e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü
ANKARA ŞİZOFRENİ İLE YAŞAMAYI ÖĞRENME VE DESTEKLEME DERNEĞİ (AŞDER) BAŞKANI COŞAR SARER İLE RÖPORTAJ
Köklerini “Toplum İçin Sanat”, “Toplumcu Sanat”, “Toplumsal Gerçekçi Sanat”, “Toplumcu Gerçekçi Sanat”, … vb tanım ve yaklaşımlardan almakla ve de özü itibariyle köklerinden ayrı olmamakla birlikte, ilerleyen zamanın değişen koşullarına bağlı bilimsel - teknik, kültürel etkileşimlerle tekrar biçimlenen ve “Sosyal Sorumluluk Projesi” tanımlamasıyla yeniden hayat bulan, Fotograf Dünyamızda da popüler şekilde yer bulup olgunlaşmaya yüz tutan yeni bir kavram (yahut yaklaşım), postmodern (yahut geç postmodern) zaman bakışı (yahut tutumu), kendi yaklaşımını üretmeye ve sonuçlarını ortaya koymaya başlamıştır.
Fotografçı Coşar Şarer böylesi bir “Sosyal Sorumluluk Projesi” örneğinin önde geleni, kurucusu ve emek verip çalışanı konumunda. Coşar Şarer ve arkadaşlarının çabalarıyla gerçekleşen “Ankara Şizofreni ile Yaşamayı Öğrenme ve Destekleme Derneği” çağdaş anlamda bir sosyal sorumluluk projesinin birinci basamağı ve en önemli merhalesidir. Tabii ki kuruluşun gerçekleşmesinden sonraki aşamaların her biri de, son derece ciddi ilgiyi ve desteği gereksinir. Amatör fotografçı Coşar Şarer ve gönüllü dostları bu çok önemli sosyal sorumluluk projesinin devamlılığını ve geliştirilmesini temin için; kuruluş aşamasını tamamladıktan sonra, belki daha da fazla emek koyarak, problemi yaşayan bireylerle birlikte, o bireylerin ebeveynleri ve diğer aile mensuplarının dayanışmasını sağlamaya, rehabilitasyon çalışmalarını üst seviyeye çıkartmaya, çeşitli kesimlere mensup insan, kurum ve kuruluşların ilgisini oraya çekmeye, ilgiyi sıcak tutmaya ve benzer daha bir çok amaca yönelik çabalara hız verdiler.
Bütün sosyal sorumluluk projelerinde olduğu gibi, buradaki çabalar da tam bir gönüllülük işi, tam bir özveri ürünü, tam bir iyi niyet - erdem göstergesidir şüphesiz.
Şizofren birey için kimi zaman; “çizgiyi aşan”, “sınırın ötesine geçen”, “normali / ortalama olanı tutturamayan”, “normaliteyi dışlayan, normları reddeden”, “ortalamanın üzerinde seyreden”, “ortalamanın dışında bir yerlerde duran”, …gibi düşünüldüğü olur. Dernek Başkanı; “aralarından bazısı öyle naiftir ki, karıncaya basmaya bile kıyamadıklarına tanık olursunuz” diye söz ederek durumlarını tarif etmeye çalışırken, bir bakıma olgunun pozitif gibi görünen bu yönüyle kendilerini özdeşleştirme çabasına giren, şizofren durumun yakınından bile geçmedikleri halde kendilerini şizofrenmiş gibi takdim etme uğraşında olan, böyle bir algıya yol açabilmek için türlü yollara başvuran kimselerin eğilimlerinin nedenine de açıklık getirmektedir.

İşin özü çok basittir aslında. Şizofren (miş) izlenimi ile ortaya her ne konsa (davranış, söylem, …) aşkın kabul edilecek, olağanüstü sayılacak, hayranlık uyandıracak, ilgi toplayacak, …gibi kaba bir “yanılsama” söz konusudur. Bu tutumdaki insanların durumunu şizofren olgusuyla açıklamak doğru olmamakla birlikte, başka bir takım psişik olgularla açıklamak mümkündür sanıyoruz. Bununla birlikte, her türlü aykırı tutumu itibar elde etme, popüler olma aracı olarak gören ve benimseyen kimselerin, moda niteliğinde bir takım rüzgârlara herkesten önce teslim olmalarının da aleni göstergesidir.
“Normal olmayan”, “normalleşmeyi reddeden”, “evcilleşmeyi reddeden”, “ortalamanın dışında duran”, “bilinenin ötesindeki”, “sıra dışı”, “sivri”, “yeni”, “şaşırtan”, “yaratıcı”, …vb düşün - sanat insanına has betimsel cümlelerle asla açıklanamaz bu tutumun kötü oyuncularının durumu. Dağarcığında kayda değer hiçbir şey bulunmayan ama öğrenmek gibi zahmetli bir yola girmeyi de göze alamayan “vasat”, hatta “vasatın da altında” alt yapıya sahip sıradan insanlardır burada sadece sözü edilen. Bu gibi kimseleri, gerçekte şizofren problemi yaşayan insanlarla asla karıştırmamak gerekir.
Derneğin kurucusu ve aynı zamanda başkanı olan Coşar Şarer’ in tespiti şu ki; şizofren bireyin, öncelikle ailelerinden başlamak üzere çözüm bekleyen yığınla sorunu vardır. Ailelere ilişkin olanların en başta geleni ise, özellikle çağdaş bir yaşam biçimini henüz yeterince özümseyememiş ailelerden önemli bir kısmının şizofren bireyi (çocuk, eş, …vb) çevreden gizleme çabalarıdır. Çok uzun zamana yayılan gizleme çabası, hem tedavide geç kalınmasına, hem de hiçbir destek almayan aile bireylerinin yorgun düşmesine ve hatta çaresizleşmesine neden olmaktadır.
İçinde fotografçıların bulunduğu, kimi zaman kuruluşuna öncülük ettiği, yönetim kademelerinde yer alıp sorumluluk üstlendiği başka pek çok sosyal sorumluluk projesi vardır elbette. Sayın Coşar Şarer ve dostlarının çabaları da bunlar arasında önemli yer tutmaktadır. Bir yandan dikkate değer bir sosyal sorumluluk projesinin mimarı olan fotografçının serüvenini öğrenmek, diğer yandan dikkatlerin böylesi önemli sosyal problemlere çekilmesine küçük bir katkı verebilmek umudu ile söyleştik, sohbet ettik, küçük bir röportaj gerçekleştirdik.
Ebru Tekerek ERTUĞ - Tekin ERTUĞ

Fotograf serüveninizi paylaşabilir misiniz lütfen?
1979 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında işe başladım, 1980 Temmuz’unda mühendis kadrosu aldım. Mardin’e tayin edildim. Mardin’de yaşamımı sürdürürken, bu yeni koşulları olumlu hale dönüştürmek ve yaşamıma katkı verecek şekilde düzenlemek için çaba sarfediyordum. Küçük yerlerin kısıtlamaları, birbirlerini tekrarlayan davranışlar, insanı kolaylıkla bunalıma sürükleyebiliyor rahatlıkla. Yakın çevremden bazı arkadaşların kumar tuzağına düştüğüne üzüntü ile tanık oluyordum. Maaşları kumarda uçuyordu. Kahvehanelerde okeyler oynanıyor, sigara dumanları, sohbetsizlik, paylaşımsızlık insani ilişkileri yapaylaştırıyordu. Ben briç oynuyordum zaman zaman ama para karşılığı değil. Spor amaçlı, bir tür zihin cimnastiği. Bir şeyler yapmam gerekti. Derken Halk Eğitim Merkezine gitmeye karar verdim. Verilen kurslar hakkında görüştüm. Sırasıyla; on parmak daktilo, muhasebe ve fotograf kurslarına katıldım. Ama fotograf öyle yanıp tutuştuğum, “oh be aradığımı buldum” …gibi bir şey olmadı o sıra. Fotograf makinem yoktu. Sadece Mardin koşullarında zamanı pozitif kullanma düşüncesini yerine getirmiştim. Hatırlıyorum, Ankara ‘ya geldiğimde Soysal Pasajı alt çarşıda fotograf makinesi satan dükkanda adam bana Lubitel marka bir fotograf makinesi gösterdi. Geçmiş dönemde yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle maaşların her yıl faklılaşması ve ardından paradan altı sıfır atılması gibi şeyler yüzünden rakamları doğru hatırlamıyorum ama bildiğim kadarıyla bu fotograf makinasının fiyatı maaşımın tamamını alıp götüreceğini düşündüğüm için, parama kıyamadım ve almadım o makinayı. Fotograf daha tam olarak yüreğime işlememişti. 1985–86’ lı yıllar Ankara’da yaşamımı sürdürüyorum artık. AFSAD’ ın bulunduğu Fevzi Çakmak sokağının bulvar ile kesiştiği yerde Hamdi Mengi ile karşılaştım. “Nereden geliyorsun Hamdi?”, diye sorduğumda “AFSAD’ dan” diye yanıt aldım. Yavaş yavaş yaklaşıyordum fotografa. Babam Sümerbank çalışanıydı, teknik kadroda idi. 85 ‘li yıllarda Sümerbank’ ın kampına yazlık gidiyorduk. Erol Büyükyazıcı’ yı tanıdım orada. AFSAD’ dan bahsetti. Tatil dönüşü AFSAD’ a uğradım ve böylece şeytanın bacağını kırdım. Babamın ciddi bir fotograf alt yapısı olduğunu bugün için biliyorum. Babamı ben 9 yaşlarında kaybetmiştim. Karanlık odası olduğunu, Ankara’da Foto Cemal’in fotograf dükkanının karanlık odasını dizayn ettiğini, halamın kızından öğrendim (75 yaşlarında ailemizin anlatıcısıdır) sonraları.1987 veya 88 yılında AFSAD’ da fotograf eğitimi aldım. Geçenlerde, o zaman ödediğim seminer makbuzunu buldum, arşivimi karıştırırken. Duygulandım. 1994 yılında da AFSAD’ a üye olarak kabul edildim.
AFSAD’ la tanışıklığınızdan sonra fotografa ilginizin düzeyi sizi nerelere taşıdı, ne gibi fotograf çalışmaları yaptınız?
Yanıt: AFSAD ‘dan çok şeyler aldığımı, çok şeyler öğrendiğimi söylemek isterim. AFSAD çok mütevazi bir mekandaydı o zamanlar. AFSAD’a ilk geldiğim günlerde ard arda uzun tahtadan sıralar vardı. Fevzi Çakmak-1 de ki yerindeydi o tarihlerde. İlk gittiğim tarihi net olarak hatırlayamıyorum ne yazık ki. Neyse, fotografı ciddiye aldım. Bir şeyi ciddiye aldığınız zaman onunla ilgili her şeyi de öğrenmek istiyorsunuz. Bilgileri de belleğinize kazıyorsunuz adeta. Teknik anlamda fotografın yapısından ötürü fizik, matematik, kimya, gibi temel bilimlere hitap eden bir boyutu da var. Fotograf makineleri de öyle. Tüm etkinliklerden (sergiler, ayın fotografı, saydam gösterileri, … , vb) yararlanıyorsunuz. Bunlar haliyle gelişiminizi sağlıyor. Arkadaşlarınızla tartışıyor bilgi alışverişinde bulunuyorsunuz. Formel bir tahsilimiz olmadığı için öğrenme usta çırak ilişkisi ile de yürüyor zaman zaman. 
Ben çok geliştiğimi söyleyebilirim. Çok geliştim derken sıfır noktasından bir yere gelmekten bahsediyorum. Yoksa deniz derya oldum anlamında değil elbette ki. Hâlâ okuyoruz. Düşünüyoruz. Kafa patlatıyoruz. Sonu yok gibi gözüküyor. Basit şeyleri bilmediğimiz oluyor. Bu da anlaşılabilir bir şey bence. Çoğumuz ilgili okulun mezunu değiliz. Fotograf bağlamında gelişmenin yanı sıra dernekçilik, örgütlenme anlayışlarımız da paralelinde gelişme gösteriyor. Yöneticilik yapıyor, yönetimlerde bulunuyorsunuz. Yönetebilme yetilerinizde gelişmeler olabiliyor. Deneyimleriniz artıyor. Olgunlaşıyorsunuz. Toplumsal düşünebilmeyi öğreniyorsunuz. Önemli olan bu gelişmeleri fotografa taşıyabilmek üretim yapmak, üretebildiklerinizi paylaşmak. Eleştirilere açık olmak, hatalarınızı tespit ederek veya başkalarının tespit ettiği hataları yeni üretim süreçlerine dahil etmek. “Ne gibi fotograf çalışmaları yaptınız?” sorusuna gelince. “Yaşayan Ankara” AFSAD çalışmasıydı, proje yürütücülüğünü ben yaptım. “Ankara’nın İki Yüzü” Ankara’ya eleştirel bir bakış getirerek çalıştığımız bir projeydi. Sergiledik. Katalog olmayınca kalıcı olamıyor ne yazık ki. Bunu da “Ankira Fotograf Topluluğu” olarak gerçekleştirdik. “Özel Ankira Fotograf Topluluğu” yla da “Yaşayan Halk Ozanları “ sergisini ve albümünü hazırladık. 9 Eylül 2007 tarihinde Atakule Vakıf Bank Sanat Galerisinde Kişisel sergi açtım. Katologu hazır ettik. Sendika ve diğer sivil toplum kuruluşlarının toplantı ve gösteri yürüyüşleri ve benzeri kimi eylemler sırasında yaptığım fotograf çalışmaları (saydam) 500 kişilik genel kurullarda paylaştım. İkinci kişisel sergi hazırlığım var. Katolog da basılacak umut ediyorum.
Bir dönem AFSAD yönetiminde de yer aldığınızı bilmekteyiz. Kısa bir süre için de olsa Fotograf Derneği Yönetimi ve uzunca bir üyelik süreci deneyiminiz var. Bu deneyimden yola çıkarak, Fotograf Dernekleri’ nin işleyişinde veya yönetim erkinde ne gibi eksiklikler tespit ettiniz? Bu yönde tespitleriniz var ise, eksiklerin giderilmesi için ne gibi açılımlar yapılmasını öngörürsünüz?
AFSAD yönetiminde Ali Rıza Akalın hoca ile birlikte görev aldık. Yönetimde görev almak, diğer bir ifade ile masanın öbür tarafına geçmek, yapıyı tüm unsurları ile daha iyi değerlendirmenize olanak sağlıyor. İnsanı tecrübelendiren bir olgudur. Çok özele indirgemeden daha genel değerlendirmelerim olacak. Derneklerin çeşitli uzmanlık alanlarının dışında ortak paydaları yapılarının işleyişidir. Dernekler yasasına tabidirler. Seçim ile yönetimler gelirler, seçim ile giderler. Genel Kurul olur, çalışma dönemi anlatılır, eleştirilir. Parmaklar kalkar, iner. Yeni göreve gelenler, yeni çalışma dönemi için yetki alırlar. Bütün bunlar rutin bir durum alır. Dernek içi demokrasi gelişmediği, geliştirilmediği taktirde işleyiş sığlaşır. İlişkiler de bu düzlemde sınırlı kalır. .Üyeler birer birer süreçten koparlar ve bir bilenler grubu derneği bildiği gibi yönetir. Etrafa küçük roller verilir. Sürer gider bu durum. Yani, demokratik tavırlar geliştirilemez. Demokrasi kültürü oluşturulamaz. Dernekte demokrasi bir yaşam biçimi haline getirilmez katılımcı ama gerçekten katılımcı demokratik davranışlar yaşam bulamadığında da, dernekler sadece yaşamlarını gerçek anlamda var olamadan, düşük yoğunlukta devam ettirirler. Şişmeye hazır üyelerin egoları şişirilir. “Biz” den “Ben” e doğru yolculuk başlar. Peki o halde doğru tavırlar nasıl yerleştirilir? Demokratik açılımları yaparak iletişim kanallarını açık tutmak sureti ile, üyeleri sürece katmak sureti ile dernek sorunlarının çözümlerinde düşünce üretmeleri sağlanır. Bütün bunlar üyelerde aidiyet duygusunu güçlendirir, derneğe sahip çıkma arzuları gelişir. Bir adalet duygusu, eşitlik duygusu derneklerin kurumsallaşmalarında etken olurlar. Kişilere, gruplara bağlı kalmadan dernekler yükselerek gelişirler. Yarattıkları değerler bütünü ile toplumda saygı uyandırırlar. Derneklerde varılması gereken, tutturulması gerekli hedefler bunlar olmalı.
Mardin’ de boş vakitlerinizi daha iyi değerlendirebilmek için tanıştığınız, aradan yıllar geçtikten sonra AFSAD deneyimiyle geliştirdiğiniz fotograf ve fotograf dünyası bugün size ne ifade ediyor, bu gün çalışmalarınız hangi yönde sürüyor?
Fotograf gelişiyor. Teknolojide ki gelişmelere paralel olarak fotograftaki, daha doğrusu fotograf makinelerindeki gelişmeler çok çarpıcı. Dijital makineler tüm piyasayı çok ezici bir şekilde kapladı. Ben dijitale geçmedim. Hiçbir ilgi de duymuyorum. Sayısal makinem ile fotograf yapmaya devam ediyorum. Saydam çalışıyorum. Siyah beyazı seviyorum. Siyah – Beyaz’ ın gönlümde çok ayrı bir yeri vardır. Fakat dijital makinelerden sonra geleneksel makinelerin malzemelerini bulmakta zorlanıyorum. Nedir bunlar; tırnaklı saydam çerçeve bulamıyorum. Siyah Beyaz kartlar keza öyle, saydam çerçeveleri saklayabileceğimiz çantalar yok, ilerde ne olur bilemem ama durum bu açıdan hiç mi hiç hoş değil. Bulamıyorum diyorum ama herkes buluyor da ben mi bulamıyorum? Hayır kimse bulamıyor. Kendimi tarımsal üretimde mekanizasyona geçildiği yıllardaki işsiz kalan köylülerin traktörlere hücum ettiği, yakıp yıktığı günlerdeki gibi hissediyorum zaman zaman. Benim de yakında dükkan vitrinlerindeki dijitalleri alaşağı ettiğime şahid olabilirseniz şaşırmayın.(bu kadar anarşi yeter) Dijital makinelere en çok sevinmesi, ayaklarını yerden keserek havaya sıçraması gereken sektör, basın sektörü. Gerçekten onlar için müthiş, süper ötesi bir şey. Zamana karşı yarışıyorlar. Hindistan’da gerçekleşmiş önemli bir haberin zaman da kısıtlıysa baskıya yetişmesi için bu tür makine çok çok uygun. Ama benim gibilerin böyle bir kaygısı yok, düşünerek fotograf yapmalıyız. Arkamızdan kovalayan da yok. 
Sonra renk kalitesi, görüntü kalitesi olarak ben dijitalin saydam filmlerin gerisinde olduğunu düşünüyorum. Yaşasın slayt film diyorum. Tekin arkadaşım proje konulu senaryosu olan çalışmaları seviyorum. Ama önümüzdeki süreçte biraz kişisel sergi çalışmalarına ağırlık vereceğim. Katolog da çıkaracağım. Türkiye genelinde dernek sayıları artıyor, fotograf bölümleri de mezun veriyor .Yıllar geçtikçe onların da sayısı artıyor. Fotografçı sayısı yıl be yıl artıyor. Derneklerin üst örgütleri de var şimdi. Fakat derneklerin dershanelere dönüştüğünü düşünüyorum. Ticari kaygıların dernekleri boğduğunu, toplumsal boyutta ses getirecek fotograf çalışmalarının sergi veya kataloglarının olmadığını, katalogların çok etkin ve kalıcı, taşıyıcı olduğu tartışmasız bir şey. Dernek Arşivlerinin çok cılız olduğunu düşünüyorum. İlerde bu söylediklerimin daha iyi anlaşılacağını (belki 30 sene sonra) gelecek nesile karşı borçlu duruma düşeceğimizi net olarak görebiliyorum. İyi bir miras devredemeyeceğimizin sıkıntısını yaşıyorum. Federasyonun, fotograf dünyasının bir duruşu olmalı diye düşünüyorum.
Başka sosyal etkinlikler içinde yer alıyor musunuz, başka sivil toplum kuruluşlarında görev yapıyor musunuz? Bunlar hakkında bilgi aktarabilir misiniz?
Büyük emeklerle kurduğumuz “Ankara Şizofreni ile Yaşamayı Öğrenme ve Destekleme Derneği” (AŞ-DER)‘ ni yaşatmaya ve geliştirmeye çalışıyoruz. Bu dernek benim bütün zamanımı dolduruyor. İleride vakıflaşmamızın doğru olup olmayacağının teorik zihinsel egzersizlerini yapıyorum. Şizofrenlerin mutlak surette doğru politikalar çerçevesinde örgütlenmeleri gerek. Sanata çok yatkın oluyorlar. Kendilerini sanatın bir dalı ile ifade edebilmeleri için resim atölyeleri kurduk. Her Salı günü hocamız Feride Akman eğitmenliğinde resim çalışmaları oluyor dernek mekânımızda. Derneğimiz Bayındır-1 sok. Fazılbey İş Merkezi 16 / 15 ‘de. Faaliyetlerini bu mekânda sürdürüyoruz. Ben derneğin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütüyorum. Şizofreni dünyasının bu insanlarını çok yakın tanıyorum. Önerdiğiniz fotograf projesi kapsamında çalışmalara başladığınızda sizler de yakınen tanıma şansına sahip olacaksınız. 
Bunlar çok güzel insanlar. Önyargılarınız olacak mutlaka, ama sonunda bunları aştığınıza şahit olacaksınız. Birlikte çok güzel bir çalışma ortaya koyacağımıza inanıyorum. Yeryüzündeki bütün korkuların bilgi eksikliğinden, şartlanmışlıklardan kaynaklandığına inanıyorum. Derneğimizin kuruluşundan bu yana iki sene geçmiş olmasına rağmen, kurumsal anlayışımızı derneğe büyük ölçüde yansıttık. Kısa zamanda her açıdan çok yol aldık. Her şeyimiz çok düzgün gidiyor. Mali yapımızla, üye ilişkilerimizle, kurumlarla olan ilişkilerimizle, ticari kaygılardan uzak durmaya çalışıyoruz. Derneğin ticarethaneye çevrilmesine asla izin vermeyeceğim. Daha çok dayanışma duygularını güçlendirmeye çalışıyoruz burada. Sosyal boyutu daha da yüceltiyoruz. Hiçbir etkinliğimizden ücret talep etmiyoruz. Saydamlık, açıklık benim temel ilkem. Ben de bu dünyanın insanlarının fotograflarını yapıyorum. Duyarlılıklar farklı boyutlarda artıyor. Fotograf, deneyimlerinize artı değerler katıyor. Normal bir insanın ömür boyu bilgisinin ve ilgisinin olamayacağı bir konuda ekstra bir alanda yaşayarak, duyarak, hissederek birikim elde ediyorsunuz. Fotograf eksiltmiyor, sizden alıp götürmüyor, bilakis size önemli katkılarda bulunuyor.
Bir fotografçının birden fazla fotograf derneğine ve aynı zamanda fotograf haricinde başka sivil toplum kuruluşlarına (fotograf dışı derneklere) üye olması / olmaması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Ben KESK’ e bağlı ESM sendikasının üyesiyim. Kimya Mühendisleri odasına üyeyim. Ankara Şizofreni ile Yaşamayı Öğrenme ve Destekleme Derneğinin önder kurucu üyesi ve Yönetim Kurulu Başkanıyım. Tüketici Hakları Derneği üyesiyim. AFSAD üyesiyim… İsveç, yeryüzünün en örgütlü toplumu. İstatistikler, nüfuslarının altı katı tutarında sivil toplum örgütlerine üyelik sayısı veriyor. Çünkü her birey ortalama 5 - 6 derneğe veya dernek benzeri bir yapıya üye. Hobi derneklerine üyelik çok yaygın. Örgütlülük, toplumda demokrasiyi derinleştirir, yaygınlaştırır. Uygarlığın bir ölçüsü,bir kriteri bu. Ama hakkını vermek gerek üyeliklerin. Fotograf için birden fazla derneğe üye olunması, kişinin tercihine kalmış bir şey. Bu duruma olumsuz eleştiri ile yaklaşmak anlamlı değil. Kişi isterse olabilir, istediği sayıda derneğe üye olabilir. Dediğim gibi, bunları yaparken kişinin ne düşündüğü önemli. Son tahlilde, Dünya ne fotografın merkezinde dönüyor, ne de başka bir faaliyet konusunun. Kişilerin başka kaynaklardan beslenmesi aklı dengeler ve geliştirir, yeni pencereler açar. Birbirlerine destek sunarlar diye düşünürüm. 
Derneğimizde şu anda 45 üyemiz var. 23 hasta, 19 hasta yakını, 3 gönüllü üye. Üye ödentileri ayda 3,-TL. Bilinçli bir tercihti bu, bilerek ve düşünerek düşük tuttuk. Çoğu işsiz çünkü. Bütün dertleri şizofren olmak değil ki. Daha birçok problemleri var. İşsizlik, sosyal güvencenin olmaması vb. Derneğimizde Salı günleri resim atölyesi çalışmaları var. Hocamız Feride Akman bizim için çok değerli. Cuma günleri ahşap - seramik boyama, cam boyama yapılıyor, seramik tabaklara aileyi anlatan sararmış veya normal fotograflar aktarılıp değerler üretiliyor. Ahşap hocamız Suna Hanım. Cuma akşamı Fevzi Demirkol hocamız Türk Sanat Müziği ve solfej dersleri veriyor. Yanında Filiz Hoca ve Uğur Hoca da eşlik ediyor. Uğur Hoca “Ud” eğitmeni, Filiz hoca da ritm saz eğitmeni. Cumartesi günleri Emek Mahallesi TODAM’ da Türk Halk Müziği çalışmalarını sürdürüyoruz. Yılda iki kez piknik yapıyoruz. Her ay mutlaka bir kez tiyatroya gidiyoruz. Hiç bir etkinliğimizden ücret talep etmiyoruz. Üç konser verdik. Yaşlılar haftasında 75.yıl Yaşlılar Dinlenme ve Bakım evinde bir konser verdik. Bunlar ücretsizdir ve dayanışma adına yapılmaktadır. İlk konserimizi Ankara Ü. Tıp fakültesi 50.yıl amfisinde verdik 2008 Mayıs’ında. Afişlerimizi de çerçeveletip dernek duvarlarına asıyoruz. Böylece bellek oluşturuyoruz.
Duygunun ve aklın harmanlandığı insani çabalarını yoğun şekilde sürdürürken, bununla yetinmeyip diğer fotografçı dostlarını çabalarının bir bölümüne ortak etmeyi de ihmal etmediğini öğreniyoruz Coşar Şarer’ in. Sami Türkay, İsmail Hakkı Haykır, Celal Kılıç gibi deneyimli fotografçılar birlikte uzun soluklu bir portre atölyesi oluşturmuşlar, katılım fazla olduğu için atölyeyi üç ayrı gruba ayırmışlardır. Son derece iyi organize oldukları izlenimi bırakan bu atölye çalışmasında, atölye öğrencilerinin bir bölümüyle Sami Türkay Huzurevi sakinlerinin portrelerini yapmak üzere harekete geçmiş, İsmail Hakkı Haykır bir grup öğrenci ile stüdyo koşullarında veya sahada serbest portre yapma koşullarını oluşturmaya başlamış, Celal Kılıç diğer bir öğrenci grubuyla Ankara Şizofreni ile Yaşamayı Öğrenme ve Destekleme Derneği (AŞDER)’ nde portre çalışmaları yapmanın temellerini atmıştır.
Anlaşılan o ki; bir yandan atölye çalışmasının gerekleri yerli yerine oturtulmaya çalışılırken, diğer yandan fotografçılarla fotografçılar arasında ve fotografçılarla toplumun farklı sosyal kesimleri arasında sıcak iletişim ve dayanışma gerçekleştirilmesi gayreti içine girilmiştir. Bu haliyle, atölyenin aynı zamanda bir sosyal sorumluluk projesi gerçekleştireceği sonucuna da varılabilir. Toplumun, ilgiye ve desteğe ortalama insandan çok daha fazla gereksinimi olan kesimleriyle bu kadar yakından ilgilenen özverili fotografçıların ve sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirmeye yönelik bu gibi atölyelerin çoğalması dileğimizi belirtirken, nezaketi ve samimiyeti nedeniyle Coşar Şarer’ e teşekkür ediyoruz…
Fotograflar: Coşar ŞARER ( “Arka Pencere” sergisinden )
Coşar Şarer’ in Portresi: Erol BÜYÜKYAZICI
Coşar Şarer’ le iletişim için, e-posta : cosarsa@sanayi.gov.tr
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :
Hatay Fotograf Sanatçıları Derneği Başkanı Akın Güneş ile Söyleşi
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved