Bookmark and Share
Ali Öz : Moskova`lı Evsizler

 

MOSKOVA’LI EVSİZLER

Ali ÖZ


 

“Ezilenler ve ezenler arasındaki savaş insanlığın ortaya çıktığı süreçle başlar.”


 

Soru: Sizin için fotoğraf nedir; anlamlı bir meslek, bir uğraş, yoksa yaşamınızın vazgeçilmez bir parçası? Fotoğrafçılık geçmişinizden bahseder misiniz biraz?

 

Cevap: 12 Eylül öncesinin ve sonrasının kaos ortamıydı,  boyalı basın gerçeği ile yüzleşmem ise daha birinci sınıfta ilk tercihim olarak seçtiğim Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksel Okulunda yaşadığım ilk hayal kırıklığı oldu. Ardından 12 Eylül öncesinin şiddet olayları beni şimdi ne yapabilirim düşüncesine itti. Bu süreçte sosyal politika alanında çalışmaya başladım. Ama orada da karşılaştığım (sendika ağalığı) gibi olumsuzluklar beni fotoğrafa yöneltti.  Ayrıca konuşmayı da fazla sevmiyordum.  Sonuçta koşullarım da buna uygun gelişti ve fotoğrafla tanıştım.


 

O dönemde Vietnam savaşında bir Vietkonglu esire tabancayla ateş eden Güney Vietnamlı polis şefinin fotoğrafı ve Japonya’ya atılan napalm bombasının önünden kaçan kız çocuğunun fotoğrafı gibi az sayıda, ama içerikli fotoğraflar beni çok etkilemişti; fotoğrafın etkisi ve gücü konusunda düşünmeye başladım. Her insan duygularını kendine göre farklı bir biçimde ifade eder. Ben de yalansız dolaysız bir anlatım dili olan fotoğrafı seçtim ve fotoğrafa bağlandım. O dönemdeki amatörlüğüm içerisinde Ankara Basın Yayında ilk fotoğraf sergimi ve sonra diğerlerini açtım. Muhtelif ödüller aldım.


 

1982 sonunda İstanbul’a taşındım ve basında çalışmaya başladım.  Burada tamamen kendi tercihim ve bilinçli bir seçimle toplumsal olayları fotoğraflamaya yöneldim. Bu benim önceliğimdi. Yoğun ve yorucu geçen 25 yıl… Türkiye’nin yakın dönemini çeyrek asırlık tarihini fotoğrafladım ve hâlâ da fotoğraflamaya devam ediyorum. Bugün geldiğim noktada yüzlerce, binlerce yayınlanmış haber fotoğrafçılığı örneği olmak üzere belki de milyon kareye varan (arşivimdeki)  fotoğraflarla zor bir süreçti.  Ancak aşkla, inançla yapılabilecek bir iş. 


 

Soru: Fotograf çalışmalarınızda ekipmanı önemser misiniz? Çok eski teknoloji, hantal ve kimsenin ilgisini çekmeyecek kadar ucuz bir fotoğraf makinesi ile yapılan çalışmaların niteliği daha düşük olur denebilir mi? Yoksa usta bir fotografcı için böyle şeylerin önem yok mudur, sizce?

 

Cevap: Ekipman tabii ki,  iyi bir fotoğraf için önemlidir. Eski ustaların çok önemli bir bakış açısı vardır. “Fotoğrafı makine değil göz çeker” derler. Doğrudur. Fotoğrafta göz, bakış açısı, dünya görüşü çok önemli. Bu bakış açısı teknik ve estetik donanımla desteklenirse çok daha başarılı olur. 


 

Soru: Dijital fotoğrafçılık basın fotoğrafçılarının işini kolaylaştırdı mı sizce?

 

Cevap: Dijital fotoğraf basın fotoğrafçılarının işini çok kolaylaştırdı. Doğru ve namuslu kullanılmak şartıyla.


 

Soru: Politik belgesel fotoğrafçı olarak tanımlıyorsunuz kendinizi. Basın fotoğrafçılığı ya da belgesel fotoğrafçılığından farklı kılan nedir? Politik olayların belgesel fotoğraflarının çekilmesi gibi bir sonuca ulaşabilir miyiz bu kavramla?

 

Cevap: Belgesel fotoğraf sosyolojik olayların, toplum yaşamlarının belgelenmesi olayıdır. Toplumların, tarihi sınıfların savaşıdır. Ezilenler ve ezenler arasındaki savaş insanlığın ortaya çıktığı süreçle başlar.  Günümüzde politik belgesel fotoğraf bu noktada bir görev üstlenir. Toplumsal hareketliliği ve değişen hayatı belgeler. Ben de kendi fotoğraf sürecimde esas olarak Türkiye’nin toplumsal olaylarını belgelemeyi amaçladım.


 

Sonuçta ülkemizin 25 yıllık çeyrek asırlık toplumsal olaylarını; çelişkilerini, sorunlarını, sıkıntılarını belgeledim. Bunu yaparken de hiçbir zaman kendimle ilgili olarak ün, şöhret, para gibi değerleri amaçlamadım.


 

Bugün ülkemizin geldiği noktada Türkiye toplumunun; kötü yönetimler, baskı ve sömürüler yüzünden geleceği karartıldı. Ben ise kendi gücüm çerçevesinde bu çalkantılı durumu belgeleyip geleceğe bırakmayı amaçladım. Ara Güler’in deyimiyle yakın dönemimizin tarihini fotoğrafla yazdım. Çalışmamı motive eden düşüncenin temeli buydu. 

 

 

“Ben, galiba basın fotoğrafçılarıyla sanat fotoğrafçılarının arasındayım.”


 

Soru: Türkiye'deki her toplumsal olayda sizi görmek mümkün ve çalışmalarınızın özünde  "Çalışan insan, üreten insan, çaresiz insan"ı görebiliyoruz. Bunun sosyal politika alanlarında uzun süre çalışmış olmanızla bir ilgisi var mı?

 

Cevap: Sanırım çalışmalarım içindeki en önemli proje 25 yıl boyunca sürekli fotoğraflarını çekerek belgeleme imkanı bulduğum 1 Mayıs, YÖK-öğrenci olayları, siyasal İslam v.s dir.  Bütün bu çalışmaların 20 yılını profesyonel gazeteci olarak yaptım. Son 7 yıldır ise tamamen kendi olanaklarımla ülkemdeki her türlü olayı gücüm yettiği kadar fotoğraflamayı sürdürdüm. Burada sosyal politika alanında yaptığım bu uzun süreli yoğun çalışma,  dünya görüşümü tabii ki etkiledi.


 

Soru: Çalışmalarınızda basın fotoğrafçılığı ile sanat fotoğrafçılığı arasında kurulan bir denge göze çarpıyor. Fotoğraf çektiğiniz ortamlarda genel olarak sert süreçler yaşanmasına rağmen hep estetik bir yan mevcut. Bunun sırrı basın fotoğrafçılığının yanı sıra sanatsal etkinliklerin fotoğraflanmasından hoşlanmanız olabilir mi?

 

Cevap: Asıl çalışma alanım ülkemin sorunlarını kapsayan fotoğraflardır. Ancak bununla beraber diğer fotoğraf olaylarına, anlayışlarına uzak durmuyorum. Benim için “fotoğraf eşittir yaşam, yaşam eşittir fotoğraf”dır. Bu anlayışla gücümün yettiği kadar yaşamla ilgili her şeyin fotoğrafını çekiyorum. Örneğin 25 yıldır İstanbul’a gelen dünyanın bütün büyük dans gruplarının neredeyse tamamını çektim. Kültürel faaliyetleri izlemek, fotoğraflamak benim için zevktir. Film, tiyatro, müzik v.s festivalleri beni besleyen basın fotoğrafçılığı yönümü estetize eden önemli unsurlardır. 


 

Ben, galiba basın fotoğrafçılarıyla sanat fotoğrafçılarının arasındayım. Ne düz gazete fotoğrafçısıyım ne de salt sanat fotoğrafı çeken taraftayım. Galiba Ara Güler’in dediği gibi foto muhabirliğim daha ağır basıyor. Bunu kültürel, estetik beslenmeyle hep destekledim. O yüzden haber fotoğrafçılığında en sıcak olayın içersinde bile estetiği, ışığı ve kompozisyonunu önemsiyorum. Bunlar da fotoğrafın temel kurallarıdır. 

 

 

“üç fotoğrafçı bir araya gelince birbirinin gözünü oyar.”

 

 

Soru: Şimdiye dek katıldığınız ve sizi en çok etkileyen olay hangisi oldu?

 

Cevap: O kadar çok olaya katıldım ki hangi birini sayabilirim bilmiyorum. 1990’larda Güneydoğu’da Cizre’de otelin çatısında çekim yaparken tarandık. Bu arada birkaç kaza geçirdim. Öldürülen meslektaşımız Metin Göktepe, İzzet Kezer arkadaşlarımdı. İzzet’le birlikte siperlerin arkasında çekilmiş fotoğraflarımız vardır.  Dolu dolu geçen bir hayat.


 

Soru: Gitmek isteyip de gidemedikleriniz oldu mu?

 

Cevap: Aslında gitmek isteyip de gidemediğim çok fazla bir yer yok. İyi fotoğraf çekmek için mutlaka uzaklara gitmek gerekmiyor.  Fotoğraf her an her yerde; yanı başımızda vardır.  İstanbul’da yüzlerce ramazan çadırı, yüzlerce kurban pazarı çadırı vardır ve içinde binlerce insanlık dramı yaşanır. Keşke yüz tane fotoğrafçı yüz çadıra dağılsa da, kolektif kapsamlı etkili bir çalışma ortaya çıkabilse. 


Ama maalesef fotoğraf bireysel bir iş ve fotoğrafçılar egolarını yenemiyorlar. Burada şu lafı etmeden geçemeyeceğim; hangi fotoğrafçıyla konuşursan konuş; “Fotograf insancılıktır,  fotoğraf insana giden yoldur” vs. gibi büyük laflar ederler. Ama üç fotoğrafçı bir araya gelince birbirinin gözünü oyar. Ben buradaki çelişkiyi anlamakta zorlanıyorum.    


 

Soru: Fotoğrafa ilişkin bir ütopyanız var mı? Varsa bizimle paylaşır mısınız?

 

Cevap: Evet fotoğrafla ilgili düşüm var. Keşke bu konuda basın işini doğru yapsa, fotoğraf ciddi bir amaçla insanlığın hizmetinde kullanılsa toplumdaki adaletsizliğin, kötülüklerin azaltılmasında bir iş görse.


 

Sonuçta fotoğrafa çok fazla bir misyon yüklüyorum. Kendi fotoğraf anlayışımı şöyle özetleyebilirim: Benim için iyi fotoğraf izleyicisini gülümsetmeli, düşündürmeli ve eğitmeli.


 

Soru: "Türkiye'nin politik panoraması" çalışmasından da biliyoruz ki,  Türk siyasi tarihinin canlı tanıklarından birisiniz… Nasıl bir duygu?

 

Cevap: Yukarıda söylediğim gibi ben Türkiye’nin fotoğrafçısıyım. Önceliğim ve sorumluluğum hep Türkiye halkına karşı oldu.  Bu anlamda yaptığım işte sorumluluklarını yerine getirmiş insanın huzurunu ve içsel barışını yaşıyorum. Ancak benim dışımda gelişen toplumsal çalkantılar, savaşlar, acılar, yoksulluk ve eğitimsizlik canımı çok acıtıyor. Beni çoğu zaman umutsuzluğa sevk ediyor. Bütün bu umutsuzluk ve karamsarlık içersinde yine de kendi adıma işini doğru yapmış insanın huzurunu yaşıyorum. İnsan olmanın gereklerini yerine getirmiş olmaktan mutluyum.


 

 

 “Fotoğrafı yaşanılır bir dünya yaratmak için insanlığın hizmetine sunmalıyız.”

 

 

Soru: Geriye dönüp baktığınızda fotoğraf adına eksik bıraktığınız bir şeyler olduğunu düşünüyor musunuz?

 

Cevap: Geriye dönüp baktığımda eksik bıraktığım bir şey yok. İşini fazlasıyla doğru yapmış insanın mutluluğunu yaşıyorum. Eleştirdiğim ve üzüldüğüm bir anlayışı paylaşayım. Biz Türkiye toplumu olarak başkalarının savaşlarına açlığına, acılarına bakabiliyoruz ama çoğunlukla kendimizle yüzleşmekten korkuyoruz. Düşünün bu ülkede kaçıncı büyük deprem yaşanıldı ama deprem ile ilgili bir fotoğraf albümü bile yok.  Bu ülkede onca gerekli gereksiz albümler basılıyor ama ülke insanımızın sorunlarını anlatan albümler çok az basılıyor.


 

Soru: Genç kuşak fotografçıları genel olarak değerlendirip, kendi kuşağınızın hem koşulları hem de ortaya konan çalışmaların niteliği ile kıyasladığınızda nasıl bir değerlendirme çıkar ortaya?

 

Cevap: Fotoğrafa, dijital ekipmanın getirdiği kolaylıkla birlikte ilgi bir anda çok arttı. Fotoğrafçı sayısında inanılmaz bir artış oldu. Photoshop’un getirdiği kolaylıkla fotoğrafın üzerinde oynamak kolaylaştı. Yalnız bu süreçte dikkatimi çeken bir olgu;  görüntü kirliliği arttı.  Fotoğrafta içerik boşaltımı yaşıyoruz. Artık günümüzde Vietnam savaşında polis şefinin tabancayla vurduğu Vietkonglu ya da Japonya napalm bombasının önünden kaçan kız çocuğu fotoğrafı gibi beynimize, yüreğimize kazınan fotoğraf kalmadı. Çok fazla fotoğraf görüntü kirliliğine neden oluyor. Ne yazık ki gelişme böyle, bunun aksi de mümkün değil.


 

Bizim gibi fotoğrafçılara düşen görev ise fotoğrafı insanın iyiliğine; açlığa, savaşlara ve haksızlığa karşı duruşta bir silah olarak kullanmaktır. Fotoğrafı yaşanılır bir dünya yaratmak için insanlığın hizmetine sunmalıyız.


 

Soru: Basın fotoğrafçılığında başarılı olmak isteyen bir fotoğrafçı ne gibi özellikler ve yeteneklere sahip olmalı?  Genç fotoğrafçılara ne gibi önerileriniz olabilir?

 

Cevap: Genç fotoğrafçılara önerim çalışmak, çalışmak çok çalışmak. Çünkü bizim topraklarımız fotoğrafçılar için hâlâ bir hazine. Bence iyi bir fotoğrafçının özel hayatı olmaz. Onun boşa harcayacak bir dakikası bile olmamalı. Bilgi birikimini ve enerjisini doğru kullanmalı.


 

 

 “Yeni kapitalist düzende yeni zenginler, alkoliklere senetler imzalatarak evlerini ellerinden almışlar ve onları da sokağa bırakmışlardı.”

 

 

Soru: Yurtdışında gerçekleştirdiğiniz projelerinizden bahseder misiniz?

 

Cevap: Ayrıca altmışa yakın ülke dolaştım, gittiğim ülkelerde de temel bakış açım insana dönük, onun sorunlarını anlatan bakış açısıdır. Gittiğim ülkelerde insanı, insanlık dramlarını ve savaşları anlatan fotoğraflar çektim hep.


 

Soru: "Moskova'lı Evsizler" projesi nasıl doğdu ve gerçekleştirildi?

 

Cevap: Moskova’daki evsizler projesi sosyalizmden kapitalizme geçmiş bir toplumun insanlık durumlarını belgeleyen bir çalışmadır.  Bu çalışmada bir avuç kalmış komünist partisi üyelerinin durumunu, yeni zengin düğünlerini, sokakları, yaşamı,  Türk ve yabancı işçilerin durumunu, kısaca yeni düzeniyle Moskova’daki yaşamı belgeledim.  Bir aylık seyahatim boyunca Kızıl Meydan’da, metroda, tren garlarında ve sokaklarda yaşayan evsizlerin, alkoliklerin, uyuşturucu kullanıcılarının durumlarını fotoğrafladım. Asıl düşüncemdeki hedef bir belgeselde izlediğim sokak çocuklarının hayatını fotoğraflamaktı. Moskova’ya gittiğimde ise şunu gördüm: O belgeselden sonra o çocuklar nasıl olmuşsa olmuş ortalardan kaldırılmışlardı.  Muhtemelen devlet tarafından toplanmışlardı.  Bu da bana belgeselin gücünü bir kez daha gösterdi.


 

Evsizlerin durumu ise şöyleydi: Yeni kapitalist düzende yeni zenginler, alkoliklere senetler imzalatarak evlerini ellerinden almışlar ve onları da sokağa bırakmışlardı.  

 

Röportaj : İmren DOĞAN



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 57 yorum, 1-57 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Son aylarda gördüğüm en güzel basın fotoğrafları ve iyi bir röportaj elinize sağlık...
keşke ankara için de istanbul içinde yenileri yapılabilse
Sinan Vargı eklemiş - adds | 04 Ocak 2009 Saat - Time 00:35
Ali ağabey her çalışmasında olduğu gibi, bu çalışmasında da bana fotoğrafçının nasıl görmesi gerektiğini gösteriyor...
Nihat Karadağ eklemiş - adds | 04 Ocak 2009 Saat - Time 00:36
Portfolyoya fotoğrafta 'ne'yi ve 'nasıl'ı birarada başarma (praksis) açısından 9,5/10 verdim. (1984'te Arbus'a 10/10 vermiştim, şimdi 7,5/10 veririm, yani ben de değişirim, fotoğraflar da tarih değiştiği için değişir.) Ancak, nostaljik-solcu-hümanist siyasal-kuramsal tavra 1/10 bile vermem. Eğer, anımsadığım doğruysa, bunu Ali Öz'ü doğrudan tanımış biri olarak yazdım (eğer bu Ali Öz, Firuz Kutal'ı tanıyorsa). Aynı zamanda, İstanbul'da son 32 yılda değişik nedenlerle ve değişik zamanlarda bizzat sokakta yatmış, ayda 50 dolarla geçinmiş biri olarak bunu yazdım. Fotoritim için de not: Şahin Kaygun ve Ali Öz aynı sayfada birarada gitmiyor.
Reha ÜLKÜ eklemiş - adds | 04 Ocak 2009 Saat - Time 18:01
Harika, anlamlı bir röportaj, etkileyici fotoğraflar. Adaletli bir dünya için sanatıyla emek ve yürek koyan, derinlikli gözlemi, estetik bakışıyla Ali Öz' ün Moskova'lı Evsizler fotoğraflarını burada görme fırsatı sevinç verdi. Teşekkürler...
Elif Kırteke eklemiş - adds | 05 Ocak 2009 Saat - Time 13:05
Duruşunuzu sevdim. Selamlar, sevgiler...
H.Bahadır Laçin eklemiş - adds | 05 Ocak 2009 Saat - Time 14:00
Sevgili Dostum Ali,
Derler ya kader kurbanıyız.Bizde fotoğraf sanatının birer kurbanıyız.Onla yatıp, onunla kalkıyoruz.Düşüncelerinin her satırına katılıyorum.Her meslekte vardır bir sidik yarışı.Ama fotoğrafçı kör olursa işini yapamaz.Gözlerimiz hepimize lazım.
Çok merak ediyorum.Bu kadar çok toplumsal olayların içindesin ve eserlerini buralardan göz nuru ile var ediyorsun.Aynı anda birbirinden uzakta yaşanmakta olan olaylarda,tercihini nasıl kullanıyorsun ve nasıl hepsine yetişiyorsun.Sanıyorum işin sırrı yılların tecrübesi olsa gerek.
Ben çok iyi biliyorum.Ali ÖZ'ü destekleyen sanatsever bir sponsor olsa,yaratmış olduğun arşivinin sayısı üçe katlanır.Hep o içten gelen arzu ve var olan güçle beraber bunlar inşa edilmişse, kimbilir daha neler yapar o ender insan.
En içten sevgilerimle.

Ali AYYILDIZ.
Ali AYYILDIZ. eklemiş - adds | 05 Ocak 2009 Saat - Time 14:56
Eline sağlık Ali Öz. Herkesin baktığı yere Ali Öz de bakar, herkesin göremediğini görür. Üstüne fotoğrafını çeker. Fotoğrafını çektikleriyle birlikte sıkıntı çeker. Gördüklerini ve yaşadıklarını nasıl düzeleceğini de söyleyerek sevdiklerine anlatır.

Her kentte bir Ali Öz olmalı. Eğrileri görmeli, haksızlıkları çekmeli. Güzellikleri, renkleri ve ışıkları da önümüze koymalı ki akıp geçen yıllara çentik olsun.

Eline sağlık Ali Öz.
Bülent Aydın eklemiş - adds | 05 Ocak 2009 Saat - Time 15:16
Günümüzde dünyadaki evsiz sayısı 100 milyon, sağlıksız ve geçici evlerde oturanların sayısı ise 1.2 milyar kişiye ulaşmıştır. Ülkemiz kentlerinin yaşadığı göç, barınma ve çevre sorunları, artık hepimizin kaçınılmaz olarak duyarlı olmasını gerektirecek boyutlardadır.ee ne diyelim bu yeni yılda evsiz ve yoksul insanları unutmayalım.emeğinize sağlık... ışığınız bol olsun... sevgiyle kalın.
çilem eklemiş - adds | 05 Ocak 2009 Saat - Time 15:35
fotoğraflara yaptığım tüm eleştirilerde,"bütünlük" niteliğine önem verdiğimi belirtirim.Sevgili Ali ÖZ'ün de çalışmaları zaten bu niteliktedir.Ancak,tanıdığım ve izlediğim kadarıyla onun "tek" fotoğrafı işlediği konuyu anlatmakta "yeterli" olabilir.Zira ÖZ'ün fotoğraflarında estetik kaygusu vardır ve bu kayguyla oluşturulmuş fotoğraflar belleğimize kazınır.Bu satırları yazarken daha önce gördüğüm birçok fotoğrafı belleğimdeki yerinden çıkıp gözümün önüne geldi.
Bu serideki fotoğraflar da ardarda çekimler yapılmış ve bu biçimle fotoğraf makinesi film kamerası gibi kullanılmış.Böylece inandırıcılık dozu artmış vede bazı belge fotoğraflarının altına yazılması gereken "fotoğraf altı yazısı"na ihtiyaç kalmamış.
Bir dünya devi olan ülkenin başkentindeki bu manzara şok edici. Çarpıcılığını arttırmak açısından,acaba arka plandaki görkemli mimari yapıları da içine alacak geniç görüşlü kadrajlar tercih edilebilirmiydi? diye düşünüyorum.
Son zamanlarda izlediğim en etkili çalışması için sayın Ali ÖZ'ü kutluyor,selam,sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.

Ali Rıza AKALIN
Ali Rıza AKALIN eklemiş - adds | 05 Ocak 2009 Saat - Time 15:54
Ali yine çok güzel bir çalışmaya imzasını atmış.Düşüncelerini sanatına ,sanatını düşüncelerine böylesine güzel yansıttığı için bir kez daha kutlarım.Dünyamıza kalıcı ve etkileyici çalışmalar bıraktığı ve biz duyarsızları silkelediği için de ayrıca teşekkür ederim.Devam et arkadaşım,eline gözüne sağlık.
Jale ÇETİNKAYA eklemiş - adds | 05 Ocak 2009 Saat - Time 17:29
‘Moskova Evsizleri’ne kezlerce baktım. Sanırım, bu konuda birkaç kez yazacağım.

Birinci izlenimim: Bütün metropol evsizleri birbirine çok benziyor.

Neden?

İkinci izlenimim: Tekme yemiş sokak köpeği gibi bakıyorlar. Ben de geçmişte öyle baktım, bilirim. İnsanları aşağıladığımı düşünenler için belirtmiş olayım.

Neden?

Üçüncü izlenimim: Çaresizliğin, ezilenliğin, en alttakilerin dibi yok. Bunun nedeni kapitalizm, faşizm, komünizm, demokrasi, şeriat, vd hiçbiri değildir, büyükkenttir; çünkü bu sistemlerle yönetilen tüm dünya büyükkentlerinde evsizler vardır.

Çünkü:

10.000’lik bir kentte bu kadar aşağıya inmezsiniz. Eskiden her mahallenin delisi vardı, herkes onları beslerdi.

10 milyonluk kentte kimse kimseye bakmaz. Hem herkes merhametsizdir, hem zaten dilenenler asıl muhtaç olanlar değildir.

Ancak:

Bu konuya hümanizm, insan sevgisi, popülizm, mujikçilik, sivil toplum örgütlerinin kızları okutma yaklaşımlarının hiçbiri sökmez. Tek çözüm büyükkenti imha etmektir ama o zaman da uygarlık silinir. Tarihte kentlerin silindiği kezlerce görülmüştür (Cengiz Han 50 başkenti yeryüzünden sildi). 10-100 milyonluk kentler de 2100-2200 arasında uzunca bir süre ortadan kalkacaklar, çünkü 21. Yüzyıl 4-6 arasında makro-makro krizle oraları silip süpürecek.

Tabii:

Bu asıl çözüm değildir.

Muhtemelen çözüm yoktur. Hem AFL, hem BÜ mezunuyum, bu halimle sokakta kaldım ve hiç kimse bir şey yapmadı. Çok mu acımasızlardı? Yoo. Yardım istemedim ki... Evsizlerin çoğu, yardım alma noktasını çoktan geçmiş durumdalar, Beyoğlu’ndan biliyorum, her gün 100 tanesini bizzat tanıyarak görüyorum

İşte bu:

Evsizlere ancak bir ekmek veya bir şarap parası verebilirsiniz, ötesine geçemezsiniz. Gücünüz yetmez, ister bireysel, ister toplumsal.

Marx, boşuna ‘lümpen proleterya’ kavramını icat etmedi. Marx gibi biri, ‘insan paçavrası’ dedi, düşünün. (Ali Öz de bunu bir düşünsün.)

Her toplumsal sistemin fireleri, defoları, ayralları, engellileri, keşleri, ayyaşları, vd vardır, olmuştur, olmaktadır ve olacaktır.

Bu bir zorunluluk değil, yalnızca büyük sayılar kuramı.

Marx’ın düşüncelerini dayandırdığı Malthus’un 1790’daki düşüncelerini, Verhulst 1830’da matematik olarak değillemiştir. Salgınların kendini durdurması, orman yangınının kendini boğması gibi, bu sefiller de kendi kendilerini yok ederek, yıkımı durduruyorlar. Yani, tarihte genelde böyle olageliyor. 350 yıl önce Londra’nın kadınlarının üçte biri fahişeymiş, örnek olsun diye yazdım.

Doktorlar yaşam kurtarır ama insanları sevmeleri gerekmez. Gelecekbilimciler de sorunları gerçekleşmeden çözerler ama insanları sevmeleri gerekmez. Dostoyevski’nin dediğince: Yalnızca, insanın daha az nefret edilir olmasına çabalıyoruz. Yani, şimdiki evsizleri değil, doğmamış evsizleri kurtarabiliriz ancak.

Evsizken kendimden nefret etmedim, bana yardım etmeyenlerden de nefret etmedim, şimdi de dünya evsizlerinden nefret etmiyorum, onları sevmiyorum da. Moskova 1986’da Gorbaçev geldiğinde, o evsizleri yaratmıştı, aynı zamanda dolar milyarderlerini de. Anımsadığım kadarıyla, herkes sevinçten göbek atıyordu.

O nedenle, Çin’in döve döve tek çocukluluk ilkesi faşistçe değil, 400 milyon kişiyi doğmaktan ve o evsizler gibi yaşamaktan kurtardılar. Doğum kontrolü yoksa, ölüm kontrolü vardır ve evsizler o sürecin yalnızca küçük birer dişlisidir. Örneğin, kurtarılacaklar listesinde, % 12 oranla engelliler evsizlerden önce gelir. Örneğin, ben beynimi kurtardım, diğer 999 tanıdık dahi, beyinlerini acı çekmemek için formatladılar, onların beyinsel ölümünü izlemekten hiç acı çekmedim (bakınız ‘Algernona Çiçekler’ romanı ve ‘Charlie’ filmi), çünkü bende toplama kampı kampı psikolojisi vardı: 1. ben, 2. ben. 3. ben, 4 sırada biri olabilir, 5. ben, 6. ben, 7. yine ben. (Konu için, rahmetli Sarol Teber ‘toplama Kampı Psikolojisi’ kitabını öneririm.)

Sonuç: 1968 fotoğrafları bir işe yarasaydı, 1968’liler şimdiki durumlarında olmazlardı. Bu fotoğrafların da evsizlere ancak bir iki şişe votka parası yararı olabilir. Bir 1978’li sayılabilecek fotoğrafçının, bir de böyle bakmayı denemesini öneriyorum ama yine kırmızı çizgileri çok aştım galiba.
Reha ÜLKÜ eklemiş - adds | 05 Ocak 2009 Saat - Time 19:46
Edmund Hillary Everest’e ilk kez çıktıktan sonra, oranın çevre kirliliği açısından canına okundu, binlerce kişi binlerce metre yukarıya uygarlığın çöplerini taşıdılar ve onlar hala orada. Hillary, bu durumdan nedamet getirip, dağcılığı bıraktı ve yardımcı dağcılık yapan şerpaların sağlık, eğitim, vd sorunlarıyla ilgilenmeye başladı. Orada da öldü.

Belgesel fotoğrafçısı kendisi o durumda değilse, 3. Dünya düzeyinin altına (engelli, evsiz,vd farketmez) indiği an bu hatayı üstlenir.

Bu, belki kabullenilebilir bir durumdur.

Bir şey daha var ki yenilip yutulması zor:

Evimde televizyon hiç olmadı, bu yılbaşı gecesi misafirliği gittiğim evde seyrettim: Dünya aç çocukları için, milyonlarca dolarlık mücevherli insanlara, Pamela Anderson sihirbazlık şovu yapıyordu, hasılat onlara gidecekmiş.

Belgesel fotoğrafçısı, Anderson ile aynı kefeye de girmiş durumda kalmaktadır. Zaten üstad-ı azam Capa, dolar milyonerleri ile düşüp kalkmayı çok severmiş.

Benim de bir projem var: ‘İstanbulaceze’. İstanbul’un aciz insanlarını fotoğraflarım ama çoğu tanıdğım kimselerdir. Bu proje, ‘İstanbul Ölüleri’ projesi durumuna dönüştü. Öleceğini bildiğim 10 kişi, ben fotoğraflama(ya)dan öldü. (Metinler yazılı durumda.)

Buna ‘nekrofili’ denebilir, ‘kültürel patoloji uzmanlığı’ denebilir, ‘negatif şans’ denebilir. Payıma, hadi keşleri geçtik, katiller ve tecavüzcüler arkadaş olarak düştü.

Bunu, iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır, örneği olsun diye yazdım.

Şu andaki dünya, özellikle de büyükkentler, kanalizasyonun dibi olmayı geçmiş durumda. Elini sallasan trajediye çarpıyorsun ve trajediler bu denli yinelenirse, komedi olur.

‘Moskova Evsizleri’ tek başına böyle olamaz ama kendiminki ve başkalarınınkiler dahil edilip de, sayıları 10’u geçince, komedileştiler bile. (Bakınız ‘Tanrıkent’ ve ‘Carandiru’ filmleri.)

Cehenneme giden yollar iyiniyet taşlarıyla örülüdür.

Lümpen proleterya şişede durduğu gibi durmaz.

Örnek olsun diye veriyorum: Bir ramazan çadırındaki 1.000 kişiyi fotoğrafladınız. Hesapça hepsi muhtaç durumda. O fotoğraflardan kimin muhtaç olmadığını anlayabilir misiniz? Ben anlarım, anlıyorum da zaten. Buna ‘negasyonun negasyonu’ deniyor.

Bu açıdan, fotoğrafçıyı, özellikle görüşlerini okuduktan sonra, bir oto-kritike çağırıyorum.
Reha ÜLKÜ eklemiş - adds | 05 Ocak 2009 Saat - Time 20:06
Hepsi çok düşündürücü ve çok güzel fotoğraflar...

Emeklerine sağlık Ali Abi...

Her zamanki gibi yine yapmışsın yapacağını...

BİR EŞİN DAHA YOK...

Cihan Bilgen eklemiş - adds | 05 Ocak 2009 Saat - Time 22:23
sevgılı alı,arkadaşımsın ama inanki bu yazdıklarım senın SANATına olan saygımın arkadaşlığımızla ılgısı yok.gerçekten senı tanımakla resımlerınlede tanışmış oldum.hele bu son resımlerındeki , çömelmış-kızmı erkekmı anlaşılaması zor olan-ınsan ve ısınan yaşlı kadını benı çok etkıledı.ama hepsı çok guzel.bakışının gucunu hiç kaybetmemeını dılerım.sevgıler
gulden akkan eklemiş - adds | 06 Ocak 2009 Saat - Time 00:49
Dear Ali,
looking at your photos is liking reading epic lyric. Every single one of your photos is telling a life story. How many pages would a novelist need to pass on such intense feelings? How many words would be needed to shape the indivdual drama of the people and the social drama behind them? Your photos are so incredibly intense and intimate without being voyeuristic. You manage to attract the spectator without degrading the people to mere objects of curiosity and without bereaving them of their dignity.
Icten selamlar
Helga
Helga Jokl eklemiş - adds | 06 Ocak 2009 Saat - Time 18:33
bireysel değişimler sadece kişiyi ve yakın cevresini etkiler. sistem değişimleri ise tüm toplumumun otak tercihi sayılıyor günümüzde, veya öyle gösteriliyor. sscb'deki değişimler, bir depremin merkez noktasındaki olan en cok moskavayı değiştirdi. geçmişi bilmek ve de geleceğe yön vermek adına. geçmişi bilen biri olarak, geleceği ali öz'ün gözünden tanıklık etmek çok güzeldi. sağol can ağabey.
mehmet güner eklemiş - adds | 07 Ocak 2009 Saat - Time 01:48
Sevgili Ali Abi,
Bir birey olarak hayatta iken yetenekleri, duyguları ve kendi maddi imkanları ile topluma veya başka bireylere verebileceklerini maksimum düzeyde vermeye çalışan ve veren, bunu yaparken de mütevazilikten, insanlıktan, dostluktan, paylaşmaktan kaçınmayan biri olarak yapan tandığım, sevdiğim ve saygı duyduğum insansın sen. İçindeki ile karelerinden gördüğüm yansımalar eşleşiyor, çektiğin karelerden sana kalanları da anlayabiliyorum. Allah sana güç versin, imkan versin. Sevgilerimle
Osman Ekiz
osman ekiz eklemiş - adds | 07 Ocak 2009 Saat - Time 08:42
Sevgili Ali,
Sosyal Radar antenlerin yine iyi çalışmış. Bakan gözlerin görmediği insanlar yine objektifinle görünür hale gelmiş. Bu antenler ve gözler dünyanın neresinde olursa olsun iyi çalışmaktalar.

Yine bir yerde karşılaşırız.
Gültekin

Gültekin Alkurt eklemiş - adds | 08 Ocak 2009 Saat - Time 11:03
bazıları bakar bazıları görür. yine görüneni görerek üstünü örtmeden bize göstermiş ali abimiz tşkler.
ellerine sağlık ali abi.
esin köse eklemiş - adds | 10 Ocak 2009 Saat - Time 21:51
İnsanlık dramının estetik şekilde sunumu, işte yine bir dizi Ali Öz fotografları. Çok iyi kurgulanmış, şaşırtıcı reklam fotografları vardır durdurma gücü olan, Ali Öz kareleri de böyle.... Ancak, bilirsiniz ki, kurgu yok, suni değil, hayatın içinden yakalanmış ve açısı iyi ayarlanmış karelerdir. izlersiniz, içiniz inceden sızlar ancak sanat yönü de ağzınızda apayrı bir tad bırakır. Herkes bakar Ali Öz görür demiş arkadaşlar, çok doğru. Tanrı ona bambaşka bir göz vermiş, Gözünün feri, gönlünün zenginliği hiç azalmasın....
Emel BAHAR eklemiş - adds | 11 Ocak 2009 Saat - Time 20:26
10 milyonluk kentte kimse kimseye bakmaz. Hem herkes merhametsizdir, hem zaten dilenenler asıl muhtaç olanlar değildir.
seslisohbet eklemiş - adds | 11 Ocak 2009 Saat - Time 20:39
Herkes bulunduğu her alanda işini doğru bir şekilde dürüstçe namusuyla korkmadan yılmadan ısrarla yaparsa bana göre dünyada yaşanan tüm kötülüklerin de sonu gelir.Tamda bu nedenle Fotoğraf alanında senin yaptıkların bu özverili çalışmalar bir örnek oluşturmaktadır diye düşünüyorum,
Sevgili Ali Öz,Eline Koluna Beynine sağlık.Sonsuz Teşekkürle...
Necip Sevindik eklemiş - adds | 11 Ocak 2009 Saat - Time 23:15
Merhaba Ali Abi,
Gerçekten etkileyici ve harika bir proje. Bizim görmediğimiz, Moskovalıların göremediği ve belki de görmek istemediği, sosyalizmden kapitalizme geçmiş bir toplumun insanlık durumlarını belgeleyen dram dolu bir çalışma. Ellerinize yüreğinize sağlık...
Ali Rıza DEMİR(MERSİN)
Ali Rıza DEMİR eklemiş - adds | 12 Ocak 2009 Saat - Time 08:24
Ali Hocam;
Hayatın acı gerçekleri etkileyici bir belgesel çalışması yüreğinize sağlık.
Sevgi ile kalın.
Aysun Yiğit eklemiş - adds | 12 Ocak 2009 Saat - Time 17:00
FOTOĞRAFLAR ÇARPICI VE ETKİLEYİCİ, HER NEKADAR EMEĞE SAYGIM SONSUZSA DA BÖYLE FOTOĞRAF ÇEKEBİLMEK DE KISKANDIRICI.
YÜREĞİNE, GÖZÜNE, ELİNE SAĞLIK.
SEDA BERZEG eklemiş - adds | 13 Ocak 2009 Saat - Time 15:48
Sevgili Ali Öz,
"Fotograf, gülümsetmeli, düşündürmeli ve eğitmeli" derken çok güzel ifade etmişsiniz bu sunduğunuz kareleri. Pek gülümsetmese de düşündürüyor ve eğitiyor. Rusyayı bu hale getirenler izlemeli. Evsizler bizde yok mu? Var ama bizde hep vardı. Orada ise daha önce olmayan bir olgu yaşanıyor.
Fotograflarınızda estetik kaygı, içerikle at başı gidiyor. Kutlarım.
Bu arada Ayvalık'tan da selamlar.
Uğur Bilge eklemiş - adds | 14 Ocak 2009 Saat - Time 17:32
Sevgili Ali Öz
Hayattan yansıyan kesitlerigüzel yansıtmış Fotoğraflarınla düşünmemek,etkilenmemek mümkün deyil senin pencerenden bakmak güzeldi.Kutlarım nice Fotoğraflı yıllara.
Ümit Polatcan eklemiş - adds | 15 Ocak 2009 Saat - Time 11:27
Sevgili Ali,
Bir evsiz nerede "evsiz" ise, bir "densiz" nerede densiz ise yalnızca o toprakların evsizi, o toprakların densizi olmuyor. İnsanlığın evsizi, insanlığın densizi oluyor. Senin çektiğin bu fotoğraflara da bakarken, "kötü ama , en azından bizim insanlarımız değil" diyemiyorum. İnan en az onlar kadar üşüttü senin çektiklerin. En az onlar kadar evsiz kaldık. Üstümüzden örtümüz alınmış, çırılçıplak kaldık.

Dün Cizre'de bir başka insanın karşısındaydın, evvelki gün Beyazıt Meydanında kalabalıklar karşıladın, önceki gün de Tandoğan'daydın. O insanlar ne halde idilerse, bizde seninle o hallerdeydik.
Çektiklerin biraz hüzünlü, ama çeken için için güleryüzlü!
Tebrik ediyorum. Nice karelerin var olsun diyorum.
Selamlar

Haldun CEZAYİRLİOĞLU
İLEV Vakfı Başkanı
Haldun Cezayirlioğlu eklemiş - adds | 15 Ocak 2009 Saat - Time 11:30
Sevgili Ali Abi;

Sayende gözlerimin sayısı üç... ikisi bende, üçüncüsü senin objektifinde.

işaret parmağın deklanşörden ayrılmasın

daha nice nice pozlara...
Ziya Yıldırım eklemiş - adds | 15 Ocak 2009 Saat - Time 22:50
Olumlu olumsuz yorum yazan tüm arkadaşlara çok teşekkür ediyorum.
Seyit Ali Ak'ın ölümü hepimizi çok üzdü. Seyit tam anlamıyla '' Önce insandı'', onun hastalığı ve son bir haftası çok zor geçti. Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.
Aşağıdaki yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Sevgiler, saygılar. ali öz

http://www.turnusol.biz/public/makale.aspx?id=3519&pid=10&makale=%DDlk




Ali Öz

İLK VE SON SÖZ
“Fotoğraf projelerimde iç hesaplaşmalara, insanlık çıkmazlarına, ruhsal fırtınalara, güzellik ve yetkinlik duygusuna ilişkin titreşimleri somutlaştırmaya özen gösteriyorum. Bu özen bence, varoluşumuzun anlamını sorgulama sorumluluğuyla aynı arabaya koşulmuş iki yağız at gibidir. Günümüz basın yayın organlarının yarattığı görüntü sağanağının dışına düşen, kişiselleştirilmiş öyküler giydirilen bir görsellik, “En iyi fotoğraf çekilmeyen fotoğraftır” düşüncesinin yarattığı bir inançla varolma yolunda keyifli bir “paylaşma” oyunu peşindeyim. Gerçekle kurmacanın iç içe geçtiği kendimizi başkalarına anlatacak imgesel tasarımları görselleştirme serüveni. Buna, konuların birbirini tamamlayan form, renk, ışık, gölge ve ton geçişleri gibi özelliklerini kullanarak bir ahenk yaratmak da diyebiliriz. Ben, fotoğraf büyüsünden, yeni ufuklar sezinleten, düşündüren, düşleten, sevindiren, hüzünlendiren ya da insanla nesnel gerçekler arasında estetik ilişki dengesini kurabilen fotoğrafların etkileme gücünü anlıyorum. David Hurn, bunun adını “Görsel olarak dünyaya yanıt vermenin saf coşkusunu keşfetme” koymuş. Doğal olarak, fotoğrafçının ışık duygusunu içselleştirmesi koşuluyla.”
Seyit Ali Ak

Sevgili Nadir Ede’den bilgisayarıma düşen bu yazı ‘’İlk ve son söz’’ olarak sanki bir vasiyetti. Dost insan Seyit Ali Ak’ın dünyayı ve fotoğrafı yorumlamada özlü bir yaklaşımıydı bu sözler.

5-6 yıl önce Caz vapurunda keşisen yolumuz, yine Halkalı’da Şii törenlerine gitmek için sözleştiğimiz bir anda fiziken ayrıldı.
Son yıllarda fotoğrafa olan tutkusu öylesine artmıştı ki daha 17 Aralık 2008 günü Konya’da Mevlevi törenlerinden dönmüştü. Üşütmüştü ve hastaydı, ama durdurak bilmiyordu. 7 Ocak günü Halkalı’da Şii törenlerine gitmek üzere sözleşmiştik. 11 Ocak günü ise Bodrum Deve güreşlerine gidecektik. Benim isteksizliğime rağmen o uçak biletlerini bile aldırtmıştı.

Halkalı’daki Şii törenlerine gitmek üzere Beşiktaş’ta buluşma yerinde yarım saate yakın bekledim. Sürekli tekrarlanan telefonlarıma cevap alamayınca gazetecilik refleksimle bir taksiye atlayıp evine gittim. Arabasını kapının önünde gördüğümde açıkçası korkularım artmıştı. Kapıcı- anahtar- fabrika - eşi… Yıldırım hızıyla süren telefon trafiğimiz sonucu ambulans ile önce Taksim İlk Yardım Hastanesi, ardından Amerikan Hastanesi… Bütün bunlar nafile bir çaba olarak kaldı. Fotoğraf dünyası, dostları, insanlık güzel bir insanı kaybetmişti. Yorgun vücut beyin kanamasına daha fazla dayanamamıştı.

Seyit Ali’nin arkasından bunları yazabilmek öyle zor ki… Bence en önemli özelliği beyefendiliği ve paylaşımcılığıydı. Onlarca seyahati ve fotoğraf serüvenini birlikte yaşadık. İki farklı uç gibiydik, sanki zıtların birliğini yaşıyorduk. Ben fotoğrafta gazetecilik refleksimle direk anlatım yolunu seçerken o, renk, kompozisyon, uyum, grafik gibi fotoğrafın estetik yanlarına daha çok önem verirdi. Ölümünün sanki yakın olduğunu biliyordu da, fotoğrafa ve insanlığa daha çok şeyler bırakmak uğruna kendi yaşamını hiçe sayıyordu. Hazırladığı onlarca kitap ve sergiye rağmen yeni fotoğraf projelerini sonuçlandırabilmek için zamana meydan okuyordu.
Seyit Ali Ak’ı anlatmak için satırlar yetmez ama onun yaptıklarını kısaca bakacak olursak.


Yüzyıllık dönemi kapsayan Türkçe Fotoğraf yayınları (1977), Osmanlı Dönemi Fotoğraf koleksiyonu (1982), Fotoğraf Afişleri (1986) sergilerinin yanı sıra Otomobiller (1980), Palyaço (1982) ve Sanatçı Portreleri (1984) gibi konulu fotoğraf sergileri açtı. 1982 yılından sonra kendini giderek artan bir tempoda fotoğraf yazını ve araştırmalarına verdi. Cumhuriyet, Hürriyet gazetelerinde, Sanat Olayı, Gösteri, Milliyet Sanat, İFSAK, AFSAD, REFO Fotoğraf Sanatı dergilerinde, çeşitli eleştiri, araştırma ve biyografi yazıları yayımlandı. 1986 yılında yayına başlayan AnaBritannica ansiklopedisinin fotoğraf maddelerini o yazdı. 1985 yılında fotoğraf sanatının yurdumuzda köklenmesine, yaygınlaşmasına önayak olmuş kadroyu yapıtlarıyla tanıtma amacına yönelik Ustalar başlıklı derleme dizisini sergilemeye başladı. Kesintisiz olarak 11 yıl içinde bu dizide yaklaşık 1500 fotoğraf sergilendi. ESFIAP (Exceilence rendering with Services of FIAP) ünvanı verildi (1985), İFSAK onur üyesi oldu (1994)
YAYIMLADIĞI KİTAPLAR
1982/Türkçe Fotoğraf Yayınları Kataloğu, 1871-1982,
İFSAK Yay.
Genişletilmiş 3. baskı/2004, Seyit Ali Ak-Alberto Modiano. Bileşim Yay.
1987/ 25 Yılın Türk Fotoğraf Tutanağı, 1960-1985.
İFSAK Yay.
1995/ Fotoğrafımızda Tartışma. Kendi Yay.
Ustalardan Fotoğraf Sergilerinin Toplu Kataloğu.
İFSAK Yay.
1998/ Fotoğrafın Gölgesinde. Anı/Deneme. Karas Yay.
2001/ Erken Cumhuriyet Dönemi Türk Fotoğrafı
1923-1960. Remzi Kitabevi Yay.
2003/Fotoğraf/Söz Kavuşması, Edebiyatımızda Fotoğraf. Bileşim Yay.
2004/ Fotoğraf ve Kartpostallarıyla
Girit’ten İstanbul’a Bahaettin Rahmi Bediz
Beyaz Atlı Fotoğrafçı. 1875-1951. İletişim Yay.
2004/ Fotoğrafın İzinde 40 Yıl
Seçme Yazılar: Fotografevi Yay.
2005/ “Siyah-Beyaz İzler” Fotoğrafçılığıyla Zeki Faik İzer. YKB Yay.
2005/ Küskün Kuşlar Göçe Kadar. Şiirler: Nursen Karas.
Fotoğraflar: Seyit Ali Ak. Fotografevi Yay.
ali öz eklemiş - adds | 15 Ocak 2009 Saat - Time 22:51
Ali abicigim, o irak kadinin gözyaslariyla basladi hikayemiz, guzel dostlugumuz..kuzguncuk sokaklarinda o sicak evinde.. simdi dinledim hüzünlü sesini guzel bir insandan olan ayrilma anini anlattin ve cok duygulandim cünki birden bitebiliyor sevdigimiz bir insanin yasam öyküsü..fakat senin gibi insanlar yazdikca onlarin hakkinda aklimizda yüregimizde kaybolmuyorlar..daima icimizde bir yerlerde hayatlari devam ediyor..
resimlerinle zaten bir suru hayat anlatiyor ve bizimle paylasiyorsun, ellerine yüregine saglik...
iyiki o gece o an o isiklarda o kadinin gözyaslarina bakip sana yazdim..sevgi ile yasa sevgi ile ...
Kardesin Miriam
Miriam Bektas Cankaya eklemiş - adds | 16 Ocak 2009 Saat - Time 20:49
Sevgili Ali hocam, sizinle tanışmam gerçekten 23 yıllık hayatımda dönüm noktası sayılabilecek bir olay.. Çünkü yaklaşık 1 yıldır fotoğraf çeken ben, sizinle tanıştıktan sonra çiçeği, böceği, yaprağı çekmekten biraz olsun uzaklaşıp, ülkemizdeki toplumsal olayların, sevinçlerin, hüzünlerin, isyanların peşinden koşar oldum, oradaki insanların duygularını yüz ifadelerini makineme hapsedip, çevremdeki insanlara, benden sonra geleceklere miras bırakmanın derdine düştüm..
Sizin fotoğraf anlayışınız ve fotoğraflarınız gerçekten çok etkiledi beni.. Hani sizin de dediğiniz gibi pek fazla renkleriyle, tonlamasıyla, kontrastıyla vb oynamadan, insanları; fotoğrafın kompozisyonuyla, anlatmak istediğiyle etkileyen, onları düşündüren, güldüren,1-2 saniye başka yerlere fotoğrafın içine alıp götürebilen bir sanatçısınız, gazetecisiniz..
Ve yine soğuk bir İstanbul sabahı sizin sayenizde Seyit Ali bey ile de tanşma fırsatı bulacaktım (inanamıyorum kendime, bir yıl önce küçük bir makine ile başlayan fotoğraf merakım, bugün Türk fotoğraf dünyasının usta isimleriyle aynı ortamı paylaşma şerefine kadar geldi sizin sayenizde). Ama olmadı Seyit Ali beyle tanışamadım, detayları siz zaten anlatmışsınız yorumunuzda...
Hep beraber gidemedik Halkalı'da ki Şii törenlerine...
Ali hocam sizden ve sizin değerli fotoğraf sanatçısı, emekçisi dostlarınızdan öğreneceğim çok şey var.....
hakan ulugerçek eklemiş - adds | 16 Ocak 2009 Saat - Time 22:06
yaşamak ince bir urgandır dengeyi korumak ağırlığı bilmek gerek
bize yükün ne olduğunu hatırlatan yürek gözü güzel insanlara teşekkür ederim.
dayıcığım yüreğine sağlık
ayla çiçek eklemiş - adds | 18 Ocak 2009 Saat - Time 18:46
Sevgili Ali,
Moskava'lı evsizler çalışman yine diğerleri gibi çok hoş.Yorumlara baktım bir kişi hariç hepsi her zamanki gibi övgü dolu.Bence de bu övgüyü hakediyorsun.Tabii eleştiriler hep olumlu olacak diye bir kaide yok.Ama eleştirinin bir yapıcı yanı olmalı.Reha Ülkü'nün derdini ben pek çözemedim.Röportajda kendini o kadar güzel ifade etmişsin ki üstüne ekleyecek pek birşey yok.
Yasemin Köken eklemiş - adds | 18 Ocak 2009 Saat - Time 23:48
Sevgili Ali Öz,
Moskova çalışmalarını zevkle izledim. Ancak vahşi kapitalizmin insan onuru yanında biyolojisinide acımasızca tahrip ettiğini üzülerek gördüm. Biz Türkiye' li Sosyalistler kendi coğrafyamızı bilmeden en üst boyutlarda Sovyet Sosyalist hareketinin bütün süreçlerini belleğimize yazdık. Ne yazık ki geldiğimiz nokta senin deklanşörünle ben ve bizim gibilerini şoke ettiği düşüncesindeyim. İnsanlık coğrafyasının senin gibi yürekli sanatçılara her zaman ihtiyacı olacak. Başarılarının devamını dilerim. Sevgiler...Saygılar...
doğan örs eklemiş - adds | 20 Ocak 2009 Saat - Time 00:47
..sevgili Ali..insana duyarlı olununca, çek çek bitmiyor değil mi...? sessiz sedasız çektiğin, ama büyük sesli fotoğrafların bizlere ışık tutuyor..yolun açık olsun..
Yıldız Çelik eklemiş - adds | 22 Ocak 2009 Saat - Time 11:49
Hocamız Ali Öz'ün fotoğraflarını Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde verdiği bir sunumda görmüştüm, Moskova Evsizleri ile ilgili çalışmalarını da burda inceleme fırsatı buldum.
İlk etapta bana garip gelen bir fotoğraf tanımı vardı; politik belgesel fotoğraf?
Fotoğraflarını görünce böyle bir tanımın dogru oldugunu dusundum.(aynı şaşkınlığı, Roland Barthes'in camera lucidası için yapılan fotoğraf edebiyatı tanımında yaşadım)
Yuzyılın son çeyreğinde siyasal anlamda birçok karmaşanın oldugu, kimlik baglamında birçok arayışın sözkonusu oldugu ülkemizde insanların toplumsal tepkilerini, meydanlardaki seslerini hocamız politik bir düzeyde ve kendine özgü estetiği ile ifade etmiş.
Kendisine ''hocam, bunca yıldır fotoğraf çekiyorsunuz, ama şu an Türkiyede pek bişey değişmedi,siyasi anlamda hala bi kaos sözkonusu, bu konuda ne düşünüyorsunuz?'' dedim.
Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquezin anlatmak için yaşamak tanımı(kitabı) ile paralel olarak ben sadece anlatıyorum dedi. Anlatmak da kişisel anlamda bir mücadelenin, varoluş ve inanılan değerler için çaba göstermenin bir yolu. Bu baglamda gelen olumsuz eleştriler yeterli bilgi olmaksızın yapılmış gibi geliyor. Sanatsal üretim toplumların bellek oluşturması, düşünmesi, gerektiginde kendisine donup varoluşunu sorgulaması baglamında bir yere kadar yardımcı olabilir. Ama bu baglamda savaşlar ve siyaset kadar sert olamaz.
Hocamızın da belirttiği gibi görüntü kirliğiliğinin oldugu bir düzeyde vietnam fotoğrafları gibi etkileyici fotografların olmasını bekleyemeyiz. Zaten biz gençler için ugruna savaşacak bir deger de kalmadı. Günümüz dünyasının faydacı fırsatçı, basite indirgeyici , yargılayıcı yapısı çoğumuzu sindirmiş durumda. Modernizm bize savaşacak bir deger verene kadar sanırım hepimiz birer polat olacağız.
Ercan Erol eklemiş - adds | 22 Ocak 2009 Saat - Time 15:10
Degerli Ali Oz Agabey Merhaba,

Sosyal Olaylar Fotografciligi ornekleri olarak degerlendirebilecegimiz baska bir konunuz, Moskova'li Evsizler konulu fotograflarinizi paylastiginiz icin tesekkurler. Sizi, Ifsak'ta kurabilirsek eger, Sosyal Olaylar Fotografciligi Birimi Egitmeni olarak da gormeyi arzu ediyoruz. Yogun programiniza karsin IFSAK Sosyal Olaylar Fotografciligi Birimine zaman ayirmanizi rica edecegiz.

Degerli Ali Oz,

Cemberin icerisinde olmayi deneyip dislananlardan bazilari bu dislanmayi algilamakta gucluk ceker. Yasam gercegi dislanana, bu dislanmayi zorla kabul ettirir. Bu zorla kabul ettiris, nice kayiplari beraberinde getirir. Kayiplarin durumu zordur. Butunuyle yitik olmanin sinirlarinda dolasirlar. Sistem icerisinde olmayi denemis ama tokat yemislerdir. Bu tokatin hazmedilmesi zordur. Olup bitene sinif temelli olarak bakmakmalarini saglayacak saglam bir yasam cozumleme aracina sahip degiller ise, maalesef, nesnel gerceklik ve yasamin yeni yukleri kayipliklarini giderek arttirir. Onceden gelenle beslenen ve sonraya da kalacak zincirin bir parcasi olamazlar. Kendi yasam sureleri icerisinde, yalnizca kendilerinin filozofu olurlar. Sisteme istem disi bir secimle bireysel olarak yenik dusmus kisilerin agizlarindan seyrek ve az olasilikla dogru sozler cikar ama maalesef yitikligi yansitan yorumlar cogunluktadir.

Fotograflariniz bizlere, sosyalizmi dogru durust uygulamak yerine, bu sistemi tamamiyle reddedenlerden bir bolumunu gorsel olarak yasatiyor. Bu kisisel dramlari da sinif butunlugu icerisinde degerlendirmek gerekiyor. Dolayisiyla cok boyutlulugu da barindiran fotograflariniz icin tesekkurler Degerli Ali Oz. Elestirilerden bazilari maalesef "Aslinda, bir zamanlar ben de sistemin icersindeydim. Lakin sistem beni disladi." dramini ve dolayisi ile olusan hircinligi yansitiyor. Uzucu. Sinif konumlarimizi daha dogru algilamamiz ve cozumlememiz hircinligimizi dogru degerlendirmemizi, dogru hedeflere yonlendirmemizi saglayacaktir.
Faik Basaran eklemiş - adds | 26 Ocak 2009 Saat - Time 00:09
Moskova Evsizleri fotoğraflarını daha önce de görmüştüm ancak röportajla derlenmiş hali çok daha etkileyici ve anlamlı olmuş. Anlamı fotolardan önce, bu fotoğrafçılığa ruh veren makine arkasındaki göz'ün kendini anlatması olmuş. İşte zamanımızda eksik olana vurgu bu. 12 Eylül gibi, işçi direnişleri gibi, kapitalizmin harcadığı hayatlar gibi... fotoğraflar böyle çıkıyor. Onca şatafat, büyük silahlanma atılımı vb. vb. gibi gazetelerin birinci sayfasına Rusya denince çıkan şeylerden sonra Rusya'nın parıltısı arkasındaki bu karanlık, Moskova'nın Evsizleri başka türlü nasıl görülür ki? Bence Ali Abi'nin bizi eğiticiliği de buradan geliyor.

Ben bir sosyalistim ve Moskova'daki şatafatın arkasında neler yaşandığını, sosyalizmin o karikatür halinden sonra neler yaşanabileceğini de tahmin edebiliyorum, ancak bu fotoğraflarla, hayatın en kritik anlarından, belki de en sıradan -demeliyim- hallerinden görüntülerin karşıma gelmesi, benim tahayüllerimi de zorlayan çıplak bir gerçek. Bu çıplak gerçekle hepimizi bir kez daha yüz yüze getiren, ufkumuzu genişleten, öfkemizi besleyen, aslında en çok da kapitalizmle alay eden bu fotolar için ellerine sağlık Ali abi. Dünyanın girdiği bu yeni evrede ihtiyacımız olan tam da bu fotoğraflar. Ezenle-ezilen arasındaki mücadeleyi en dolayımsızmış gibi görünen anlarda bile tüm şiddetiyle ortaya sermek ve perdeli gözleri eğitmek, eğitmek. Buna ihtiyacımız var!
Sakine Yalçın eklemiş - adds | 26 Ocak 2009 Saat - Time 15:14
Eline Saglik!
Mehmet Ünal eklemiş - adds | 31 Ocak 2009 Saat - Time 12:17
Sevgili Ali Öz,
Öncelikle başın sağolsun, Türk Fotoğrafının başı sağolsun... Huzur içinde yat Seyit Ali Ak, görevini yapmış, ülkesine borcunu ödemiş insanların huzuru ile...
Moskova Evsizleri çalışması ile Sosyalizmden vahşi Kapitalizme geçen bir ulusun dramını öyle güzel gözler önüne sermişsin ki, sağol... İşte fotoğrafın gücü böyle bir şey... Kitaplar dolusu sürecek bir tartışmayı bir kaç kare ile özetleyiveriyor. Bu çalışman sadece fotoğraf dostları arasında değilde de tüm dünyada paylaşılsa ne güzel olurdu, tam da kapitalizmin tıkandığı ya da çöktüğü mü desek :) bu zamanda...
Sevgili Ali, fotoğraf dünyanı bir başka pencereden bize anlatacağını düşündüğüm dans fotoğrafları çalışmanı göreceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyoruz....
Sevgiyle kal
Saide Bal eklemiş - adds | 31 Ocak 2009 Saat - Time 12:45
Ali oz fotograflarininda herzaman insan vardir.Ali oz esine az rastlanir bir belgesel fotografcisidir.ALI OZ`u gec tanidim fakat ondan fotograf adina cok sey ogrendim .Kendisne tesekkur ederim.Ali abi bu guzel fotograflarin icin tesekkur ederim.hepsi birer belgesel degerinde.
mustafasahin KAYA eklemiş - adds | 01 Şubat 2009 Saat - Time 11:07
Sevgili Ali Öz,
Fotoğrafların kalın bir kitabı bir solukta okumaya benziyor.. eline ve yüreğine saglık.
Sevgi Derya
Sevgi Derya eklemiş - adds | 02 Şubat 2009 Saat - Time 22:46
Ali Öz fotografları bize carpıcı gercekleri kendi gözlerimizle görmuscesine gosteriyor. Hatta bizim dikatle baktıgımızda bile goremeyeceklerimi zi anlatıyor. Tesekkurler Ali, Sagol.
Bahar Atilcan eklemiş - adds | 08 Şubat 2009 Saat - Time 21:46
Çektiğin her karede olduğu gibi "Moskovalı Evsizler"de de gerçekleri, gerçekliği içimize işletiyorsun. Dünyaya nasıl bakmak, onu nasıl ve neleri görmek gerektiğini sayende öğreniyoruz.
Harikasın Ali
Gülgün Önder eklemiş - adds | 11 Şubat 2009 Saat - Time 17:26
İskenderun'dan sımsıcak selamlar,
Gönül gözüyle deklanşöre basılan karelerin insanın yüreğine dokunması demek bu olsa gerek sevgili Ali Öz.

Eline yüreğine ve emeğine sağlık. Hayatın öteki yüzüne ışık tutuğun bu fotoğraflarda insanın yoksulluğa rağmen içinde taşıdığı sevgisini de belgeliyor.

Belgesel nitelikte çektiğin bu fotoğraf kareleri sosyolojik olayların, toplum yaşamların da yansımasıdır bana göre. Toplumsal hareketliliği ve değişen hayatı belgeleyen bu fotoğraflar nerede çekilmiş olursa olsun insanın yüreğini acıtıyor.

Eline yüreğine sağlık derken seni sevgiyle selamlıyorum… Nice güzel fotoğraflara…
Serpil KORKMAZ eklemiş - adds | 19 Şubat 2009 Saat - Time 19:07
helal olsun, cok merak ettiigim, büyülü bir sehir olarak bildigim moskova'nin birde gercek resimleri, bir sehri asla disaridan taniyamazsiniz, ara sokaklarina gireceksiniz, gercekleri göreceksiniz..
mesut güvenc eklemiş - adds | 11 Nisan 2009 Saat - Time 21:11
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Fotoğraf Kulübü'nün AFSAD ile düzenlediği "Belgesel Fotoğraf Günleri"ne, Türkiye'nin 1982 sonrası 25 yıllık sürecini ele alan toplumsal gerçeklik kareleri sunumu ile katılan Ali Öz, Zonguldak'ta önemli bir iz bıraktı. Sorumluluğunu fedakarca yerine getiren Öz'e mutluluk ve başarı dileklerimle...
Fahri Bozbaş - Zonguldak eklemiş - adds | 14 Nisan 2009 Saat - Time 00:08
Sevgili Ali öz ..Öncelikle ellerine saglık . Beni yıllar öncesine götürdün Serkis Baharoğlu'nun
yıllar önce Ara gülerle beraber bir sergi için Newyork gidişini ve Bu gidişle orada kalmayı aklına koyan Serkis in Newyork' ta Evsizleri çalışmasını anımsattın Serkis bu çalışması iyi bir ses getirmiş Serkisin orda kalmasına yardım etmişti. Yıllardır çekilen bir yerin dışarıdan bir başka gözle çekilmesi Farklı tatlara dönüşe biliyor .
Seninde bu çalışman bazı kareleri arka arkaya çekmen sinamasal bir tad olmasına ve altyazıya gerek kalmadan kendilerini anlatan kareler olmuş.
Seninde yukarıda söyledigin gibi Basından ayrıldıktan sonra serbest çalışmalarında daha başarılı olduğunu görüyorum ..Çünkü zamanla kavgan bitti bir an evvel çekip gasteye, dergiye haber yetiştireyim kaygısından uzaklaşınca insan rahatlıyor ve konuya daha hakim oluyor..
İşıgının bol olmasını diler başka projelerinde görüşmek dileğiyle..

sevgiyle kalınız...
Sadık İncesu
Sadık İncesu eklemiş - adds | 14 Mayıs 2009 Saat - Time 10:30
Ali Öz`ün fotoraflarında acının savasın hüznün emeğin sevginin çirkinlığin yoksulluğun ve herseye ragmen yoksullugun dını dili ırkı olmadığını görürsünüz. fotoğraflara baktığınızda ürpermemek,düşünmemek sorgulamamak olanaksızdır kolay kolay doğrulamayacağınız bir tokat yersiniz. Günlece gözlerinizin önünde yaşamın ta kendisi gerçekle yaşar sarsılırsınız kendinizi o karenin içinde bulursunuz canınız yanar o zaman yaşadığınızı hissedersiniz. Ali Öz düşüncelerini ,ödün vermeyişini çok çok zor yaşam koşullarıyla geldiğin bu günleri adeta kurt kapanlarının arasındaki savaşçılığını emeğini sevgi dolu yüreğindeki paylaşımcılığını çarka tüm çirkin oyunlara karşı dik duruşunu yüreğinin ve beyninin bunca yıl temiz kalışını duyarlılığını cesaretini inadını sarılışını bizlere sunduğun için iyiki varsın . Geleceğe bırakacağın miraslar daha fazla olmalı , annene teşekkürler Ali Öz`lerin çoğalması dileğiyle sevgiler . fotoğraflarındaki acı endişe umutsuzluk haksızlık çizgileri hala yüreğimi kanatıyor lütfen devam .
sevgiler NUR
Nur eklemiş - adds | 27 Haziran 2009 Saat - Time 13:50
Yalnızlık , kimsesizlik , diğer insanlar tarfından yasamana rağmen farkedilmemek işte tamda böyle birşey. Bazen insanlar karşısında dikilmene rağmen ; gözleri sana baksa da seni görmez .Çünkü sen bu fotoğraflarda olduğu gibi itilen ,kakılan evsiz ve kimsesizsindir. Bu fotoğraflarla Ali Öz her gün bir köşe basında karşılaştığımız ama farkında olmadığımız evsiz ve kimsesizlerin dertlerine ,acılarına tercüman olmuş . Ellerinize sağlık..
Şeyma Dumrul
Doğa Savaşçıları Çevre Örgütü Uluslararası İlişkiler Danışmanı
Şeyma Dumrul eklemiş - adds | 18 Temmuz 2009 Saat - Time 20:24
Türk basınında haberi fotoğrafınla anlatan 4 adamdan biri Ali Öz dür ben başkasını tanımam zaten fotografları kendini anlatıyor
zafer murat çetintaş eklemiş - adds | 18 Temmuz 2009 Saat - Time 20:33
Sevgili Ali Öz,
Fotoğraflarınız beni çok etkiledi. Sarsıcı bir etki diyebilirim, sözün bitip sözcüklerin yetersiz kaldığı anlarda başlıyor sanki fotoğraflarınız. İnsan ve insanlık sorununu yakalamış ve üstelik çözümü de hissettiren fotoğraflar. Karamsar değil, gülümsetebilen, içindeki ümidi sezdiren... Hani şairin "insan kokusu sinmiş" dediği türden, insanca. Bende bu ve buna benzer etki yaratan sanat eserleri oldu yalnızca. Dostlar Tiyatrosunun oynadığı Galilei Galileo oyunu, Zuhal Olcay'ın Siyah Beyaz Bir Dinleti'si, Shindler'in Listesi filmi gibi sayılı eserler...
Elinize, yüreğinize, bakışınıza sağlık.
Sevgilerimle
Kevser Karadağ
Kevser Karadağ eklemiş - adds | 21 Temmuz 2009 Saat - Time 11:49
Böyle insanlar kendilerini artık hayata bırakmış ve hiç bir beklentileri yok bi insan böyle durumdayken onları güler yüzlü şevkatle kardeşce kucaklamalıyız bu olay başka ülke veya bizim ülkemiz herkes için bu geçerlidir.Topluma belki ne ustalar daha ekmek kazandırıcak hepsi bu durumda dolanıyorlar.Ben böyle durumdaki inanıyorumda çok ustalar çok sanatkarlar var .Onların ELLERİNDEN ÖPÜYORUM ustalıklarını biz çıraklardan esirrgemesinler
ERMAN KAYA -FOTO DERYA eklemiş - adds | 05 Eylül 2009 Saat - Time 12:21
Önce eline sağlık Ali abi.Her zamanki gibi fotoğrafın dili ve gücünü,yine konuşturmuşsun.Hiç üşenmeden büyük emekle çektiğin tüm kareler, başka bir ülkedeki toplumsal sorunlarıda,tatlı bir kurgu ve kompozisyonla daha etkin kılmış.
Evsizleride sistem sorunu olmaktan çıkarıp, kent yaşamının tüm sistemlerde olağanl
aştırılmasıda,soyut eleştiriden başka bir şey değil.İş olsun diye eleştirenler çıkar.
Sana kolay gelsin.Ali kardeş. Nice projelere.

Polat Çağlayan
Polat Çağlayan eklemiş - adds | 07 Eylül 2009 Saat - Time 00:01
Alicim.!Moskovda evsizleri gösterdiklerinizi gördüm.Amerikada da aynı görüntülerin olduğunu biliyorumHatta türkiyede de bu görüntüler var.Dikkat çekmişiniz,kutluyorum.Problem çare aranmayışında...
Vehbi durgut eklemiş - adds | 09 Ocak 2011 Saat - Time 21:49
sevgili ali,bence sen haber fotoğrafçısısın çünkü haberci başkaları için kaygılanan insandır.fotoğraflar o kadar güzelki ama anlattıkları daha güzel bunuda ancak FOTO MUHABİRİ becerir.
sevgili arkadaşım tebrik ediyorum
canip giriftinoğlu.
canip giriftinoğlu eklemiş - adds | 10 Ocak 2011 Saat - Time 09:30
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.