
Moda ve resim dışında ilk kişisel dijital kurguları üretmem sanırım 2 seneyi buluyor. Elbette bu kadar kurguda üzerimde rüya etkisi bırakan şehrin Floransa’nın oldukça etkisi var. Örneğin sabah cafee latte’leri, akşam sonu gelmeyen vino rosso’ları, eski binaları, yeşil panjurları, eski bisikletleri, koyu makyajları, fötur şapkaları, dökük ojeli kadınları, dar sokakları... 
50 cent’e içtiğim harika şarapları, 1 Euro’ya bir birayı yuvarlayıp artık hangi köşeyi dönsem karşıma çıkması muhtemel ortaçağ karakterlerini barındıran, David den çok pinokyosu, pinokyodan çok Leonardo’su olan, bana hala dünyada zamanın tek durduğunu hissettiren ve bana bu kurguları yapmama neden olan yerdi Floransa. İşte ancak insan orada yaşarken, olaylar zaman içinde kurgulayabileceği şeyler haline dönüşüyor.
Dijital kurgular yaparken kendimi ne bir fotoğrafçı ne de bir ressam olarak gördüm. Bazen illüstrasyon tadında bazen kavramsal tada yaklaşan çalışmalarımla sadece sıradan bu insanları bugün ait olmadıkları ama geçmişte veya gelecekte ait olduğunu düşündüğüm zamanlara ve mekanlara yolladım. Bugüne kadar hayatta mucize olarak inandığımız ve inanmak istemediğimiz imkansızlıkları kurgularıma taşıdım.
Bütün bu kurguları yaparken ise tek güç aldığım nokta çocukluğumdu; çocukken terk edilmiş eski evlerde, çatlak duvarları olan, büyük sütunlarla donatılmış bahçelerde,yer altı mezarlarını andıran geniş tünellerde ve sanki sonu gelmez gibi duran tozlu patika yollarda vakit geçirmekten büyük zevk alırdım.
Bu gizemli yerler hakkında anlatılan olağanüstü hikayeler, kahramanlar inanılmaz ilgimi çekerdi. Bir de ağaçlar ve kuru yapraklar içinde gizli kalmış bu terk edilmiş eski ve bir o kadar da gizemli mekanlara kızıl saçlı bir kız ve birkaç çocukla yaptığım yolculukları not aldığım bir defterim vardı. Bu ufak defter her detayına kadar çizdiğim koridorları, tünelleri ve macera dolu planlarını içeriyordu.

Bütün bu çocukluk maceralarımı kaydettiğim bu defter resim sanatını sihirli, beni ise olağanüstü güçlerle donatılmış bir kahraman yapıyordu. Zaman geçtikçe bu kız ve çocuklar,anlatılan hikayeler düşlerimin konusu oldu. Bütün bu garip gizemli hikayeler, kahramanlar hep hayatımda sarayların içine, sokak aralarına, bahçelere dalıp çıktılar.
Ve bu kurgular sayesinde çocukluğumda yaşadığım duyguları yeniden yakaladım.
Sanatın gerçek yaşamla hiç ilgisi olmadığını ve özgürlüğe yönelik her çabanın halk ve sistem tarafından engellendiğini ise sonraları öğrendim. Bu yüzden rahatlıkla söyleyebilirim ki sanatçılar resmen yüceltilseler de yada sadece bu noktaya göz dikmiş olsalar bile, o kesimle aramda hiçbir bağ olmadığını bugün fark ettim.Bu yüzden beni hep bir şekilde onlardan ayıran bambaşka başvuru kaynağım vardı, o da; çocukluğumda öğrendiğim sanatsal büyü.
Ve bütün bu kurgularımın amacı düşünceleri açmak ya da duyguları açıklamak değil, bildiğimizi sandığımız dünya üzerine fantastik şekilde yeniden sorular sormak ve yeni bulmacalar yaratmaktı.
Oyunun kuralı gizli olanı bulmaya dayanıyordu. Sıradan insanlardan bir kaos yaratıp yanlarına anahtarları koyabiliyordum.(Kaos-2006) 
Pencerelerdeki yolları “çıkış” ibaresiyle bir diğerine çıkarıyordum (Uscita-Exit).
Bir pandomim sanatçısını heykeller arasında kurgulayıp onu bir Davut heykeline dönüştürüyordum.(David-2006)…
Böylece; söz konusu gizem hayatımızı kaplamaya başladığında varoluşun gerçek olamayan sahte duygularla karıştırılan ifadesinden ve bütün şakalarından kurtulmuş oluyorduk.
Sona gelirken; yaptığım kurgular kendi içinde oldukça tutarlı gözükürler. Bir soru sorar ya da cevap verir niteliği taşırlar seyirciye. Anahtar denemez onlara, çünkü dünyada sadece yanlış anahtarlar bulunur.
Ali ALIŞIR
Mail: alialisir@hotmail.com
Yasal Uyarı : Bu sayfadaki tüm yazı ve görseller, eser sahibine ait olup, kısmen veya tamamen izinsiz olarak alınması, kopyalanması ve kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre suç teşkil etmektedir.
e-Panel
M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı
Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi
Anadolu Fotoğraf Dergisi