Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > MART 2010 SAYISI - MARCH 2010 ISSUE > Behiç Günalan : Göç'ün Orta Yeri Hüzün
Behiç Günalan : Göç'ün Orta Yeri Hüzün


GÖÇ'ÜN ORTA YERİ HÜZÜN

Behiç Günalan

 

 


Öncelikle Behiç Günalan kimdir? Kısaca bize kendinizden bahseder misiniz?

 

Asli mesleğim gazetecilik. Uzun yıllar Hürriyet Gazetesi ve bağlı kuruluşlarında haber alanında gazetecilik yaptım. Emekli olduktan sonra aktif gazetecilik hayatından çekildim. Halen Edirne’de yaşıyorum. Bu kentte bulunmamın nedeni de Trakya’da bölgesel ve profesyonel bir haber ağını örgütlemem için 1989 yılında Edirne’ye görevli gelmemdir. İstanbul Üsküdar doğumluyum. Nesli tükenmekte olan bir İstanbulluyum. 1952 doğumluyum. İstanbul üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili Ve Edebiyatı mezunuyum. Biri kız iki çocuğum var. Çiçeği burnumda bir dedeyim. Trakya Üniversitesi ve Kırklareli Üniversiteleri’nde gazetecilik üstüne mesleki ve fotoğrafçılık dersleri verdim ve vermeye devam ediyorum. Emekli olduktan sonra sanat fotoğrafçılığına yoğunlaştım.

 

“Göç’ün Orta Yeri Hüzün” projesi hangi tarihte, nasıl ortaya çıktı? Bu projenin öyküsünden bahseder misiniz?

 

Edirne, Kapıkule’de 1989 yılında mesleğim nedeni ile bulundum. Bulgaristan’dan 1989 yılında zorunlu göçe tabi tutulan soydaşlarımızın dramını bir gazeteci kimliği, duyarlılığı ve elbette ki sorumluluğuyla başta sona yaşadım. Proje böyle şekillendi.


 

Bu proje ortaya çıkarken Bulgaristan Türklerinin doğdukları ve büyüdükleri ülkede gördükleri zulümden kaçıp anavatana sığındıklarına tanıklık ettiniz. Onların sizlerle paylaştıkları hikâyeleri bize de anlatır mısınız?

 

Her insan başlı başına bir hikaye… Her biri bir roman ya da film senaryosunun konusu. Bu göç bir zorunluluktu. Hani iradeniz ve isteğinizle daha iyi koşullarda yaşamayı umut ederek bir coğrafyadan başka bir coğrafyaya göç edersiniz. Tarihin sayfaları bu göç serüvenleriyle doludur. Zorunluluktu derken, bu tanıdık bildik, hele de bizim toplumumuza hiç de yabancı olmayan toplumsal hareketi kastetmiyorum. 1989’da yaşanan zorunlu göç, bir kovulmadır, doğup büyüdüğünüz yaşayıp gömüldüğünüz topraklardan köklerinizin sökülüp atılmasıdır. Bir gecede yaka paça sınır dışı edilmedir. 1989 göçünde bu zorunluluk tanımlamasını ıskalarsak, göçün dramını, trajedisini, dehşetini doğru anlayıp algılayamayız. Tarlada çalışıyorsunuz, bir devlet  görevlisi geliyor, ertesi gün ülkeyi terk etmenizi istiyor. Evinizde, fabrikanızda da aynı durum. Üç çocuğun varsa ikisini yanına alıp birini bırakıyorsun. Ailenin annesi trenle, babası karayoluyla gönderiliyor. Her aile parçalanmış bir biçimde göçe zorlanıyor. Annenizi, babanızı, eşinizi, dostunuzu, kardeşinizi, yakın akrabanızı, sevgilinizi, yavuklunuzu geride bırakıp yeni bir dünyaya sonu bilinmeyen yeni bir hayata gönderiliyorsunuz. Bütün maddi ve manevi birikimlerinizi kaybediyorsunuz. Böyle bir psikolojiyi, böyle bir umutsuzluğu, böyle bir çaresizliği, teslimiyet ve karamsarlığı düşünsenize… Her birinin ruhlarını devasa tsunamiler teslim almış, her birinin gelecekleri tuz buz olmuş…

 

O günlerden günümüze fotoğrafladığınız göçmen vatandaşlarımızın yaşayışlarına dair neler anlatabilirsiniz bizlere? Göçün yaraları sarıldı mı? Gelenler mutlu ve uyumlu bir ömür sürdüler mi?

 

Eğer ilerleyen yıllarda yaralar sarılmasaydı göçün kayıplarını anlatmak ciltlere sığmazdı. Bulgaristan’ın bu zorunlu göç politikasından Jivkov döneminin kapanmasından sonra vazgeçmesi soydaşlarımızın istedikleri zaman doğup büyüdükleri topraklara geri dönebilme yolunu açtı. Görüldü ki temelli geri dönenlerin yanı sıra büyük bir çoğunluk Türkiye’de kalmayı çifte yurttaş olmayı, çifte pasaport taşımayı kabul etti. Bulgaristan’ın AB ülkesi olması, taşıdıkları Bulgaristan pasaportunu daha da değerli kıldı. Mutlaka ağır bedeller ödendi; ama zorunlu göç soydaşlarımız için alternatifli bir kimlik fırsatı da yaratmış oldu. Türkiye’dekilerin büyük bir bölümünün iş ve konut sorunu da çözümlendi. Bence o ağır ve acılı günlerin ardından artık mutlular.


 

Bu insanlık dramını görüntülerken çarpıcı görüntülerini ve sizi derinden etkileyen bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

 

Zorunlu göçe tabi tutulanlar arasında Türk azınlığın yaşlıları, iş görmezleri, hastaları öncelikliydi. Jivkov yönetimi bir nüfus yenilemesi, arındırması yapıyordu. Bu tam bir kafatasçılıktı. Tabi bu arada çocuklar da zorunlu göçten nasibini almışlardı. Yaşlarına göre olaya ve yaşadıklarına ilgileri de değişiyordu. Bazıları yaşadıkları dramın farkındayken bazılarına oyun gibi geliyordu. Kapıkule’nin gümrük sahası gerek karayolu gerekse demiryoluyla gelenler tarafından tam bir insan seline dönmüştü. Hiç abartısız çoğu zaman uyuyan insanların üstünden atlayarak yürüyorduk. Bu insanların üstüne çoğu zaman sağnak yağmurlar iniyordu. İnanılmaz dramatik görüntüler vardı. Bu arada bazı çocuklar kendi masum dünyalarının hayallerini kurup oyunlar oynuyorlardı. Oyuncak bebeğinin saçlarını tarayan bir kız çocuğu beni çok etkilemişti.  İtiraf edeyim ki o kareyi çekmek için vizörümün arkasından bakarken gözyaşlarımı tutamadım. Şimdi o kız çocuğunun akibetini, nerede ne durumda olduğunu  National Geographic’ın Afgan kızı gibi merak ediyorum. Umarım hayatında her şey yolunda gidiyordur. Umarım anne olmuş, şimdi kendi bebeğinin saçlarını tarıyordur.

 

Göçün ardından Türkiye’de ve dünyada neler değişti? Globalleşen mavi küre soydaşlarımıza ne getirdi ne götürdü bu süre zarfında?

 

Şimdi geriye dönüp baktığımda rüya gibi geliyor. O günden bu yana çok şey değişti. Birincisi ve en önemlisi Bulgaristan’da rejim değişti. 1989 göçüyle birlikte Bulgaristan sınırı Türkiye’nin yumuşak karnı olmuştu. Bugünkü Kuzey Irak sınırı kadar risk teşkil etmese bile oldukça hassastı. İkincisi Bulgaristan AB ülkesi oldu. Demokratik Bulgaristan kendi siyasal hatalarıyla cesaretle yüzleşti. İlk demokratik Cumhurbaşkanı Jelyu Jelev, Türk kökenli yurttaşlara uygulanan asimilasyon politikasını ve sonuçlarını Bulgaristan tarihinin en karanlık dönemi ilan etti. Geçip giden zaman içinde Bulgaristan sınırı Türkiye’nin en güvenli sınırı oldu. AB’ye katılım süreci içinde Türkiye, Bulgaristan’dan büyük destek gördü. Zorunlu göçe tabi tutulan soydaşlarımıza yeniden Bulgaristan yurttaşı olma hakkı tanındı.


 

Göç’ün yolunun hikayesini gözler önüne seren fotoğraflarınızın hangi koşullarda ortaya çıktığını etraflıca anlatır mısınız?

 

Göçün Orta Yeri Hüzün sergisinde yer alan fotoğraflarım, 1989 yılında Bulgaristan’dan zorunlu göçe tabi tutulan soydaşlarımızın o dönemde yaşadıkları drama aittir. Bu göç dalgasının Türkiye, Bulgaristan’la sınırı olan Edirne ve Kırklareli illerinde karşıladı. Tabi kapıkule kara ve demir yolu, bu göç hareketliliğinin en yoğun yaşandığı mekânlardı. Fotoğraflar da bu mekânlarda çekilmişlerdir. Zorunlu göç, 1989 yılının mayıs ayı ortalarında başladı. Bulgaristan’dan gönderilen birkaç aile ile ilk işaretini vermişti. Edinilen bilgiler bu göçün birkaç aile ile sınırlı kalmayacağı, arkasının geleceği yönündeydi. Bu ilk bilgiler bize abartılı geliyor, ciddiye almakta zorlanıyorduk doğrusu… Mayıs ayı sonlarında içi göç insanlarıyla dolu tren, çığlığını atıp Kapıkule’ye perona yanaşınca, durumun ciddiyeti anlaşılmaya başlandı. Bu ilk trenden sonra göç hızını temmuz ayı sonlarına kadar kesmedi. Bu süre içinde yaklaşık 350 bin soydaşımız Türkiye’ye göç etti.

 

Size göre “göç”olgusunun toplumsal anlamda yarattığı değişim ve gelişim ne yönde oldu. Bu durumu gözlemlerinize dayanarak irdeler misiniz?

 

Bulgaristan’da Jivkov yönetiminin yarattığı 1989 zorunlu göçünü sahiplenmek, göç mağdurlarını savunmak Türkiye’de milliyetçilik akımını güçlendirdi mi? Güçlendirdiğini söyleyebilirim. Bu yaklaşıma Bulgaristan ve Türkiye taraflarından bakmak istiyorum. Bulgaristan tarafından bakınca, bu ırkçı politikayı sosyalist yönetimin uygulamasıdır. Marksist Leninist öğretinin önerdiği halkların kardeşliği ilkesine göre bu olanı biteni nasıl açıklamakta zorlanınız? Çünkü Marksist Leninist öğreti tersini öngörüyor. Türkiye tarafına gelince; yakın tarihin yaşanmış en büyük göç olaylarından biri olmasına karşın, olayın öylesine büyük bir milliyetçilik aksiyonu yarattığını söyleyemem. Bu durum; Türkiye’nin ideolojik reflekslerinden çok, toplumun gelenekleriyle beslenen ortak değerlerini yükseltti. Yine yakın tarihte Kuzey Irak sınırında peşmerge göçüne, Yugoslavya’daki kanlı katliamlarla sürdürülen etnik temizlikten sonra Bosna Hersek ve Koskova göçlerine de Türkiye ev sahipliği yaptı. Bütün bu olaylarda bu insanlara kucaklarımızı açtık, imkânlarımızı seferber ettik. İşimizi, aşımızı paylaştık. Bu refleksimizi sadece milliyetçilik ideolojisi ile temellendirirsek, yanlış iz sürmüş oluruz. Bu 1490’larda başlayan İspanya’dan kovulan Yahudileri kabul etmemize kadar uzanan bir gelenektir. Bana göre de övünülecek toplumsal bir erdemdir.

 

Belgesel fotoğrafçılık adına bu çok değerli fotoğraflarınızla ölümsüzleştirdiğiniz bu proje için sizi kutluyorum. Bizi kırmayıp röportajımıza zaman ayırdığınız için de çok teşekkür ederim.

 

 

Röportaj: Birgül ERKEN 
 
 





















 
 

FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Behiç Günalan : Çeltik Tarlaları
Kırk Yiğidin Efsanesi Kırkpınar : Behiç Günalan


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 13 yorum, 1-13 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Yakın geçmişte yaşanan dramları, bizlere çalışmaları ile aktaran Behiç beye teşekkür ederiz.
Cem Güneysu eklemiş - adds | 10 Mart 2010 Saat - Time 02:40
Tarihe tanıklığın fotoğrafla kalıcılığının nefis bir örneği olan bu değerli seri için Behiç Günalan'a çok teşekkürler...
Yusuf Darıyerli eklemiş - adds | 10 Mart 2010 Saat - Time 12:28
Selam Usta... Anlatısıyla birlikte anlamı ve değeri artan bir seri... Yaşananlar bir tarih şeridi gibi geçip gidiyor gözlerimizin önünden. Paylaşımınız için teşekkürler. Sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Dostlukla....
H.Bahadır LAÇİN eklemiş - adds | 10 Mart 2010 Saat - Time 14:57
Sadece S/B fotoğrafları değil, Behic kardeşimin dili ve anlatım tarzı da etkileyici.
Eee, insan hem edebiyat fakültesi mezunu, hem gazeteci olursa, böylece tarihe ışık tutabilir.
Bu röportaj burada kalmamalı bence. Bir kitaba dönüşmeli, bol fotoğraflı.
Yüksek lisans yapacak tarih ve sosyoloji mezunları, araştırmacılar, tarihçiler ve sosyologlar, hatta siyasilerin elinin altında bulunması gereken gerçek bir tarihi vesika olarak.
Candan kutluyorum seni Behiç usta....
Antalya'dan selam gönderiyorum....beklerim.
turkobaba eklemiş - adds | 23 Mart 2010 Saat - Time 00:58
hocam çok duygulandım o gunlerı hatırladım.karelerın her bırı adeta konuşuyor.elınıze saglık.
ömer şahın eklemiş - adds | 23 Mart 2010 Saat - Time 23:27
Fotoğraflarınızın hissettirdiği duygularımı ifade etmekte zorlanıyorum, 21. yılını geride bırakmak üzere olduğumuz bu göç dalgasının aslında en mutlu anlarını fotoğraflamışsınız, ama yine de belirgin bir duygu ağır basmıyor o anları hatırladıkça, çok zor bir dönemdi, anlatılamaz derecede, hüzün, korku, yalnızlık, umutsuzluk ve delicesine umut delicesine mutluluk.

Her sabah yaptığı gibi dersine giden bir çocuğa öğretmenin "Bundan sonra adın .... Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma değil, senin adın bundan sonra İvan, Todor, Svetlana, Elena...." demesinin, sokakta yedi soyunun Türkçe konuştuğu nüfusunun %99,9'unun Türk olduğu bir kasabada bir anda Türkçe konuştuğu için babası cezalandırılan, Belene'ye gönderilen, dini ibadetlerini yapamayan, mezardaki dedesinin bile adı değiştirlen, Türkçe yazılı olan mezar taşlarının yerle bir edildiği, camilerine kilit vurulduğu, sindirilmeye karşı çıkan insanların öldürüldüğü yedi sülalesinin doğup büyüdüğü toprakları bırakıp gitmek zorunda kalan insanlar sadece hüzün değil, anlatılmaz bir mutluluk yaşadılar Kapıkuleyi gördüklerinde.
Ben de oradaydım şimdiki gibi gözyaşlarımı tutamıyordum, mutluydum oraya ulaşabildiğim için.
Teşekkür ederim.!
Sinan Dönmez eklemiş - adds | 02 Nisan 2010 Saat - Time 18:58
Göç,bu toprakları her zaman acılarla sulamıştır.
İmbros'dan Diyarbakır'a,muhacirlerden Dido Sotiriou'ya kadar göçlerin ve sürgünlerin yaraları yüzyıllar geçse de kapanmamıştır.
''Göç'ün Orta Yeri'' tam da belirttiğinizi gibi ''hüzün''dür.
Kendim de bir Balkan sürgünü olarak,tarihe yaptığınız tanıklık karşısında saygıyla eğiliyorum.
İnsanlığın benzer hüzünlerle tekrar karşılaşmaması umuduyla...
Serkan ÇOLAK eklemiş - adds | 04 Nisan 2010 Saat - Time 01:56
gerçekten çokkk kötü bir durum bende bulgaristan göçmeniyim ailemin onları anlattığına yalan anlattıklarını zannerdim ama gerçekmişşş bu fotorafları görünce anadım
ismail işlek eklemiş - adds | 14 Kasım 2010 Saat - Time 00:01
O günlerde 23 yaşındaydım, bugün 46. Göçte Kapıkule'de çalışan biri olarak yeniden yaşadım o günleri. Teşekkürler Hocam.
İsmail Demiray eklemiş - adds | 21 Ocak 2011 Saat - Time 13:35
bu resimlere benim ulaşabilmem mümkünmü acaba nerden kaydedebilirim?tezim için gereklide.acil yardım ederseniz cok sevinirim.
tuğba akbaş eklemiş - adds | 15 Mayıs 2011 Saat - Time 23:46
Çok Güzel fotoğraflarınız var.

Hazırlamakta olduğum Bulgaristan'dan göç edenler hakkındaki yazımda, sizin fotoğraflarınızdan birkaç tanesini isminizi vererek kullanmak istiyorum.

Sizce mahzuru yoksa lütfen bildirmenizi rica ederim.

Saygılar

Muzaffer Deligöz

Muzaffer Deligöz eklemiş - adds | 29 Eylül 2011 Saat - Time 16:06
Çok güzel fotoğraflar. Birkaç sene önce Bulgaristan'dan bir gazeteci bana ulaşmıştı. Bu göç olayını araştıran bir gazeteci. Bu tip görsel kaynakları da arıyordu. Keşke o zaman da bunları bulmuş olsaydım :)
Murat eklemiş - adds | 29 Ocak 2012 Saat - Time 20:24
Yaşanmış, acılarla, ayrılıklarla bezenmiş bir toplumsal olay...
Usta bir fotoğrafçının elinden çıkmış, gerçeğin yansıması fotoğraflar...

Bizi içine alıyor, o anı yaşatıyor ve tüylerimizi diken diken yapıyor...

Elinize, yüreğinize sağlık Behiç Hocam.
Okan YILMAZ eklemiş - adds | 05 Şubat 2012 Saat - Time 18:11
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.