e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü
AYDAN ÇINAR İLE SÖYLEŞİ
“Fotoğraf Yalnızlığınızdır”

Atakan Dürüst: Öncelikle okuyucularımızın şunu bilmeleri gerekir ki Aydan Çınar, dergimiz Fotoritim’in temel taşlarından biridir. O yüzden benim için çok daha rahat ve samimi bir söyleşi olduğunu hatırlatmak isterim. Onun profesyonel fotoğrafçı kimliğinin yanı sıra ona Fotoritim hakkında da birçok soru soracağım bugün. FR ekibine katılışından bahsedelim öncelikle.
Aydan Çınar: Benim Fotoritim’e girişim, fotoğrafı araştırmaya başladığım zamanlara denk geliyor. Hayatımda bir şeyleri devam ettirirken tıkanma noktasındaydım ve bu tıkanıklığın içerisinden bir şey çıkaracaktı beni. O da tesadüfen oluşan fotoğraf oldu. Şöyle tesadüf. 12-13 yaşlarımdan beri sürekli fotoğraf makinesi ile dolaşırdım. Vizörü başka bir yere bakan, objektifi başka bir yere bakan eski bir Rus makinem vardı o zamanlar. 2007 yılına kadar bu makinemle fotoğraf çektim. Tam o yıllarda bahsettiğim tıkanıklığı hissediyordum ki hayatımda, düşünürken çantadan makine çıktı. O zaman fotoğrafla tamamen ilgilenmeye karar verdim. Bu dönemde de fotoğrafla alakalı olmayan sabit bir işte çalışıyordum. Aynı anda, fotoğrafı, dergileri, sergileri gezmeye, incelemeye başladım. Derken internette fotoğraf araştırırken Fotoritim ile karşılaştım. Aylık bültenlerine üye oldum. Sonra mailime aramıza katılmak ister misiniz mesajı gelmişti. Ben de karışık bir portfolyö ile başvuru maili attım. Akabinde hemen cevap geldi Levent’ten ve başladım.
Atakan Dürüst: Hemen mi geldi cevap sana Levent’ten? Bana niye çok sonra geldi kabul maili? J
Aydan Çınar: Hahahaha. Bir hafta içinde geldi cevap. Alfabetik gidiyolarsa dicem ama ordan da kurtaramıyorsun sen J Aslında ben de şaşırdım gelen olumlu maile. O zamanlar ilkokuldaydık, paylaşım sitelerinde fotoğraf paylaşıyorduk yani.
Atakan Dürüst: Böyle mi tanımlıyorsun paylaşım sitelerini?
Aydan Çınar: E tabii, fotoğrafçıların ilkokulu denilebilinir aslında. Herkesin geçtiği gerekli bir yol aslında. 2 sene kadar bir dönem ben de buralarda fotoğraf paylaştım. O dönemler ufak bir dijital makine geçmişti elime. Akabinde Fotoritim’e katılışım ile beraber fotoğrafa bakışım, algım, dünyam bambaşka bir hal aldı zaten. Fotoritim’e girdikten sonra sanki bir anda elime bir anahtar verildi ve inanılmaz bir kapı açıldı hayatımda. O kapı açılınca zaten, önümden birçok engel kalkmış oldu. Bir şey danışmak istediğim zaman konu ile ilgili en usta insana da danışabiliyordum, en amatörünü de inceleyebiliyordum bu sayede. Onun dışında Fotoritim’i oluşturan kemik ailenin fotoğrafa bakış açıları, objektif olabilme yetenekleri, konulara yaklaşımları benim için inanılmazdı. Bunların hepsi birçok şey kattı benim fotoğrafa bakışıma. Bunun yanı sıra fotoğraf ile ilgili daha fazla ne yapabilirimin peşindeydim hep.
Atakan Dürüst: Fotoritim ekibinde her bireyin fotoğrafla çok da alakalı olmayan farklı işleri var ve hayatlarını böyle idame ettiriyorlar. Seni diğer üyelerden hatta fotoğrafla ilgilenen birçok insandan farklı kılan bir özellik de şu anda hayatını fotoğraf ile idame ettirebilmen. Bu noktada hayatında bir yol ayrımı vardı ve bir seçim yapmak zorunda kaldın sanırım. Bize bu seçimden ve bunun risklerinden bahseder misin?
Aydan Çınar: Fotoritim’e girdiğimde benim de farklı bir işim vardı. Bir ithalat firmasında çalışıyordum ve 10 yılım geçti burada. Benim için başka bir dünya gibiydi başka bir iş. Oraya gittiğim zaman tüm şalterlerimi kapatıyordum ve çalışıyordum. Bana uygun bir iş değildi ve her tatilimde mutlaka farklı şeylerle uğraşıyordum. Fotoğrafın içine girdikten sonra fotoğrafla uğraşmak için yeteri kadar vaktim olamıyordu. Ayrıca işin verdiği yorgunluktan arta kalan enerjim de fotoğraf için çok yeterli olamıyordu. 10 yıl sonra bir tercih yapmaya karar verdim. Çalıştığım sektörden ve yaptığım işten memnun değildim. Mutlu değildim ve zorla geliyordum artık işe. Sevdiğim işi yapmaya karar verdim ve işyerinden ayrıldım. Bu noktada bana fotoğraftan para kazanamayacağım söylendi. 10 yıldır bir yerde çalışıyordum ve ne kazanıyordum ki sonuçta? Hiç değilse mutlu olduğum sevdiğim işi yapacaktım. Bunun huzurunu ve rahatlığını yaşamak istiyorum artık dedim ve yaşıyorum.
Atakan Dürüst: Devamında…
Aydan Çınar: İşten ayrıldıktan bir hafta sonra, National Geographic fotoğrafçılarından workshop alma fırsatım oldu. Foundry diye bir workshop duymuştum. 10 tane National Geographic fotoğrafçısı her sene Türkiye’de belli bir yeri pilot bölge seçiyorlar, gidip o bölgede belgesel dalında atölye düzenliyorlardı. Hepsi savaş fotoğrafçısıydı. Geçen sene de Nazım Hikmet Akademi, onlara binayı tahsis ediyordu ve kayıtları yurtdışından yapılıyordu. Dünya’nın her yerinden yüz tane fotoğrafçı geliyordu, bu atölye için öğrenci olarak. Ben gittim akademiye ve katılmak istediğimi söyledim workshopa. Yardımcı olamayacaklarını söylediler. İnternetten kayıt yaptırmak, İngilizce bilmek ve 1000 dolar yatırmak gerektiğini söylediler. Dedim bende bunların ikisi de yok. Gerekirse sınıfın kapısında yatarım ve o workshopa katılırım dedim. J Sonra onların geldiği gün sabah 9’ da oraya gittim. İçeri giremeyip geri dönerken telefonum çaldı. Nazım Hikmet Akademi’sine 2-3 kontenjan hakkı vermişler. “Yakındaysan gelir misin?” dediler. Gittiğim sınıftada asistan, tesadüfen Baybars’tı (dergimizin bir başka değerli üyesi) ve benim için harika oldu herşey. Baybars Hoca’mın emeklerinide söylemeden geçmemem lazım bu arada. O eğitimi hayatım boyunca alamazdım sanırım.
Atakan Dürüst: Şu anda dizilerde ve filmlerde set fotoğrafçılığı yapıyorsun. Bu konudan bahsedebilir misin biraz? Nasıl başladı, nasıl devam ediyor?
Aydan Çınar: Bir sene kadar önce hem normal işimde çalışıyor hem de fotoğraf çekiyor iken, sanat yönetmeni olan bir arkadaşım bir film yapım şirketine beni tavsiye etmiş ve fotoğraflarımı görmüşler. Yönetmen de fotoğraflarımı beğenince bir dizinin set fotoğraflarını çekmemi istediler. Normal işim sebebi ile kısıtlı bir vakit gittim. Akabinde dizi de devam etmedi zaten. İşi bıraktıktan sonra aynı firmadan prodüksiyondan bir arkadaş aradı ve Türkan Saylan’ın hayatını anlatan bir dizi projeleri olduğunu söyledi. Kostüm fotoğrafları ve set fotoğraflarını çekmeye başladım. Ondan 1-2 ay sonra Canan isimli başka bir dizi projesi ile devam ettim. Türkan dizisi bitti, Türkan’ın sinema filminin set fotoğraflarını çektim. Dizi ve film set çekimlerinin yanısıra diğer zamanlarda da serbest ve ekstra çekimler yapmaya devam ettim. Akabinde de yeni diziler, yeni röportaj fotoğrafları vs. halen çekmeye devam ediyorum.
Atakan Dürüst: İnsanların kabullendiği 10 yıllık normal işini bırakıp, zamanının tamamını fotoğrafa ayırdığında etrafından ne gibi tepkiler aldın?
Aydan Çınar: Aslında çok hızlı ilerleyen bir süreç oldu benim için. Bir buçuk senede inanılmaz değişiklikler oldu hayatımda. 5-6 seneyi geride bırakmış gibi hissediyorum. Şunu anladım öncelikle, bir karar veriyorsan, karşına ona göre fırsatlar çıkıyor ve neyle uğraşıyorsan ona göre kapılar açılıyor hayatında. Öncelikle bu kararı vermem önemliydi yani. İlk başta ailemden “daha garanti bir işe mi girsen” önerisi aldım. J Normal olarak kaygılanıyor insanlar. Gelişen süreçte herşeyin yerli yerine oturduğunu gördü onlar da zaten. Birkaç arkadaşım da uyardılar ve “emin misin?” sorusunu sordular sağolsunlar. Ama şu anda verdiğim karardan çok memnunum ve onlar da bunun farkındalar zaten.
Atakan Dürüst: Dizi ve film setleri, Fotoritim. Bunların dışında fotoğraf ile ilgili ilerisi için yapmak istediklerin neler? Bir de kendinde eksikliğini hissettiğin bir şey var mı?
Aydan Çınar: Set çekimleri ve ekstra yaptığım çekimler benim finansal yönden ayakta kalmamı sağlayan işler. Beni doyuran beni tatmin edecek işler daha farklı işler aslında. Belgesel projeler üretmek niyetim var öncelikle. Önceden yapmış olduğum köy okulu projesi Life Force Magazine’in Nisan sayısında yayınlandı. Buna benzer belgesel çalışmalar yapmak istiyorum. Bunun yanısıra savaş fotoğrafları çekme isteğim var mesela. Fotomuhabirliği aklımadan geçen dallardan biri yine. Şunu söyleyebilirim ki benim içimi rahatlatan, severek yapacağım çalışmalar belgesel dalında olacak hep.
Eksiklik kısmında ise dil problemi yaşamamı söyleyebilirim. Çünkü yaptığım iş gereği kolay iletişim sağlıyor olabilmem lazım. İngilizce biliyor olmam lazım yani. Dünyanın altını üstüne getirebilmem için gerekli olan şey benim için bu. J
Atakan Dürüst: Neredeyse tüm söyleşilerde sorduğum bir soruyu sana da sormak istiyorum. Dijital çağın başlaması ile birlikte, tüketim inanılmaz boyutta arttı. Senin bu dönemde ülkemizde fotoğrafa bakışın ve gözlemlerini merak ediyorum.
Aydan Çınar: Cep telefonu tüketimi gibi neredeyse fotoğraf makinesi tüketimi ve fotoğrafçı çöplüğü gibi bizim ülkemiz. Dijital fotoğraf makinesine ulaşılabilirliğin çok basit olması öncelikle buna sebep. Üretim firmalarının tüketiciye yönelik çalışmaları sebebi ile herkesin senin ile aynı fotoğraf makinelerine sahip olabilmeleri çok kolay. Kolay olsun zaten, sorun bu değil. Sorun, herkesin kendisini fotoğrafçı olarak lanse etmesinde. Yani insanlar bir fotoğraçıya ulaşana kadar bir dolu yanlış kişiyle diyalog kuruyorlar önce. Bu da fotoğrafa ihtiyacı olan insana bıkkınlık veriyor. Bu sürecin bir elenmesi gerekiyor.
Atakan Dürüst: Nasıl elenecek?
Aydan Çınar: Ben eleneceğini düşünüyorum. Sırf fotoğraf makinesinin ağırlığından dolayı ilk aydan sonra bir kenara atıyorlar ve daha küçük bir makine alıyorlar. Ne kadar sürer bilmiyorum ama bu elenme süreci olacak bence.
Atakan Dürüst: Bu elenme sürecinde, kıstas olarak öne farklı bakış açıları mı çıkacak yoksa fotoğraf bilgisi mi? Neticede her gün gelişen teknoloji ile birlikte, fotoğraf makineleri birçok işi kendi başlarına başarabiliyorlar artık?
Aydan Çınar: Burada hikaye devreye girecek işte. Tek fotoğraf çoğu zaman bir şey ifade etmeyecek yani. Anlatmak istediğin konunun başlangıç sürecinden gelişimine kadar ki süreci fotoğrafla anlatmak gerekir yani. Tek fotoğrafla istediğin şeyi anlatmak ise tesadüf ya da çok zor artık. Fotoğrafçıyı ayırt edecek kıstasta ifade biçimi olacak. Düşüncelerini konuşmadan fotoğrafların ve üslubunla anlatış biçimin yaratacak farkı.
Atakan Dürüst: Fotoğraflarını dijital ortamda değil de, sergilerde gösterme, paylaşma düşüncen var mı?
Aydan Çınar: Daha zamanı olmadığını düşünüyorum. Açıkçası karma bir sergi açmak yerine bir konu üzerinde yoğunlaşmış bir sergi açmak isterim. Bu arada çoklu karma sergilerden birkaçında da fotoğraflarım sergilendi. Yine bu Şubat ayında İspanya’da ilginç bir proje kapsamında birkaç fotoğrafım sergilenecek. Ramon Sender isminde İspanyol bir yazarın 101. ölüm yıldönümü adına Dünya’nın her yanından 101 fotoğrafçı davet ediliyor. Bu yazarın söylemiş olduğu 25 tane söz seçilmiş ve bu 25 sözden 5’ini seçip fotoğraf olarak yorumlanması isteniyor. Bu yorumlanan fotoğraflar içinde bir sergi açılıyor. 101 fotoğrafçıdan biride ben olduğum için mutluyum açıkçası.
Atakan Dürüst: Hayatından fotoğrafı çekip alsalar, bir sabah uyandığında fotoğrafsız uyansan Dünya’ya, hayatın nasıl olur? Fotoğraf makineni alsam mesela elinden. Boşalır mı altı, üstünde durduğun zeminin?
Aydan Çınar: Makine ile olmasa da gözlerimle bakarak her gün fotoğraf çekmeye devam ederim. Şu anda bile bakarak yüzlerce fotoğraf çekiyorum her gün. Bunlardan sadece yüzde onunu makineye aktarıyorum. Yani her ne kadar elimden fotoğraf makinemi alsalar da, içimdekini almaları mümkün değil. Çünkü rüyalarım dahil çevremdeki her şey benim için görsel. Renkleriyle, şekilleriyle, duruşlarıyla. Böyle algılıyorum Dünya’yı. Ya aslında çok yönlü bir insan olduğumu düşünüyorum. Bir tarafımda bilişim ile alakalı programcılıktan, tamirine kadar birçok konuya hakim olduğumu düşünüyorum. Kapıları bu yönde zorlarım mesela fotoğraf olmasa. Fakat fotoğraf olmasa şu andan bahsediyorum her şey çok anlamsız olur benim için. Tutunduğum tek şey fotoğraf.
Atakan Dürüst: Özel hayatına etkilerini sorayım fotoğrafın. Şu anda çok hareketli bir yaşamın var. Daha dingin, daha yerleşik bir hayat tercih etmez misin mesela? Birde ilerisi için planların neler?
Aydan Çınar: Tüm özel hayatım ikinci planda. Fotoğraf sizin yalnızlığınız oluyor bir yerde aslında. Buna sebep insanlar mı fotoğraf mı onuda bilmiyorum. Ben makinenin arkasından baktığım zaman hiç kimseyi duymuyor, hiç kimseyi görmüyorum. Ne çekersem çekeyim bu böyle. O an başka bir dünyanın penceresinden kafamı aşağıya sarkıtmış oluyorum. O dünya bence paylaşılmayacak bir dünya. İnan insanlara ayıracak çok fazla zamanım yok. Çok zorlayıcı şu an yaptığım iş. Bazen o kadar üst üste geliyor ki, yorgunluğunu birkaç günde atabiliyorum. Sete gittiğim zamanlarda sabaha kadar çekimler olabiliyor bazen. Bu süreç üst üste birkaç kez devam edebiliyor. Bir de bu çekimlerde farklı insanlarla farklı açılardan bir arada olmak ayrı yorucu. Sebebi herkesin fotoğraftan ve fotoğrafçıdan beklentisinin çok farklı olması. Bu da fiziksel yorgunluğun yanında, zihinsel anlamda da bir yorgunluk veriyor. 
Bir de ertesi gün çekim varsa bir gün önceden yaşadığım aşırı bir stres oluyor bende. Çekimden sonra, editleme, bekleme ve ulaştırma süreci ayrı yorgunluk sebepleri. Bu yüzden elbette ilerisi için farklı planlarım var. Öncelikle bazı şeyleri yerine oturtmak gerekiyor ama. Enerjim varken bunu böyle kullanmak en iyisi şu anda benim için. Şu anda bu sürecin tam ortasındayım ve anı değerlendirmek istiyorum açıkçası. Bir de birine bir şey sorup ondan o bilgiyi almak çok zor. Bilgi cimriliği var ülkemizde. Bu yüzden ilerisi için fotoğraf eğitmenliğini de düşünmüyor değilim aslında. Bu bir süreç sonuçta ve paylaşmak lazım ki üzerimizdeki yük hafiflesin. Ayrıca Magnum fotoğrafçısı olmak istiyorum ve bunu bir gün başaracağımı biliyorum.
Atakan Dürüst: Söylediklerinden anladığım sadece 10 yıl emek verdiğin işini değil, tüm hayatını değiştirmişsin ve anladığım kadarı ile bunun içinde kırgınlıklar da var. Tek bir şey soracağım. Değdi mi Aydan?
Aydan Çınar: Evet değdi. Daha huzurluyum. Tüm hayatımı değiştirdim ve kesinlikle gerekiyormuş.
Atakan Dürüst: Sen artık yaşlandın anlamında söylemiyorum ama gençlere önerilerini duymak isterim. J Sonuç itibari ile sen her ne kadar daha işin başındayım desen de bence inanılmaz yol kat etmiş bir fotoğrafçısın.
Aydan Çınar: Önce karar vermeleri gerekiyor. Bunu söyleyebilirim. Dediğim gibi ondan sonra kapılar onların seçimlerine göre açılacaktır zaten.
FR Özel Bölümü
Atakan Dürüst: Şu anda aramızdan biri ile söyleşi yapıyorum madem (Fotoritim’i kastediyorum) Fotoritim’deki karakterlerden bahsedelim istiyorum biraz.
FR’de en korktuğun adam? Gölgesi sana en ağır gelen insan?
Aydan Çınar: Ali İhsan Hoca. (Ali İhsan Ökten) Hem mesleği icabı, hem kişiliği icabı bu böyle. Beynimiz için cevher diyor mesela. Daha ne olabilir ki? O konuşsun ben dinlerim yani. J Bir de Funda Abla (Funda Gönendik) olabilir tabii. Yaptığı işler ve duruşu itibari ile. Ya aslında bizim ekipteki herkes için söyleyebilirim bunu. Ben saatlerce susup dinleyebilirim onları.
FR’de en rahat olduğun insan?
Aydan Çınar: Berna (Berna Akcan) var en başta benim kahrımı çeken. Çeviri konusunda kafasını şişirdiğim kişi olarak. Aslında ona derginin ambulansı da diyebiliriz. Hızır gibidir. Her zaman yardıma hazır ve dinamiktir o. Dergideki yardıma ihtiyacı olan imdat demez, Berna der. J
FR’de en sevimli sempatik insan?
Aydan Çınar: Sen varsın işte. Derginin delisi. Ya hani ailenin sakar çocuğu vardır ya. J Daima karnımızı tutarak güldüğümüz kişi. Saatlerce durmadan gülebiliriz seninle mesela. Eğlence kaynağı.
FR’de en ağır abi kişi?
Aydan Çınar: Mehmet Abi (Mehmet Uçkun) tabii ki. Mehmet Abi cümleleri ile insanı dövebilir. Yazar yazar döver ve anlamazsın bile tokadın nereden geldiğini.
FR’de derginin direği?
Aydan Çınar: Direkt aklıma Levent (Levent Yıldız) geliyor. Derginin omurgası o bence. Aslında bütün otokontrolü ona bırakmış gibiyiz. Bu yüzden onun her şeyi bizi etkiliyor. İnsanın sinir sistemi etkilenirse nasıl tüm vücut etkilenir, o da aynen öyle. O yüzden Levent’in sinirlenmemesi gerekiyor aslında.J
FR’de itici güç?
Aydan Çınar: Faika Abla (Faika Berat Pehlivan). Hepimizi sürekli destekler, teşvik eder, tutar, çeker. Görmediklerimizi görür, gösterir.
FR’nin güler yüzü, neşesi:
Aydan Çınar: Şebnem (Şebnem Aykol) sürekli onun pozitif enerjisini hissedebilirsiniz.
Şöyle söylemek istiyorum. Biz bir aile gibiyiz dergide. Birbirimizle sorunlarımızı paylaşır, yardımlaşır, beraber sevinir, beraber üzülürüz. O yüzden kendimi her zaman Fotoritim’in içinde olduğum için çok şanslı göreceğim. İnan burada ismini zikretmediğimiz diğer tüm üyelerde ailemin birer ferdi. Onları tek tek yorumlarsam inan bu satırlar yetmez.

Söyleşide sunulan portfolyo hakkında : Sinop, Boyabat Yukarı Karacaören köyü. Bu fotoğrafları çektikten bir yıl sonra öğrenci yetersizliği sebebi ıle bu okul kapandı. Bu öğrenciler aynı sınıfta birinci sınıf üçüncü sınıf ve 5. sınıf öğrencilerinden oluşan karışık tek sınıf. – Aydan Çınar
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.