Bir an düşündü…
Ortalıkta bir sessizlik, kasvetiyle odaya ve o ana hakimdi. Oturdu... Derin bir iç çekti.
Ağzını, geçmiş günlerin geri kalmışlığına zorluğuna tüm yaşanmışlığına inanamamışcasına, derin bir etkilenişiyle "peehh gidi günler" der gibi, hafifçe yukarı doğru kaşlarıyla beraber kaldırdı...
Gözünü anlamsız bir noktaya sabitleyerek saniyelerce bakakaldı… Önüne eğdi kafasını, bekledi, dalgın dalgın… Sessizlik etrafa hakim olan ama kimsenin de istemediği, kimsenin de ne diyeceğini bilemediği en lanet şeydi. Bu anlarda konuşulacak ne konu olur , ne de bir cümle çıkardı. Olamazdı bulunamazdı da, bir cümle bir kelam bu anlarda, burukluğun ve ayrılığın çattığı istenmeyen vakti geldiğinde.
Derin ve artık sıkıntı yaratan o kara sessizlik, şefinin sesiyle dağıldı… "Memet çay içer misin? ". Buruk ve ince bir sesle… Yankılanmadı ses. Hemen kayboluverdi.
Metanet dolmalıydı bu anlarda bedene. Bekler ama sanki anlamını da veya neye yaracağı bilmezlik haliyle ince bir sesle, " olur şefim " dedi. Sessizlik hala devam ediyordu. Doldurulan çayın sesi sonrasında kaşığın camla ritmik sesine bıraktı anı. Şefi elleriyle doldurmuş getirmişti çayı. " Buyur Memetim " dedi. Hafif bir hareketle Memetin omzuna elini koydu, bakıştılar. Ağlamamak için metanet, yiğit bedenlerde iki damla göz yaşını saklayacak en büyük güç olmalıydı.
Şef yerine oturdu. Bırakmasaydı sigarayı bir tane tam vaktiydi… Memet zaten ömrübillah içmemişti. Çayı uzun uzun tekrar karıştırdı. İki üç günlük sakalının yüzünü kapladığı, kırışmış çehresine elini koyup, yere sanki derinlere bakar gibi, gözünü ayırmadan baktı. " Dile kolay tam otuziki yıl, tamı tamına otuz iki yıl " dedi. " Ne anılar ,ne kahırlar ,ne gülücükler ,ne zorluklar, ne anlar gördük be " dedi...
Kalktı , yıllarını geçirdiği o mekana , odaya bir göz attı, şefine baktı. Vakit gelmişti. Eline aldığı emeklilik dilekçesini yuvarlayarak avucuna yerleştirdi. Bana müsaade şefim. " Elveda demiyorum geleceğim sonrasında tekrar " diyerek kapıya yöneldi. Yaklaştığında yüzünde o mahsunlukla yıllardır her zaman çıkarken gözüne ilişen aynaya baktı. Odaya dolan otuz iki yıla tekrar, bir de aynadan baktı. Kapıya buruk adımlarla, aynadan zor ayrılarak derin bir nefes sesiyle yöneldi. Dilekçesi elinde daha önde, bedeni ise hep geriye gider gibiydi…
Yazı ve Fotoğraflar : Ergün KARADAĞ