e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü
3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar Festivali
Şimdi tam olarak hatırlamıyorum ama okulun kapanmasına az bir süre kala (sanırım ya Nisan ya da Mayıs ayıydı) e-mail adresime düşen bir mail beni garip bir şekilde heyecanlandırdı. “Bu yıl 3. sü düzenlenecek olan Uluslar Arası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar Festivali’ ne katılmak istiyorsanız aşağıdaki adrese başvurunuz” benzeri bir yazıydı gelen. Hemen arama motoruna başvurdum ve fabrikartgrup ismini araştırdım. 2.si yapıldığında dostum Tahir ÜN ‘nde katılmış olduğunu görünce, hemen aradım kendisini. Kendisinin katılamadığını, sadece işlerini gönderdiğini ancak düzenleyici arkadaşları takip ettiğini ve desteklenmesi gerektiğini söyleyince katılmaya karar verdim.
Çağdaş sanatlar ismi beni biraz gerse de (çünkü geçmiş sanat yolculuğumda katıldığım bu tür bir deneyim olmamıştı. Fotoğraf disiplini kendi içinde ayrıksı bir duruşa sahipti. Kendi içinde düzenlediği festivallerle, fotoğraf günleriyle kendi kabuğuna çekilmiş bir durumdaydı), farklı disiplinlerden insanlarla tanışmak, eğitim yılının yorgunluğunu atmak ve yeni yüzler, işler görerek besleneceğim düşüncesi beni gerçekten heyecanlandırdı. Bir diğer sebepte açıkçası yıllar önce gördüğüm Kapadokya bölgesini yeniden görmek isteğiydi. (Aslında bir nevi rövanş duygusuydu beni oralara sürükleyen. Oğlum Can yeni doğmuş ve ben evdeki kalabalıktan bunalmış bir durumdayken, eşimden gelen bir teklifle düşmüştüm bir Eylül sabahı Kapadokya yollarına. On gün boyunca Eylül ışığında yüzlerce slayt çekmiş, kahvelerde yerel insanlarla tavla oynamış, yeni rekolte şaraplarından tatmıştım. Hayatımda böyle bir foto safari fırsatı bir daha hiç karşıma çıkmadı. Tam bir emekli gezgin modundaydım. Sabah ışığı, akşam ışığı ne varsa kullanarak büyük keyifle çektiğim fotoğrafları, büyük bir heyecanla almak için fotoğrafçıya gittiğimde, hepsinin neredeyse seçilemeyecek kadar soluk renklerde olduğunu görmek fotoğraf hayatımda bugüne kadar başıma gelen en tatsız durumdu. O geziden elimde Çavuşin’de çektiğim tek bir kare var bugün. Sonradan öğrendiğime göre slaytları arabanın içinde bırakmak yol açmıştı bu duruma. Çünkü sabah arabada ısınan slaytlar gecenin soğuğunda kalarak renk kaymalarına uğramıştı. Artık elimde rövanşı alabileceğim bir Nikon D 200 ‘e sahiptim).Uzun zaman sonra otobüsün camından akan İç Anadolu görüntüleri eşliğinde hep bu duygularla gittim festivale.
İsterseniz size öncelikle Fabrikartgrup kimdir, amaçları nedir ve kurucuları kimlerdir biraz ondan bahsedeyim (bunu kendi sitelerinden alıntı yaparak yapmak daha doğru olacak sanırım);
Fabrikartgrup Hakkında:
Fabrikartgroup bir sanat grubudur. Çağdaş sanat alanında ürünler vermektedir. Grup sergi açar, konferans ve seminer düzenler. Davet ettiği sanatçılarla veya derneklerle ortak projeler hazırlar. Farklı sanat disiplinlerini bir çatı altında toplamayı hedefler. Kar amacı olmadan sanat festivali düzenler. Bölgedeki, Avrupa’daki ve farklı kıtalardaki sanatçıları Kapadokya merkezli festivalde buluşturur, sanatçıları farklı zaman dilimlerinde ağırlar. Workshoplar düzenler ve elde edilen eserleri müzede sergilenmesi için belediyeye teslim eder. Yapılan projelerde, farklı konularda disiplinlerde üretim veren sanatçıları, disiplinleri ve konuları dışında kalan diğer sanatçılarla ortak projeler üretmeleri konusunda destekler. 2008 yılındaki festival grubun düzenlediği 3. festivaldir.
Fabrikartgrup ve Festivalin Hedefleri:
• Değişik disiplinlerde çalışan sanatçıların katılacağı, her yıl yeni bir tema ile düzenlenecek bir Çağdaş Sanatlar Festivali oluşturmak.
• Çağdaş Sanatlar için uluslararası bir platform yaratmak, Festival süresi boyunca hem iç hem dış mekânlarda (aşağıda anlatıldığı gibi) yüksek kalitede Çağdaş Sanatlar eserleri yaratmak ve sergilemek.
• Yerli ve yabancı sanatçıların katılımıyla kültürler arası iletişim ve paylaşım ortamı yaratmak.
• FabrikArtGrup festivali düzenlerken, değişik sanat disiplinleri arasında iletişimi sağlayarak ve katılımcıların sanatsal ve kültürel geçmişlerinin Kapadokya'nın kültürel ve ekolojik çevresi ile harmanlanmasından faydalanarak, yaratıcılığa uygun bir zemin hazırlamayı hedefler.
• Çağdaş Sanatlar yaratımının etkisi ve onun getirdikleri bölgenin gelişimi adına son derece önemli bir dönüm noktası meydana getirme potansiyeline sahiptir. Yerel halk ile sanatçıların işbirliği bu açıdan son derece önemlidir. Volkanik malzeme ile ev yapımı ve taş işçiliği (kâgirlik), seramikçilik (çömlekçilik), ve dokumacılık yerel üretimin odak noktalarıdır. Çağdaş Sanatçılar bu yetenek ve deneyimlerden faydalanabilir.
FabrikArtGrup Çağdaş Sanatları da bu listeye eklemeyi hedeflemektedir.
FabrikArtGroup kim?
Gülhan Sarı - FabrikArtGrup insiyatifinin kurucusu, öğretmen, sanatçı, festivalin sanat direktörü.
Sibel Payyu - Fabrikartgrup insiyatifinin kurucusu, öğretmen, sanatçı, Festivalin düzenleme komitesinde yer almaktadır.
Nazile Arda - Fabrikartgrup insiyatifinin kurucusu, grafiker, Sanatçı, Festivalin düzenleme komitesinde yer almaktadır.
Kaan Sarı: - Fabrikartgrup insiyatifinin kurucusu.
Destekleyenler:
Willemijn Bouman, Babayan Kültür Evinin sanat direktörü, sanatçı.
Paul Broekman - Babayan Kültür Evini, sanatçı, müzisyen.
Özge Celikaslan, Ankara KozaVisual’in koordinatör.
Gülhan ve Kaan SARI çifti 

Festivalin bu yıl ki temasını da şöyle açıklıyorlar kendi sitelerinde;
SU!=PIRILTI?
FabrikArtGrup senelik festivali, ekolojik, kültürel ve çevre ile ilgili meselelere odaklanarak düzenlemeye karar verdi. Her sene belirli bir tema seçilecek ve katılımcı sanatçılar bu temayı en geniş anlamıyla ele alarak çalışacaktır.
Kapadokya coğrafi özelliklerinin yanı sıra hem kültürel hem de tarihi açıdan ilgi çekici bir bölgedir. Burası hızlı işleyen çağdaş dünyadan hala uzak ve sakin, sanat üretimi ve sergilenmesi için mükemmel bir yer.
Açık hava müzeleri, boyalı mağara kiliseleri, tarihi alanlar ve güvercinlikler ile bezeli coğrafyası onu incelemeyi ve ona yakınlaşmayı daha da kolay ve çekici yapıyor. Nefes kesen elle oyulmuş mimari ve 40,000 km² 'yi kaplayan heykel gibi şekil verilmiş volkanik tabiat, bölgeye adımını atan herkesi hayrete düşürüyor. Bu bölge, beraberinde getirdiği tüm çevresel altyapı problemleri ile birlikte artık yavaş yavaş dünyaya açılıyor.
Bu sebeple 2008 senesinin teması: SU! = PIRILTI?
Kapadokya'nın UNESCO Dünya Koruma Mirası Listesinde yer almasından ötürü, festivalin hedefi bu özel ve tekil bölgenin değişik yönleri ile tanınmasına pozitif anlamda katkı sağlamak ve var olan sorunlarına doğru ve uygun çözümler üretilmesine önayak olmak. Bu sorunları özetlersek: içme suyunun yetersizliği, kanalizasyon yetersizliği, açık arazide yol alan atık su sistemleri, çöpün serbestçe vadilere ve tabiata atılması, açık hava çöplükleri, çevrenin ve vadilerin turistik amaçlı arabalar, motosikletler vs. için açılan yollarla katledilmesi, gelecek için planlan atık suyu Kızılırmak'a bağlama projesi.
FabrikArtGrup sanat üretmek ve sergilemek dışında yerel halkı tabiatın ve çevrenin ekolojik, dikkatli kullanımı konusunda bilgilendirmeyi ve eğitmeyi de ummaktadır. Festivali ziyaret edenlere açık ve net olarak çevremizi geleceğe kullanılır halde bırakmak için ona son derece dikkat ve ihtimamla yaklaşmak gerektiğini aktarmak istemektedir.
Sanatçılar, temayı geniş sanatsal bir perspektifte ele alarak festival için özel çalışmalar yapabilir ya da zaten yaptıkları üretim festivalin temasına uygun olduğu için festivale davet edilebilir.
Sanatçı bir yandan ortaya konulan temayla eserini ilişkilendirirken, sanatının içeriğine nasıl şekil vereceği konusunda tamamen serbesttir. FabrikArtGrup sanat çalışmalarını hem sanatsal değer hem de temaya uygunluk açısından inceleyecektir.( tam da bu noktada festival temasına uygun işlerin azlığından bahsedile bilinir bence. Bu durumdan bir özel konuşmamızda Kaan SARI’da şikayetçi olduğunu belirtti zaten.”Biz katılmak isteyen sanatçılardan öncelikle temaya uygun işler istiyoruz ancak gelen işlerin birçoğundan bu karşılığı alamıyoruz”)
Yukarıdaki paragrafta geçen - sanat üretmek ve sergilemek dışında yerel halkı tabiatın ve çevrenin ekolojik, dikkatli kullanımı konusunda bilgilendirmeyi ve eğitmeyi de ummaktadır.- konuya en çok dikkat çeken sanatçı bence Deborah Semel’di. Çalışması tamamen çevreden toplanan pet su şişeleriyle çevrelenmiş 6 adet resimden oluşan sanatçı resimlerinde güzel doğa peyzajlarının içine sıkışmış pet şişeleri yerleştirmiş. Fotoğraf olsaydı kolayca algılanabilecek olan pet şişeler, sanatçının kullandığı resim tekniğinden dolayı zor anlaşılıyordu. Bu durumu bilen sanatçı konuya dikkat çekebilmek için resimlerin etrafına, doğadan toplanmış pet şişelerden birer kolye asmıştı sanki. Birde sanatçının çalışmasında beğendiğim bir başka yön ise yaptığı işi gezen insanların anlaması için yazılı bir metinde koyması oldu. Bu durum özellikle günümüz sergi salonlarında görüpte anlamadığımız için kendimizi biraz garip, biraz ezik hissettiğimiz çağdaş sanat işlerinde de uygulansa ne güzel olur diye düşündüm doğrusu. Deborah Semel aslında Amerikalı fakat Bodrumda yaşayan bir sanatçı. (Aynı zamanda Hacettepe G.S.F. fakültesinde doktorasını da tamamlamış.) Disiplinler arası sanata gönülden bağlı bir sanatçı hem de. Ama onda sırıtmayan ve işlerindeki samimiyete yansıyan şey hem bu işlerin diyarından gelen birisi olmanın verdiği bir şeyler var, hem de ne de olsa yaşdaşım. ( oturmuş bir dünya görüşüne ve aynı zamanda her daim sorgulayan bir beyne sahip).Oldukça iyi bir Türkçesi var. Yıllar öncesinden beri Türk insanını tanıması onun için bu topraklarda sanat yaparken kolaylık yaratıyor olsa gerek. Aynı zamanda çok meraklı bir insan ve işini çok ciddiye alıyor. Bu iki özellik bizi buluşturdu diyebilirim.
Festival süresince -ki ben sadece yedi gün kalabildim-çevre köyleri oldukça uzun mesafeler kat ederek gezdik. Yol boyunca sanat yolculuğumuz hakkında birçok bilgi paylaştık. Festival süresince, her sanatçının kendisini ifade edebileceği, sunumlar yapıldı. Deborah buradaki sunumunda şu sözcüklerle ifade etmiş sanatın tarifini; sanat yapmak ve sanata bakmak, hayatı zenginleştirebilir. Fakat sanatçılar olarak kabul etsek de etmesek de, sanat, çoğu insan için gereksiz bir şeydir. İnsanların çoğu sanat eserlerinin, herhangi sat ılınabilecek veya satın alınabilecek herhangi bir nesneden farklı olmadığını düşünürler. Sanat aynı zamanda öyle bir rol oynar ki birisinin statüsünü yükseltebilir ve belli bir dünya görüşünü desteklemek için kullanılabilir. Bu görüş var olan düzeni de destekler. Festivale katılan sanatçılardan istenen bir konu da, festival süresince orada yapacakları atölye çalışmaları sonucunda bitirdikleri bir işini belediye müzesine teslim etmesiydi. İşte Deborah burada da oldukça bilinçli bir yöntem geliştirmişti bence. Kapadokya bölgesine ait bir peyzaj yapıp onu hediye etmek istemişti çalışmasının sonucunda. Bu işinin de oldukça etkileyici olmasını istiyordu. Gezilerimiz boyunca gittiği birçok yerde yerel halkla iletişim kurdu ve onlara anketler uyguladı. Bulundukları bölgede en çok nereyi ve neden sevdikleri vb. gibi sorular. Yazı boyunca onu anlatarak sizleri sıkmak istemem ama dediğim gibi festivalin temasına en uygun çalışan sanatçıydı bence.

Deborah Semel benim zorumla işinin başında poz verirken.Festivalinin açılışına bir gün kala gittiğimden –ki yanılmıyorsam ilk katılan bendim- hazırlık heyecanını yaşayan- daha doğrusu telaşını demek daha doğru olacak- ev sahiplerini görmek bana nasip oldu. Bir kere hepsi çok şeker insanlar onu söylemeliyim. İnanılmaz bir iş bölümü ve yardımlaşma vardı aralarında. Hiç kapris yapan veya birbirinin önüne geçen yoktu. Herkes mütevazı bir bilinçle kendine düşeni yapmakla meşguldü. El birliğiyle sanatçıların işleri yerleştiriliyor, gelen konuklarla kısa bir sohbetin ardından, yerlerine yerleştiriliyor ve yeniden tatlı bir telaş içine giriliyordu.




Tam bu noktada kamuoyunda Alev Alatlı ismiyle hatırlanan Kapadokya Meslek Yüksek Okulundan da bahsetmek gerekecek. Çünkü festivalin en büyük yükünü çekecek, yeme-içme, konaklama ve sergi mekanı sıkıntısını festivale sponsor olarak onlar sağlamışlar. Bu arada festivalin yapıldığı en önemli merkez Mustafapaşa ilçesiydi. Herkes kalemi kağıdı eline alsın ve not etsin bu adı. Mutlaka görün derim. Benim gibi mübadele üzerine kafa yoran birisi için karşıma çıkan en güzel şeydi Mustafapaşa. Oysa burası – ben gidince öğrendim- Asmalı Konak dizisinin çekildiği yermiş meğersem. Bu arada bir sır vereyim; konak aslında orada 15 yıldır faaliyet gösteren bir otel aslında. Dizi ekibi oraya kira ödeyerek film platosuna çevirmiş. Bu arada tam döneceğim gün gördüm Son Ağa diye bir diziyi de çekmeye başlamışlardı buradaki başka bir otelde. Yani düşünün mekanların güzelliğini-deniz olsa yerleşmeyi düşüneceğim ikinci mekan oldu Çanakkale’den sonra- insan, hele ki fotoğraf çekiyorsa mutlaka bir gitmeli oraya. Belediye başkanı Mustafa Özer festivale son derece destek veriyor. Ancak son çıkan kanunla belediye olmaktan çıkarılacakmış Mustafapaşa. Onlar bilinçli insanlardan kurulu bir belediye oldukları için mahkemeye vermişler bu durumu. Tarihi Kentler Birliği’ne üyeler. Aynı zamanda Mustafapaşa YG21 Genel Sekreteri ve Mustafapaşa Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürü Süreyya Aytaş gibi değerli bir beyne sahipler. Mustafapaşa beldesi Lozan anlaşmasında en büyük mübadeleye sahne olan yerlerden birisi. Eski adı Sinasos. 1924 tarihinde Yunanistan ‘a gönderiliyorlar. Şimdiki yerel halkta aynı mübadele sonucunda Makedonya’dan gelen insanlar. Geldiklerinde hiç birisi Türkçe bilmeyen bu insanların yaşadıklarını Süreyya hanımdan dinlemek çok öğreticiydi. Bu arada Sinasos halkı giderken son kez ilçelerini belgelemek istemişler ve önemli birkaç fotoğrafçıya geride bırakacakları yurtlarını fotoğraflatmışlar. Önce Rumca yayınlanan kitap Türkçe olarak da yayınlanmış adı Sinasos. Bu kitap oldukça önemli, hemen bir tane temin ettim kendime. Gezdiğim mekanların asıl hallerini görmek benim için oldukça heyecan vericiydi. http://picasaweb.google.com/aykanozener/MustafapaASinasos
Evet, yukarıda bahsettiğim gibi Kapadokya M.Y.O. festivalin ağırlığını taşıyor. Gelen sanatçıların çoğu burada konaklıyor ve yemek yiyor. Bu arada bu yıl ki festivale 91 sanatçı katıldığını da belirteyim. Bunların 3 ‘ü Rusya federasyon’undan, 1’i İran’dan, 1‘i Azerbaycan’dan, 1’i İsveç’ten, 1’i Almanya’dan, 9’u Hollanda’dan ve geri kalanı Türkiye’den katıldı.




Yemek ve konaklama ihtiyacının karşılandığı okul idari binası. Bina arkasında yer alan yine taş binalarda içinde 24 saat sıcak su bulunan 3’er kişilik odalarda konaklama yapılıyor.
Sergilemeler ve atölye çalışmaları ise aşağıdaki binalarda yapıldı.









Festivalin açılışı fabrikartgrup insiyatifi kurucusu Kaan SARI’nın konuşması ve Belediye Başkanı’nın katılımıyla medrese binası avlusunda yapıldı. Katılım oldukça yoğundu. Sergiler ilgiyle karşılandı.












Farklı disiplinlerle birlikte olmak benim için çok eğiticiydi. Onların konularını seçiş, işleyiş biçimi, yaratı süreçlerini görmek besleyici bir süreçti. Türkiye’den gelen sanatçıların çoğunun genç olması ve ülkemizin ileri gelen sanat okullarından mezun olmaları veya halen okumakta olmaları( Mimar Sinan, Anadolu, Marmara Üniversitesi vb.) kayda değerdi. Ancak burada daha da ilginç olan başka bir şey ise bu genç sanatçıların çoğunun aldıkları eğitimden yana olan sıkıntılarıydı. Çoğu okula girmeden önceki üretkenliklerini kaybetmekten ve özgünlüklerini yitirdiklerinden bahsetti. Eğitimin kendilerine olan güvenlerini kaydettirdiğinden ve tek düze işler üretmelerine yol açtığından söz ettiler. Bu bence dikkate alınması gereken bir konuydu. ( Kendimde bir eğitmen olduğum halde sık sık dile getirdiğim sanatın eğitimi olmaz sözü geldi aklıma sürekli. Bende bir alaylıydım aslında. Fotoğraf eğitimi almadan kendi kendimi yetiştirdim ama şimdi eğitmenlik yapıyorum. Acaba ben mi yanılıyorum derken böyle bir konuyla karşılaşmak haklıyım galiba dedirtti doğrusu). Okullarımızın çoğu bugün gerçekten bu konuda batmış durumda. Gittiğim birçok yerde bunu gözlemliyorum. Sanki fabrikasyon bir eğitim veriliyor hissindeyim. Şöyle ki ; “siz falanca okuldan mı mezunsunuz” diye sorduğumda yanıldığım çok az olmuştur. Genç sanatçı adaylarının en büyük şikayeti de bu noktada başlıyor zaten. Öğretmenlerinin kendi tarzlarını oluşturmalarına müsaade etmediklerini sürekli dile getiriyorlar. Biz yine festivale dönsek iyi olacak aslında. Tespitte bulunduğum bu konu bence konunun uzmanlarıyla, başka bir platformda ele alınmalı.
Bu yazıyı yazdığım site bir fotoğraf sitesi sonuçta. Ben isterseniz fotoğraf alanında sergilenen işlerden bahsedeyim. Aslında itiraf etmeliyim bu dalda katılan sanatçıların içinden tanıdığım kimse yok ( bir tek Ali Saltan’ı tanıyordum o da niyeyse gelmedi). Fotoğraf dalında katılanlara geçmeden önce hepsinin su=parıltı temasına uyduğunu söylemeliyim.

Su üzerine çamaşır makinesi üzerinden bir göndermede bulunmuş sanatçı.(Kendisi gelmediğinden tanışamadım ve ismi henüz asılmadığı bir dönemde çektiğimden üzülerek ismini veremiyorum.) Konsept olarak güzel kotarılmış eserin teknik yönden oldukça zayıf olduğunu söylemeliyim. Bianel tarzı bu tür işlerde konsept ve biçimsellik –eserin sergilenme şeklide dahil- her zaman güzel olurken, tekniğe önem verilmemesi oldukça ilgimi çekiyor doğrusu. Benim gibi tamamen kendisini tek bir disipline adamış birisi için ilginç diyelim daha doğrusu.
Zeynep Nihal İçöz tarafından çekilmiş bu fotoğraflarda festivalin konusu olan parıltı temasıyla ilintili. Sanatçının konuya oldukça somut bir bakış açısıyla yaklaştığı oldukça belirgin. Zeynep Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü'nden.
Ayfer Kurtuluş’un fotoğrafları. (O da yukarıdaki örneklerde olduğu gibi konuya oldukça grafiksel bir bakış açısıyla yaklaşmış) Ayfer’de Mimar Sinan Üniversitesi Tekstil Tasarım Bölümünden. Tekstil üzerine önemli yarışmalarda oldukça başarılı sonuçları var. Bunu ne kadar hak ettiğini festival sırasında ürettiği atölye işinden de anladım. Aynı zamanda iletişimi çok güçlü sağlam bir insan olduğunu söylemeliyim. Bunu bilgisayar ve internet üzerine bizlere yardım ettiği için söylemiyorum J


Rusya Federasyonu’ndan gelen sanatçılara ait işler. Fotoğrafların bir kısmı temaya uygun iken bir kısmı değildi. Onların fotoğraflarında geçen yıllarda izlediğim Dönüş/Return filminden etkiler gördüm. Zaten kendileri de yönetmenden çok etkilendiklerini söylediler. Fotoğraflarındaki ışığı ve hareketi kullanışları, ayrıca konularını soyut bir bakış açısıyla çekmiş olmaları kayda değerdi. Aynı grubun ( Ildar Karım, Adel Rıza, Farıd Bıkchantaev‘dan oluşuyordu Rusya heyeti.) kısa filmleri ise tek kelimeyle nefisti. Çok gençler ama atmosfer konusundaki gösterdikleri yaklaşım inanılmazdı.

Yazımda da belirttiğim üzere Hollandalı grupla pek diyalog kuramadım. O yüzden sanatçısının ismini almayı unuttuğum başka bir fotoğraf sergilemesi de bu. Buradaki fotoğraflarda temaya oldukça uygun ve grafiksel bir bakış açısı dikkat çekiyor. Sergileme tekniği olarak da kolaja yakın bir teknik kullanılmış. Konu olarak günlük modern yaşantımızda karşımıza çıkan su elemanlarını bir araya getirmiş. ( musluk, lavabo, logar kapağı vb.)



Bu arada diğer disiplinler atölye çalışması yaparak birer işlerini verirken bu durum bende bir eksiklik duygusu yarattı ve bende sunumum sırasında iki adet gösteri yapmayı düşündüm. Bir mübadele kasabasında mübadele içerikli “aynı şehirde aklar düşemedi saçlarına” isimli gösterimi sunmak çok hoş bir duyguydu. Ardından yaptığım “monochrome cumartesiler” isimli gösterimde oldukça ilgi gördü. Bunlarda beni vicdanen rahatlatmadığından Mustafapaşa’da bulunduğum süreçte çektiğim fotoğrafları belediye’ye göndereceğim.
Fotoğraftan sonra benim açımdan en ilginç gelen işler kısa film ve video art dalında gösterilen işler oldu. Bu alanda az önce yukarıda bahsettiğim Ruslardan sonra, kendilerini sunum, imece usulü iş yapabilme, acımasız eleştiri, üretkenlik ve ifade edebilme gücü yönünden belirgin bir şekilde ortaya çıkan bir gruptan söz edeceğim sizlere; Bermu- D.A.S. (Bermuda Disiplinler Arası Sanat) Burçak Konukman, Funda Oruç, Uğur KARAGÜL ‘den oluşuyor grup. Grubu şöyle tanımlıyorlar;
Bermu-D.A.S. , birbirlerinden habersiz farklı eğitim süreçlerinden geçip, farklı ortamlarda, aynı sorunları yaşayıp, aynı sanat görüşünü benimseyen üç kişinin yollarının kesişmesiyle kurulmuş bir sanat oluşumudur.
“Sanat” anlayışının felsefi boyuttan, teknik ve malzeme boyutuna kadar sürekli bir devinim ve değişim halinde olmalarına karşın, gerek fakültelerde gerekse göz ardı edilemeyecek kadar geniş kitleleri kapsayan sanat-sanatçı camiasındaki “sanatsal değişim sürecini” gerilerden takip etme eğiliminin yarattığı” sıkışma etkisi” sonucu oluşan bir çekim alanıdır Bermu-D.A.S.
Üçgenin üç köşesinin de farklı yönlere baktığı halde bir bütün olduğu gibi, Bermu-D.A.S. üyeleri de sahip oldukları farklı özellikleri-farklı görüşleri aynı amaç için bir kotada bütünleştirip ortak enerji ve üretim alanı yaratmışlardır.
Bu üçgenin ayaklarını oluşturan grup üyeleri farklı sanat disiplinlerinin ayrı ayrı başlıklar altında birbirinden bağımsız ele alınması görüşünü benimsememeleri sonucunda, bütün sanat dallarından /disiplinlerinden beslenen ve sanat başlığı altında toplanan çalışmalar/eylemler yapmayı amaçlamaktadırlar.
Burçak Anadolu Üniversitesi Resim, Funda Gazi Resim, Uğur’da Hacettepe grafik mezunu.




Oldukça uzun bir yazı olduğunun farkındayım ama merak ederseniz tekrar tekrar geri dönüşler yaparak okursunuz. Ülkemde bu tür etkinlikler o kadar az yapılıyor ki bunu es geçemem. Bunu yaparsak organizasyonu düzenleyen ve orada işlerini sergileyen arkadaşlarıma haksızlık yapmış olurum.
Bu seneki festivalde aslında en çok katılım Hollandalı sanatçılar tarafından oldu. Ancak burada eleştirmeden geçemeyeceğim bir konu var ki o da onların çok ayrıksı bir duruş sergilemesi oldu. Bu onların ayrı mekanlarda yerleşmiş olmasından oldu gibi geliyor ama yine de daha samimi bir ortam yaratılabilirdi diye düşünüyorum. Çünkü bu tür etkinliklerde farklı kültürlerden ve yaptıklarından beslenmek çok önemli diye düşünüyorum. Hollanda grubu üyeleri oldukça deneyimli bireylerden oluşuyordu. Özellikle video art gösterisi donanımları, sergileme teknikleri açısından çok öğretici sunumlardı. Bir tercüman aracılığıyla kişisel sohbetler yapabilmek çok etkileyici olurdu diye düşünüyorum.




Festival temasına uygun ama sergilenme tekniği açısından yanlış mekanda durduğu için dikkat çekmeyen bir işte beni oldukça etkiledi. Aslında tam bir doku çalışması olan işin etkisini yitirmesine sebep tam da biz fotoğrafçıların fark edeceği bir konuydu: ışık
Bir musluk ağzından birbirine misina ile bağlamış küçük taşlar akıyordu. Musluğun arkası taşlarla aynı renge sahip olduğundan kaybolmuştu. Yere dökülen taşlardan oluşmuş göletin içinde küçük küçük, kadın, erkek suratları vardı. Halbuki yandan gelen bir ışık altında sergilenseydi etkisi çok büyük olurdu. Ama yine de çok etkileyici bir işti bence. Sanatçısı; Laetitia Giraud.



Diğer bir etkileyici çalışmayı ise RemDans Proje topluluğu sergiledi. Pırıl pırıl gençlerden oluşan (ne demekse), disiplinli çok şeker bir gruptu. Mimar Sinan kökenli dansçılardan oluşan grup çok etkileyici bir gösteriye imza attılar. Sonradan öğrendik ki gösteri birbirlerinden habersiz yani çalışılmadan, doğaçlama gerçekleştirilmiş. Oysa bana göre o kadar uyumluydular ki, hiçbir şey fark etmedim. Sunumları sırasında öğrendim. Çanakkale’de de zamanında bir gösteri yapmışlar. Santral İstanbul’daki gösterilerinden sine vizyon da fotoğraflar gösterdiler. Çok etkilendim. Performans Sanatçıları: Erdinç Anaz, Yoseob Kim, Çiğdem Agas, Melis Tuzcuoğlu, Emre Karaca, aslı Bostancı, Tuğçe Tuna’dan oluşuyor. Gelemeyen arkadaşları Tuğçe Tuna’dan da övgüyle söz ettiler. Topluluğu oluşturan esas ismin o olduğundan falan bahsettiler.






Heykel disiplininde; genç yaşına göre başarılı çalışmalara sahip olduğunu düşündüğüm Melis ASLAN ve Eskişehir’de kurulmuş olan Kamil Abi Sanat Grubu üyesi Ahmet AVCI oldukça etkileyici işler sergilediler.


Melis Aslan’ın işlerinden örnekler.
Azerbaycan’dan gelen Sabina Shikhlinskaya’da oldukça yaratıcı ve temaya uygun bir işle katılmıştı. Çalışmasının ismi hamam’dı. Yere serilmiş beyaz ipek çarşaf üzerine, yukarıdan aşağıya yönlendirilmiş bir sine vizyon cihazı vasıtasıyla, havuzda yüzen bir erkek figürü yansıtılmıştı. Çalışma da ses de çok önemliydi. Adeta bir meditasyon etkisi veriyordu. (su sesi) İpek çarşafın kenarına bırakılmış bir beyaz havlu da dekoru tamamlıyordu.

Festivalde kaldığım 7 günlük süre içerisinde o kadar çok insanla tanıştım, o kadar çok iş gördüm ki; burada aslında hepsinden tek tek bahsetmek isterdim. Ama buna imkan yok. Burada sözünü ettiğim sanatçılar benim yakın ilişki kurabildiğim ve kendilerini tanıma imkanı bulduğum kişiler. Ayrıca bir ay sonra geriye dönüp baktığımda beni etkileyen işler ve kişiler. O yüzden umarım diğer arkadaşlara haksızlık yapmamışımdır.
Festival boyunca- en azından kaldığım süre içerisinde- çekebildiğim diğer işler için bakınız;
http://picasaweb.google.com/aykanozener/FabrikartgrupSergilerden
Festival organizasyon heyetinin yaptığı birçok güzelliğin içinde benim hoşuma giden şeylerden birisi de her disiplin için farklı renklerde yapılmış tişörtleri dağıtmalarıydı. Herkes çocuklar gibi şendi o gün. Herkes birbirinin rengini kıskandı durdu. Ben çok şanslıydım. Çünkü sevdiğim bir renk denk düştü benim disiplinime ; gri=zon sistemdeki beşinci skala.


Bir diğer güzel uygulama ise, herkesin katılmasının özellikle istendiği sanatçı tanıtım sunumlarıydı. Her sanatçı kendisini istediği şekilde tanıtma fırsatına sahipti. Oldukça besleyici oldu bence.

Festival boyunca yaptığım geziler içerisinde beni en çok etkileyen yerin İbrahimpaşa olduğunu söylemeliyim. Salih Bilir dostum sayesinde gördüğüm yerde festivali destekleyen Babayan Kültür Evi’ni görmekte hoş bir süprizdi doğrusu.

Bunların dışında bana kalan zamanda neler yaptığıma gelecek olursak;
Oldukça güzel geziler gerçekleştirdim. Bol fotoğraf çektim. (kıtlıktan çıkmışçasına rövanş aldım) Çok güzel dostlarla tanıştım. Bunlardan festival heyetinden Kaan, Gülhan SARI çiftini, Sibel PAYYU ve güzel çocuğunu, Nazile ARDA’yı, kibar ve beyefendi kişiliğiyle Salih BİLİR’i, akşamları güzel sohbetlerin geçtiği Eleni Kafe çalışanlarını, öğretmen böyle olmalı dedirten hemşerim (ikimizde aslında Balıkesirlilerin hemşerilik yapmadığını söyledik ama yaptık) Ferda ve sevgili eşi Sinan Önengüt’ü (evinde bir gitar atölyesi var) unutmak mümkün değil.
Ardında tatlı anıları bırakıp, Çanakkale otobüsüne bindiğimde üstümde festivalin derin izleriyle mutlu bir yüz ifadem olduğuna adım gibi eminim. Şimdi düşünüyorum da ne kadar çok şey öğrendim, gördüm.
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.