
HAYATA DOKUNMAK
Yalnız bizim dilimizde değil diğer birçok dilde de engelli ve engellilik anlamına gelen birden fazla sözcük bulunmaktadır. Örneğin Türkçe'de genel düzeyde engelli, özürlü, sakat sözcükleri aslında aralarında anlam farkları olduğu halde aynı anlama gelmek üzere kullanılmaktadır. Adlandırmadaki bu farklar, zaman zaman öyle çok tartışmaya neden olmaktadır ki, bu tartışmalar, gerçek sorunların önüne bile geçebilmektedir. Engellinin kim, engelliliğin de ne olduğu açık bir biçimde ortaya konmayınca, engellilere yönelik geliştirilecek politikaların, yasaların ve hizmetlerin kapsamı da belirsizleşmektedir. Bu belirsizlik de uygulamada pek çok sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Adlandırmadaki karmaşa ve tanım güçlüğü engellinin kendisini anlatmasını ve diğerlerinin de onları kolayca anlamasını zorlaştırmaktadır.
Engelliliğin her zaman her yerde geçerli ölçülerle tanımını yapmak bir hayli güçtür. Bu yüzden olsa gerek literatürde çok değişik tanımları vardır. Birleşmiş Milletler Sakat Hakları Bildirgesi’nde "Kişisel ya da sosyal yaşantısında kendi kendisine yapması gereken işleri (bedensel ya da sonradan olma) herhangi bir noksanlık sonucu yapamayanlar" sakat olarak tanımlanmaktadır. Engelli sözcüğü genelde hareket yeteneği sınırlanmış bireyi çağrıştırmaktadır. Hareket yeteneğini sınırlayan nedenler ise doğuştan getirilen, doğum sırasında karşılaşılan ya da sonradan yaşanan bir hastalık veya kaza sonucu ortaya çıkan bir işlev bozukluğundan kaynaklanıyor olabilir. Hareket yeteneğinin kısıtlı olması, başlı başına bir engellilik midir? Eğer öyle ise hepimizin yapamadığı, beceremediği bir iş ya da eylem yok mudur yaşamımızda? Engellilik günlük yaşama katılmayı engelleyen, fiziksel işlevlerdeki bir sınırlılık hali olarak değerlendirilmelidir. Gerçekte önemli olan, bazı işlevlerin yerine getirilmesinde karşı karşıya kalınan bir fiziksel sınırlılığın olması değil ; bunları "kompanse" edecek destek sistemlerinden yoksun kalmaktır.
Dünyada engelli nüfusu 500 milyonu aşarken, Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın yaptırdığı araştırmaya göre Türkiye'deki nüfusun yüzde 12.29'unu engelliler oluşturmaktadır.Erkeklerde özürlülük oranı 11.10, kadınlarda ise yüzde 13.45’dir. Türkiye engelli nüfus oranı içinde birden fazla engeli bulunanların oranı ise yüzde 11.4’dir. Engelli gruplarına göre; Türkiye'deki engellilerin dağılımına bakıldığında yüzde 12.29'luk oranının içinde, yüzde 1.25'i ortopedik, binde 60'ı görme binde 37'si işitme, binde 48'i zihinsel ve yüzde 9.70 oranında diğer engelliler bulunmaktadır.

Özürlülerin hayat mücadelesi diğer sosyal gruplara nazaran her asırda güç olmuştur. Bireyin fiziksel işlevlerindeki bozukluk ve bunların hareket yeteneğinde yarattığı eksiklik ve güçlük, onu toplumun diğer bireylerinden farklı kılar. Bu farklılık engellilerin yaşadığı ayrımcılığın da asıl nedenidir. Bilindiği gibi her türlü ayrımcılığın temelinde farklı olmak, yani "alışılmamış özelliklere" sahip olmak vardır. Fiziksel işlevlerdeki bozukluklar ve bunların hareket yeteneği üzerinde yarattığı sınırlamalar bireyi toplumdan uzaklaştırır. Toplumsal destek sistemlerinin yetersizliği, toplumun dışlayıcı tutum ve davranışları da engelli bireyin topluma eşit bireyler olarak katılmasını önler. Özürlülüklerine rağmen engelleri aşabilen ve hayatta kendi kendine yeterli olabilen özürlüler, toplum tarafından her zaman takdir görmüş ve görmektedirler. Dolayısıyla toplumsal boyutuyla özürlülük, çoğu zaman bizzat özürlülerin, özürlülüklerini algılayış biçimine ve davranışlarına göre şekillenen sosyal bir olgudur. Toplumsal beklentilerin üstünde başarılara imza atabilen özürlüler, belki de bundan dolayı halkın teveccühünü kazanmakta ve “kahraman” veya “meşhur” olarak ilan edilmektedir.
Bir toplumda engellilerin varlığı onların toplumla bütünleşme gereksinimini ve sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bu ise oldukça zor ve karmaşık bir süreçtir. Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki en önemli engel ise istihdam sorunudur. Çalışmanın gerek bireysel gerekse toplumsal refahın sağlanmasındaki önemi tartışmasız benimsenmektedir. Çalışmayı özendirmenin hem bireysel hem de toplumsal açıdan sayısız yararı olduğu söylenebilir. Öte yandan çağdaş anlayışın bir gereği olarak "çalışmak ve işsizlikten korunmak" bir insan hakkı olarak da değerlendirilmektedir.

İşsizlik ve çalışma yaşamından kaynaklanan sorunlar, engellileri kuşatan sorunlar arasında, adeta diğer sorunların da temeli konumunda olan, bir diğer söyleyişle doğrudan doğruya diğer sorunları doğuran ya da bu sorunların daha şiddetle yaşanmasına neden olacak etkilerde bulunan bir özelliğe sahiptir.
Her insanın yapabileceği bir iş vardır ve engelliler de fiziksel ve ruhsal işlevlerinde bir bozulma ya da eksiklik olsa bile, onların bu niteliklerini dikkate alan uygun bir eğitim ve rehabilitasyondan geçirildikleri zaman çalışabilirler, üretime katılabilirler. Çalışmanın, kültürün önemli bir parçası sayıldığı toplumlarda, herkes gibi engelliler de çalışmaya/üretmeye isteklidirler. İşte Kocaeli’de onların bu isteklerini yerine getirebilecekleri “Bizimköy Engelliler Üretim Merkezi Vakfı “ adı altında bir proje gerçekleştirildi
BİZİMKÖY ENGELLİLER ÜRETİM MERKEZİ – EN BAŞARILI AB PROJESİ
Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Yılmaz KANBAK’ ın proje mimarlığını yaptığı Bizimköy Projesi hayata geçti.
2000-2003 yılları arasında fikir olarak ortaya çıkarılan Bizimköy Projesi’nin inşaatı 2004 yılında Avrupa Birliği’nden ekonomik yardım alınmasıyla başlıyor. Binaların tamamlanmasının ardından İşkur’dan makine , ekipman , eğitim yardımı da geliyor. Şu anda sadece işletme sermayesine ihtiyaç duyan Bizimköy , Türkiye’nin gurur duyacağı bir sosyal proje olarak kullanıma hazır. Bizimköy Vakfı’nın kurucuları arasında ise KSO , Türk Anneler Derneği , Milletlerarası Lions Kulübü yer alıyor.
Tekstil
Mantar
Sera
Tavşan
Mozaik
Fason ünitesi
Gıda işleme ünitesi
Açık arazi meyvelik
Arıcılık
Olmak üzere 9 ayrı ürün gamı var.
Şu anda 87’si engelli olmak üzere 95 kişi çalışıyor. Sayının etap etap artması planlanıyor.
Bizimköy projesinin amacı ; engellilerin üretim sürecine katılmalarını sağlayarak kendi ekonomik ihtiyaçlarını karşılar duruma gelmelerini ve aynı zamanda ekonomiye de katkıda bulunmalarını sağlamak ve iş dünyası ile işbirliği içinde engellilerin sosyal yaşamın üretim sürecinin içinde bulunmalarına yardımcı olmak.
Proje, İzmit Akmeşe yolu üzerinde , Karaabdülbaki Köyü sınırları içerisinde , Türk Anneler Derneği ve Milletlerarası Lions Kulübü’ne ait 72 dönümlük arazi üzerine kurulmuş.
Yılmaz KANBAK
Bizimköy Engelliler Üretim Merkezi Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı KSO (Kocaeli Sanayi Odası) Yönetim Kurulu Başkanı’ nın ağzından Bizimköy Projesi:

Günümüzde toplumun bir çok kesimi artık daha bilinçli ve duyarlı . Özellikle engelli vatandaşlarımıza yönelik yoğun birtakım çalışmalar yürütülmekte , bu çalışmalarda amaç engellinin rehabilitasyonudur. Bizim ise Bizimköy Engelliler Üretim Merkezi projemizdeki öncelikli amacımız bu engellilerimizi topluma kazandırırken tüketici kimliklerinden sıyrılmalarını sağlayarak ekonomiye yeniden kazandırmaktır. Ayrıca bu projede bizim için önemli bir diğer konu da vatan için gözünü kırpmadan canını veren şehitlerimizin dul ve yetimleri ile gazilerimize de iş imkanı yaratmaktır.

Bu proje hepimiz için çok farklı anlamlar içeriyor. Herbirimizin potansiyel birer engelli olduğu gerçeğini aklımızdan çıkartmadan hedefe ulaşmak için azimle çalışarak projemizi AB’nin en başarılı 5 projesinden biri haline getirdik ve AB her yıl kuruluş , işleyiş ve topluma katkı açısından değerlendirdiği projelerden en başarılı 5 projeyi seçiyor. Bizimköy bu 5 proje arasında başarıyla yerini aldı. Bugün ortaya çıkmış olan eser ile gurur duyuyoruz.
Daha yolun çok başındayız , asıl işimizin bundan sonra başlayacağının farkında olarak şunu söylemek isterim ki ; biz inandık ve başardık. Umarım sanayi kuruluşlarının yoğun olarak bulunduğu diğer illerimizde de Bizimköy Projesi örnek alınır. Her şey topluma daha yararlı , üretken ve kendi ayakları üzerinde durabilen bireyler yetiştirebilmek için...

BİR RÜYANIN GERÇEĞE DÖNÜŞÜ
Savaş yıllarında İstanbul’a sığınan Beatrice Bruningen’in hayalleri gerçek oldu. Zihinsel engelli kızını da 16 yaşında kaybettikten sonra hayatını engellilere adadı.
Aslında Beatrice Bruningen’in hayat hikayesi tam bir roman. Hikayesi 1917 yılında Avustralya’da başladı. 1948 yılında Türkiye’ye geldi , Ümraniye’de ufak bir barınakta yaşamaya başladı. Miss Beatrice’in hayvan sevgisi ona hayvan barınakları kurdurdu. Sonunda bu sevgi koca bir haraya dönüştü.
Hayattaki tek varlığı olan zihinsel engelli kızını kaybettikten sonra yaşamını engellilere adadı.Bruningen harasının hemen yanına zihinsel engelliler çocuklar rehabilitasyon merkezi kurdu. Zamanının büyük bir kısmını bu merkezde özürlü çocukların eğitimiyle ilgilenerek geçirdi. Merkezde kızıyla aynı kaderi paylaşan çocuklarla vakit geçirdi. Beatrice’in ölümünden sonra da engellilere olan destek devam etti. Hayatını adadığı harasını engellilerin hizmetinde kullanılması için Türk Anneler Derneği’ne bağışladı.

Kuruluş amacı, yerleşimi, modern yapılar ve çalışma koşulları ile harika bir tesis olmuş Bizimköy. Ama bu noktada piyasanın çarkları da hemen devreye girmekten geri kalmamış. Bizimköy çalışanları yasaların öngördüğü hatta görmediği ölçüde iyi çalışma şartlarını elde ederken (birey olmanın gerektirdiği gibi), piyasada aynı işi yapan farklı şirketlerle de rekabet kaçınılmaz olmuş. Piyasada iş yapan bir çok şirketin üzerinde bile durmadığı yasal haklar dahil çalışma koşulları, verimlilik gibi konular işin rekabet kısmında Bizimköy’ ü zorlamakta. Sigortasız eleman çalışmaması, çalışma koşullarının çalışanların fiziksel durumuna göre düzenlendiği, nezih bir ortamdan söz ediyoruz. Tabi bu koşullar ister istemez maliyetlere yansımakta. Bu noktada, yöneticiler işgücünün verimini artırdıkça rekabet şanslarının daha da artacağını bilecek ve görecek kadar deneyimliler. Çünkü Bizimköy çalışanları fiziksel durumları yüzünden şimdiye kadar bir kenarda durmak zorunda kaldıklarından, işe başladıklarında önce bir eğitimden geçiyorlar. Yıllardır çalışan ve fiziksel engeli bulunmayan birine göre de ilk başlarda verimleri düşük olabiliyor. Bütün bu sorunlar aslında aşılamaz değil. Çünkü çok profesyonel bir kadro ile yönetilmekteler. Yöneticilerin asıl takıldıkları bir konu var ki garipsememek mümkün değil. Bizimköy’ e iş vermek için gelen ya da yetiştirilen ürünlerden almak isteyen firma sahiplerinin yaklaşımları ilginç. Başka yerden alınan fiyatlar ile karşılaştırma yapılıp daha düşük fiyat için baskı oluşturulması asıl sorun. Aslında bu bir bakış sorunu tabi. Elbette ki ticaret yapılıyor, firmalar kendi menfaatlerini düşünecekler. Ancak şurada iki satırda bile anlatmamızın zor olmadığı koşulların değerlendirilip, topluma yararlı bir şey de yapmak ama aynı zamanda da ticareti de yapmanın mümkün olabileceğini insanların görememesi asıl sorun. Yani bir duyarlılık sorunu.
Bu olumsuzluklar yıldırmamış yöneticileri, çalışanları. Gelişmeye, ürünlerini çeşitlendirmeye devam ediyorlar. Yatırımlarını düşünerek yapıyorlar. Spesifik ürünler ile gelişip rekabete daha rahat ayak uydurmak için çalışıyorlar.
Bizi en çok etkileyen şeylerden biri, engelli olmanın kader olmadığının, birey olarak haklarının olduğunun ve üretebileceklerinin çok başarılı bir yansıması olması Bizimköy’ ün.
Olur da yolunuz düşerse, el emeği bir kahvaltı edebileceğiniz, eviniz ya da fabrikanız için salça alabileceğiniz, olumsuzlukların hüzünlü bir ağlaklıkla değil, üreterek ve dimdik durarak topluma yararlı olmak konusunda fikir edinebilirsiniz Bizimköy’ de.

Adres: İzmit Akmeşe Yolu
Karaabdülbaki Köyü / KOCAELİ
Tel: 0262 315 80 21 / 0262 315 80 00
Faks: 0262 321 90 70
Email: info@bizimkoy.org.tr 
e-Panel
M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı
Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi
Anadolu Fotoğraf Dergisi