GÜNÜBİRLİK GAP TURU
Bu yaz tatilimizde beni en çok heyecanlandıran olay, İskenderun’da kaldığımız kamptan GAP gezisi düzenlenmesiydi. Gezi günübirlikti ve bir günde
Sabah saat 05.00’te yola koyulduk.
Gaziantep’e vardığımızda ilk önce, Zeugma antik kentinin Birecik Barajı'nın sularının altında kalmasının ardından kentten çıkarılan mozaik ve diğer tarihi buluntuların sergilendiği Mozaik Müzesi’ni gezdik. Müze, dünyanın en büyük ikinci mozaik müzesi sıfatını taşımakta. Birincisi Amerika’da, 3.sü de Antakya’da bulunmakta. Müzeye girince ilk önce Zeugma ve Gaziantep çevresiyle ilgili kısa tanıtım CD lerini projeksiyonla izledik ve sonra rehber eşliğinde dolaştırıldık.

Pembe giysili Theonoe'nin resmi ziyaretçilere hoş geldiniz dercesine Müze girişinin karşısındaki mozaikte durur. Bu mozaikte, Kointus Kalpornius adlı mozaik sanatçısının adı da yer alır. Önünde, aşk ve ruhun yan yana resmedildiği mozaik serilidir. Eros aşkı, Psykhe ise ruhu simgelemektedir. Sağda bu mozaiklerin bulunduğu, villalarının maketi yer alır. Bu maketten, Zeugma evinin avlusu, sığ havuzları, çeşmeleri ve mozaikleri görülebilmektedir

“Dionysos'un Düğünü”'nün resmedildiği mozaik. 1998 yılında Zeugma'da, teşhir edildiği salondan çalınan bu mozaikte, on iki adet figürden, günümüze sadece üç figür kalmıştır.

Gaziantep'in Nizip ilçesinde, Fırat Nehri kıyısında bulunan Zeugma antik kentinden 1998 yılında çıkarılan ve bakışlarındaki gizem ve nereden bakılırsa bakılsın, o yöne bakıyormuş hissini verdiği için "Zeugma'nın Mona Lisa'sı" adı verilen "Çingene Kızı" (Gaia) mozayiği, Zeugma'nın ötesinde, Gaziantep Müzesi'nin sembolü haline gelmiş halde.

Savaş Tanrısı Mars'ın bronz heykeli, bir elinde mızrak, diğer elinde çiçek tutarak, kızgın bakışlarla ayakta durur. Göz bebeği gümüş ve altından yapılmıştır. Yüzünde öfke ve kızgınlık hakimdir. Savaş ve bereketi simgelemesiyle Dünya'da bilinen tek Mars heykelidir.

Müze girişinin solunda kayaya oyulan, aile mezar odası, lahitiyle ve mezar önüne konulan, mezar sahiplerine ait heykellerle teşhir edilmektedir.

Müzeden çıktıktan sonra, serbest zamanda gezebildiğimiz kadarıyla Gaziantep’in eski yerleşim bölgesinde bulunan Bakırcılar çarşısını, bakırcıların çıkardıkları “tık tık tak tak sesleri eşliğinde gezdik. Herkes çok misafirperver ve aynı zamanda saygılıydı. Gaziantep bakırcılığının özelliği lehim kullanmadan tek parça halinde yapılmasıymış.

Bakırcılar Çarşısı’ndan sonra Saraciyeciler, Habbabçılar, Külekçiler ve Kavafiyeciler çarşıları geliyor. Bu çarşıları geçip aşağılara inince de Baharatçılar Çarşısı ve Peynirciler’e geliyorsunuz. Bu defa, birbirine karışan baharat kokuları ve kurutulup ipe dizilmiş patlıcanların, biberlerin, kabakların, tezgahlardaki domates-biber salçalarının, envai çeşit baharatların ve otların renk harmonisi başınızı döndürüyor.


Buralardan eş dost ve kendimiz için çeşitli alışverişler yaptıktan sonra Şanlıurfa’ya kadar olan yolda acıkmamak için bir lahmacun fırınından elimize birer lahmacun alarak minibüslerimize doğru yola koyulduk.


Orta Amanos Dağları'nın Nurdağı kesiminde bulunan Türkiye'nin en uzun, Avrupa'nın ise 2. en büyük viyadükü konumuna sahip Atatürk Viyadükü üzerinde de kısa bir fotoğraf molası verdik. En önemli özelliği, orta ayak yüksekliğinin zeminden itibaren
Kelaynak kuşları ile tanınan Birecik’in Fırat ırmağı üzerinde kurulu Birecik Köprüsü’nden geçerken rehberimiz bize, yakın yıllara kadar Urfa-Gaziantep devlet yolunun, Birecik’te kesintiye uğradığını, ırmağın bu noktada kayık ve sallarla geçildikten sonra yolculuğa devam edildiğini ve daha sonra burada bu
Rehberimiz bize Hac yolculuğunun bugünkü gibi uçakla birkaç saat değil, günlerce sürdüğü otobüsle kafile kafile gidilen zamanlarda otobüsün önce Peygamberler şehri Urfa’da durduğunu, yolcuların bir gece şehirde konaklayıp ardından güneye hareket ettiklerini anlattı.
Tektanrılı üç din olan İslamiyet, Musevilik ve Hıristiyanlık tarafından tanınan ve bu dinlerin kutsal kitaplarında adı geçen Hz. İbrahim’in Urfa’da doğduğu rivayet edilir. Sabrın timsali Hz. Eyyüp, Hz. Rahime, Hz. Elyesa, Hz. Şuayb, Hz. Yakup, Hz.Lut, Hz. Musa, Hz. İshak… Urfa’da yaşadığına inanılan peygamberlerden birkaçıdır... Zaman içinde birçok dine ve peygambere ev sahipliği yapan bu şehir aynı zamanda putperest çağın da bilinen en eski kentidir. Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra kutsal sayılan bir şehirdir. Peygamberlerin bu bölgede yaşaması, Hz. İsa’nın bu şehri kutsaması ve peygamberlerin makamları, bu tarihî şehrin “Peygamberler Şehri” veya “Peygamberler Diyarı” adıyla anılmasını sağlamıştır. Bilim bu kentte olgunlaşmıştır. Ünlü tarihçi Ebul Farac'a göre Şanlıurfa, Nuh tufanından sonra kurulan ilk şehirlerden de biridir.
Urfa’ya vardığımızda ilk durağımız tabii ki Balıklı göl oldu.



Balıklı göl, (Aynzeliha ve Halil-Ür Rahman Gölleri ) Urfa şehir merkezinin güneybatısında yer alan ve İbrahim Peygamberin ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen bu iki göl, kutsal balıkları ve çevrelerindeki tarihi eserler ile Urfa'nın en çok ziyaretçi çeken yerleridir.
İbrahim Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye, tek tanrı fikrini savunmaya başlayınca, Nemrut tarafından bugünkü kalenin bulunduğu tepeden ateşe atılır. Bu sırada Allah tarafından ateşe "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selamet ol" emri verilir. Bu emir üzerine, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. İbrahim bir gül bahçesinin içersine sağ olarak düşer. İbrahim'in düştüğü yer Halil-ür Rahman gölüdür. Rivayete göre Nemrut'un kızı Zeliha da İbrahim'e inandığından kendisini onun peşinden ateşe atar. Zeliha'nın düştüğü yerde de Aynzeliha Gölü oluşmuştur. Her iki göldeki balıklar halk tarafından kutsal kabul edilerek yenilmemekte ve korunmaktadır. Eski bir rivayete göre, Anadolu toprakları tümü işgal durumuna düşerse bu kutsal balıklar melek asker olup kurtuluş savaşlara katılacak deniliyor. Kutsal balıklara da asker balık deniliyor.
Balıklı göl etrafında fotoğraflarımızı çekip, kutsal olduğuna inanılan balıklara yem atıp, yöre halkının başlarına doladıkları kırmızı-beyaz ya da siyah-beyaz poşulardan satın aldıktan sonra Halil İbrahim Sofra’sında soğuk çorba, içinde fındık lahmacunu, içli köftesi, urfa kebabı, közlenmiş domates biber ve patlıcanı mevcut yöresel özellikli yemeğimizi ardından da künefelerimizi yedikten sonra gezmek için kalan kısıtlı zamanda da Hz. İbrahim’in doğduğu mağarayı ziyaret ettik. Ne yazık ki dönüş yolumuz çok uzun olacağından ve daha Atatürk barajı’nı gezeceğimizden dolayı Urfa’yı daha fazla gezemeden ama gönlümüz orda kalarak ve bir gün tekrar daha uzun zaman ayırarak gezebilmeyi dileyerek ayrıldık.

Atatürk Barajı, Şanlıurfa ve Adıyaman illeri arasında, Fırat Nehri üzerinde kurulu olup, enerji ve sulama amaçlıdır. 1983 yılında inşaatı başlamış olan baraj 1992 yılında işletmeye açıldı. 8 türbine sahip barajın yüksekliği 169 metredir. Atatürk Barajı dolgu hacmi bakımından dünyanın en büyük 6. büyük barajı durumundadır. Hidroelektrik Santralı da, dünyada halen yapımı sürenler arasında 3., inşa edilmiş olanlar arasında da 5. en büyük santraldir. Aynı zamanda Avrupa'nın ve Türkiye'nin en büyük barajıdır.
Berna AKCAN
Alıntılar:
http://gaziantepmuzesi.kultur.gov.tr/tr/arkeolojibilgi.asp
http://www.turkiyegezisi.net/turizm/ataturk-baraji
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :
İçimizden Biri : Berna Akcan
Berna Akcan : Kaunos
Berna Akcan : İznik Nicaea
Berna Akcan : Gizli Cennet Dalyan
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"