Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jose A Gallego

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Ayşegül Kanbak

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Ana Sayfa - Main Page > AĞUSTOS 2007 SAYISI > Beyhan Özdemir : Ekrandan Bakanlar
Beyhan Özdemir : Ekrandan Bakanlar


Yabancı dil eğitiminden, fotoğrafa geçiş ... Fotoğrafla ilk tanışmanızdan bugüne geçen süreci kısaca anlatır mısınız ?

Fotoğrafla 1978 yılında henüz 14 yaşındayken Gaziantep’te bir fotoğrafçıda çalışmaya başlayarak tanıştım. 1982’de Üniversite sınavında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Macar Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü kazandım. 4 yıl Macar Dili’nde okudum. O dönemde de hep fotoğraf çekiyordum. Lise yıllarında aklımda hep Sinema Televizyon okumak vardı. Macar Dili Bölümü’ndeki eğitimimi son sınıfta yarım bırakıp İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema TV Fotoğraf Bölümü’nün yetenek sınavlarına girdim. 1986 yılında sınavları kazanarak Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okumaya başladım. 1990 yılında mezun oldum. Macar Dili’nden gelmem nedeniyle ve hocalarımın yönlendirmesi ile yüksek lisansımı DEÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Macar Sineması” üzerine yaptım. Doktora programında ise fotoğraf konusuna yöneldim ve “Fotoğrafik Dilyetisi ve Fotoğrafa Müdahale” konusunda Doktora tezimi yazdım. 1996 yılında Fotoğraf alanında “Bilim Doktoru” ünvanı aldım. 1993 yılında TRT İzmir TV’sinde sözleşmeli yardımcı yönetmen olarak çalıştım. Aynı yıl Adnan Menderes Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü’ne Okutman olarak atandım. 1996 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’ne Öğretim Görevlisi olarak geldim. 1998 yılında Yard.Doç.Dr. oldum. Halen aynı fakültede öğretim üyesi olarak görev yapıyorum. Bilinçli olarak 1986 yılından beri fotoğrafı bir sanat olarak görüyor ve fotoğraf sanatı alanında hem bir eğitimci hem de bir sanatçı olarak çalışmalarımı sürdürüyorum.   


 

Kendinizi fotoğrafın hangi alanına veya alanlarına yakın hissediyorsunuz?


Fotoğraf diğer sanatlara göre çok geniş yelpazesi olan bir uygulamalı sanattır. Başlangıçta her konu ilgimi çekmesine rağmen asıl ilgi alanım belgesel çalışmalar üzerine yoğunlaşmıştır. Genellikle farklı toplumsal yaşam biçimleri ve kültürlerin yansımalarının, geleneksel yaşam öğelerinin fotoğrafik dille anlatılmasını kendime daha yakın görüyorum. Ancak bir eğitimci olarak da özellikle stüdyo fotoğrafçılığı konusunda da çalışmalar yapıyorum.  


 

Kendinize örnek aldığınız fotoğrafçılar kimlerdi  ?


Fotoğraf kültürümün gelişmesinde birçok fotoğraf sanatçısının çalışmalarını takip etmemin büyük yararı olmuştur. Özellikle belgesel ve haber fotoğrafçılığı yapan birçok ünlü fotoğrafçıyı örnek almışımdır. Örneğin Magnum fotoğrafçıları, az gelişmiş ya da az bilinen, yeterince tanınmayan toplumları, uzak coğrafyalardaki yaşamları belgeleyen, farklı kültürlerin foto-belgesellerini oluşturan birçok fotoğrafçı benim için önemli yol göstericiler olmuşlardır. Fotoğraf Tarihi içinde bu tarz çalışmaların öncüsü sayılabilecek Eward S. Curtis, A.Clark Vroman ve W.Henry Jackson’u, daha sonraki dönemlerde ise Eugene Smith, Sebastiao Salgado, Chris Steele Perkins, Steeve Mc Curry ve Ken Light gibi isimleri sayabilirim. Türkiye’den ise özellikle Coşkun Aral ve Yusuf Tuvi’yi söyleyebilirim. Fotoğrafik tarzlarımız farklı olsa da Şahin Kaygun ve Orhan Alptürk’ün çalışmaları ise Türk Fotoğraf Sanatı’ndaki özgünlükleri ve anlatım dili olarak farklılıkları her zaman ilgimi çekmiştir         

 


Şu an kullanmakta olduğunuz ekipmanınız hakkında bilgi verirmisiniz?


2004 yılından beri dijital fotoğraf makinesi kullanıyorum. Halen kullanmakta olduğum ekipmanım Canon 20D, Canon 17-85 mm USM IS Zoom Lens, Canon 75-300 mm USM Zoom Lens’tir. Özellikle fotoğraf çekiminde zorlanacağımı düşündüğüm yerlerde yedek olarak kullanmak üzere bir de küçük boyutta Leica D Lux 3 makine kullanıyorum. 

 


Sanal ortamlardaki fotoğraf paylaşımı gün geçtikçe büyük bir hızla artmakta. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?


Fotoğraf sanatında basılı yayınlar hem çok pahalı hem de yeterince fazla değil. O nedenle yayınevleri bu tür yayınları basmakta çok tereddüt ederler. Okuma ve yayın takip etme konusundaki tembelliğimiz fotoğraf yayınlarının da gelişmesine hep engel olmuştur.  Bilgisayar ve internet teknolojisinin kaçınılmaz sonucu olarak sanal ortamda birçok fotoğraf paylaşım siteleri ortaya çıktı. Fotoğraf çeken insanların çalışmalarını paylaşabileceği bir ortam oluştu. Ancak burada çok önemli bir tehlike var. Karşılıklı olarak birbirlerini destekleyen, ortalarda dolaşan fotoğrafların hepsine her ne hikmetse olumlu yaklaşan yorum ve eleştirilerden geçilmiyor. Tabii onlara yorum ve eleştiri denirse. Çünkü sanat eleştirisi ve eser yorumu çok farklı bir şey. Büyük bir bilgi ve estetik birikimi gerektirir. Bu tür bilgiden yoksun kişilerin yaptığı yorum ve eleştiriler de ne kadar sağlıklı olur.


Yapılan yorumlara baktığımızda içeriğinin çok dolu olmadığını, fotoğrafı çeken kişiyi yanlış yönlendiren, onu hak etmediği düzeyde olumlayan, yaptığı işi sorgulatmayan ve doğru şeyler yaptığını düşündüren tarzda söylemlerle karşılaşıyoruz. Bu fotoğraf için çok tehlikeli bir yaklaşım. Sanat eleştirmenlerinin, fotoğraf yorum ve eleştirisi üzerine söz söyleyebilecek, ciddi fotoğraf sanatçılarının ve akademisyenlerin biran önce bu konuda ciddi araştırmalar yapması ve bu yanlış gidişe belli bir yol göstermeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü fotoğraf yorum ve eleştirisi çok ciddi bir iştir.


 

Sizce dünya fotoğrafçılığında Türkiye nerede? Çağdaş Dünya fotoğrafı nereye gidiyor, biz nereye gidiyoruz?


Türk fotoğrafı, dünya fotoğrafının çok da gerisinde değil. Çok değerli fotoğraf sanatçılarımız var. Çok değerli fotoğraf kulüp ve derneklerimiz var. Oralarda yapılan çalışmalara baktığımızda özgün ve önemli eserler ürettiklerini görüyoruz. Fotoğraf teknolojik bir sanat olarak sınırsız anlatım olanaklarına sahiptir. Önemli olan bu anlatım olanaklarını, özgün bir fotoğrafik dil oluşturmak için kullanmayı bilmektir. Ayrıca dünya fotoğrafı dediğimiz zaman kimi ya da kimleri örnek göstereceğiz. Yani karşılaştırma yapmak için kimleri örnek göstereceğiz. Avrupa ve Amerikan fotoğrafı yaratıcılık sorunu yaşıyor. Tekrarlar çok fazla. Ya da birbirinin kopyası çalışmalar. Genelde de dijital uygulamalarla fotoğraftan çok görsel imgelerin çok fazla iç içe kullanıldığı illüstratif çalışmalara yönelinmiş durumda. Saf fotoğraf neredeyse yok gibi.


Bizde de benzer çalışmaların gittikçe arttığını görüyoruz. Ancak son yıllarda özellikle Japonya, Vietnam ve Çin gibi Uzakdoğu ülkelerinin fotoğraf alanında önemli atılımlar yaptığını söylemek gerek. Onların çalışmalarına imrenerek bakmamak elde değil. Türk fotoğrafı Batı ve Doğu arasındaki köprü konumunu bu alanda da yaşıyor. Uluslararası yarışmalarda birçok önemli dereceler alınıyor ama uluslararası sergiler, albümler, yayınlar maalesef gerçekleşemiyor. Türk fotoğrafının ve fotoğrafçısının asıl sorunu bence bu. Kendisini uluslararası arenada gösteremiyor.         


 

Sayısal teknolojilerin gelişimi ve bu durumun fotoğrafa yansımaları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Fotoğrafın yönü sizce ne tarafa dönüyor?


Fotoğraf teknolojiye dayalı bir sanat olduğundan piyasaya sunulan her türlü sayısal görüntü üretme ve işleme ürünlerini çok hızlı bir biçimde kullanıyor ve tüketiyor. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli unsur, fotoğrafı o teknolojinin üretiyor olduğunu sanmaktır. Sayısal teknoloji, görüntü üretiminde sadece bir araç konumundadır. Asıl fotoğrafı ortaya koyan, onu üreten insandır. Yani fotoğrafçıdır. Onun bilgi birikimi, estetik bakış açısı, ideolojisi ve anlatım biçimidir. Fotoğrafçı, bu olanaklardan yararlanarak söylemek istediğini görüntülerle aktarır.


Genel olarak sayısal teknoloji fotoğrafı kolaylaştırmış gibi görünse de aslında tam tersine zorlaştırmıştır. Bu zorluğun altından kalkabilecek kişiler kendi özgün dilini oluşturacaktır. O nedenle belki bir süre bir geçiş dönemi yaşanacak, birçok fotoğrafçı bu süreçte eriyip gidecektir. Aslolan farklı olanı ortaya koyanlardır. Teknolojinin fotoğraf sanatı üzerindeki baskısı, dil arayışlarını hem zorlayacak hem de zorunlu kılacaktır. Fotoğrafın bu anlamdaki gidiş yönü de daha çok fantastik öykülerin, kolaj ve fotomontajlarla oluşturulmuş görüntülerin arttığı, dijital manipülasyonlarla ideolojik mesajların işlendiği bir show biçimine dönüşecektir.        


 

Fotoğraf ve belgelemek kavramları, belgesel fotoğrafçılık olgusu... Sizdeki yansımaları ve bakış açınız nedir bunlara? Fotoğrafın belgesellik özelliği nasıl ortaya çıkar veya çıkartılır?


Fotoğrafın icadı belgelemeye dayanır. Bir belge ve kanıt olarak kullanılmak üzere ortaya çıkmıştır. Kısa zaman içerisinde de kayıt altına alma, inandırıcı bir belge olarak kullanılma amacının yanında bir sanat formu olarak düşünülmesi ve uygulanması aşamasına geçmiştir. Keşfetmek, bir serüven peşinde koşmak, görülmeyeni, bilinmeyeni bulup fotoğraflarla belgeleyerek insanlara sunma belgesel fotoğraf kavramını yaratmıştır. Bir fotoğraf, çekildiği andan itibaren o anın belgelenmesi niteliği taşır. Belgelenmiş olan değişen ve gelişen toplumsal yapılar, mimari, doğa, insan portreleri zaman içerisinde birer belge niteliğinden belgesele dönüşür. Elbette belgesel fotoğraf başlı başına önemli bir süreçtir. Belgesel fotoğraf, o konuya ilişkin birçok veriyi içinde taşımak zorundadır. Geçmişten geleceğe uzanan süreçte ele alınan konunun geçirdiği evrimler, değişimler ve gelişmeler fotoğrafik yolla anlatılır.


 

Belgesel fotoğraf; insanların kültürlerinin, yaşam biçimlerinin, toplumsal değerlerinin, siyasal ve toplumsal hareketlerinin, toplumun kendisine veya bir başka topluma fotoğrafçının kendi bakış açısıyla yorumlanıp aktarıldığı bir tarzdır. Belgesel Fotoğraf çekmek, fotoğraflarla herhangi bir olayı, tarihi ve sorunu belgelemektir. Toplumsal bir soruna yaklaşımda “söz” unutulup giderken “görüntü” hem kalıcı olabilmekte hem de sorunun çözümü ve ortadan kaldırılması konusunda birer kanıt oluşturmaktadır. Çağının sorunlarına tanıklık etmenin yanında bu sorunları yansıtmak, belgelemek, toplumları bu sorunlardan haberdar ederek çözüm yollarını aramak, savaş, açlık ve yoksulluk karşıtı olmak, insanların ezilmişliğinin ve yaşam koşullarının dikkate alınmasına çalışmak için toplumsal bir bilinç oluşturmak, belgesel fotoğrafçıların ödevlerindendir. Bu anlamda belgesel fotoğrafı, çağdaş sorunlara ilişkin duygu ve düşüncelerin aktarıldığı bir araç olarak nitelendirebiliriz.        


 

Üniversitelerimizdeki fotoğraf eğitim yeterli mi? Ne gibi eksiklikleri ve başarılı tarafları var? Siz eğitmen olarak öğrencilerinize aktarırken konuları, neleri ön plana çıkartıyorsunuz?


Üniversitelerimizdeki fotoğraf eğitimi tam anlamıyla yeterlidir demek yanlış olur. Fakat çok da kötü bir durumda sayılmaz. Ancak bunun birçok nedeni var. En başta yetişmiş akademisyen eksikliği, yeterli bütçe, fiziksel yapı ve teknik ekipman eksiklerinden sözedebiliriz. Fotoğraf eğitimi geleneği bizde çok eskilere dayanmadığından temel altyapısı birkaç akademisyenin özverisiyle bugünlere gelmiştir. Üniversitelerde sadece teknik eğitim değil aynı zamanda da kuramsal eğitim verilmektedir. Örneğin Fotoğraf Kuramları, Fotoğraf Estetiği, Fotoğraf Eleştirisi, Fotoğraf Tarihi vb. kuramsal dersler, fotoğraf çekimi ve üretiminde öğrencilere yaptıkları işin bir başka boyutunun daha olduğunu öğretmektedir. Bu konuda akademik eğitim alan kişilerin estetik beğenileri, teknik bilgileri ve sanatsal bilgi birikimlerinin oluşması açısından büyük önem taşır.


Öğrencilerime öncelikle iyi bir teknik bilgiye sahip olmalarını, fotoğraf ve diğer sanatlarla olan ilişkilerini kavramalarını, ürettikleri fotoğraflarında teknik, estetik ve ideolojik bütünlüğün bir şekilde yer almasını öğretmeye çalışıyorum. Eğitim sonrası atılacakları iş hayatında piyasa ile entegre olabilecek bilgileri edinmelerini anlatıyorum. Bu amaçla da özellikle stüdyo, reklam ve tanıtım fotoğrafçılığı üzerinde yoğunlaşmalarını salık veriyorum.


 

Bir fotoğrafçı mutlaka eğitim almış olmalı mı? Yeni başlayanlar için önerileriniz neler olur?


Günümüzde artık hangi meslek ya da sanat dalı olursa olsun mutlaka bir eğitim alınması şarttır. Bu eğitim bir mesleki kuruluşta, dernekte, okulda ya da herhangi bir usta yoluyla olabilir. Ancak doğal olarak ciddi bir eğitim kurumu olan meslek yüksekokulları veya fakültelerde olması tercih edilmelidir. Fotoğrafa yeni başlayanlara öncelikle iyi bir araştırma yapmaları, konuyla ilgili olabildiğince fazla yayın takip etmelerini, ulaşabildikleri ustaların çalışmalarından ve fikirlerinden yararlanmalarını öneririm. Örneğin, internet dünyası bu konuda büyük olanaklar sunuyor. Dünya fotoğrafta ne yapıyor, ilgi alanları hangi yönde ilerliyor, kim nerede nasıl çalışıyor ve neler üretiyor onları izlemeleri ve karşılıklı görüş alışverişinde bulunmaları çok yararlı olacaktır. Elbette bütün bunların yanında ciddi bir eğitim kurumundan mutlaka ders almaları, hem tekniklerini geliştirmede hem de bakış açılarını, kendi özgün anlatım dillerini oluşturmalarında büyük önemi olacaktır.   


 

Fotoğraf derneklerine ait mevcut düzen sizi tatmin ediyor mu? Ulusal ve uluslararası fotoğrafçıların yetiştirilmesi, fotoğrafın daha çok kişiye ulaştırılıp, sevdirilmesi, fotoğrafçıların üretimlerinin değerlendirilmesine yardım edilmesi gibi konularında neler yapılmalıdır buralarda?


Fotoğraf derneklerinin güçlenecekleri yerde giderek güçlerini yitirdiklerini düşünüyorum. Bunun temelinde Türk toplumunun örgütçülük ya da sivil toplum kuruluşlarına aktif katılım geleneğinin olmaması yatıyor. Askeri darbelerin bunda payı büyük. İnsanlarımız belli gruplar içinde yer almaktan çekiniyorlar. Bir başka neden de sanal ortamdaki fotoğraf paylaşım siteleri. Fotoğrafçılar oturdukları yerden birçok siteye üye olabiliyorlar. Herhangi bir ücret ödemeden sanal paylaşım arkadaşları ediniyorlar. Dernekte olmak, haftanın bir ya da birkaç gününü orada geçirmek, aylık ödentiler, dernek etkinliklerinde görev almak gibi bazı sorumluluklar almak istemiyorlar. Birçok derneğin işleyişini görüyorum, biliyorum. Kişisel çekişmeler, kaprisler, “ben” olgusu, bazı çıkar ilişkileri derneklerin asıl amacı olan fotoğraftan daha baskın oluyor. Hatta tam tersine bazı derneklerde 2 yıllığına bile olsa yönetim kurullarında görev alacak insan bulunamıyor. Böylesi bir durum da derneklerin kuruluş tüzüklerindeki amaç ve sorumluluklarını yeterince yerine getirememesine neden oluyor. Dernekler varlıklarını sürdürebilmek için fotoğraf seminerleri adı altında kurslar düzenleyerek bir çeşit sınava hazırlık dersanesi konumuna geldiler. Ülkemiz fotoğraf sanatının kuramsal, sosyolojik ve felsefi boyutlarıyla ilgilenen, ulusal ya da uluslararası etkinlik düzenleyen, gerçek anlamda bünyesine yeni fotoğraf sanatçıları yetiştirmeyi  amaçlayan kaç derneğimiz var. Düzenleyenler de (katıldıklarımdan biliyorum) yaptıkları etkinliklere izleyici bile bulamaz durumdalar. Bu tür hayal kırıklıklarını görünce de yenisini yapmaktan çekinir oluyorlar. Bu sorun nasıl çözülür tam bir şey söylemek oldukça zor. Öncelikle örgütlenme sorununun çözümü, dernek ortamlarına gelir getirici çeşitli desteklerin sağlanması ve özellikle kendini kanıtlamış fotoğraf sanatçılarımızın ve akademisyenlerimizin bu çatı altında ortaklaşa etkinlikler düzenlemesi gerekiyor.


 

Gerçekleştirdiğiniz ve gerçekleştirmek istediğiniz fotoğraf projelerinizden bahseder misiniz?


1998 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Çalışma Bakanlığı’nın ortaklaşa yürüttüğü Ayakkabı Sanayii’nde çalışan çocukların portrelerinin (genelde mekansal portreler) çekimlerini yaptım. Bu amaçla İzmir ve Gaziantep’te ayakkabı imalatında çalışan yaklaşık 50 çocuğu fotoğrafladım. Bu çalışma “Çalışan Çocuklar” ve “Çocukça Bakış” başlığı altında 23 Nisan 1999’da İzmir’de sergilendi.

 

Gerçekleştirdiğim bir başka konu da geleneksel sporlarımızdan Kırkpınar yağlı güreşleridir. 1999 yılında yüzyılın son yağlı güreşlerinin çekimini yaptım. “Er Meydanı Kırkpınar” adını verdiğim bu çalışmada 40 tane siyah beyaz fotoğrafım yeraldı ve yurtiçinde ve yurtdışında olmak üzere 4 kez sergilendi. Bu çalışmada yer alan fotoğraflarımdan 4 tanesi Edirne Belediyesi arşivine satın alındı, bir tanesi de Devlet Fotoğraf Yarışması içerisinde Kültür Bakanlığı arşivine alındı.

 

1999 yılında yaşanan Marmara Depremi’nde Yalova, Gölcük ve Değirmendere bölgelerinde çekim yaptım. Yaklaşık 800 karelik deprem fotoğraflarım arşivimde saklı. Onları henüz herhangi bir yerde kullanmadım.

 

“Türkiye’den Görünümler” adını verdiğim çalışmada ülkemizin tarihsel mekanlarını fotoğrafladım. Bu çalışmamı da yurtiçi ve yurtdışında hem sergi olarak hem de dia gösterileri olarak sundum.

 

“Işıkta Dans” ve “Renklerin Dansı” adlı bir projeyle Türk Halk Dansları’nın düşük enstantane tekniğiyle fütürist tarz çekimlerini yaptım. Işığın ve rengin izini süren, hareket analizini sorgulayan ve bir çeşit soyutlamalar olan bu proje farklı tarzda gerçekleştirdiğim tek çalışmamdır.


 

2001 - 2002 yılları arasında Türk televizyonlarında yer alan haberci, programcı, sunucu vb. ekranda gördüğümüz kişilerin siyah beyaz portrelerinden oluşan “Ekrandan Bakanlar” projesini gerçekleştirdim. Yaklaşık 70 kişiyi kapsayan bu projem sergi olarak hem yurtiçinde hem de yurtdışında 4 kez sergilendi.

 

Son yıllarda “Ortadoğulu Kimliği” adlı bir proje üstünde çalışıyorum. İran, Suriye, Mısır, Lübnan, İsrail ve Filistin’i kapsayacak bu çalışmamın bir bölümünü tamamladım. Gerek sıcak bölgeler olması gerekse fotoğraf çekimi açısından zor olan bu projeyi albüm-kitap şeklinde yayınlamayı düşünüyorum.

 

Fotoğrafçılık hayatımın son projesi olarak düşündüğüm “Yolun Sonu” adlı projemle de mezar ve mezarlıklar fotoğrafları çekiyorum. Türkiye’de ve yurtdışında gittiğim her yerde, farklı din ve mezheplere, inanışlara ait mezarlık çalışmaları yapıyorum. Benim için sanırım en anlamlı ve en son proje de bu olacak diye  düşünüyorum. 

 

“Ekrandan Bakanlar” projesi nasıl doğdu? Neyi amaçladı ve neyi sunmak istediniz? Nasıl bir çalışma içine girdiniz hazırlık aşamalarında?


“Ekrandan Bakanlar” projesi, hergün renkli ekranlarda evimizin içine kadar giren insanların ekran dışındaki görünümleri, yaşadıkları mekanlar, spot ışıkları ve makyajlarının olmadığı doğal görüntüleri içerisinde -yani bizden birileri oldukları anları-, akıp giden ekran yerine fotoğraf karesi içinde hapsedilmiş görüntüleri nasıldır merakıyla başladı. Elbette bir de belgesel fotoğraf yaklaşımıyla bir dönemin televizyoncularının tipolojisini oluşturmak amacıyla girişilmiş bir projeydi.


 

Hazırlık aşamasında öncelikle bu projede kimlerin bulunması gerektiğini, farklı tarz programlar yapanların, uzun yıllar ekranlarda gördüğümüz, artık evimizin bir parçası haline gelmiş sunucu ve programcıların tespitini yaptım. Kullanacağım film, çekim yeri, zamanı ve alınacak randevular gibi ön hazırlığı titizlik isteyen bir çalışma içine girdim. Bunlar arasında en büyük zorluk, benim İzmir’de olmam, modellerimi oluşturacak bu kişilerin genellikle İstanbul ve Ankara’da olmalarıydı. Tabii çok kolay olmadı randevu alıp, çok yoğun çalışan bu kişilerin fotoğraflarını çekmek. Israrla 2 veya 3 kez randevu talep ettiğim halde cevap bile vermeyenler de oldu. Hatta randevu verip de çekim için gittiğimde bulamadığım (!) çok ünlü kişiler de oldu. Sonuçta bu proje 2 yılımı aldı. Birçok kez İzmir’den İstanbul ve Ankara’ya seyahatim oldu. 68 adet televizyoncunun siyah beyaz portrelerinin yer aldığı “Ekrandan Bakanlar” projesini ilk olarak 2003 yılında İstanbul’da Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi’nde açtım ve çok büyük ilgi gördü.

 

Bu ay dergimiz portre ve portre fotoğrafçılığı konusunu ön plana çıkarmak istiyoruz. Vesikalık bir fotoğraf ile portre fotoğrafın farkları nelerdir? Portre ne gibi unsurları içinde barındırmalıdır ki ona portre diyebilelim? İçinde yakın plan insan olan her fotoğraf portre midir?


Öncelikle www.fotoritim.com sanal dergisinin bu tarz aylık dosya konusu şeklindeki çalışmasını fotoğraf yayıncılığı açısından çok önemsiyorum. Diğer sanal fotoğraf paylaşım sitelerinden ayrılan ve kendisini özgün bir yere konumlandıran bu tavrı nedeniyle ilgili ve sorumlularını kutlamak gerekiyor.

 

Portre fotoğrafçılığı fotoğrafik tarzlar içerisinde belki de en zor konulardan birisidir. Çünkü insan portresi çekmek, çok kolay görünmekle birlikte aslında çok zordur. Nerdeyse herkes fotoğrafa portre fotoğrafı çekerek başlar ya da çektiğini sanır. Vesikalık fotoğraf bir belge, kanıt fotoğrafıdır. Resmi evraklarda, polis kayıtlarında, devlet arşivlerinde o kişinin kaydıdır, bir anlamda o kişinin hüviyet cüzdanıdır. Vesikalık fotoğrafa o gözle bakmak gerekir. Ama portre fotoğrafı daha özeldir. Ait olduğu kişinin psikolojik durumunu, kişilik özelliklerini, mensup olduğu toplumsal sınıfını, ekonomik ve sosyal durumunu, en önemlisi de karakteristik ifadesini yansıtmalıdır. Portre fotoğrafı iki farklı açıdan ele alınabilir. Birincisi o kişiye ait karakteristik bir ifadenin ön plana çıkarıldığı yakın plan çekim, ikincisi o kişiye ait çevresel verilerin olduğu, yaşadığı veya onun kişilik özelliklerini yansıtabilecek mekansal portre olarak genel çekim. Bu yaklaşım hem teknik olarak yakın ve genel çekim açılarının kullanılmasını hem de portre fotoğrafçılığının özünü oluşturan “insan yüzünün keşfini” ortaya çıkarmak için model ile fotoğrafçı arasındaki bağın (ilişkinin) ortaya konması gerekliliğidir. Portre fotoğrafı tam anlamıyla insan yüzünün keşfine yönelik bir çalışmadır. O nedenle de içinde yakın plan insan olan her fotoğraf bir portre fotoğrafı değildir.


 

Portreler, portresi çekilen kişinin yaşadığı mekanı, düşünce ve duygularını, karakterini, yaptığı işi vs. anlatmalı mıdır? Bunun ölçüsü nedir? Tamamen fotoğrafçıya kalmış bir seçim midir?


Portre fotoğrafı eğer bir mekansal portre ise, o kişinin mekanını, yaptığı işini ve o insana ait başka birçok veriyi içinde barındırırsa güçlü bir portre olur. Yakın plan portreler daha çok o kişinin karakterini, kişilik özelliklerini, duygusal zekasını belirgin bir biçimde ortaya koymalıdır. Bu da fotoğrafçının kendi anlatım biçimine göre o insanı yansıtmasıyla mümkün olabilir. Fotoğrafçının ustalığı ve zekası işte burada devreye girer. Burada en önemli sorun fotoğrafçı ile modeli arasında herhangi bir ekonomik ve ticari kaygının olmaması gerekir.


 

Portre fotoğraf çekimlerinde ne tür lensler ve teknik ekipman kullanılmasını önerirsiniz?


Yukarıda sözettiğim çekim açıları için farklı lensler kullanılmalıdır. Örneğin mekansal portreler için geniş açılı lens, yakın plan çekimler için keskinlik oranı düşük (yumuşak) ortalama bir tele lens tercih edilebilir. Orta format bir fotoğraf makinesi ya da çözünürlük oranı yüksek bir dijital makine iyi bir ekipman olabilir. Yine de çekimi yapacak olan fotoğrafçıdır ve hangi ışık koşullarında, nasıl bir mekanda, kimin portresini (çocuk, yaşlı, kadın) çekecekse ona uygun ekipman ve lensler tercih etmelidir.   


 

Yapay ışık ve doğal ışık altında portre çekimi... Birbirine üstünlükleri ya da avantaj ve dezavantajları nelerdir?


Yapay ışık kullanılabilir ışık demektir. Yani fotoğrafçı ışığa hükmedebilir. Fotoğrafçı için bu bir avantajdır. Portresi çekilecek kişinin saklanması gereken tensel ve fiziksel kusurlarını gizlemek için yapay ışık tercih edilebilir. Böylesi bir portre teknik olarak kusursuz bir aydınlatmayla elde edilebilir. Ancak doğallığını yitirmesi bakımından da dezavantaj olabilir.  Çünkü stüdyo ortamında, yapay ışıklar altında poz verdirilerek yapılacak bir çekimde model eğer profesyonel değilse fotoğrafçının işi zorlaşabilir. Model rahat olamaz. Bu rahatsızlık yüzüne yansır ve gerçek karakteristik ifadesi ya da yüzünün keşfi yapaylaşabilir. Doğal ışık ise kontrolü zor bir ışıktır. Işık değişimleri, farklı ışık düşmeleri fotoğrafçının ışığı yeterince kontrol edememesine neden olabilir. Ama geniş ve doğal bir mekan içerisinde, modelden yeterli bir uzaklıkta istenilen karakteristik ifade yakalanarak çekim yapmak açısından doğal ışıkta portre çekimi tercih edilebilir. Yine yapay veya doğal ışık altında çekim tercihi konuya ve kişiye uygun olarak fotoğrafçı tarafından seçilmelidir. 


 

Portresini çekeceğiniz kişi ile nasıl bir iletişim, paylaşım kurmayı seçiyor veya deniyorsunuz? Buradaki kişisel püf noktalarınız nelerdir?


Portresini çekeceğim kişi ile çekim öncesi mutlaka biraraya gelme, birbirimizi tanıma, farklı konularda biraz sohbet ve karşılıklı güven oluşturma sonrası çekim aşamasına geçiyorum. Fotoğrafçı ile model arasında kuşkuya yer bırakmayacak, birbirini iyi tanıyan iki dost gibi sıcak bir ilişkinin kurulması, çekim mekanının ve ortamının modelin rahatını ve doğallığını bozmayacak bir yer olarak seçilmesi ya da stüdyo ortamında modelin ortama alışmasını sağlamak gerekiyor.


 

Çekimlere ünlü kişilerle çalışmak nasıl bir duygu? Size olumlu mu olumsuz mu yansıyor? Daha evvelden binlerce fotoğrafı çekilmiş birinin portresini çekmek tedirginleştirir mi fotoğrafçıyı?


Ünlü kişilerin fotoğraflarını çekmek elbette sıradan insanların portelerini çekimine göre biraz daha kontrollü olmayı gerektiriyor. Ünlülerin hepsi için bunları söylemek zor. Örneğin, çok daha fazla tanınan, yaklaşılması zormuş gibi görünen Uğur Dündar, Savaş Ay, Can Dündar, Emin Çölaşan gibi televizyoncular ve gazeteciler tam bir profesyonel modellik yaptılar diyebilirim. Ünlü kişilerin portresini çekmek fotoğrafçıyı tedirgin etmekten daha çok heyecanlandırabilir. Ama bu heyecanın uzun sürmemesi gerekir. Fotoğrafçı soğukkanlı olmak zorundadır. Özellikle de ünlülerin portrelerinin çekiminde tam bir profesyonel olmak zorunluluktur. Yoksa o insanların da yüzünü keşfedemezsiniz !  

Röportaj : Levent YILDIZ



Beyhan ÖZDEMİR Hakkında

1965 yılında Gaziantep'te doğdu. 1982-1986 yılları arasında Ankara Üniversitesi DTCF Macar Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde okudu. 1986'da girdiği Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Fotoğraf Bölümü'nden 1990 yılında mezun oldu. 1992'de DEÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde "Çağdaş Macar Sineması ve Istvan Szabo" başlıklı master teziyle Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. 1992 yılında TRT İzmir TV'sinde yardımcı yönetmen olarak çalıştı. 1993 - 1996 yılları arasında Adnan Menderes Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü'ne Okutman olarak görev yaptı.

 

DEÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü'ndeki Doktora çalışmasını 1996 yılında tamamladı. Fotoğrafın ortaya çıkışı, bir sanat olarak değerlendirilmesi ve günümüzde fotoğrafa müdahalenin teknik, ideolojik ve estetik boyutlarının incelendiği "Fotoğrafik Dilyetisinin Evrimi Bağlamında Müdahale Sorunsalı" adlı doktora teziyle "Bilim Doktoru" ünvanı aldı.

 

1996 yılında DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü'ne öğretim görevlisi olarak atandı.

 

1996 - 1998 yılları arasında Muğla Üniversitesi Milas M.Y.O'nda "Belgesel Fotoğrafçılık" dersi verdi.

 

Bugüne kadar yurtiçinde ve yurtdışında 21 kişisel sergi açtı. Çeşitli dergilerde yazıları yayınlandı, ulusal ve uluslararası toplantılarda konferanslar verdi. 20'den fazla karma sergiye katıldı, dia gösterileri yaptı. 1 tanesi uluslararası olmak üzere toplam 20 ödül aldı. Çeşitli fotoğraf yarışmalarında jüri üyelikleri yaptı. İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği (İFOD) Başkanı ve Gaziantep Fotoğraf Amatörleri Derneği (GAFSAD) üyesidir, halen DEÜ GSF Fotoğraf Bölümü'nde Yard.Doç.Dr. olarak görev yapmaktadır.


www.beyhanozdemir.com



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 6 yorum, 1-6 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
"Ekrandan bakanlar"adlı çalışmasını bizlerle paylaşan Beyhan beye ve röportajı gerçekleştiren Levent beye teşekkürler.
Cem Güneysu eklemiş - adds | 09 Ağustos 2007 Saat - Time 13:47
derslerime bakıcağım ve sonuclarıma
gülçin çöre eklemiş - adds | 19 Ocak 2008 Saat - Time 13:54
derslerim
gülçin çöre eklemiş - adds | 19 Ocak 2008 Saat - Time 13:55
kendimin resmi
gülçin çöre eklemiş - adds | 19 Ocak 2008 Saat - Time 13:55
kendimin foğtorafım ve ders notlarım
gülçin çöre eklemiş - adds | 19 Ocak 2008 Saat - Time 13:56
hiç birşey
gülçin çöre eklemiş - adds | 19 Ocak 2008 Saat - Time 13:57
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.
Onay Kodu - Security Code

Ara - Search

EİF En İyi Fotoğrafım

  

 

 

 

TFSF Onaylı Ulusal Yarışmalar

National Photo Contests Under TFSF Patronage

31 Temmuz 2008  ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Adaların Sesi"

06 Ekim 2008  BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"

16 Ekim 2008  AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.