Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > EYLÜL 2007 > Birgül Erken : Asi Yeşil, Derin Mavi
Birgül Erken : Asi Yeşil, Derin Mavi

 

ASİ YEŞİL..

DERİN MAVİ...

 

 

Temmuz güneşinin yakıcılığını arkamızda bırakmak istercesine, yol alıyorduk Rize’ye doğru. Yüzümüzü yalayan sıcak esintiyi, bir  köy çeşmesinin sularını yudumladığımız piknikle  sevince dönüştürdük. Çünkü bu mevsimde güney  kavrulurken, biz doğru yoldaydık fikrimizce. Samsun üzerinden kıyı şeridine çıkacaktık programımıza göre; ama önce Taşköprü…


Köprü
 

Sarımsağı dünyaca ünlü bir memleketten geçip de atlamak olmaz. Kırdık  aracımızın direksiyonunu Kastamonu’ya.

 

Yol boyunca  minicik kulübelerin içinde çocuklar, demet demet sarımsakları, küçücük ellerinin alışık olduğu  ivecenlikle  sunuluyorlar bize... Aralıklarla dizilmiş mavi boyalı, derme çatma kulübelerden birinin önünde duruyoruz. Yeşim  ve ağabeyi Hasan bu yol parçasında  içinde bekleyenlerden… Gün sona eriyor, kulübenin içine ince bir dal dibi gün  ışığı  süzülüyor. Uzaklardan  ıslıkla çalınan ezgi hâlâ kulaklarımda. Fotoğrafladığım her karede hafızama kazıyorum  ezgiyi; yeniden ortaya çıkarmak üzere.


Taşköprü, Sarımsak satan çocuklar
 

Yolumuz uzun vakitlice gidilmeli deyip vedalaşıyoruz Yeşim ve  Hasan ile… Samsun’da  pes  ediyorum, uzun yol şoförü değilim, yedek şoförüm de yorgun savaşçı... Konaklama kararı alıyoruz.Samsun sahilini gece turluyoruz. Sevgi Parkı ışıklarıyla, havuzuna yansıyan ışık oyunları cezbediyor bizi. Üstelik kuğular da var. Günün yorgunluğunu sahil kafelerinde atıyoruz. Yöre halkı da bunu yapıyor... Gerçi ilanlara ve çevreye bir göz atılırsa: sirk , festival, yarışmalar vb. etkinlik enflasyonu yaşanıyor belli ki. Ancak güzergahımızı planladığımız üzere yolcuyuz, kalamıyoruz.


Samsun
 

Sabahın alacasında yola çıkıyoruz. Derler ki: “Çağırıldığın yere erinme; çağrılmadığın yere görünme.” Samsun’u geride bırakıp, çağrıldığımız yere: Rize’ye hareket ediyoruz. Duble yol yapım çalışmaları devam ettiği için, kötü durumda olan yollarda gece yolculuğunun akıl kârı olmadığı konusunda hemfikiriz. Neyse ki yemyeşil bitki örtüsü yanında, yukardan aşağı coşarak akan suların paralelinde keyifli bir yolculuk bekliyor bizi. “Her nimetin bir külfeti vardır” deyip ilerliyoruz bozuk yollarda.


Akçaabat’a kadar kahvaltı dışında bir şey atıştırmıyoruz. Çünkü meşhur köftesini yememek olmaz. Ülke çapında  adını duyuran Akçaabat Köftesi diğer köftelerden lezzet açısından farklı gerçekten de. Yörenin otuyla beslenmiş ineklerin döş, kol, gerdanıyla yapılan; sinir ve yağı alınmış etinin kıyılıp yoğrulan ve bir gün dolapta bekletildikten sonra, köfte ocağında pişirilip servis yapılan meşhur Akçaabat köftesinin tadı bir başka. Ortaya bir sürahi ayran geliyor. Samimiyet ise en baş mezemiz oluyor.


Akçaabat köftesini internetten sipariş verilir duruma getirmiş girişimcileri  takdir ettim doğrusu. Buradan çıkardığım sonuç, Karadeniz insanının düş adamı değil iş adamı olduğu yönünde. Hamburgerciler  de köfte satmıyor mu sonuçta? Sunum çok önemli gerçekten de. Yaptığınız işte dünya üzerinde biricik olsanız bile dışa açılamıyor, kabuğunuzda kalıyorsanız  ne işe yarar?. Selam olsun yurdumun girişimci kafalarına diyoruz !...Tekrar yollardayız.
      


Rize, panorama

 

Rize güler yüzlü bir güneşle karşılıyor bizi. Sahil uysal bir günü yaşayacak gibi. Öğretmenevi’ne yerleşiyoruz. Tesis denize sıfır. Ilık bir duş sonrası derin maviyi izliyoruz. Karadeniz’ in çırpınmadığı çok nadir günlerinden birini yaşadığımızı öğreniyoruz. Denize gireceğiz; ama  önce Ayder Yaylası’na çıkmalı günü kaçırmadan.

 

Sabah günün ilk ışıklarıyla Rize’yi selamlayıp, Kaçkar Dağları Milli Parkı içerisinde yer alan Çamlıhemşin İlçesi’ndeki Ayder Yaylası’na gidiyoruz.  Kaçkar Dağları Milli Parkı 51.550 Hektar alanı kapsıyor. Milli Parkın bir bölümü Çamlıhemşin İlçesi, diğer bölümü  de Artvin İli Yusufeli İlçesi sınırlarında kalıyor.

 

 

Ayder Yaylası'na ulaşmak için Rize'den çıkıp Artvin istikametine doğru devam ediyor, Çayeli'nden  Ardeşen'e ulaşmadan Fırtına Vadisi boyunca güneye doğru yönelip tırmanışa geçiyoruz.

 

Yeşilin açığından koyusuna bütün tonlarıyla bezenmiş ağaçların süslediği yamaçlardan, tepelerden geçip, şırıl şırıl akan derecikleri aşa aşa sonunda bir yeryüzü cennetine varma hayaliyle ilerliyoruz. Fırtına vadisinin üzerinde kurulmuş kemer köprüler ilgimizi çekiyor. Sık sık duraklayıp vadinin bitki örtüsünü inceliyor; su kaynaklarından içip yorgunluğumuzu atarken yöre halkıyla söyleşiyoruz. İnsanları, açık yürekli,tok sözlü, çalışkan..Çetin bir savaşçı gibi doğayla savaşında.O ilkel koşullarda, geçit vermez dağlarla, fırtınalara meramını anlatmada üstün gayretli. Küçük yaban çileklerini, çiçeklerini fotoğraflamak için dört dönüyorum vadiyi. Çocuklar gibiyiz. Yüreğimiz tazeleniyor doğayla buluştuğumuz için. Sabah maviyle yıkanan gözlerimiz; şimdi yeşille bayram ediyor metropollerin kasvet ve stresini unutmak istercesine. Doğanın parçası olduğumuzu hatırlamak iyi geliyor ruhumuza.


Yayla

 

Dereyi solumuza alıp yola koyulduğumuz her defasında “Geç kaldık, bir daha durmayalım.” desek de, yüreğimiz pır pır bu muhteşem doğa karşısında, dayanamıyor duruyoruz yeniden. Bu yüzden ağır ağır yol alıyoruz. Tepelerin yamaçlarındaki asılı evleri yalnızca uzaktan tele objektifimizin el verdiği oranda izliyorum.Yörenin mimarisini eski ahşap evler oluşturuyor. Kimi evler bir yamaçtan diğerine teleferik tertibatıyla bağlı.

 

Ayder ile sahil şeridi arasında tek yerleşim yeri olan Çamlıhemşin’e giriyoruz. Kadınlar renk renk giysileri içinde salınıyor. Çocuklar tezgahları başında yöreye ait dokuma kumaşlarını, hediyelik eşyalarını ve yörenin meşhur balını sunuyor.


Çiçekler

 

Çamlıhemşin’den çıkıp yirmi dakika sonra Ayder Yaylası’na ulaştık. 1358 m. yükseklikteki Ayder Yaylası Karadeniz yaylalarının en meşhuru. Yeni gelişmekte olan  yerleşim birimi. Yaylada bulunan küçük büyük yirmi beş adet otel ve pansiyonun çoğunluğu aile işletmeciliği şeklinde çalışmakta. Alt yapı hizmeti tamamlanmış olan yayla  daha çok bir kasabayı andırıyor. Ayder’in balı, havası, suyu ve kaplıcasının ünlü olduğunu biliyoruz.  Laz böreğinin ününü ve tadını ise burada öğreniyoruz.


Ayder güzeli
 

Aracımızı park edip yöresel yemeklerin tadına bakmak üzere bir lokantaya giriyoruz. İkram edilen Laz böreğini yedikten sonra  mutfağa girip hiç benden beklenmeyen bir şey yapıyorum. Laz böreğinin tarifini alıyorum Ben de şaşırdım kendime laf aramızda. Belki de Karadeniz kadınının çalışkanlığından etkilendim. Bizim oralarda nesli tükenmek üzere olan kadın tipini yaşatmak adına, elimdeki fotoğraf makinemi  de bir an olsun bırakmadan, mutfağa dalıyorum.(Eşim görse gözleri yaşarırdı herhalde.)Tam bu sırada çok komik bir şey oluyor: Mutfakta kah fotoğraf çekip kah yemek tarifi alıp ikramları kabul ederken; yaşlıca bir teyze geçip karşıma- eli de belinde-: “Neydi zorin?..” diyor. Donup kalıyorum. Gözlerine bakıyorum. İfadesinde bir olumsuzluk da yok.

-Yok bir zorum. Ne olsun işte geziyoruz mu demeli?

Şaşkınım.

 

Neden sonra genç bir kız anlıyor durumu. Kendi şivesiyle açık ediyor bu diyalogun anlamını. Meğer teyzem: “İhtiyacın olan bir şey var mı?”demek istiyormuş. Konukseverlik edecek besbelli.


Ana, kız
 

Dağların başı dumanlı. Yağmur yağmıyor; ama güneş bir görünüp bir kayboluyor. Ayder, gerçek bir yeryüzü cenneti. İçimize çektiğimiz mis gibi havası, billur gibi berrak su kaynakları, yamaçlardaki çimenlikler arasında yer alan eski ahşap evleri, yemyeşil çayırları ile insana huzur veren sakin bir doğa parçası. . Ayder’e beton bina yapmak yasak olduğu için doğallığını yitirmemiş..Doğayla bütünleşmiş otel ve pansiyonların yanı sıra kamp çadırları ve karavan turizmine de rastlamak mümkün.


Kivi kıyısında serinleyenler
        

Türkiye jeotermal kuşak üzerinde ve dünyada bu konuda ilk yedi ülke arasında. Ayder Yaylası’ndaki Kaplıca yerli ve yabancı turistlerce  en çok ilgi gören yerlerden biri. Gün boyu ziyaretçi akınına uğruyor. Kaplıca suları iki yüz altmış metre derinlikten çıkıyor, elli derece olarak banyolara ve havuza veriliyor. Romatizmal rahatsızlıklar başta olmak üzere, sindirim sistemi, dolaşım sistemi hastalıkları, üreme organları ve idrar yolları hastalıklarının tedavisine yardımcı olduğu belirtiliyor. Ayrıca cilt hastalıklarının tedavisinde de şifa dağıtmaya devam ediyor.


Sohbet
 

Ülkemizin sayılı kaplıcalarından olan Ayder Kaplıcası’na gidip de girmemek olmazdı. Biz de özel banyolarına gömülüp yorgunluğumuzu atıyoruz. Kaplıcanın verdiği huzuru, dinginliği yüklenip devam ediyoruz yolumuza.

 

       

Alış veriş için dolaşırken elinde el tartısıyla dut, elma, armut kurusu satan yaşlı amcadan dut kurusu alıyoruz bir kaç fotoğraf çekebilmek için. Pek de hoşnut olmasa da poz veriyor bize..


Ceviz satıcısı, Ayder
 

Ayder Yaylası yerleşim alanında günübirlikçiler için de piknik yeri bulunuyor. Milli park, topografyası ile dağcılık ve  doğa yürüyüşüne elverişli. Ayder'e gelenlerin pek çoğu trekking yapmak için geliyor.Doğanın herkese cömert davrandığı bu coğrafya, her türlü beklentiyi karşılamak istercesine konuksever..

 

Fırtına Deresi ve Hemşin Deresi olmak üzere bitki çeşitliliği ve zenginliği  görülmeye değer nitelikte.. Dağ çayırları arasında çok sayıda kır çiçekleri ve frambuazlara rastlıyoruz. Ülkemizin önemli zirvelerinden birisine sahip olan Kaçkar Dağları'nın doğal zenginliği dağcıları, turistleri ve bilim çevrelerini buraya çekmiş durumda.


Hediyelik el işi satan kız
 


Fauna açısından da zengin olan Kaçkar Dağlarında yüksekliği otuz-kırk metreyi bulan ağaçlar heybetli birer anıt gibi.. Doğa, renklerini öyle güzel sunmuş ki, sizi sarıp sarmalıyor, hüznü alıp götürmek için bir araya gelmiş sanki her şey. Zümrüt yeşili, papatya sarısı, menevişli çiçeklerin çeşit çeşit renkleri..Yenilendiğinizi duyumsuyor; yeni bomboş sayfalara güzel umutlar yazıyoruz.

 

 

“Yaylalarun başina,  kar yağar ince ince

İnsan bir garip olur, yayladan ayrilince.”

 

Yaylanın tadını çıkaranlar söylemiş bu dizeleri belli ki. Biz ağzımıza bir parmak bal çalmışız sadece..Bir rüyadan uyanır gibi döne kıvrıla inen yollara yöneliyoruz.


Bizi konuk eden dostlarımızla beraber Rize’yi gün batımında Kalesi’nden izliyoruz. Kemençenin incecik ezgileri eşlik ediyor bize. “Çayeli’ den öteye…”güneşi uğurluyoruz.

 

          

Yazı ve Fotoğraflar : Birgül ERKEN

Arşivden :

Birgül Erken : Ölüdeniz Fotoğrafçılar Buluşması
Birgül Erken : Üzümlü'de Dastar
Birgül Erken : Yamaç Paraşütü
Birgül Erken : Heraklia



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 8 yorum, 1-8 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Birgül Hanım

Belgesel tadında sunumlar yapıyorsunuz. Anlatımlarınızı ve fotoraflarınızı büyük bir zevkle takim ediyorm. Sunumlarınız için teşekkür ediyorum.
Nevzat ALTUNDAŞ eklemiş - adds | 07 Eylül 2007 Saat - Time 15:33
birgül erken,seni tebrik ediyorum.fotograflarınla beraber anlatım tarzını çok sevdim. yazını okuyup fotograflarını izlerken seninle beraber gezdim. keyifliydi:))

bir gün derin mavi,asi yeşilin buluştuğu bir cennette görüşmek ümidiyle...
esen kal...

nilay kabal
NİLAY KABAL eklemiş - adds | 07 Eylül 2007 Saat - Time 15:49
Merhaba yaz sıcağında keyifli bir doğa yazısı da okuma olanagı sağlayan saygı değer arkadaşımız Birgül Hanıma teşekkürler. Yazılar ve onları doyuran foroğraflar özenle seçilmiş. Deyimler, atasözleri ve türkü beyitleri ise insana Karadeniz insanının zengin kültüründen ipuçları vermektedir. Bu yıl Doğu Karadeniz'i gezen biri olarak. Birgül Hanımın yazısını okuyunca kendimi yollarda Hissettim. Elinize, yüreğinize ve dilinize sağlık. Nice yazılı ve fotoğraflı yarınlara...
cevat üstün eklemiş - adds | 07 Eylül 2007 Saat - Time 16:03
merhaba
edidörün ötesinde bir profesyonellik
enfes olmuş gezdim geldim işte
söylemeden edemiycem fotoğraflar mükemmel özellikle ben panoğrafi ve el işi satan kıza bayıldım
yüreğinize sağlık
adnan aykan eklemiş - adds | 07 Eylül 2007 Saat - Time 20:47
fotoğraflar güzel ,anlatım dili güzel fakat en son fotoğraftaki ' laz kızı ' cümlesi etnik kökende ayrımcılık olduğu için hiç hoşuma gitmedi
gönlüm isterdi ki sadece fotoğraf eleştirisi yapayım ama bu daha önemli, keşke yöre insanı deseydiniz çok daha sevecen ve kucaklayıcı olurdu,
Ersan ÇETİN eklemiş - adds | 08 Eylül 2007 Saat - Time 22:56
sevgili Birgül,
fotograf adına çabalarını ilgi ve heyecanla izliyorum...
başarıların daim olsun...kutlarım..
eklemiş - adds | 10 Eylül 2007 Saat - Time 14:09
Birgülcüğüm,
Ne güzel işler ortaya koymuşsun.
Bu geziyi birlikte gerçekleştirdik.
Senin kalemindem bir başka tad bıraktı damağımda. Çok keyif aldım.
Şu Taşköprü'de sarmısak satan abi kardeşle sohbet etmiştik.
Onlarda kendi çocukluğumuzu bulmuş, gülüşmüştük.
Çekemediğimiz kareleri de hafızamıza kazıdık.( Hani kendinden büyük balığı satmaya çalışlan kız çocuğunun fotoğrafı :))

Her zaman istersen yedek şöförün olurum yine:)
Tebrikler.
Birol Özbek eklemiş - adds | 02 Şubat 2008 Saat - Time 21:36
çok güzel.teşekkür ederim.yalnız fotoğraflar bol olursa daha iyi olur bence.
ahmet yılmaz eklemiş - adds | 10 Mayıs 2009 Saat - Time 01:14
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.