Yazı ve Fotoğraflar: Baybars SAĞLAMTİMUR
Tarih 11.02.2007, günlerden Pazar. Sabah erken kalkma isteğim, uykumun ağır basması nedeni ile bozguna uğruyor, gecikiyorum (Fotoğraf amaçlı özel bir yere gideceksem bir önceki akşam, heyecandan uyku tutmaz). Planda, tek başıma, motosikletle Göksu Deltası turu var. Saat 13:00, hazırlanıp yola koyuluyorum. Saat 14:30, deltadayım.
Üniversitedeki görevim nedeniyle, daha önceden 2 defa öğrencilerimize dalyanı göstermek için uğradığım bu mekana, ilk defa, tamamen gezinti ve fotoğraf amaçlı geliyorum. Çok heyecanlı ve de mutluyum!
Deltaya kısa bir bakış ve deltanın önemi: Göksu Deltası, Orta Torosların eteğinde, 36o20’ Kuzey, 33o59’ Doğu koordinatlarında bulunur. Mersin il merkezinin yaklaşık 80 km batısında, Akdeniz’e dökülen Göksu Irmağının taşıdığı alüvyonların oluşturduğu, yaklaşık 150 km2 yüzey alanına sahip bir kıyı ovasıdır. İdari olarak Mersin ili, Silifke ve Taşucu ilçeleri sınırları içerisinde yer almaktadır. Antik çağda Cleadnos adıyla anılan Göksu Nehri, Seyhan ve Ceyhan Nehirleri’nden sonra Akdeniz’e dökülen akarsuların en önemlisidir(1).
Göksu Deltası, sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel değerlerinin korunması ve gelecek nesillere aktarılmasının güvence altına alınması amacıyla 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9. maddesine istinaden, 2 Mart 1990 tarih ve 20449 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 18.01.1990 tarih ve 90/77 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan edilmiştir. Deltada yer alan Akgöl ve Paradeniz lagünlerini içine alan 4350 hektarlık saha Orman Bakanlığı, Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü’nce, Yaban Hayatı Koruma Sahası ilan edilmiştir. Alan, 17.5.1994 tarihinde yürürlüğe giren Ramsar (Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanların Korunması) Sözleşmesi listesine dahil edilmiştir.

Göksu Deltası, Göksu nehir havzasından taşınan tortular tarafından oluşturulmuş olup, süreç hala devam etmektedir. Nehir suyu, deltayı oluşturan tortuların arasından geçerek, delta boyunca nehir yatağından denize akmaktadır. Deltaya tek deniz suyu girişi, rüzgarlı zamanlarda kıyı şeridinin taşkına uğraması sonucu meydana gelmektedir. Göksu Nehri’nin denize döküldüğü yerin batısında iki büyük göl yer almaktadır. Bunlardan biri denizle irtibatlı ve kum settiyle denizden ayrılan, 400 ha’lık Paradeniz Lagünü’dür. Diğeri ise daha çok tatlı su gölü karakteri taşıyan 1.200 ha’lık alana sahip Akgöl’dür. Diğer önemli sürekli göller ise, bir dolgu lagünü olan ve Akgöl ile Paradeniz arasında yer alan Kuğu gölü, Paradeniz’in doğusundaki aşırı tuzlu Arapalanı gölüdür. Gel-git olayına bağlı olarak tuzluluk oranları değişen bu göllerde, ortalama olarak tuzluluk Paradeniz’de ‰19, Akgöl’de ‰1-2 civarındadır. Paradeniz’in suları acı olup ortalama derinliği 1.5 m’dir.
Göksu Deltası ekolojik olarak ötrofik bir sulak alandır. Delta, irili ufaklı bir çok göl, lagün ve bunların çevresinde yer alan geniş sazlık, çayırlık, step ve tarım alanları ile kumullardan oluşmaktadır. 0-10 m arasında yükseltilere sahip olan deltanın doğu ve batı kesimlerinde kıyıya paralel uzanan kum tepeleri yer almaktadır. Bölgede yer alan sazlıklar, bataklıklar ve göllerin toplamı 2130 hektardır. Yine doğal özelliklerini büyük ölçüde koruyan kumsalların ve tuzlu steplerin büyüklüğü 5300 hektarı bulmaktadır.
Kuş göç yolları üzerinde çok önemli bir sulak alan olan Göksu Deltası, özellikle soğuk kış şartlarında Orta Anadolu’daki göllerin donduğu zamanlarda, çok büyük sayılara erişen kuş topluluklarının barınmasına imkan sağlamaktadır. Göksu Deltası’nda bu güne kadar yapılan ornitolojik araştırmalar, kış aylarında ve göç zamanında kuş populasyonunun ve tür sayısının önemli ölçüde arttığını ortaya koymuştur. Özellikle Akdeniz kıyılarında belirli bölgelerde rastlanan ve sayıları gittikçe azalan saz horozu, Göksu Deltası’nın simgesi durumundadır. Bugüne kadar bölgede 332 kuş türü tespit edilmiştir. Bu rakam bugüne kadar tek bir sulak alanda gözlenmiş en yüksek sayıdır.
Uygun iklim koşullarının yanı sıra, değişik türden pek çok kuş türünün üreme, beslenme, barınma ve kışlaması için farklı ekolojik karakterdeki habitatlara sahip olması, ayrıca Kuzey-Güney göç rotası üzerinde bulunması, Göksu Deltası’nı kuşlar açısından Avrupa ve Ortadoğu’nun en zengin sulak alanlarından biri kılmıştır.
Delta alanı, küçük karabatak, tepeli pelikan, yaz ördeği, pasbaş patka, büyük orman kartalı ve şah kartal gibi nesilleri tehlikede olan türleri barındırması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Bu türlerin yanı sıra, küçük balaban, gece balıkçılı, alaca balıkçıl, erguvani balıkçıl, turaç, kocagöz, bataklık kırlangıcı, akça cılıbıt, mahmuzlu kız kuşu ve küçük sumru gibi türler alanda önemli sayıda üremektedir. Ayrıca, büyük ak balıkçıl, küçük ak balıkçıl, gri balıkçıl, sığır balıkçıl, bataklık su tavuğu ve İzmir yalıçapkını da alanda kuluçkaya yatmaktadır.
Aralarında boz kaz, fiyu, çamurcun, kaşık gaga ve sakarmekenin de bulunduğu çok sayıda su kuşu alanda kışlarken, göç sırasında da çok sayıda çeltikçi ve leylek gözlenebilmektedir. Az sayıda turna deltada kışlarken, ak pelikan da göç sırasında alana uğramaktadır (1).
Başka bir kaynakta, alanın florasında yaklaşık 384 taksonun kayıtlı olduğu ve bunlardan 43'ünün ülke çapında nadir olarak bulunduğu bildirilmektedir (2).
Çeşitli kaynaklarda, Göksu Nehri üzerine inşa edilmesi planlanan baraj ve nehir sularının Konya Ovasına verilmesi düşüncesi, deltadan kaçak kum çekilmesi, tarım arazilerinin sulanması için aşırı su tüketimi gibi çok ciddi tehditlerin bulunduğu ifade edilmekte (2, 3, 5), ayrıca küresel ısınma nedeni ile deltanın 50 yıl içerisinde sular altında kalmasının söz konusu olabileceği bildirilmektedir (4). Delta ile ilgili iyi planlanmadan yapılan koruma projelerinin bile geri tepebileceği dikkate alınması gereken diğer önemli bir konudur (6).
Deltada İlk Çekimler: Bol miktarda su kuşu görmeyi planlarken, beni öncelikle yırtıcı kuşlar karşılıyorlar ve saz delicelerinin (Circus auruginosus) oyunlarına tanık oluyorum. Bu oyun esnasında kesinlikle birbirlerine zarar vermiyorlar.
Nihayet, sığ suda beslenen farklı türlerin bulunduğu bir alana ulaşıyorum. Öğle güneşi etkili olduğu için bu alanda fazla fotoğraf çekmiyorum.
Dolaşmaya devam ederken ileride bir kuş gözlem kulesine ulaşıyorum.
Hemen kuleye çıkıp etrafı kolaçan ediyorum. Kuleye çıkar çıkmaz ilk dikkatimi çeken şey, kuledeki kuş pislikleri oluyor (bir kısmı dışkı, bir kısmı baykuş pelleti). Adeta komando deseni gibi boyamışlar kulenin ahşap yüzeyini. Hemen anlıyorum ki kule, sadece kuş gözlemciler için değil, aynı zamanda kuşlar için de bir uğrak yeri. Kulenin aşağısında, ileride mavili-beyazlı naylon atıkları farkediyorum. İnsana ve doğaya ait iki ayrı atık, gözlem evinin üzerinden, deltanın genel görünümüyle birlikte, tek karede birleşiyorlar. 
Kuleden deltayı izleyerek kahvemi yudumlayıp, bisküvilerimi tükettikten sonra aşağıya iniyorum. Biraz çevrede dolaşayım derken, birden bire gözüm, kuleden en fazla gölgesi kadar uzaktaki mesafede dağılmış bulunan boş fişeklere takılıyor. Başka yerde dikkatimi çekmemişti bunlar. Burada ne kadar da çoklar! Demek ki kuş gözlemciler ve kuşların haricinde kulenin başka bir ortağı daha var!
Her yerde kendi türüme ait izlere rastlıyorum. Çatlamış çamurun orta yerinde, üzerine basılarak geçildiği için çamura gömülen bir yengeç dikkatimi çekiyor.
İleride kaşık gagalar (Platalea leucorodia) uçuşa geçmişler. Ard alanda balıkçılar ağlarını dökerken, kaşık gagaların estetik uçuşu cezbediyor beni.
Hava kararmak üzere iken çamurlu ve kumlu bir yola sapıyorum. Motosiklete hakim olmak iyice zorlaşıyor bu yolda, yavaşlıyorum. Sazlıkların içerisinde, nereye gittiğini bilmediğim bu yolda ağır ağır ilerlerken, çalıların arasında yerde oturmuş 8 kişiye rastlıyorum. Piknik yaptığını düşündüğüm bu insanlara, takip etmekte olduğum yolun nereye gittiğini soruyorum. Adamlardan biri bana yolu tarif ederken birden bire elindeki nesneye gözüm takılıyor. Farkediyorum ki bana yolu tarif ederken, bir yandan da ellerindeki kuşların tüylerini yolmaktalar! Karşımda 8 tane silahlı adam olduğunu algılıyorum o an, benimse elimde, savunma aracı olarak sadece 400mm’lik tele objektif var! İçimden, “pek de adil bir karşılaşma değil” diyerek uzaklaşıyorum. Bu insanlarla tartışmaya girmektense durumu yetkililere bildirmek mantıklı geliyor...
Deltadan geri dönüşte, önce bir saz delicesinin (Circus auruginosus) fotoğrafını çekerken, neden bu isimle anıldığını anlıyorum.
Koruma sahası içerisinde yoluma devam ederken, yapımı durdurulmuş bir inşaatın üzerindeki yırtıcının, insanlara ait bu yapı ile oluşturduğu tezata gözüm taklıyor. “Kim daha yırtıcı acaba?” diye düşünüyorum. Kuşu tam da, “Hay ben bu inşaatın ...” dermişçesine inşaata bakıp ihtiyacını giderirken fotoğraflıyorum.
Daha sonra turna (Grus grus) sürülerinin kuzeyden yaklaşmakta olduğunu farkediyor ve uygun bir noktaya ulaşarak üzerimden geçmelerini bekliyorum.

İleride, yol kenarında bir şahinle (Buteo buteo) karşılaşıyorum.
Gün batımı iyice yaklaşırken tam da güneşin alt hizasına doğru süzülen bir gökçe delice dikkatimi çekiyor. (Circus cyaneus) 
Ardından, Göksu adının neden kaynaklandığını anımsatan gün batımı ve su yüzeyindeki yansımaları keyifle izlerken görüntüleri saptıyorum.
Eşyalarımı toparlayıp geri dönüşe geçmeden önce, su kuşlarının kıyıda bıraktığı ayak izleri dikkatimi çekiyor.
Aklımdan şunlar geçiyor: Bu dünya mirası hepimizin ama, en çok da bizden sonraki nesillerin. Korumak ve aktarmak konusu ise bizlerin sorumluluğunda. Eğer bir gün, bu canlılardan geriye sadece kumdaki ayak izleri kalırsa, kanımca bunu hep birlikte başarmış olacağız. Geride kalacak bu izleri de tek bir dalga alıp götürecek. Tabiat yok olduğunda, tıpkı dalganın kumdaki izleri yok ettiği gibi, aniden, biz de yok olup gideceğiz...
Geri dönüşe geçtiğimde saatin 18:40 olduğunu farkediyorum. Yaklaşık 4 saatlik bir gezintiye sığmış tüm bu yaşananlar. Bir günü, yaşadığım şekliyle -araya Göksu Deltası ile ilgili bilgileri de sıkıştırarak- aktarmaya çalıştım. Yüzünüzde buruk bir ifade mi oluştu? Sizi bilmem ama, benim için kesinlikle öyle olmuştu...
* Bu sayfanın bağlantısını yazışma gruplarınıza iletmeniz ortak bilincimizin artması açısından faydalı olabilir.
Kaynakça (aşağıdaki sayfalar en son 15.02.2007 tarihinde, saat 22:00’de ziyaret edilmiştir):
(1)http://www.tb-yayin.gov.tr/basili/2001/orman_anitlari_orta.htm
(2)http://www.wwf.org.tr/su/tuerkiyenin-su-kaynaklari/baslica-su-kaynaklari/goeksu-deltasi/
(3)http://dosyalar.hurriyet.com.tr/dosya/kureselisinma/kuresel5.htm
(4)http://www.ntvmsnbc.com/news/183671.asp
(5)http://www.evrensel.net/03/02/03/ekonomi.html (2. haber)
(6)http://www.dogadernegi.org/?sayfa=72 (3. paragraf)
Teşekkür:
Tür tayinine yönelik yardımları için değerli dostum Murat ÖZÇELİK’e teşekkür ediyorum.
Dip Not:
Gezinti esnasında karşılaşılanlarla ilgili olarak Mersin Milli Parklar Av-Yaban Hayatı Merkez Mühendisliği’ne haber verilmiştir. Şayet, sizler de gezdiğiniz alanlarda benzeri ihlal durumları ile karşılaşırsanız, jandarmaya ait 177 numaralı telefonu arayarak bilgi akışı sağlayabilirsiniz.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
11 Ekim 2008 KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"