Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > TEMMUZ 2009 SAYISI - JULY 2009 ISSUE > AŞDER Başkanı Coşar Sarer ile Röportaj
AŞDER Başkanı Coşar Sarer ile Röportaj


ANKARA ŞİZOFRENİ İLE YAŞAMAYI ÖĞRENME VE DESTEKLEME DERNEĞİ (AŞDER) BAŞKANI COŞAR SARER İLE RÖPORTAJ

 


Köklerini “Toplum İçin Sanat”, “Toplumcu Sanat”, “Toplumsal Gerçekçi Sanat”, “Toplumcu Gerçekçi Sanat”, … vb tanım ve yaklaşımlardan almakla ve de özü itibariyle köklerinden ayrı olmamakla birlikte, ilerleyen zamanın değişen koşullarına bağlı bilimsel - teknik, kültürel etkileşimlerle tekrar biçimlenen ve “Sosyal Sorumluluk Projesi” tanımlamasıyla yeniden hayat bulan, Fotograf Dünyamızda da popüler şekilde yer bulup olgunlaşmaya yüz tutan yeni bir kavram (yahut yaklaşım), postmodern  (yahut geç postmodern) zaman bakışı (yahut tutumu), kendi yaklaşımını üretmeye ve sonuçlarını ortaya koymaya başlamıştır.

 

Fotografçı Coşar Şarer böylesi bir “Sosyal Sorumluluk Projesi” örneğinin önde geleni, kurucusu ve emek verip çalışanı konumunda. Coşar Şarer ve arkadaşlarının çabalarıyla gerçekleşen “Ankara Şizofreni ile Yaşamayı Öğrenme ve Destekleme Derneği” çağdaş anlamda bir sosyal sorumluluk projesinin birinci basamağı ve en önemli merhalesidir. Tabii ki kuruluşun gerçekleşmesinden sonraki aşamaların her biri de, son derece ciddi ilgiyi ve desteği gereksinir. Amatör fotografçı Coşar Şarer ve gönüllü dostları bu çok önemli sosyal sorumluluk projesinin devamlılığını ve geliştirilmesini temin için; kuruluş aşamasını tamamladıktan sonra, belki daha da fazla emek koyarak, problemi yaşayan bireylerle birlikte, o bireylerin ebeveynleri ve diğer aile mensuplarının dayanışmasını sağlamaya, rehabilitasyon çalışmalarını üst seviyeye çıkartmaya, çeşitli kesimlere mensup insan, kurum ve kuruluşların ilgisini oraya çekmeye, ilgiyi sıcak tutmaya ve benzer daha bir çok amaca yönelik çabalara hız verdiler.

 

Bütün sosyal sorumluluk projelerinde olduğu gibi, buradaki çabalar da tam bir gönüllülük işi, tam bir özveri ürünü, tam bir iyi niyet - erdem göstergesidir şüphesiz.

 

Şizofren birey için kimi zaman; “çizgiyi aşan”, “sınırın ötesine geçen”, “normali / ortalama olanı tutturamayan”, “normaliteyi dışlayan, normları reddeden”, “ortalamanın üzerinde seyreden”, “ortalamanın dışında bir yerlerde duran”, …gibi düşünüldüğü olur. Dernek Başkanı; “aralarından bazısı öyle naiftir ki, karıncaya basmaya bile kıyamadıklarına tanık olursunuz” diye söz ederek durumlarını tarif etmeye çalışırken, bir bakıma olgunun pozitif gibi görünen bu yönüyle kendilerini özdeşleştirme çabasına giren, şizofren durumun yakınından bile geçmedikleri halde kendilerini şizofrenmiş gibi takdim etme uğraşında olan, böyle bir algıya yol açabilmek için türlü yollara başvuran kimselerin eğilimlerinin nedenine de açıklık getirmektedir.


Coşar Sarer
 


İşin özü çok basittir aslında. Şizofren (miş) izlenimi ile ortaya her ne konsa (davranış, söylem, …) aşkın kabul edilecek, olağanüstü sayılacak, hayranlık uyandıracak, ilgi toplayacak, …gibi kaba bir “yanılsama” söz konusudur. Bu tutumdaki insanların durumunu şizofren olgusuyla açıklamak doğru olmamakla birlikte, başka bir takım psişik olgularla açıklamak mümkündür sanıyoruz. Bununla birlikte, her türlü aykırı tutumu itibar elde etme, popüler olma aracı olarak gören ve benimseyen kimselerin, moda niteliğinde bir takım rüzgârlara herkesten önce teslim olmalarının da aleni göstergesidir.

 

“Normal olmayan”, “normalleşmeyi reddeden”, “evcilleşmeyi reddeden”, “ortalamanın dışında duran”, “bilinenin ötesindeki”, “sıra dışı”, “sivri”, “yeni”, “şaşırtan”, “yaratıcı”, …vb düşün - sanat insanına has betimsel cümlelerle asla açıklanamaz bu tutumun kötü oyuncularının durumu. Dağarcığında kayda değer hiçbir şey bulunmayan ama öğrenmek gibi zahmetli bir yola girmeyi de göze alamayan “vasat”, hatta “vasatın da altında” alt yapıya sahip sıradan insanlardır burada sadece sözü edilen. Bu gibi kimseleri, gerçekte şizofren problemi yaşayan insanlarla asla karıştırmamak gerekir.

 

Derneğin kurucusu ve aynı zamanda başkanı olan Coşar Şarer’ in tespiti şu ki; şizofren bireyin, öncelikle ailelerinden başlamak üzere çözüm bekleyen yığınla sorunu vardır. Ailelere ilişkin olanların en başta geleni ise, özellikle çağdaş bir yaşam biçimini henüz yeterince özümseyememiş ailelerden önemli bir kısmının şizofren bireyi (çocuk, eş, …vb) çevreden gizleme çabalarıdır. Çok uzun zamana yayılan gizleme çabası, hem tedavide geç kalınmasına, hem de hiçbir destek almayan aile bireylerinin yorgun düşmesine ve hatta çaresizleşmesine neden olmaktadır.    

 

İçinde fotografçıların bulunduğu, kimi zaman kuruluşuna öncülük ettiği, yönetim kademelerinde yer alıp sorumluluk üstlendiği başka pek çok sosyal sorumluluk projesi vardır elbette. Sayın Coşar Şarer ve dostlarının çabaları da bunlar arasında önemli yer tutmaktadır. Bir yandan dikkate değer bir sosyal sorumluluk projesinin mimarı olan fotografçının serüvenini öğrenmek, diğer yandan dikkatlerin böylesi önemli sosyal problemlere çekilmesine küçük bir katkı verebilmek umudu ile söyleştik, sohbet ettik, küçük bir röportaj gerçekleştirdik.          

 

Ebru Tekerek ERTUĞ - Tekin ERTUĞ

 

 

Fotograf serüveninizi paylaşabilir misiniz lütfen?

 

1979 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında işe başladım, 1980 Temmuz’unda mühendis kadrosu aldım. Mardin’e tayin edildim. Mardin’de yaşamımı sürdürürken, bu yeni koşulları olumlu hale dönüştürmek ve yaşamıma katkı verecek şekilde düzenlemek için çaba sarfediyordum. Küçük yerlerin kısıtlamaları, birbirlerini tekrarlayan davranışlar, insanı kolaylıkla bunalıma sürükleyebiliyor rahatlıkla. Yakın çevremden bazı arkadaşların kumar tuzağına düştüğüne üzüntü ile tanık oluyordum. Maaşları kumarda uçuyordu. Kahvehanelerde okeyler oynanıyor, sigara dumanları, sohbetsizlik, paylaşımsızlık insani ilişkileri yapaylaştırıyordu. Ben briç oynuyordum zaman zaman ama para karşılığı değil. Spor amaçlı, bir tür zihin cimnastiği. Bir şeyler yapmam gerekti. Derken Halk Eğitim Merkezine gitmeye karar verdim. Verilen kurslar hakkında görüştüm. Sırasıyla; on parmak daktilo, muhasebe ve fotograf kurslarına katıldım. Ama fotograf öyle yanıp tutuştuğum, “oh be aradığımı buldum” …gibi bir şey olmadı o sıra. Fotograf makinem yoktu. Sadece Mardin koşullarında zamanı pozitif kullanma düşüncesini yerine getirmiştim. Hatırlıyorum, Ankara ‘ya geldiğimde Soysal Pasajı alt çarşıda fotograf makinesi satan dükkanda adam bana Lubitel marka bir fotograf makinesi gösterdi. Geçmiş dönemde yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle maaşların her yıl faklılaşması ve ardından paradan altı sıfır atılması gibi şeyler yüzünden rakamları doğru hatırlamıyorum ama bildiğim kadarıyla bu fotograf makinasının fiyatı maaşımın tamamını alıp götüreceğini düşündüğüm için, parama kıyamadım ve almadım o makinayı. Fotograf daha tam olarak yüreğime işlememişti. 1985–86’ lı yıllar Ankara’da yaşamımı sürdürüyorum artık. AFSAD’ ın bulunduğu Fevzi Çakmak sokağının bulvar ile kesiştiği yerde Hamdi Mengi ile karşılaştım. “Nereden geliyorsun Hamdi?”, diye sorduğumda “AFSAD’ dan” diye yanıt aldım. Yavaş yavaş yaklaşıyordum fotografa. Babam Sümerbank çalışanıydı, teknik kadroda idi. 85 ‘li yıllarda Sümerbank’ ın kampına yazlık gidiyorduk. Erol Büyükyazıcı’ yı tanıdım orada. AFSAD’ dan bahsetti. Tatil dönüşü AFSAD’ a uğradım ve böylece şeytanın bacağını kırdım. Babamın ciddi bir fotograf alt yapısı olduğunu bugün için biliyorum. Babamı ben 9 yaşlarında kaybetmiştim. Karanlık odası olduğunu, Ankara’da Foto Cemal’in fotograf dükkanının karanlık odasını dizayn ettiğini, halamın kızından öğrendim (75 yaşlarında ailemizin anlatıcısıdır) sonraları.1987 veya 88 yılında AFSAD’ da fotograf eğitimi aldım. Geçenlerde, o zaman ödediğim seminer makbuzunu buldum, arşivimi karıştırırken. Duygulandım. 1994 yılında da AFSAD’ a üye olarak kabul edildim.


 

AFSAD’ la tanışıklığınızdan sonra fotografa ilginizin düzeyi sizi nerelere taşıdı, ne gibi fotograf çalışmaları yaptınız?  

 

Yanıt: AFSAD ‘dan çok şeyler aldığımı, çok şeyler öğrendiğimi söylemek isterim. AFSAD çok mütevazi bir mekandaydı o zamanlar. AFSAD’a ilk geldiğim günlerde ard arda uzun tahtadan sıralar vardı. Fevzi Çakmak-1 de ki yerindeydi o tarihlerde. İlk gittiğim tarihi net olarak hatırlayamıyorum ne yazık ki. Neyse, fotografı ciddiye aldım. Bir şeyi ciddiye aldığınız zaman onunla ilgili her şeyi de öğrenmek istiyorsunuz.  Bilgileri de belleğinize kazıyorsunuz adeta. Teknik anlamda fotografın yapısından ötürü fizik, matematik, kimya, gibi temel bilimlere hitap eden bir boyutu da var. Fotograf makineleri de öyle. Tüm etkinliklerden (sergiler, ayın fotografı, saydam gösterileri, … , vb) yararlanıyorsunuz. Bunlar haliyle gelişiminizi sağlıyor. Arkadaşlarınızla tartışıyor bilgi alışverişinde bulunuyorsunuz. Formel bir tahsilimiz olmadığı için öğrenme usta çırak ilişkisi ile de yürüyor zaman zaman.


Ben çok geliştiğimi söyleyebilirim. Çok geliştim derken sıfır noktasından bir yere gelmekten bahsediyorum. Yoksa deniz derya oldum anlamında değil elbette ki. Hâlâ okuyoruz. Düşünüyoruz. Kafa patlatıyoruz. Sonu yok gibi gözüküyor. Basit şeyleri bilmediğimiz oluyor. Bu da anlaşılabilir bir şey bence. Çoğumuz ilgili okulun mezunu değiliz. Fotograf bağlamında gelişmenin yanı sıra dernekçilik, örgütlenme anlayışlarımız da paralelinde gelişme gösteriyor. Yöneticilik yapıyor, yönetimlerde bulunuyorsunuz. Yönetebilme yetilerinizde gelişmeler olabiliyor. Deneyimleriniz artıyor. Olgunlaşıyorsunuz. Toplumsal düşünebilmeyi öğreniyorsunuz. Önemli olan bu gelişmeleri fotografa taşıyabilmek üretim yapmak, üretebildiklerinizi paylaşmak. Eleştirilere açık olmak, hatalarınızı tespit ederek veya başkalarının tespit ettiği hataları yeni üretim süreçlerine dahil etmek. “Ne gibi fotograf çalışmaları yaptınız?” sorusuna gelince.   “Yaşayan Ankara” AFSAD çalışmasıydı, proje yürütücülüğünü ben yaptım. “Ankara’nın İki Yüzü” Ankara’ya eleştirel bir bakış getirerek çalıştığımız bir projeydi. Sergiledik. Katalog olmayınca kalıcı olamıyor ne yazık ki. Bunu da “Ankira Fotograf Topluluğu” olarak gerçekleştirdik. “Özel Ankira Fotograf Topluluğu” yla da “Yaşayan Halk Ozanları “ sergisini ve albümünü hazırladık. 9 Eylül 2007 tarihinde Atakule Vakıf Bank Sanat Galerisinde Kişisel sergi açtım. Katologu hazır ettik. Sendika ve diğer sivil toplum kuruluşlarının toplantı ve gösteri yürüyüşleri ve benzeri kimi eylemler sırasında yaptığım fotograf çalışmaları (saydam) 500 kişilik genel kurullarda paylaştım. İkinci kişisel sergi hazırlığım var. Katolog da basılacak umut ediyorum.


 

Bir dönem AFSAD yönetiminde de yer aldığınızı bilmekteyiz. Kısa bir süre için de olsa Fotograf Derneği Yönetimi ve uzunca bir üyelik süreci deneyiminiz var. Bu deneyimden yola çıkarak, Fotograf Dernekleri’ nin işleyişinde veya yönetim erkinde ne gibi eksiklikler tespit ettiniz? Bu yönde tespitleriniz var ise, eksiklerin giderilmesi için ne gibi açılımlar yapılmasını öngörürsünüz?

  

AFSAD yönetiminde Ali Rıza Akalın hoca ile birlikte görev aldık. Yönetimde görev almak, diğer bir ifade ile masanın öbür tarafına geçmek, yapıyı tüm unsurları ile daha iyi değerlendirmenize olanak sağlıyor. İnsanı tecrübelendiren bir olgudur. Çok özele indirgemeden daha genel değerlendirmelerim olacak. Derneklerin çeşitli uzmanlık alanlarının dışında ortak paydaları yapılarının işleyişidir. Dernekler yasasına tabidirler. Seçim ile yönetimler gelirler, seçim ile giderler. Genel Kurul olur, çalışma dönemi anlatılır, eleştirilir. Parmaklar kalkar, iner. Yeni göreve gelenler, yeni çalışma dönemi için yetki alırlar. Bütün bunlar rutin bir durum alır. Dernek içi demokrasi gelişmediği, geliştirilmediği taktirde işleyiş sığlaşır. İlişkiler de bu düzlemde sınırlı kalır. .Üyeler birer birer süreçten koparlar ve bir bilenler grubu derneği bildiği gibi yönetir. Etrafa küçük roller verilir. Sürer gider bu durum. Yani, demokratik tavırlar geliştirilemez. Demokrasi kültürü oluşturulamaz. Dernekte demokrasi bir yaşam biçimi haline getirilmez katılımcı ama gerçekten katılımcı demokratik davranışlar yaşam bulamadığında da, dernekler sadece yaşamlarını gerçek anlamda var olamadan, düşük yoğunlukta devam ettirirler. Şişmeye hazır üyelerin egoları şişirilir. “Biz” den “Ben” e doğru yolculuk başlar. Peki o halde doğru tavırlar nasıl yerleştirilir? Demokratik açılımları yaparak iletişim kanallarını açık tutmak sureti ile, üyeleri sürece katmak sureti ile dernek sorunlarının çözümlerinde düşünce üretmeleri sağlanır. Bütün bunlar üyelerde aidiyet duygusunu güçlendirir, derneğe sahip çıkma arzuları gelişir. Bir adalet duygusu, eşitlik duygusu derneklerin kurumsallaşmalarında etken olurlar. Kişilere, gruplara bağlı kalmadan dernekler yükselerek gelişirler. Yarattıkları değerler bütünü ile toplumda saygı uyandırırlar. Derneklerde varılması gereken, tutturulması gerekli hedefler bunlar olmalı. 


 

Mardin’ de boş vakitlerinizi daha iyi değerlendirebilmek için tanıştığınız, aradan yıllar geçtikten sonra AFSAD deneyimiyle geliştirdiğiniz fotograf ve fotograf dünyası bugün size ne ifade ediyor, bu gün çalışmalarınız hangi yönde sürüyor?

 

Fotograf gelişiyor. Teknolojide ki gelişmelere paralel olarak fotograftaki, daha doğrusu fotograf makinelerindeki gelişmeler çok çarpıcı. Dijital makineler tüm piyasayı çok ezici bir şekilde kapladı. Ben dijitale geçmedim. Hiçbir ilgi de duymuyorum. Sayısal makinem ile fotograf yapmaya devam ediyorum. Saydam çalışıyorum. Siyah beyazı seviyorum. Siyah – Beyaz’ ın gönlümde çok ayrı bir yeri vardır. Fakat dijital makinelerden sonra geleneksel makinelerin malzemelerini bulmakta zorlanıyorum. Nedir bunlar; tırnaklı saydam çerçeve bulamıyorum. Siyah Beyaz kartlar keza öyle, saydam çerçeveleri saklayabileceğimiz çantalar yok, ilerde ne olur bilemem ama durum bu açıdan hiç mi hiç hoş değil. Bulamıyorum diyorum ama herkes buluyor da ben mi bulamıyorum? Hayır kimse bulamıyor. Kendimi tarımsal üretimde mekanizasyona geçildiği yıllardaki işsiz kalan köylülerin traktörlere hücum ettiği, yakıp yıktığı günlerdeki gibi hissediyorum zaman zaman. Benim de yakında dükkan vitrinlerindeki dijitalleri alaşağı ettiğime şahid olabilirseniz şaşırmayın.(bu kadar anarşi yeter) Dijital makinelere en çok sevinmesi, ayaklarını yerden keserek havaya sıçraması gereken sektör, basın sektörü. Gerçekten onlar için müthiş, süper ötesi bir şey. Zamana karşı yarışıyorlar. Hindistan’da gerçekleşmiş önemli bir haberin zaman da kısıtlıysa baskıya yetişmesi için bu tür makine çok çok uygun. Ama benim gibilerin böyle bir kaygısı yok, düşünerek fotograf yapmalıyız. Arkamızdan kovalayan da yok.


Sonra renk kalitesi, görüntü kalitesi olarak ben dijitalin saydam filmlerin gerisinde olduğunu düşünüyorum. Yaşasın slayt film diyorum. Tekin arkadaşım proje konulu senaryosu olan çalışmaları seviyorum. Ama önümüzdeki süreçte biraz kişisel sergi çalışmalarına ağırlık vereceğim. Katolog da çıkaracağım. Türkiye genelinde dernek sayıları artıyor, fotograf bölümleri de mezun veriyor .Yıllar geçtikçe onların da sayısı artıyor. Fotografçı sayısı yıl be yıl artıyor. Derneklerin üst örgütleri de var şimdi. Fakat derneklerin dershanelere dönüştüğünü düşünüyorum. Ticari kaygıların dernekleri boğduğunu, toplumsal boyutta ses getirecek fotograf çalışmalarının sergi veya kataloglarının olmadığını, katalogların çok etkin ve kalıcı, taşıyıcı olduğu tartışmasız bir şey. Dernek Arşivlerinin çok cılız olduğunu düşünüyorum. İlerde bu söylediklerimin daha iyi anlaşılacağını (belki 30 sene sonra)  gelecek nesile karşı borçlu duruma düşeceğimizi net olarak görebiliyorum. İyi bir miras devredemeyeceğimizin sıkıntısını yaşıyorum. Federasyonun, fotograf dünyasının bir duruşu olmalı diye düşünüyorum.


 

Başka sosyal etkinlikler içinde yer alıyor musunuz, başka sivil toplum kuruluşlarında görev yapıyor musunuz? Bunlar hakkında bilgi aktarabilir misiniz?

 

Büyük emeklerle kurduğumuz “Ankara Şizofreni ile Yaşamayı Öğrenme ve Destekleme Derneği” (AŞ-DER)‘ ni yaşatmaya ve geliştirmeye çalışıyoruz. Bu dernek benim bütün zamanımı dolduruyor. İleride vakıflaşmamızın doğru olup olmayacağının teorik zihinsel egzersizlerini yapıyorum. Şizofrenlerin mutlak surette doğru politikalar çerçevesinde örgütlenmeleri gerek. Sanata çok yatkın oluyorlar. Kendilerini sanatın bir dalı ile ifade edebilmeleri için resim atölyeleri kurduk. Her Salı günü hocamız Feride Akman eğitmenliğinde resim çalışmaları oluyor dernek mekânımızda. Derneğimiz Bayındır-1 sok. Fazılbey İş Merkezi 16 / 15 ‘de. Faaliyetlerini bu mekânda sürdürüyoruz. Ben derneğin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütüyorum. Şizofreni dünyasının bu insanlarını çok yakın tanıyorum. Önerdiğiniz fotograf projesi kapsamında çalışmalara başladığınızda sizler de yakınen tanıma şansına sahip olacaksınız.


Bunlar çok güzel insanlar. Önyargılarınız olacak mutlaka, ama sonunda bunları aştığınıza şahit olacaksınız. Birlikte çok güzel bir çalışma ortaya koyacağımıza inanıyorum. Yeryüzündeki bütün korkuların bilgi eksikliğinden, şartlanmışlıklardan kaynaklandığına inanıyorum. Derneğimizin kuruluşundan bu yana iki sene geçmiş olmasına rağmen, kurumsal anlayışımızı derneğe büyük ölçüde yansıttık. Kısa zamanda her açıdan çok yol aldık. Her şeyimiz çok düzgün gidiyor. Mali yapımızla, üye ilişkilerimizle, kurumlarla olan ilişkilerimizle, ticari kaygılardan uzak durmaya çalışıyoruz. Derneğin ticarethaneye çevrilmesine asla izin vermeyeceğim. Daha çok dayanışma duygularını güçlendirmeye çalışıyoruz burada. Sosyal boyutu daha da yüceltiyoruz. Hiçbir etkinliğimizden ücret talep etmiyoruz. Saydamlık, açıklık benim temel ilkem. Ben de bu dünyanın insanlarının fotograflarını yapıyorum. Duyarlılıklar farklı boyutlarda artıyor. Fotograf, deneyimlerinize artı değerler katıyor. Normal bir insanın ömür boyu bilgisinin ve ilgisinin olamayacağı bir konuda ekstra bir alanda yaşayarak, duyarak, hissederek birikim elde ediyorsunuz. Fotograf eksiltmiyor, sizden alıp götürmüyor, bilakis size önemli katkılarda bulunuyor.


 

Bir fotografçının birden fazla fotograf derneğine ve aynı zamanda fotograf haricinde başka sivil toplum kuruluşlarına (fotograf dışı derneklere) üye olması / olmaması konusunda ne düşünüyorsunuz?

 

Ben KESK’ e bağlı ESM sendikasının üyesiyim. Kimya Mühendisleri odasına üyeyim. Ankara Şizofreni ile Yaşamayı Öğrenme ve Destekleme Derneğinin önder kurucu üyesi ve Yönetim Kurulu Başkanıyım. Tüketici Hakları Derneği üyesiyim. AFSAD üyesiyim… İsveç, yeryüzünün en örgütlü toplumu. İstatistikler, nüfuslarının altı katı tutarında sivil toplum örgütlerine üyelik sayısı veriyor. Çünkü her birey ortalama 5 - 6 derneğe veya dernek benzeri bir yapıya üye. Hobi derneklerine üyelik çok yaygın. Örgütlülük, toplumda demokrasiyi derinleştirir, yaygınlaştırır. Uygarlığın bir ölçüsü,bir kriteri bu. Ama hakkını vermek gerek üyeliklerin. Fotograf için birden fazla derneğe üye olunması, kişinin tercihine kalmış bir şey. Bu duruma olumsuz eleştiri ile yaklaşmak anlamlı değil. Kişi isterse olabilir, istediği sayıda derneğe üye olabilir. Dediğim gibi, bunları yaparken kişinin ne düşündüğü önemli. Son tahlilde, Dünya ne fotografın merkezinde dönüyor, ne de başka bir faaliyet konusunun. Kişilerin başka kaynaklardan beslenmesi aklı dengeler ve geliştirir, yeni pencereler açar. Birbirlerine destek sunarlar diye düşünürüm.


Derneğimizde şu anda 45 üyemiz var. 23 hasta, 19 hasta yakını, 3 gönüllü üye. Üye ödentileri ayda 3,-TL. Bilinçli bir tercihti bu, bilerek ve düşünerek düşük tuttuk. Çoğu işsiz çünkü. Bütün dertleri şizofren olmak değil ki. Daha birçok problemleri var. İşsizlik, sosyal güvencenin olmaması vb. Derneğimizde Salı günleri resim atölyesi çalışmaları var. Hocamız Feride Akman bizim için çok değerli. Cuma günleri ahşap - seramik boyama, cam boyama yapılıyor, seramik tabaklara aileyi anlatan sararmış veya normal fotograflar aktarılıp değerler üretiliyor. Ahşap hocamız Suna Hanım. Cuma akşamı Fevzi Demirkol hocamız Türk Sanat Müziği ve solfej dersleri veriyor. Yanında Filiz Hoca ve Uğur Hoca da eşlik ediyor. Uğur Hoca “Ud” eğitmeni, Filiz hoca da ritm saz eğitmeni. Cumartesi günleri Emek Mahallesi TODAM’ da Türk Halk Müziği çalışmalarını sürdürüyoruz. Yılda iki kez piknik yapıyoruz. Her ay mutlaka bir kez tiyatroya gidiyoruz. Hiç bir etkinliğimizden ücret talep etmiyoruz. Üç konser verdik. Yaşlılar haftasında 75.yıl Yaşlılar Dinlenme ve Bakım evinde bir konser verdik. Bunlar ücretsizdir ve dayanışma adına yapılmaktadır. İlk konserimizi Ankara Ü. Tıp fakültesi 50.yıl amfisinde verdik 2008 Mayıs’ında. Afişlerimizi de çerçeveletip dernek duvarlarına asıyoruz. Böylece bellek oluşturuyoruz.


 

Duygunun ve aklın harmanlandığı insani çabalarını yoğun şekilde sürdürürken, bununla yetinmeyip diğer fotografçı dostlarını çabalarının bir bölümüne ortak etmeyi de ihmal etmediğini öğreniyoruz Coşar Şarer’ in. Sami Türkay, İsmail Hakkı Haykır, Celal Kılıç gibi deneyimli fotografçılar birlikte uzun soluklu bir portre atölyesi oluşturmuşlar, katılım fazla olduğu için atölyeyi üç ayrı gruba ayırmışlardır. Son derece iyi organize oldukları izlenimi bırakan bu atölye çalışmasında, atölye öğrencilerinin bir bölümüyle Sami Türkay Huzurevi sakinlerinin portrelerini yapmak üzere harekete geçmiş, İsmail Hakkı Haykır bir grup öğrenci ile stüdyo koşullarında veya sahada serbest portre yapma koşullarını oluşturmaya başlamış, Celal Kılıç diğer bir öğrenci grubuyla Ankara Şizofreni ile Yaşamayı Öğrenme ve Destekleme Derneği (AŞDER)’ nde portre çalışmaları yapmanın temellerini atmıştır.

 

Anlaşılan o ki; bir yandan atölye çalışmasının gerekleri yerli yerine oturtulmaya çalışılırken, diğer yandan fotografçılarla fotografçılar arasında ve fotografçılarla toplumun farklı sosyal kesimleri arasında sıcak iletişim ve dayanışma gerçekleştirilmesi gayreti içine girilmiştir. Bu haliyle, atölyenin aynı zamanda bir sosyal sorumluluk projesi gerçekleştireceği sonucuna da varılabilir. Toplumun, ilgiye ve desteğe ortalama insandan çok daha fazla gereksinimi olan kesimleriyle bu kadar yakından ilgilenen özverili fotografçıların ve sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirmeye yönelik bu gibi atölyelerin çoğalması dileğimizi belirtirken, nezaketi ve samimiyeti nedeniyle Coşar Şarer’ e teşekkür ediyoruz…

 

 

Fotograflar: Coşar ŞARER ( “Arka Pencere” sergisinden )

Coşar Şarer’ in Portresi: Erol BÜYÜKYAZICI

Coşar Şarer’ le iletişim için, e-posta : cosarsa@sanayi.gov.tr




FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Hatay Fotograf Sanatçıları Derneği Başkanı Akın Güneş ile Söyleşi


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 12 yorum, 1-12 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Sevgili Coşar Abi
Aslında senin için söylenecek çok şey var ama , Fotoritim 'deki röpartajını okuduktan sonra , anladım ki , birilerine kızarken , eleştirirken bizlerinde aynı yanlışları yapıyor olduğunu farkettim , hep ateş düştüğü yeri yakıyor , bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın gibi saçma atasözleri kurtarıcımız oluyor.
Sana teşekkür ediyorum ki toplumsal sorumluluklarımızı yerine getirmemizin gerekliliğini beynimize kazıdığın için , sana teşekkür ediyorum ki , böyle bir projede bayrağı en önde taşıdığın için , sana teşekkür ediyorum ki taşın altına elimi koymam gerektiğini hatırlattığın için ,
Ne yapabilirim abicim emrindeyim...
Saygılarımla
Engin KARACA
engin karaca eklemiş - adds | 10 Temmuz 2009 Saat - Time 11:35
Coşar bey,
Sosyal sorumluluğun yeterince yaygınlaşamadığı ülkemizde,gösteriğiniz özverili çabaya yukarıdaki söyleşinizi okuyarak tanık oldum.
Bu anlamlı ve her türlü takdire layık, özü insan sevgisi taşıyan uğraşınızda en içten başarı dileklerimi sunuyorum.
Saygılarımla...

Bülent ÖZTÜRK
Bülent Öztürk eklemiş - adds | 10 Temmuz 2009 Saat - Time 16:39
Baba
Sen ne mübarek bir adamsın . Kimsenin el atmadığı şizofren kardeşlerimize destek olman
ne kadar hoş.Allah sana güç kuvvet versin. Bu arada İstanbuldan bir katkım olursa emrindeyim.
Selam ve sevgilerimle
Abdullah Recai Özdemir
Abdullah recai Özdemir eklemiş - adds | 11 Temmuz 2009 Saat - Time 23:22
Oldukça uzun birsüre beraber olmamız nedeniyle,yogunluğunu bilmeme karşın,bilmediklerimi de öğrendim.Yine de bütün bunları zamanının içine yayabilmen,şaşırtıcı ve takdir edilesi bir n,telik.
Kutluyor,başarılar diliyor,saygılarımı gönderiyorum.
ali rıza akalın eklemiş - adds | 13 Temmuz 2009 Saat - Time 11:55
Uzun bir metin olduğu için yorumumu şu linkten görebilirsiniz:

http://yasharkenyazarken.blogcu.com/sizofreni-icin_47595061.html
Reha ÜLKÜ eklemiş - adds | 15 Temmuz 2009 Saat - Time 07:55


Reha Ülkü’ nün dozu hayli fazla kaçmış hakarete varan ifadeler içeren yorumu, yorum yahut eleştiri olarak kabul edilebilir mi bilmiyorum. Ama belirgin bir şey varsa, o da; daha ilk bakışta kendisini alenen ele veren dikkat eksikliğidir. Şayet eleştiriye muhatap metin yeterince dikkat gösterilerek okunsaydı, bu denli ilgisiz sonuçlar çıkartılması mümkün olmayabilirdi.

Eleştiri yazısını okuyan bir insanın; eleştirinin haklı ve geçerli olup olmadığından emin olabilmek için muhakkak surette bir kez daha dönüp eleştirisi yapılan metni okuyacağını, eleştiri metni ile eleştiriye muhatap metin arasında gerçekten bir bağ bulunup bulunmadığını kontrol edeceğini kabul ederiz ve aynı zamanda, yerli yersiz, gereksiz, sonu gelmeyecek tartışmalara girmenin hiçbir yararı olmadığını, bir kısır döngü oluşturduğunu biliriz.

Bu iki olgu; bütünüyle anlamsız, yersiz ve yararsız polemiklerden uzak durmamızı öğütler bize.

Şunu da belirtelim ki; hakaret ve küfür içermedikçe, onur kırıcı sözlere yer verilmedikçe, yapılacak her tür eleştiriye (baştan aşağı kusurlu olduğu okuyanlarca daha ilk bakışta fark edilecek kadar sıradan ve niteliksiz olsalar bile) toleransımız son derece yüksektir.

Eğer yazılanlar anlamlı ve işe yarar bir tartışmaya yol açılabilselerdi, sevinçle karşılayabilirdik. Anlamlı bir konu etrafında fikir beyan etmek kadar güzel ne olabilir. Ama Reha Ülkü’ nün bizim yazılarımızın altına düştüğü notlarda, anlamlı olduğu varsayılabilecek bir tek şey bile yok. Hiç de anlamlı olmayan gergin bir atmosfer yaratmaya çalışmasındaki ısrarlı tutumu anlayamıyoruz doğrusu.

Çok uzun bulduğu için (yazdığı birçok eleştiri metni bundan çok daha uzundur) “blog” a kaydettiği ve buraya almadığı metni, herkes daha rahat okuyabilsin diye buraya almalarını rica ediyoruz Reha Ülkü’ den. Bu yapıldığı takdirde; yazılı metinde yer verilen hususların eleştiri metninde yer alan hususlarla çakışıp çakışmadığına daha kolay karar verilebilir sanıyoruz.

Hemen belirtelim ki;

Reha Ülkü’ nün “şizofren” olduğunu bilmiyorduk, çünkü kendisiyle tanışıklığımız yok. Üstelik şizofren olduğunu Reha Ülkü kendisi söylüyor ve hâlâ doğruluğu konusunda net bir fikrimiz yok. Buna mukabil; böylesi nazik konularda bireyin beyanını esas almak gerektiği için, bizim için sürpriz olan yeni durumu kabul etmek durumundayız.

O da bir yana; dikkat edilecek olursa bizim yazımızda hiçbir şey kişiye özel değildir. Bireye gönderme yoktur ve prensip olarak her zaman bu izlenimi bırakacak ifadelerden uzak durmuşuzdur. Hiçbir şeyi kişiselleştirmedik bu güne dek, kişiselleştirmeyi uygunsuz buluruz çünkü. Yazılarımızı okuyan herkes böyle olduğunu bilir. Bu yazı okunduğunda da görülecektir ki, her zamanki özenimizi korumuş ve ifadelerimizi bütünüyle genelleştirmişizdir. Özel olarak herhangi bir kişi, bu metnin kendi şahsına ilişkin olduğunu söyleyemez. Söylerse haksızlık etmiş olur. Dahası; metinde aşağılayıcı tek bir kelime bile bulunduğunu kimse söyleyemez. Şayet söylemek gafletinde bulunursa, bu da onun meseleyi kavrama kusuru olur.

Yazımızda “şizofren” i aşağıladığımız sonucuna varmak; şiddetle çatışma (belli ki burada istenen tartışma asla değil, çünkü tartışma bambaşka şeydir) ortamı yaratma isteğinin bir sonucumudur yoksa yazımızın dikkatli okunmamasının bir sonucumudur, bir gaflet midir, …bilemiyoruz.

Şizofren kimseyi “ortalamanın dışındaki” kişilik olarak ele alan bir metindir bu. Bir sanat söylemidir üstelik söz konusu metin. Ve bu minvaldeki sanat söylemlerinde yüksek edebi nitelik, beklenmeyen bir durum değildir. Beklenmeyen durum ise, tersine; sanat konuşulan ve kayda değer edebi niteliği olmayan yazılarla karşılaşmaktır. Belki de şu şekilde ifade edersek daha isabetli olacaktır; şizofreni “ehlileştirilemeyen”, “evcilleşmeyi reddeden”, “tabi olmayı kabullenmeyen”, “ortalamayı aşan” … , insan olarak tasvir eden bu metin, edebi niteliği de bulunsun diye özen gösterilmiş bir metindir. O denli önemli kabul etmişiz ki bu insanları biz; imaj peşinde olan düzmece kişiliklerden ayrı tutmak ve onlarla asla karıştırmamak gerektiğini özellikle vurgulamışız.

Buna karşın Reha Ülkü; “Bu 3 paragraflık söylem, tümüyle yanlış söylem alanına giriyor.”diyebilecek kadar (o çok iddialı söylemlerine bakıldığında) kendisinden umulmayacak bir yaklaşım sergiliyor. Ve belki de en kötüsü, hiçbir bir aciz durumdan söz etmemiş olmamıza karşın; “…asıl bu 3 paragrafı yazanlar aciz, düşünce acizi.”, diyerek “hakaret” e matuf sözler etmiştir. Hadi diyelim kendi kabullerine göre sözünü ettiğimiz üç paragraf baştan aşağı yanlış olsun (ki o değerlendirme kendisinin kişisel değerlendirmesi olmaktan öte bir şey ifade etmeyecektir), peki bu “aciz” lik ifadesi neyin nesidir, böyle bir şeyden kim söz etmiş yahut ima etmiştir? El insaf… !

“Kaş yapılırken göz çıkarılmış.” , dese de Reha Ülkü; ne kaş yapmak gibi bir kaygımız oldu bu güne dek, ne de göz çıkartacak kadar kontrolü elden bıraktık. Ama Reha Ülkü’ nün gereksiz yere “baltayı taşa vurduğu”, anlamsız şekilde “öküzün altında buzağı aradığı” rahatlıkla söylenebilir.

“Şizofreni hakkında şizofrenler konuşmalıymış ve deli deli olduğunu bilebilirmiş.”(aşağılama olarak kabul edilebilecek ifadeyi bu cümle ile kendisi kullanmıştır), derken de fena halde çuvallamıştır Reha Ülkü. Onun söylediğinin aksine, biz de deriz ki; “şizofreni hakkında hekimler de konuşsun”, “şizofreni hakkında ebeveynleri de konuşabilsin”, “şizofreni hakkında sanat insanları da konuşabilsin”, “ şizofren hakkında konuya duyarlı herkes konuşabilsin” , … !

Ve nereden çıkarttı bilinmez; “Öncelikle, iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” , nitelemesiyle bizi töhmet altında bırakma çabasına girmiştir. Bu atasözünü güncelleyerek haklı çıkarabilecek hiçbir şey de yok üstelik ortada. Aynı şeyi kendisine öneriyoruz. Bize kargı ile saldırırken, kendisine bir kez olsun iğne batırmayı denesin.

“Zihinsel şizofreni gibi, kültürel ve toplumsal şizofreni de var.”, derken ne kadar haklıysa Reha Ülkü, “İmaj pazarlayanların varlığı, aynı görüngüyü paylaşanları aşağılamaz.”, göndermesiyle bizi suçlarken o kadar haksızdır. Çünkü bizim yazımızda kimse kimseyi aşağılamamıştır. Bırakın şizofren problemini yaşayanları, şizofreni oynayarak imaj peşinde olan, pazarlama peşinde (imaj / pazarlama ifadeleri de Reha Ülkü’ ye aittir) koşanlar konusunda uyarıda bulunurken bile, bu gibi hal içinde olanlara dahi tek kelime kötü söz edilmemiştir.

Ve Reha Ülkü’ nün unuttuğu bir şeyi hatırlatmak da bize düştü şimdi; şizofreni hiç kimsenin bilinçli tercihi değildir. Reha Ülkü de pekâlâ bilir ki, bireyin iradesi devre dışıdır. Bir kısmı genetiktir. Bir kısmı ise yaşama musallat olan şiddeti yüksek travmaların sonucudur. Gerçekten şizofren olan insanlar için iradi bir durumdan yahut bilinçli bir seçimden söz edilemez. O nedenle de; sadece imaj yaratma peşinde oldukları gün gibi ortada olan kimselerin oynadıkları oyun, bilinçli tercihleri olabilir. İradi tutum, bilinçli tercih ifadesi sadece bu bağlamda kullanılabilir. Bizim işaret etmeye çalıştığımız da bu olumsuz tutum idi.

“Farklılık, marjinallik, sanatçılık, kuramsal düşünce düşmanlığı, bu denli ölümcül düzeydeyken, iyileşen şizofren dış dünyada zaten öldürülmeyecek mi?”, açılımını yapabilecek kadar zeki, yaratıcı, yaşadığı dünyayı her hücresine kadar analiz etme yeteneğine sahip bir insan olduğu izlenimi bırakan Reha Ülkü’ nün; çok önemli bulduğumuz için ele alıp gündeme taşıdığımız şizofreniye ilişkin röportajın giriş metni üzerine bu denli olumsuz sözler etmesini (kendisinin de şizofren olduğunu beyan ettiği halde), anlık bir algılama / anlama yoksunluğu yahut ilgili metni, gerektiği kadar özenli ve dikkatli okumama, …şeklinde değerlendirmek suretiyle ancak yumuşatabiliriz.

Bu itibarla; eli kalem tutan herkesin inceliği asla elden bırakmamaları ve yazıları yayınlanmadan önce (Reha Ülkü’ nün de bir yazısında kendi tutumunu örnekleyip altını çizerek belirttiği gibi) üzerinde birkaç kez daha düşünmeleri gerektiğinin bir kez daha altını ısrarla çizmek isteriz.

Ebru Tekerek ERTUĞ – Tekin ERTUĞ
Ebru Tekerek ERTUĞ – Tekin ERTUĞ eklemiş - adds | 21 Temmuz 2009 Saat - Time 21:37

Sevgili Coşar Sarer,
Fotoritimdeki yazıları okuyunca toplumsal ve sanatsal çabalar onur ve gurur verdi. Sanatsal atölyenin samimi sevgi ve ilgiyle sosyal sorumluluk projesine dönüşmesi hayranlıkla takdir edilecek bir durum...
Çabalar ve gayretler için insanlık adına ne kadar teşekkür etsek azdır.
Meyvalı ağaç gibi hep ayakta dimdik durmanız dileğiyle... Sevgi ve saygıyla...
Filiz Erdinç
Filiz Erdinç eklemiş - adds | 28 Temmuz 2009 Saat - Time 15:15
Sevğili Bacanagım Coşar Bey, Sen neymisin sen !.. ADIN TEMİZ BU ESERLERİN İLELEBET KALACAK BU REPORTAJINI OKUMIYANLAR BU SICAKLARDA YANACAK. Bu çalışmaların çok yerinde olmuş ve bu gibi hastaları yanlız bırakmamış oldugunuzu ispatlamış oldunuz onlarada Allahtan şifalar dileriz şen ve esenlikler dileriz.
Nedim Saatçıoglu eklemiş - adds | 04 Ağustos 2009 Saat - Time 19:00
Sevgili Eniştem Coşar Bey
Çalışmalarını okudum ve bu konuda bu rahatsızlığı taşıyan hastalara gerek manen ve gerekse madden yardımcı olmana sevindim ve taktir ettim. Çalışmalarında başarılar dilerim.
Neşe Saatcıoğlu
Neşe Saatçıoglu eklemiş - adds | 06 Ağustos 2009 Saat - Time 23:35
Kentlerimizde, özellikle Büyük Kentlerimiz yaşayan milyonlarca insanımız var. Çok sayıda olayın da etkisiyle kenti yaşamamaktalar, yaşayamamaktalar... Ülke nüfüsumuzun yüze yetmişten fazlası artık kentlerde yaşamakta. Ancak, mekansal olarak kentte yaşıyor olsalar da değerler sistemi açısından kentli değiller. Yani kentsel değerlere bürünemiyor insanlar. Ama bunun bu insanların suçu olduğunu söyleyemeyiz. Ama Nazım"...Hani dilim varmıyor söylemeye ama; bu kadar ezilmende, sömürülmende, yoksullaşmanda..vd senin de kabahatın yokmu" dizesini de unutmamalıyız. Yüksek eğitim görmüş insanlar ve görmekte olan gençler; insanın en büyük hazinesi olan beyinlerini harekete geçirerek farklı dünyaları, farklı yaşamları, kısacası hayatın farklılıklarla dolu olduğunu fevkalade görebilirler. Bu küçücük bir soruyu sormakla başlar: Ben neyim,nasıl olmam gerekir? Bu soruları yanıtı duyarlılıklarımızın gelişmesini artıracaktır.
Değerli dostum Coşar Şarer Sümerbank emekçisin bir çocuğu olarak yaşadığı kentlerde işte bu duyarlıklarını geliştirerek yaşamını sürdürmüştür. Öğrenmekten bir zaman gocunmayan ve öğrendikçe de ne kadar az bildiğinin ayırdımında olan bir kişiliktir. Birden fazla örgüt yapısı içinde olmak ve bazılarında aktif bir şekilde çalışmak, özellikle de insanın emeğini koyduğu ve ekmeğini kazandığı işyerindeki örgütt yapısı içinde olması, sözcüğün tam anlamıyla çağdaş yaşamın bir gereği ve kentlileşmenin göstergelerinden biridir. Mardin gibi bir ilde yaşamı yeniden, yeniden kurmak,yeni yeni yaşam alanları geliştirmek nasıl açıklanabilir?
Özet olarak dostum Coşar Şarer, hani denir ya "eyleminsanı" diye, bir eylem insanıdır. Özü ve sözü bir olan teorisini pratiğe döken bir yaşamdır O'nunkisi. Ayrıca ciddi yaşam özveri işster,emek ister; Coşar bunları eksiksiz yerine getiren bir insandır. Söyleşide her şey olduğu gibi anlatılmış, sonderece doğal ve abartısız.. Zaten eylem insanları doğallıkları ile bu kadar şeyleri başarı ile yaparlar.
Başarı ve esenlikler diliyorum. Yaşamın yeni renklerine MERHABA diyebilmek umuduyla..
Bayram KANKAL eklemiş - adds | 12 Ağustos 2009 Saat - Time 12:01
Coşar Amcacığım

Röportajı okuduktan sonra senin aydın, sağlam, kararlı ve sosyal farkındalığı yüksek karakterine bir kere daha hayran olmamak elde değil. Meğer benim bildiğim sadece buz dağının görünen kısmıymış.

Fotoğrafçılık, dernek çalışmaları, tiyatro, müzik... Bir çok sosyal alanla ilgilenmekle kalmayıp bizleri de bu tip etkinliklere her daim katılmamız için destekledin ve ufkumuzun genişlemesine, hayatı bu tip etkinliklerle daha zevkli kılmaya öncülük ettin. Bunun için sana ne kadar teşekkür etsek azdır.

Hayatını oluşturan tüm karelerin siyah-beyaz bir fotoğraf tadında olmasını diler ve sağlam adımlarla yürüdüğün bu özverili yolda yürekten destekçin olduğumu söylemek isterim. Sağlık, başarı ve huzur her zaman seninle olsun...

Özge MERCAN

Özge MERCAN eklemiş - adds | 21 Eylül 2009 Saat - Time 00:01
Çok Kyımetli Coşar Abiciğim yaşamınıza bu kadar çok şeyi sığdırmanız takdire şayan birşey size dolu dolu bir yaşam diliyorum... Rıza KÖSE
Rıza KÖSE eklemiş - adds | 25 Ekim 2009 Saat - Time 23:06
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.