e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü
Gazetecilik üzerine eğitiminizi tamamladıktan sonra Fotoğraf ile ilgili yüksek lisansa geçtiniz. Fotoğrafa doğru bu yönelim (veya seçim) nasıl gerçekleşti, muhabirliğin fotoğraf tarafında mı olmak isteği ağır bastı? Yoksa her ikisini birden mi yürütmeyi düşündünüz? Bu süreci ve düşüncelerinizi aktarır mısınız?
Lisans eğitimimi Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünde tamamladım. İzmir'de okumanın dezavantajlarını ben de yaşadım. Çünkü iş imkanları taşrada genellikle biraz sıkıntılıdır. Milliyet İzmir büroda çalıştıktan sonra sektörel dergilere işler yapmaya başladım. Daha sonra kısa bir süre Cumhuriyet gazetesinde bulundum. 2006 yılından beri Vatan Gazetesindeyim. Bunun haricinde serbest (freelance) olarak çeşitli şirketlere ve televizyon kanallarına çalışmaktayım.

Genellikle gazetecilik bölümünden mezun olanlar ilk olarak muhabir olmayı düşünür. Yaklaşık 20 üniversiteden ortalama 60 kişi mezun olur. Çoğunun da muhabir olmak istediğini düşürseniz, imkansızlığını anlarsınız. Çoğu kişi işsiz kalır. Ben biraz şanslıydım sanırım. Üniversite yıllarımda edindiğim fotoğraf makinesi sayesinde hem kendimi geliştirdim hem de çeşitli medya kuruluşlarında fotoğraf çektim. Lisans eğitimi sırasında karanlık odadan tutun reklam fotoğrafçılığına kadar birçok fotoğraf dersi görmüştük fakat bu eğitim kişisel gelişimim açısından yeterli değildi. Herhangi bir fotoğraf kursuna gitmektense fotoğraf alanında yüksek lisans yapmayı tercih ettim. Türkiye’deki sayılı hocaların öğrencisi olup eksikliklerimi elimden geldiğince gidermeye çalıştım. (Prof. Güler Ertan, Mimar Sinan Fotoğraf Böl.Bşk.Yusuf Murat Şen, Yrd Doç. Bülent Erutku gibi)

Fotoğraf çekmeyi seviyorum. An'ı yorumlamak ve kalıcı hale getirmek açısından bana daha yakın. Yazı yazmaktansa fotoğraf çekmek daha çok keyif veriyor. Anlatmak istediklerimi fotoğraflar karesinden yansıtma taraftarıyım. Foto muhabiri olarak bu söylediğimi tam olarak gerçekleştiriyor muyum diye sorarsanız eğer, şimdilik zor ama zamanla tamamen kendimi fotoğrafla ifade edeceğim.

Foto muhabiri olarak çok daha özgürüm ve çok daha geniş bir alana sahibim. Muhabir olsaydım belki de uzmanlaşmam gerekirdi. Makinem yeterli olduğu sürece spor müsabakası da çekerim, bir çin yemeğinin fotoğrafını da... Hatta bir gün sabah İstanbul Müftüsünü, öğlen Hande Ataizi'ni, akşam da bir kebapçıyı çekmiştim. Foto muhabirliği böyle bir şey işte.

Kendinize fotoğraf ile ilgili nasıl bir yol çizdiniz? Bundan 5 yıl sonra nerede ve ne yaparken görmeyi planlıyorsunuz kendinizi?
Türkiye'de foto-muhabirlik yapan insanlar arasında en gençlerden birisiyim. Yol çizmek olarak değerlendirmemek gerekiyor sanırım. Çünkü siz bir yol çizmiş olsanız da yaşadığınız coğrafyanın da gerçeklerini çok iyi bilmelisiniz. Yarın hangi konumda olacağımız meçhul. Bir amaca yönelik olarak fotoğraflar çekiyorum. Siz buna boş gazete sayfalarını doldurmakta diyebilirsiniz, yapılan röportajları desteklemekte ama unutulmaması gereken bir şey var ki fotoğraf fotoğraftır.

Eğitim (özellikle akademik) ile birleştirilmiş gazetecilik ve fotoğrafçılık eğitimi sizce ne gibi avantajlar içeriyor, nasıl bir önem arz ediyor?
Gazetecilik eğitimi almam ve gündemi takip etmem fotoğraf çekerken bana avantaj sağlamakta fakat unutulmaması gereken bir nokta var. Foto muhabirliği yapan ve oldukça başarılı olan isimlerin çoğu alaylı diye tabir edilen herhangi bir fotoğrafçılık ya da gazetecilik eğitimi almamış kişiler. Yıllardır çektikleri fotoğraflardan söz ettiriyor, gündemi değiştiriyorlar. Kişi, eğitimden önce kendini geliştirmek zorundadır. Çok insan var iletişim ve güzel sanatlar fakültelerinden mezun olup da kendilerinden bile haberleri olmayan. Gazetecilik ve fotoğraf eğitimi almam benim için bir etikettir. Fakat bu eğitimler asla yeterli olmayacaktır. Bireysel gelişim için her geçen gün yeni bir etiket eklemeniz gerekiyor.

Basın ve fotoğraf alanında yaptığınız çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz? Gerçek hayat nasıl bu alanlarda?
Vatan Gazetesi'nde foto muhabiri olduğum için ağırlık olarak röportaj fotoğrafları çekiyorum. Keyifli olan tarafı hayatınız boyunca aynı sokaktan bile geçemeyeceğiniz işadamlarıyla, tiyatrocularla aynı masalarda oturup onların hayatlarından bir kesitini donduruyorsunuz. Ne kadar yorucu olursa olsun bir kafeye gittiğinizde yan masada oturan adam gazetede sizin fotoğrafınıza baktığında duyduğunuz mutluluk tarif edilemez. Bir şeyler üretmek hele ki bu ürettiğinizi bir şekilde insanlarla paylaşmak oldukça keyifli. 
Yetkin Dikinciler
Fotoğraf ve yazı konusunda bir soru sormak istiyorum; sizce bir fotoğraf veya fotoğraflar yazıya ihtiyaç duyar mı? Anlatım, aktarım vs. olarak, fotoğraf ve yazının birleşimi sizce nasıl olmalıdır?
Yazıya ihtiyaç duyan fotoğraflar da vardır. Tek başına bütün duygu ve düşünceyi aktaran fotoğraflarda... Fotoğrafların hangi amaçla çekildiği önemlidir. Haber fotoğrafları yazıya gereksinim duymadan anlatılmak istenen duyguları yansıtabilir fakat röportaj fotoğraflarında yazı ile desteklenerek anlam bütünlüğü sağlanabilir.

Konser çekimlerinde nelere dikkat edersiniz? Bu türdeki çalışmalarınızdaki deneyimlerinizi bize aktarır mısınız?
Birçok insanın bildiği gibi konser fotoğraflarında asla ve asla flaş patlatılmaz. Yüksek asada flaşsız net fotoğraflar yakalamak ve doğru pozlamak önemlidir. Konserlerde fotoğraf çekimi için size verilen süre en fazla üç şarkıdır. Bunun için en fazla verim alabileceğiniz noktayı belirlemeniz gerekir. Çoğu konserde sizin haricinizde bir çok fotoğrafçı daha olduğundan yerinizden kıpırdamanız imkansız hale gelir. Sahnede olan kişiyi salt olarak çekmek bir şeye yaramaz. Çekeceğiniz fotoğraflarda kompozisyon oluşturmak zorunda olduğunuzu unutmamanız gerekmektedir. Kompozisyonunuzu ya sahnedeki ışıklarla ya da diğer müzisyenleri yardımcı öğe olarak kullanarak oluşturabilirsiniz.

En çok çekmek istediğiniz ya da çekemediğiniz için üzüldüğünüz ne ya da neler oldu?
Geçenlerde bir fotoğraf gördüm. Eskilerden bir fotoğraf İstanbul-Kanlıca’da çekilmiş. Fotoğrafta iki yaşlı insan Kanlıca’nın meşhur yoğurdundan yiyorlardı. Sıradan bir fotoğraf gibi gelebilir ama fotoğraftaki kişilerden birisi Ara Güler diğeri ise Henri Cartier Bresson’dı. Bu fotoğrafı ben çekmek isterdim diyebilirim. Bir başka fotoğraf daha var ki oda Metallica grubunun vokali James Hetfield’ın meşhur tükürdüğü fotoğraftır. Onun dışında çekemediğim için üzüldüğüm bir fotoğraf yok. Hatta daha çekilecek çok fotoğraf olduğunu düşünüyorum.

Bir foto muhabiri teknik olarak teknolojiyi ne kadar çok takip etmek (veya uymak) zorundadır? Bu konuda sıkıntılar nelerdir?
Fotoğraf makinesi üreten firmaların şu anda piyasada olan ürünlerinden çok daha gelişmiş bir teknolojiyi ellerinde tuttuklarını ve yavaş yavaş tüketiciye sunduklarını düşünüyorum. Her ay piyasaya yeni bir lens ya da profesyonel makine çıkmadığına göre çok da fazla takip etmemi gerektirecek yenilikler olduğunu düşünmüyorum. Son zamanlarda kurduğum cümlelerden bir tanesi şu markanın bilmem kaç x modeli çıkmış ama Türkiye’ye gelmemiş şeklinde oluyor.

Fotoğrafı “iş” edinmek olayı bir monotonluğa, sıkıcılığa ve sıradan hale büründürüyor mu sizce? Siz bu konuda içinizden gelenleri ne gibi çalışmalar ile tatmin ediyorsunuz?
Öğrencilik yıllarımda sıkıldığımda rahatlamak için çıkar fotoğraf çekerdim fakat işiniz fotoğraf olduğu zaman kaçacak, sığınacak bir hobi bulmakta zorluk çekebilirsiniz. Mesleki deformasyonlar yaşayabilirsiniz. Televizyondaki sunucunun sol omzundaki vatkanın düşük olması sizi rahatsız edebilir. Bir doktor olsanız hastaneden çıktıktan sonra işinizden uzaklaşabilirsiniz fakat fotoğraf hayatımızın her alanında olduğundan foto muhabiri olarak kaçış imkanım ortadan kalkıyor.

Meşhur insanları fotoğraflarken, diyalog kurulması, bazı şeylerin paylaşılması, rahatlama gibi şeylere ihtiyaç oluyor mu? Uyum sağlayamama belki de kapris vs. gibi durumlar oluyor mu? Sizin bu konuda geliştirdiğiniz yaklaşımlar nelerdir?
Öncelikle önemli olan husus fotoğrafı çeken kişi ile fotoğrafı çekilen kişinin diyalog kurabilmesidir. Çekeceğiniz fotoğraflar bazen 6 dakika bazen ise 20 dakika süreceğinden dolayı elinizi çabuk tutmanız, fotoğrafı önce kafanızda çekmeniz gerekebilir. Fotoğraflar çekilirken ego çatışmaları yaşanabilir. Bir oyuncu ya da bir işadamı düşünelim. Kendi dünyasının patronu olduğunu ve çevresindeki çoğu kişi tarafından el üstünde tutulduğunu varsayalım. Bir gün genç bir fotoğrafçı geliyor ve ona ne yapması, nasıl durması gerektiğini söylüyor. Hatta yüz ifadesini beğenmeyip gülmesini de ekliyor. Bu durum fotoğrafı çekilen kişiyi rahatsız edebilir. Fotoğraf çekerken insanları çok yormadan onlarında isteklerine kulak vererek çekebileceğim en güzel fotoğrafları çekmeye çalışıyorum.

Sizden son olarak meslek yaşamınızdan bir anınızı paylaşmanızı isteyeceğim…
Cezaevinden yeni çıkmış ve içeride yaşadıklarını kaleme almış bir kadınla röportaj yapacaktık. Bu kadının fotoğraflarının en güzel, çıkmış olduğu cezaevinin önünde çekileceği kanısına vardım. Aslında fotoğraf çekimi için önceden izin alınması gerektiğini biliyordum. Fakat izin alacak bir vaktimiz yoktu. Cezaevinin önüne geldiğimizde yaklaşık 20 saniyede fotoğrafları çekmiş olay yerinden ayrılacakken cezaevinde görev yapan başçavuşa yakalandım. Beni kısa süreliğine misafir ettiler! Böylece kadın tutukevine giren ilk erkek gazeteci oldum diyebilirim.
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
Röportaj: Levent YILDIZ