsal kitap" Bhagavad Gita'da da görebiliriz. Savaş, bir bitişi ve ardından gelen yepyeni bir doğuşu temsil eder.
Acı ve savaş olmadan -şans eseri mutlulukların dışında- mutlak mutluluk yakalanamaz. (Satranç da şans oyunu değildir...)
[Matrix'te de aynı acı anlatılmıştır. Neo, tonlarca acı çekip de öldükten sonra ancak Supermen gibi uçmaya başlar...] (İsa'dan bahsetmeme hiç gerek yok sanırım, eminim herkes biliyordur :)
Buradaki modelimizin yüzünde herhangi bir üzüntü ifadesi söz konusu değildir. Model kahraman, yolunu ve bu yolda çekeceği acıları bilmektedir ve buna hazırlıklıdır. Nitekim elindeki yara da sembolik bir yaradır... Kendini tanıma yolu içerisinde aşılması gereken engellerin sonucundaki bedellerden biridir.
Taşların tamamının beyaz olması, kişisel iç savaşın başka bir ipucudur sanırım.
Piyonların özelliği, görevlerini tamamlayıp son kareye ulaştıklarında, istediğimiz herhangi başka ve daha güçlü bir satranç taşına dönüşebilmeleridir.
Burada piyonlar yok; demek ki ulaşılmak istenen hedefin yolunda -bedeller de ödenerek- belli bir noktaya ulaşılmıştır.
Ortada yatmış olan taşın (her ne ise) ölmüş olduğunu düşünmüyorum.
Devam edilen süreçte, hepimizin yaptığı şekilde, engellere karşı bir isyan sonucu yorgun düşmüş olduğu kanaatindeyim ve çevresindekiler de onu tekrar oynamaya teşvik ediyorlar...
Satranç karelerinin masada olmaması da yine bir kademe artışının göstergesi.
Artık bağıl sınırlar ortadan kalkmış."
Yazılanlar doğruysa Ali Bey çok ilginç sanatsal bir durumla karşı karşıyayız:)
Ayşegül Saraç eklemiş - adds
| 08 Temmuz 2008 Saat - Time
20:04
Yorumuz ve güzel sözleriniz için teşekkür ederim Ayşegül hanım,
Yukarda yazılanlara katılmakla beraber postmodern bir düşünceyi paylaştığımı söylemem doğru olmaz.Postmodernite modernitenin tüm vaad ve unsularını anlamsızlaştırıp,üretim yerine bir devinim ortaya koyarken aslında size birazda içinde "umutsuzluk" barındıran bir dünyanın temsilini ortaya koyar.Şüphesiz bu yaşadığımız dünya için katlanılır bir gerçek olmuştur.
Fakat ben seyircinin daha farklı bir "boşluğu" hissetmesini istiyorum.Değişik tarihlerde kaleme alınmış eserlerde,sinemeya uyarlanmış öykülerde veyahut gerçekten yaşanmış hikayelerdeki bu benzerlikler bir fotoğraf karesinde bir araya gelirse orataya çıkan "şey" neyin temsili olacaktır? İki farklı romanın iki farklı karakteri bir bedene sahip olup hangi hikayeyi temsil edeceklerdir? Görüntülerle oynayan biz dijital fotoğrafçılar görünenin arkasındaki gerçekliğe ve anlama nekadar müdahale edip bir kavramın hissedilmesini sağlayabiliyoruz benim asıl üzerinde durmak istediğim konu bu.
İlginiz için bir kez daha teşekkür ederim,
Sevgilerimle...
Ali Alışır eklemiş - adds
| 10 Temmuz 2008 Saat - Time
17:58
Ali Bey inanılmaz başarılı çalışmalarınız var tebrik ediyorum.Uzun zamandır sizi takip ediyorum burda okumakta çok büyük keyif verecek gerçekten.Bir arkadaşımdan Yeditepe Üniversitesinde fotoğraf ve photoshop dersi vermeye başalayacağınızı duydum.Biraz alakasız bir bölümdede olsam derslerinize katılmak isterdim:)
Şimdiden çalışmlarınızda başarılar.
Didem Sönmez
didem sönmez eklemiş - adds
| 14 Temmuz 2008 Saat - Time
23:13
Ali bey merhabalar,
calismalarinizi bu ay souramagazin dergisinde gorme sansim oldu.Bizlerden birilerinin uluslararasi captaki dergilerde yer almasi ne kadar guzel bir duygu anlatamam size.umarim basarilariniz hep boyle daim olur.bu arada mail adresinize kendi islemis oldugum fotograflari yolladim fikrinizi ve onerilerinizi soylerseniz cok sevinirim.
gorusmek üzere,
newyorktan sevgiler...
alp kemal orkun eklemiş - adds
| 15 Temmuz 2008 Saat - Time
15:45
Teşekür ederim sevgili Alp.Evet dergiyi merak eden arkadaşlar http://www.souramagazine.com/ adresinden ulaşabilirler.Oldukça yaratıcı çalışamlar mevcut.Malesef dergiyi tam sayfa göremiyorsunuz 5-6 sayfa koyuyorlar tanıtım için. E magazine ve menuden featured photographers kısmından da benim çalışmaları görebilirsiniz)
Senin fotoğraflarına bakma fırsatım yeni oldu.Mail attım umarım faydalı olmuştur.
Görüşmek üzere...
Ali Alışır eklemiş - adds
| 16 Temmuz 2008 Saat - Time
13:46
sevgili Ali,
Fotoğraflarının her biri bir roman kadar çok şey anlatıyor hep (kahramanlarını romandan seçmemiş olsan bile), eğer yazılmamışsa o roman yazdırabilir güçte fotoğraflar. Ve bunu gerçekten çok seviyorum.
Kültür dünyanın zenginliği ile sanatçı yapının birleşmesi ile sunduğun fakrlı dünyadan memnun olanlardan biriyim. Ve keyifle hep devamını da beklemekteyim. Kendi adıma zenginleşiyorum her izlediğim karen ile.
Çalışmalarının ve başarının daim olmasını diliyorum...
sevgi ve saygılarımla
güzin tezel eklemiş - adds
| 16 Temmuz 2008 Saat - Time
13:53
Güzincim çok teşekkür ederim bukadar güzel sözlerin için.
Moda çekimlerinden fırsat buldukça yeni çalışmaları sizlerle paylaşacağım ama belli bir sayıya ulaşmlarını istiyorum bunların.Ve muhtemelen 4-5 ayımı alacak bu yeni çalışmların tamamlanması..Ve belkide şuana kadar gördüğünüz tüm çalışmalardan farklı niteliklerde olacaklar.Belki teknik anlamda aynı fakat üslup ve konu itibariyle çok etkili olacağını düşünüyorum.Henüz bir yerde görmediğimide söylemem gerek bu tür çalışmaları:) Ama fotoğraflar bir yana yazılarlada burdayım...
kendine çok iyi bak,
sevgiler..
Ali Alışır eklemiş - adds
| 17 Temmuz 2008 Saat - Time
14:48
Fotoğraf sanatını meslek haline getiren insanlara gıpte ile bakıyorum son zamanlarda.
Olayları, duyguları, hayatın aynasını fotoğraf sevenlere göstermek demek fotoğrafçılık.
Zor meslek...
Fotoğraflara bakıyorum ara sıra...
Tamamen digital ortam da kaybolmuş fotoğraflarla karşılaşıyorum bazen. Üzülüyorum bir yandan.
Doğallıktan ne kadar uzak...
Ama senin fotoğraflarına baktığımda kendimi gülerken yakalıyorum her seferinde:)
Bazı fotoğraf vardır insan baktığında karşısındakine hiçbir iz bırakmaz.
Ama bazı fotoğraflar vardır. Baktın mı bir daha bakmak istersin...
Seni tebrik ederim Ali, fotoğraflarına her baktığımda kendimi bir kitap okuyormuşum gibi hissediyorum. Doğal, fotoğraf sanatını tasarımla birleştiren nadir insanlardansın...
Başarıların daim olsun dostum.
Sevgiler,
Beyza Sultan DURNA
Beyza Sultan DURNA eklemiş - adds
| 31 Temmuz 2008 Saat - Time
00:41
Yorum mu ekleyelim ..Bu fotograflara mı...Seyrederken kalbim çarpıyor yazarken kim bilir ne olur...elinize sağlık
mustafa tamur eklemiş - adds
| 06 Eylül 2008 Saat - Time
22:47