Bali’m
Sualtı fotoğrafçılığına dikkat geliştirdiğimizden bu yana uygarlığın odağında çok uzaklardaki adalara, tropik denizlere karşı ilgimiz de attı. Birer yeryüzü gezgini oluverdik kısa sürede.
Geçtiğimiz yıl kurban bayramında da dünyanın en büyük adalar topluluğu olan Endonezya’nın Bali Adası’na gitmeye ve dalış odaklı bir tatil yapmaya karar verdik.
O sıralar Endonezya’da depremler ve terörist saldırılardan dolayı bir takım çekinceler doğdu. Son anda planı değiştirenler Bali Adası’ndan vazgeçip başka planlar yaptılar. Biz ise Bali’ye gitme konusunda ısrarlıydık. Sonuçta yalnızca iki kişilik bir tur organizasyonu ile Bali’nin tadını çıkarmaya karar verdik.
Singapur’da bir gecelik mecburi konaklamadan sonra nihayet adaya vardık.
Ayak bastığımız andan itibaren ilk izlenimimiz harika idi. Önce sesler sonra kokular sardı çevremizi. Çiçek kokuları…
Vurmalı ağırlıklı yerel enstrümanların ritmi ile kocaman bavullarımızı ardımıza katıp sallana sallana adayı selamladık.
Görünürde sadece iki Türk yolcu bizdik. Oysa dönüş yolunda karşılaşacağımız çok sayıda vatandaşımıza da şaşıracak, hatta sevinecektik.
İner inmez dolarlarımızı Endonezya Rupiahı ile değiştiriyoruz, ama sonrasında acele etmenin pişmanlığını yaşayacağız. Çünkü adada daha uygun Change Officeler bulabiliyorsunuz. Hem de daha hesaplı…
Ada insanları güler yüzlü ve sevimliler. Mısır’da olduğu gibi sırnaşık değiller. Çabucak havasına giriyoruz adanın.
Burayı seçmeden önce arkadaşlardan görüş almıştık. “Bir kere giden mutlaka yeniden gitmek ister” yorumu ilginç bir biçimde herkesçe tekrarlanmıştı.
Gerçekten hem sualtında hem de su üstünde çok doyurucu zenginliklere sahip, yeryüzü cenneti tabirine çok yakışan bir yer burası. Kumsalın, denizin, canlı çeşitliliğinin ve bitkilerin renk renk bambaşka bir havası var. Ada’nın turizm potansiyeli oldukça gelişmiş olsa da, özünden, geleneklerinden, göreneklerinden ve inançlarından ödün vermemesi çok güzel.
Bu muhteşem doğada günde iki üç dalış yapmayı planlıyoruz. Ancak bir süre sonra hem dalıp fotoğraf çekme özgürlüğümün elimden alınışı, hem de adanın gizemli çağrısı sadece dalışlarla enerjimi tüketip adayı gezemiyor oluşum huzursuz ediyor beni. Dalış için yapılan on günlük plan eziyet haline geldiğinde tüm bunları bir yana bırakıp ertesi gün bir araba kiralayıp gerçek Bali’ye yolculuğum başlıyor. Öncesinde akşam kısa bir çevre turu ile Sanur Bölgesi’ni keşfe çıkıyorum. Sanur’un merkezinde “Fine Art
Bedıgul’da çok büyük ağaçlar ve harika çiçekler olduğunu;
Ubud’ta kültürel zenginliği beğeneceğimi;
Karang Asem’de dağ havası alıp iyi yemekler yiyebileceğimi;
Teganan’da bozulmamış, doğal yapısını korumuş, geleneksel Bali’yi görebileceğimi;
Kintamani’de dağ havası ve göl manzarasını sevebileceğimi;
Kuta denilen yerin eğlenceli olduğunu söyledi.
Truyan denilen yerde ise farklı seremonilerle büyük ağaçlara, kafataslarına..vs tapınan insanların varlığından bahsetti. Ancak bu bölgeye rehberler pek götürmezler diye de ekledi.
Gerçekten de değişik inanışları ve farklı tapınma biçimleri olan Truyanlılar nedense rehberlerce bölge insanları agresif ve tehlikeli diye adlandırıldı hep. Ne yazık ki çok meraklandığım halde Truyan’a gidemedim.
Akşam yemeklerini orkidelerin ve tropik ağaçların arasındaki havuz başında canlı müzik eşliğinde yiyoruz. Oldukça romantik bir yer burası. Mistik bir havası ve gizemli doğasıyla balayı çiftlerine de cazip bir mekân olma özelliği taşıyor. Tropikal iklimin neşeli geleneksel dansçıları, ufuk çizgisine dek lacivertten maviye ve maviden beyaza uzanan sınırsız renkleriyle okyanusun muhteşem heybeti, kokularıyla, çiçekleriyle ve meyveleriyle cömertçe yaşamın içinde olan her türlü bitki, aromatik yağlar ve kokulu mumlar eşliğinde yaptıracağınız Bali masajı… ve daha neler neler… Bizim bu muhteşem seçeneklere ayıracak vaktimiz yok. Sadece fotoğraf avcısıyız ve adayı fotoğraflarla her biçimde kuşatmak niyetindeyiz.

Karada ilk günüm, yerli rehberim Wayan ile yola çıkıyoruz. Tropikal meyvelerden kocaman bir tabak mideye indirmeden kahvaltı tamamlanmıyor burada. Hem meyve suyu hem de meyveler hiç aşina olmadığımız enfes tatlar vaat ediyor.
Bali’de trafik soldan akıyor ve o kadar çok motosiklet var ki, üstelik daracık yollarda araç kullanmak gerçekten zor bir iş.
Uzakdoğu kültüründe din çok önemli. Bali’ye de Tanrılar Adası diyorlar. Nereye giderseniz gidin, onların dinlerine duyduğu saygıyı ihtişamlı tapınaklarından anlayabilirsiniz. Ama daha da ilginci insanların gündelik yaşamlarına tanrılara sunulan hediyeler ve dualarla her evin bahçesinde bulunan aile tapınağında başlamaları oluyor. Muz yapraklarından yapılmış “ofrin” denilen küçük sepetçiklerde birkaç çiçek, biraz bisküi, pirinç ve tütsü ile sabah seremonisi gerçekleştiriliyor.
11.yy’da inşa edilmiş olan Pura Besakih Tapınağı adada mutlaka görülmesi gereken bir yer. Bali’ye gidip de “Ana Tapınak” olarak adlandırılan bu tapınağı görmeden dönmemeli. Tapınaklara girmeden önce turistlere uzun bir anvalop etek veriyorlar ve üzerine de zıt renkte bir kemer bağlıyorlar.
Bali’de bir kuru bir de ıslak dönem var. Bizim ziyaretimiz ıslak dönemde gerçekleştiği için ekvatora

İnsanlar turistlere çok alışıklar ve hemen hepsi İngilizceyi iyi kötü konuşabiliyor.
Öğle yemeğinde rehberin yönlendirdiği bir yerde yemek yiyoruz. Adada hemen hemen bütün yemeklerde pirinç kullanılıyor. Yol boyunca gördüğümüz pirinç tarlaları ise fotoğrafik açıdan da çok hoş.

Bol bol deniz mahsülleri ile donatılmış yemekleri arasından seçim yapabilmek çok zor. Bildiğimiz sigara böreğinin içinde bile çeşit çeşit deniz ürünü ve sebze oluyor ve bunun adına “spring roller” diyorlar. Bu benim aperatif için ilk tercihim oluyor bu yemek.
Yemekte dinlediğimiz müzik de ilgimi çekiyor. Geleneksel giysileri ile hizmet veren güler yüzlü garsonlardan müzik albümünün ismini öğrenip hemen o gün içinde bu albümü ediniyorum. Sonrasında araştırdığımda oldukça ünlü bir grup olduğunu öğreniyorum ve internette bu grubun sitesine de ulaşıyorum: http://sabilulungan.org/d/?q=About
Gün boyu yakıcı güneş, bir başlayıp bir kesilen muson yağmurları bitkileri coşturuyor. Kakao, muz ve farklı tropik meyve ağaçları yanı sıra çok büyük heybetli ağaçlar yol boyunca şaşırtıcı bir gürlükte yanı başımızdan akıyor.
Bali’de her yerde büyük su paklarında çok çeşitli çiçeklerle dolu. Rutubetten yemyeşil yosunlar içinden bin bir çeşit çiçeğin, kelebeğin peşinde günlerce fotoğraf çekebilir makroya ilgi duyan fotoğrafçılar burada. Özellikle su içinde yaşayan Buda için çok önemli olduğu söylenen Lotus her yerde karşımıza çıkıyor.
Gündelik hayatta da farklı şekillerde kullanılan lotus sembolü Budistler için lotusun ne kadar özel olduğunu anlatıyor.
En eski Budist sutralardan birinde, lotus yapraklarının üstündeki çiğ damlacıkları ve lotus tohumları arzuyla kirlenmemiş hayatı ifade ettiği söyleniyor. Lotus tohumunun içindeki besleyici beyaz özsuyu, "insanların Budist doğasına" benzetilirmiş.
Lotus her şeyden önce, onu diğer bitkilerden ayıran ve Budist bir simge haline getiren, ekolojik bir özelliğe sahip. Mevsimler bir döngü içinde hareket ederken, çiçekler de çiçek açıp ölürler. Ancak bitkilerin pek çoğu önce çiçek açıp çiçeklerini döktükten sonra meyve verirken, lotus meyvesi olgunken çiçek açar. Bu nedenle Budistler, lotusun geçmişin, şimdinin ve geleceğin biraradalığının bir ifadesi olduğunu düşünmüştür.
Buda, her şeyin - geçmiş, şimdi ve gelecek; cennet ve cehennem; uzay ve zaman; zengin ve yoksul; ucuz ve değerli - eşit olduğunu vurgulamıştır.
Dönüşe bir gün kala dalışlar sona erdiği için eşim de benimle geliyor. Kültürel zenginliği ile gezilecek yerlerin toplandığı bölge olan Ubud’da “Maymunlar Ormanı”nı görmek istiyoruz. Maymunlar adanın geleneksel danslarında da çok kullanılan bir figür. Bu ormanda maymunlar kutsal sayılıyor. “Monkey forrest” denilen yerde ve içinde tapınak da olan bu görkemli ormanda yaşıyorlar. Bu arada elinizde kazara yiyecek, içecek bir şey varsa göz açıp kapayıncaya dek bir tanesi üstünüze tırmanıp elinizde ne varsa kapıp aynı hızla bir ağaca kaçıyor. Maymunlara muz verirken birkaç maymun omzunda oturup şımarıklık yapıyor. Bir ara ne olduysa maymunlar birbirini kıskanıp eşimin kafa derisini ısırıyor ve kanayan kafasına rağmen tepki vermeyin uyarısıyla yürüyüp aradan uzaklaşıyoruz. Hayvan sevgisini abartınca acılı ve kanlı bir tecrübe yaşamış oluyoruz. Yine birlikte gittiğimiz Bali Bird Park ve Bali Zoo adanın en ilginç hayvanlarını görebildiğimiz yerler oluyor.
Bali Adası’nın sanat merkezi de Ubud Bölgesi’nde bulunuyor. Ubud kasabasından duvarınıza asacağınız resimler, aksesuarlar çok uygun fiyata alınabiliyor. Ayrıca gümüş işçiliğinin de oldukça incelikli yapıldığı bu kasabada adanın mercanları ve değerli taşlarıyla işlenen gümüş tasarımları gerçekten çok şık. İmalathanelerinde gezerken fotoğraf çekmeye izin verseler de satış mağazasında fotoğraf çektirmiyorlar.

Kintamani’de yağmur ve sis göl ve dağı sakladığı için küçük bir mola verip o bölgeden fotoğraf açısından eli boş dönüyoruz.
Bugünü telafi etmek için yol boyunca gördüğüm okullarda, kenarda köşede kalmış mahalle aralarında portreler yakalamaya çalışıyorum. Bir ara çeltik sulama kanallarında yüzen çocuklar gözümüze ilişiyor. Çıplaklıklarına aldırmadan atlayıp zıplayarak kanalda yüzmek eğlenceli bir oyun onlar için.
Bali’ye özgü tanıdık görüntülerden biri de horoz dövüşleri olmalı. Horozunu özenle yıkayıp gururla poz veriyor bu işin meraklıları.
Okullar saat 11.00 olmadan dağılıyor. Yollara dökülen öğrencilerin vesaiti tabanvay…
Öte yandan seremonilerin her gün özel günler ve bayramların sık sık olduğu adada özel giysileri ile salınan çoklarına rastlamak mümkün. Yüzlerine pirinçler yapıştırıp tapınaklara giden Hindulara sepetler dolusu hediyeler veriliyor olmalı ki seremoniden gelen insanlar ofrin denilen sepetleri ile yürüyorlar yol boyunca.

Bu sepetleri taşıdıkları gibi pek çok şeyi başlarının üzerine yerleştirip götürüyor kadınlar. Bu aynı zamanda zarafet dersi gibi bir şey bence. Hem de iskelet sistemini güçlendiren bir şey gibi duruyor.

Dalışlar devam ederken kıyıdan gelen ezan sesi üzerine Müslüman azınlığı sorguluyorum. Adada gerçekten çok az Müslüman var. Cami ise bildiğimiz anlamda bir formda değil. Çok farklı bir mimari ile yapılmış.
Camiyi görebilmek için kıyıya çıkıp dalışları sonlandırmamız gerektiğinden, merakımı ertelemek zorunda kalıyorum. Karada yaptığım gezilerden birinde sapsarı bir örtü ile başı sıkıca bağlanmış bir kız çocuğu ile annesine rastlamak suretiyle adadaki ilk Müslümanla karşılaşmış oluyorum.

En güzel portrelerimi ise Teganan’da çekiyorum. Teganan bozulmamış bir kasaba. O gün herkes topluca hamama gitmiş olmalı ki saçlarından sular damlayarak peştamalları ile aşağıdan bir yerlerden geliyorlar. Bir süre sonra yağmur başladığında kocaman muz yaprağı kesip şemsiye olarak kullanıveren insanlar bu çabucak başlayan aniden biten tropik yağmurlara aldırış etmeden yürüyorlar.

Dokuma tezgahları, el sanatları her evde yaşatılıyor. Leyla ile Mecnun gibi Bali’nin aşıkları Rama ve Şhita’nın uzun bir aşk öyküsünü anlatan figüratif çalışmalar bazen bir papirüs üstünde; bazen de ağaç oymacılıkta karşımıza çıkıyor. Maskeler de buranın vazgeçilmezleri arasında, çünkü gerek tiyatral danslar, gerekse gölge oyunu Bali’nin klasiklerinden.
Bu arada Bali’de dalış için en uygun mevsimin Aralık ayı olmadığı kesin. Yağmurlar bir yandan fizibiliteyi olumsuz etkiliyor. Öte yandan adanın karakteristik mola mola balığı da bu dönemde görülemiyor. Bir köpek balığı dışında ilk günler istediğimiz biçimde geçmediği için sonraki günler Tulanben’de dalmak için yer değişikliği yapacağız bu yüzden.
Ben yine Tulanben’de de karadan devam ediyorum gezilerime. Dalışlarda olan bitenleri ve karadaki maceraları akşam yemeğinde paylaşıyoruz. Benim için keyifli geçen su üstü fotoğrafları, Değer(eşim) için sualtında mola mola özlemiyle biraz eksik bir pazıl gibi boşlukta kalıyor.
Bir türlü göremediğimiz mola mola için Ağustos ayının en iyi zaman olduğu düşüncesi ile adaya yeniden gelmeyi aklımıza koyuyoruz. Çünkü Bali’de Ağustos’ta deniz soğuyor ve 23–24 dereceye düşüyor ve canlı çeşitliliği artıyor. Adaya veda etmeden önce geleneksel dansları izlemek için fırsatlar yaratıp bu arada dalış ekipmanlarının kurumasını sağlıyoruz. Gerek geleneksel yaşamıyla, gerek verdiği hizmetle, gerek tarihiyle, gerekse son derece güler yüzlü, sıcak halkıyla çok beğendiğimiz adadan ayrılırken Ağustos ayında kaldığımız yerden devam etmeyi hayal ediyoruz.
Bundan sonra Bali’mi özlemekle geçen bir süreç başlıyor J
Birgül ERKEN
Kaynak:
http://www.populerbilgi.com/bitki/biyomimetik_lotus.php
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
e-Panel
M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı
Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi
Anadolu Fotoğraf Dergisi