e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü
Bu proje Dolapdere’deki iki manken atölyesinde çekilen fotoğraflardan oluşuyor. 2000 yılının baharında Mirmiran sokağını fotoğraflamaya gittiğimizde tesadüfen adım attığımız bu dünya bizi içine çekti ve uzunca bir süre etkisinde bıraktı. Dışarıdan sızan loş ışığın içinde elleri zift, macun ve polyester kaplı insanlar, gerçek olamayacak kadar gerçek insan parçaları, eller, bacaklar, torso ve başlar... Sanki başka bir evrenin yaratılış babına girdik, sanki Hazreti Hıdır buralardan geçmiş, yeşil elleri bu insanlara değmiş onları ab-ı hayatla sulamıştı.
Kalıplara dolan polyester, orada katılaşarak vücut bulan insan suretleri, her şeyiyle ideali temsil eden gergin kalçalar, dik göğüsler, badem gözler, ince bilekler ve sicim gibi uzun eller, birbirine eklenen eklemlerle, burada yaratılan dünya aslında zamansızlığın dünyası. Bu mankenlerin yaşı yok, çizgileri, selülitleri, kırışıklıkları yok. Sarkmıyorlar ve kambur durmuyorlar, fıtıkları yok. Oysa insanoğlu bir tek doğduğu an tam ve mükemmel, sonra giderek hızlanan bir düşüşe geçiyor. Yaşlı biri bana yaşlanmanın anlamını şöyle anlatmıştı: “Yaşlanma olmasa ölüme katlanılmaz. Ölüm yoksa yaşam yoktur ve yaşlandıkça ölüme alışılır.” Herkesin doğduğu gibi diri ve güzel kaldığını düşünelim, ölüm doğal bir şey olarak algılanabilir miydi acaba?
Bütün bu sütun gibi bacaklar, selvi boylu, sırma saçlı güzellerin arasında uzaylı suratlılar da bu mükemmel evrenin zındıkları olarak karşımıza çıkıyordu. Bu suratların ne anlama geldiğini sorduğumuzda: “Dikkat çekmek için abi”, cevabını aldık. Dikkat çekmek, acaba bütün bu çaba, bu ideal insan evreni dikkat çekmek için miydi? Mükemmellikten uzak insan yığınları işinde gücündeyken, işten eve, evden işe koşuştururken ve kendi doğasından olanca uzak hayatların kıyısında sürüklenirken, “bir dakika buraya bak, işte sen busun, tanrı, evrenin bütün güzelliğini kendinde toplamış olandır ve seni kendi ruhundan üfleyerek var etmiş. İşte sen aslında saçların dökülmüş, derin çatlamış, baldırların yağlanmış, böbreklerin su toplamış haldesin ama yine de bu kadar mükemmelsin, dur ve bu kıyafetleri al”, diyen bir ses mi bu plastik hanımlar ve beyler?
İnsanlık medeniyetinin mükemmellik arayışı sürüp gidiyor. Yunan heykelleri, Roma portreleri, Helen yüzleri, podyumlarda bir gram yağla ve porselen ciltlerle doğaya karşı akıl almaz bir savaş vererek yürüyen gerçek mankenler hep bu umutsuz arayışı çağrıştırıyor. Michelangelo’nun Davud’u gergin kasları ve mükemmel proporsiyonları ile bir anatomi harikası olarak hala dimdik. Üzerinde kıyafet yok çünkü hiçbir şey onun mükemmel yaratılışına halel getiremez. Buna izin verilemez. Yunan tanrıları, Hint tanrıları ve diğerleri binyıllardır birbirleriyle bu mükemmeliyet için savaşıyor sonra Yahudilerin tek Tanrısı Yahveh, Baal, Anat, Asera ve diğerlerini alt ederek bu tahta yerleşiyor ve biz insanlar işte bu en üst mertebenin ürünleri olarak yaşıyoruz. Endüstri devrimi ve kapitalizme rağmen dimdik ayaktayız ve mankenler işte bu savaşı anlatıyor. Bir mankenin yapılışı altı saat sürüyorsa, sonunda bir sigara molası ve bir saatlik dinlenme, sonra devam...
Metin Yazısı : Zümrüt ALP



















1979 Biga-Çanakkale doğumlu. Elektrik Yüksek Mühendisi. Lisans ve yüksek lisansını İstanbul Teknik Üniversitesinde tamamladı. 2000 yılında Fotoğraf Evi’nin “İstanbul 
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.