Eminönü semti karmaşık bir yapıya sahiptir. Bütün karmaşasının içinde kendince bir döngüsü ve çekim gücü vardır. Sahip olduğu çekim gücü sayesinde çok çeşitli iş gruplarını içinde barındırır. Eminönü’nün çekim gücü aynı zaman da şehre yapılan göçün büyüklüğünü gözlemlememizi sağlar. Açıkçası Eminönü semti ülkemizin profilini de bir şekilde sunar bizlere.
Bütün bu sınıflandırmaların içinde pek göze batmayan bir yanı daha vardır; eskiyle yeniyi bir arada tutar. Eski otellerin bekar evlerine dönüştüğü bu semtlerde, eski sahiplerinin terk ettiği evlere de Anadolu’dan bir çok aile göç etmiştir. Geçmişte göç edip artık yerlisi sayılan insanları da vardır Eminönü ve mahallelerinin.
Ben de Eminönü semtinin çekiminde kalanlardanım, bu nedenle de semtte kurulan iftar çadırında fotoğraflar çekmeye karar verdim. Çünkü bu karmaşık yapının sahiplerini, genel olarak iftar çadırının etrafında bulabilirsiniz. Üstelik bu birlikteliği yılın sadece bir ayında, dini bir ay olan Ramazan ayında görebilirsiniz.
Çadır isimli çalışmam aslında "İftar çadırları"nın belgeci bir mantıkta fotoğraflanması değildir. Bu yüzden de diğer semtlerde kurulan iftar çadırlarında fotoğraf çekmedim. Fotoğraflar 1999-2001 yıllarını kapsar. Çadır o yıllar da Kadıköy iskelesinin yanına kurulurdu, bu yüzden de iftara yetişmeye çalışan insanların trafiğine karışırdı.
Çadır ve ona bağlı olarak kuyrukta çekilmiş fotoğraflar da öznenin genellikle fotoğrafın merkezine yerleştirildiğini göreceksiniz İlk bakışta acemi hatası olarak görünen seçim; aslında çok kalabalık bir mekanda çekilen fotoğrafların özneyi kaybetmeme çabası, zorunluluğudur.
Fotoğrafların çoğunluğunun portre ağılıklı olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Fotoğraflarımda genel olarak göz temasına önem veririm. Böylece izlenen ve izleyen arasında empati bağının oluştuğuna inanırım.
Çadır kuyruğu iftardan 3-4 saat öncesi başlar. Genellikle kuyruğun ön tarafın da yer alan insanlar her gün aynı kişilerden oluşur. Kuyruk büyüdükçe içindeki farklılıklar belirginleşmeye başlar. Sesler yükselir, sabırsızlık da o oranda artar. Küçük çatışmalar yaşanır, çekemezlikler de olur arada bir, ama ilk gözlemlenen kuyruktakilerin aralarında yaptıkları derin sohbettir. Konular genellikle şaşırtıcı bir şekilde günlük politikadan şekillenir, üzerine günlük sorular eklenir.
Genç olanlar sabırsız, taşkınlıklarını sergiler ve sağa sola laf atarlar. Büyük şehirlerde görmeye giderek alıştığımız sayları hızla artan sokak insanları da vardır, onlar da çadırın ve kuyruğunun sakinleri arasında yerlerini alırlar. Bir de saatlerce kuyruğun etrafında oyun oynayan çocukları unutmamak lazım.
Açıkçası bütün bu hengamenin içinde kendimi izleyici konumundan almak pek kolay olmadı!
Çadıra fotoğraflamak amaçlı gittiğim ilk günler de kuyrukta daha kimse yokken, kuyruğun başlangıç noktasında beklemeye başlardım. Boynumda fotoğraf makinem asılı dururdu. Kuyruk yavaş yavaş oluşmaya başladıkça meraklı gözlerle birbirimize bakmaya başlardık. Aradan bir iki saat geçtikten sonra meraklı gözler bana sorular sormaya başlardı. Elimden geldiğince soruları cevaplandırırdım. Niye fotoğraf çekmediğimi sorarlardı. Bende istek üzerine birkaç kare çekerdim. 
Bu şekilde bir kaç gün geçerdi. Sonrasında da o kuyruğun bir üyesi olarak orada bulunurdum, makinem ve kimliğim yadırganmazdı. Böylece izleyici olmaktan sizleri ve kendimi kurtarmış oldum. Sanırım böylece empatinin de kapıları aralanmış oluyordu .
Bazen nadiren de olsa rahatsızlık hissederdim! Kocaman tele zoom objektifleriyle birkaç tip gelip uzaktan yırtıcı hayvanları çekiyormuş edasıyla kuyruktaki insanların fotoğraflarını çekerlerdi, işte o zaman bir huzursuzluk alırdı kuyruğu ; ben de utanırdım.
Ben hiç bu tür objektifler kullanmadım, bir aslan fotoğrafçısı da değilim korktuklarının ne olduğunu da bir türlü anlayamam. Zannediyorum avlanıyorlar bir şekilde. Halbuki fotoğrafladınız insanların yüzünüzü görmesine izin vermeliniz; sorularını duyacak kadar yakın olmalısınız hatta dokuna bilmelisiniz bir birinize. Belki bu söylediğim size komik gelecektir ama karşınızdakiler tıpkı sizin gibi kanlı canlı insanlardır.
Ben genellikle 24 mm, 35 mm ve 50 mm objektifleri kullanırım, nadiren de olsa kullandığım bir de 100 mm objektifim vardır. Manual bir gövdeye sahibim. Sahip olduğum ekipmana bir değer yüklemem, nihayetinde tüm bu ekipmanı bir araç gibi görürüm çünkü devamlı giydiğim ayakkabı gibi varlığını fark ettirmeden beni bir yerlere götürüyorlar sadece.
Sizleri daha fazla yormadan yazıyı sonlandırmayı tercih ediyorum. Fotoğraflarımı izleyenlere kendi kelimelerimle okumayı ve betimlemeyi pek sevmiyorum sizlerin kendi kelimelerinizle fotoğraflarla yalnız kalmasını tercih ediyorum.
Son olarak eklemek istedim bir şey var. "İftar çadırları" nı çok başarılı bir şekilde belgeleyen iki fotoğrafçı daha var; Fatih Pınar ve Saffet Vatansever, çalışmalarına google'dan arama yaparak ulaşabilirsiniz. İki fotoğrafçıyı da kuvvetli çalışmalarından ötürü tebrik ederim.
1996'da Marmara GSF Fotoğraf Bölümü'ne girdim. Fotoğrafla ilk ve gerçek tanışmam burada gerçekleşti. Bölüm arkadaşım Bülent Umut'la beraber 1999 Karabük Demir Çelik Fabrikası'nda özelleştirme sonrası ile ilgili sergi açtım. Öğrenci olduğumuz yıllarda okulumuzdan bağımsız olarak açtığımız sergimiz ülkemizin sıkıntılı dönemine tanıklık yapma çabasını içeriyordu; sergimiz tamamen bağımsız hiç bir sponsorluğu kabul etmeyen bir anlayışla yapıldı. Böylece fotoğraflarını çektiğimiz işçilerin de bağımsız olacağını düşündük Tek sponsorumuz kazandığımız ulusal fotoğraf yarışmaları idi. Sergimiz 15. İFSAK fotoğraf günleri kapsamında sergilendi, daha sonra aynı sergimiz Fototrek'te, Ankara'da ve 2000 yılında da Bursa fotoğraf günlerinde sergilendi. 2002 yılında fotoğraf bölümünden mezun oldum. 2004 sonuna kadar fotoğraf çalışmalarıma ara verdim. Çadır adlı çalışmam 2005 genç soluklarda dikkati çekenler arasında yer aldı. 2007 de 4. UFAT etkinliklerinin "portfolyonla gel" bölümüne katıldım. Halen şiiri ve fotoğrafı öğrenmeye çalışıyorum. Geçimimi profesyonel tanıtım fotoğrafçısı olarak kazanmaktayım bir yandan da fotoğraf projelerine devam etmekteyim. Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
Mert Veysel KİBAR Hakkında1975 İstanbul doğumluyum. Sultanahmet Meslek Lisesi'nde son sınıfta makine model ustası olmayı umarken; edebiyat hocamın yönlendirmesiyle fotoğraf eğitimi almaya karar verdim.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"