Arşivimizden  - From Our Archives

 

Salih Güler

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

Pınar Dağ

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

FR DUYURULAR - FR NEWS
ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Celal Kılıç ile Söyleşi

Fotografçılık sizin mesleğiniz mi, yoksa amatör uğraşınız mı ?

 

Fotografçılık aslında mesleğimle ilgili ancak gerçek mesleğim değil. Gerçek mesleğim görüntüleme sistemleri üzerine. Dolayısıyla fotografın temel teknik kurallarını master eğitimim sırasında gördüm ve bunları kullanıyorum. Ama fotografın sanatsal boyutu ve yaratım kısmı mesleğimden çok farklı.

 

Asıl mesleğiniz nedir ?

 

ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü mezunuyum. Sonrasında eğitimimi, eskiden beri tutkum olan tıpla birleştirmek için, İskoçya’da Medikal Fizik konusunda yüksek lisans eğitimi aldım.


Celal Kılıç
 

Fotografı sizin için önemli ve ayrıcalıklı kılan nedir ?

 

“İçinden geleni farklı bir dille kalıcı olarak ortaya koymak.” Yaşadığım dönemde doğru olarak yansıttığım fotograflar süreç içindeki kalıcılığıyla birleşince çok daha değerli oluyor. Yani geçmişte düşündüğümüz şeylere daha sonra bakıp “ya ben bunu da düşünmüşüm” diyebiliyorsunuz, fotografın bu belgesel yanı çok hoşuma gidiyor.

 

Sizce fotograflarınızda size has bir uslup var mı? Olmalı mı?

 

Eğer her insan kendi düşüncelerini; hiç bir etki altında kalmadan ve başkaları için fotograf yapma kaygısına düşmeden, fotograf karesine aktarıyorsa, o kişinin bir bakış açısı, kendine has bir uslubu var demektir. Bu bir tarz veya bir katagori olmayabilir. Ama bakış açısı, ortaya koyuşu, duyguları ve yönlendirmeleriyle fotografçının illaki farklı bir uslubu oluşur.

 

Benimse belli bir tarzım yok. Yaşadığım ortam hiçbir zaman tek düze olmadı; köy hayatımda oldu benim, şehir hayatım da oldu, yurtdışı yaşantım da. O kadar farklı yaşanmışlıklar içinde tek bir tarafa kanalize olmayı doğru bulmuyorum. Fotograflarımda zaman içerisinde yaşadığım bu gelişmeleri gözlemlemek de bana tanımsız bir haz veriyor.

 

Kendinize has bir uslup yaratmanız ne kadar zamanınızı aldı?

 

O baştan beri vardı aslında. Tabi zaman içerisinde bakış açınız, teknik değerlendirmeleriniz gelişiyor. Eskiden 30 tane fotograf benim için mükemmelken şimdi sadece 2 tanesi değer taşıyor. Şu anda kendi içimdekileri yansıttığım kareler bana anlamlı geliyor.


 

Celal Kılıç adı sizi fotograf çekerken etkiliyor mu? Bilinen bir fotografçı olmak, insanların sizden beklentisini arttırıyor mu?

 

Aslında tam tersi. Hiç kimsenin benden bir şey beklememesinin rahatlığı oldu hep. Çünkü ben ön planda olmadım, olmayı da sevmiyorum. Çektiğim fotografların büyük bir bölümünü de paylaşmadım. Paylaştıklarım, paylaşmadıklarımın yanında çok az bir miktardır. Beklenti olmadığı için çok daha rahat kendimi ortaya koyabiliyorum. Üzerimde bir yönlendirme baskısı yok.

 

En fazla ne tür fotograf ilginizi çekiyor ? Neden ?

 

Fotografa hangi açıdan, hangi referans noktasından baktığınız çok önemli. Mesela benim için belgesel fotografçılığı, sadece o anı dondurup gelecekte “işte bu da vardı” demek değil. Bence fotograf konularıda kendi içinde alt gruplara ayrılabiliyor. Benim için geçmiş zamanı çağrıştıran fotografların da belgesel değeri var. Belgesel sadece manzara, insan karakteri ve giyimlerini ortaya koymak değil. Belgeselin makro yönünü de seviyorum; insanın etkileşimiyle ortaya koydukları, hisleri, çağrıştırdıkları. Bazen bu kurgulama ile olabilir. Yani düşündüğünüz ortamı bir kere yaşayıp fotograflamadan geçtiyseniz, sonrasında o ortamı sağlayacak şartları oluşturmak için kurgulama da yapabilirsiniz.

 

Belgesel de size birşeyler çağrıştırmalı, birşeyler anlatmalı mı demek istiyorsunuz?

 

Tabiiki. Ben başkalarının düşünceleri için belgesel fotografı çekemem. Tamamen içinde bulunduğum ortamı ve zamanı hisseederek, düşündürdüklerini ve duygularımı ortaya koymak için fotograf çekerim.O ortama, kendimce anlam vererek fotograflandırırm.


 

Her fotograf için sanat eseridir diyebilir miyiz ? Neden ? Bir fotografa “Sanat Eseri” dedirten kriterler nelerdir sizin için?

 

Ben; her fotografa sanat eserimidir değil midir diye bakmam. Aslında bunun bir kriteri de yok. Kişilerin ve grupların beğenilerini ne kadar ortaya koyduğu önemli. Sanattaki temel öğeler, öğretiler bile her zaman kabul görmeyebiliyor. Ben sanat fotografı çekmek için de fotograf çekmiyorum. Çeşitli sanat akımlarının içine girip fotograf çekme kaygısında olmadım. Tabi ilerde çektiğim bir fotograf sanatsal açıdan değerlendirilip kabul görebilir. Ama bu benim “sanatçı oldum” edasıyla fotograf çektiğim anlamına gelmez. Bence içten gelen duyguların, düşüncelerin o ortam için de en iyi şekilde şekillendirilmesidir fotograf.

 

Celal Kılıç fotografı çok önemli bir iletişim aracı olarak kullandığını biliyoruz. Peki fotograflarını kullanarak hedefine ulaştığını söyleyebilir miyiz?

 

Toplum içinde kendi fotograflarımı kullanarak bir hedefe ulaşma amacım olmadı. Çünkü birşeyleri topluma anlatmak gibi bir kaygım veya çabam olmadı. Ama toplumla olan iletişimimi sorguladığım oldu. Toplum içinde ne yaptığımı, olayları nasıl değerlendirdiğimi sorguladım. Geçmiş zaman içinde çektiğim fotograflara daha sonra baktığımda, bakış açımın, değerlendirme kriterlerimin farklılaştığını hissedebiliyorum. Ama topluma birşey anlatmak için bir çalışma yapmadım.


 

Peki yapılmalı mıdır sizce?

 

İllaki yapılmalıdır. Ama bu çok özel bir çalışma olmalıdır. Fotograf çekmeden önce çok iyi bir altyapı çalışmasının yapılması gerekmektedir. Sadece düşünerek değil, projeyi çok iyi araştırmak, tarihini, kültür yapısını, insanların davranış şekillerini ortaya koyacak bir çalışma yapmak gerekir. Bunun alt yapısını çok iyi oluşturduktan sonra, kurgulama ön plana gelebilir. Tabi kurgulamada, hiç bir zaman doğallığın önüne geçilmemelidir. İşte böylesine ciddi bir çalışmayla üretilen bir fotgoraf topluma hedeflenen düşünceyi  anlatılabilir.

 

 

Yoksa anlaşılmadığınızı düşündüğünüz fotograflarınız var mı?

 

Olmadı. Neden olmadı? Dedim ya, ben birisine bir şeyler anlatmak için fotograf çekmedim. Yani herkes istediği gibi anlayabildi. Eleştiride de bulundu; çok kötü fotograf diyen de oldu, aynı fotografı göklere çıkaran da oldu. Herkesin farklı düşünceleri (yapıcı olması kaydıyla)  değer taşıdı içimde.

 

Gördüğünüz enteresan şeylerin fotograflarını çeker misiniz ? Neden ?

 

Ben portrelerin sadece insanlarla, yaşayan canlılara bağlı kalmadığını düşünürüm. Portreyi geniş tutmak lazım. Yaşayan ama cansız portreler de çok fazla çevremizde. Kimi zaman çiçeklerden veya bulutlardaki şekillerden bir portre oluşturabilirsiniz. Bunu fizikle bağdaştırdığımızda, diyebiliriz ki, herşey birbiriyle bağlantılı, yeterki o bağlantıyı oluşturacak köprüyü kuralım düşüncelerde.

 

Bu tür fotograflar, fotografçının düşüncelerini yansıtır mı sizce?

 

Zaten bir şey hissettirmezse o fotograf çekilmez. Bir şey hissettiriyorsa da geçmişten gelen altyapınız size birşeyler hissettiriyordur. Dolayısıyla kesinlikle yansıtır. Hissetmeden çekilen fotograflar zorlama, birisine beğendirme çabası içindedir. İşte o zaman başkası için fotograf çekiyorsunuz demektir. En kötüsü de bu. Sonuçta hepsi birbirinin kopyası olan fotograflar ortaya çıkıyor. Ben ders verirken, öğrencilerim için de bunun olmaması için çaba gösteriyorum. Herkes kendi içindeki doğal karesini yansıtsın, bırakın hata yapsın, hata yapmak da çok güzel. Hata yaparak, hatasını yaşayarak insan içindeki gerçek doğruya ulaşabiliyor. Ama tabi özeleştirilerde, başkalarının düşüncelerinden etkilenmeden, kapaklanmadan ve kendi içinde barışık bir tarzda yapılmalı.



Bir konsept oluştururken, fikirlerinizi paylaşır mısınız? Yoksa başka birisinin sizden önce davranamasından korkup sadece kendinize mi saklarsınız?

 

Hayır, paylaşmam. Bunu başkalarından saklamak olarak düşünmeyin. Anlıktır fotograf aslında. Ama bir ön hazırlık gerektirecek çalışma yapacak olursam elbette paylaşırım. Hatta çok şey paylaşırım. Düşüncelerimi o konuda uzman olan kişilerle tartışırım. Ama son çıkarımlar bana ait olur. Bilgilerin paylaşımından sonra içime sinenleri, kabul edebildiklerimi kendim için önemli kılarım. Yaratımda “biz” yok, kısaca, yaratımda “ben” , paylaşımda “biz” var. Aslında son derece bencilim fotograf yaparken, ama paylaşırken, öğretirken, işte o zaman işler değişiyor. Kendimi yansıttığım fotografların kökeni çok geçmişlere dayalı, yaşanmışlığa dayalı. Yaşanmışlığı olmayan bir ben yok fotograflarımda!..

 

Deneysel ya da kreatif fotograf diye ortaya konan her fotograf yaratıcı bir çalışma mıdır ? Neden ?

 

Hayır, bana göre bunlar birazcık zorlama oluşumlar. Günümüzde kreatörler çok moda oldu. Kreatif fotograf grupların başında, kreatörler duruyor. Başa bir tane kreatör koyarak, diğer kişilerin yaratıcılıklarını sınırlandırıyorsunuz aslında. Doğrusu ben bu tarz yaklaşımları çok fazla kabul edemiyorum.

 

Teknolojik yeniliklere karşı tepkiniz nasıldır ? Örneğin, dijital geçiş hakkındaki düşünceleriniz nelerdir ?

 

Teknolojik gelişmelere herhangi bir karşıtlığım yok. Tam tersine ben, işime yarayan her tekniği kullanırım. Yeterki düşüncemi doğru olarak yansıtmama katkıda bulunsun. Yani pozametresiz bir makina da benim için idealdir; eğer iyi tanıyorsam. 100.000 dolarlık dijital bir makine, benim için yetersiz kalabilir. Eğer makineye deger katan teknik özelliklerini dogru şekilde kullanamıyorsam. Düşüncelerimi ortaya koyabileceğim teknolojiyi kullanabildiğim ölçüde başarıya ulaşabilirim.

 

 

Fotograf neden satın alınmaz Türkiye’de ? Türkiye’deki fotograf envanterini nasıl değerlendiriyorsunuz? Mesela yurtdışındaki gibi fotograf müzeleri neden yok Türkiye’de sizce? Bu tür kurumsal eksiklikler nasıl giderilebilir?

 

Aslında bireysel düşüncelerin ortaya konmasında bir sıkıntı var. Biraz önce de belirttiğim gibi bizde genelde birilerinin peşinde, birileri gibi fotograf çekme çabasına giriliyor. Böyle olunca da bireysel yaratıcılık, bireysel çeşitlenme yok oluyor. Onun haricinde teknik eksikliklerde var. Günümüzde her ne kadar bu sorun giderilse de baskı kalitesi hala istenen düzeyde değil. İkinci üçüncü seviyedeki kalitede fotograf baskılarını; biz            1. sınıfmış gibi kullanıyoruz. Yani fotograf, baskıda ton değerleriyle bozulmuş, grenler artmış olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu tarz olumsuzluklar da müzelerde kullanılabilecek bir envanter oluşturulmasını engelliyor. Müzelerde kullanılacak fotografların çok özel baskılarla oluşturulması lazım. Günümüzde her ne kadar baskılar belli bir kaliteye ulaşsa da, ömrü 20-30 yılın ötesine geçemiyor. Çok özel tekniklerle basılırsa fotografın ömrü 100 yılın üstüne kadar çıkabiliyor. Biz fotograf çekerken, biraz tembeliz ve tez canlıyız. Özellikle ışık koşullarına gerektiği kadar önem vermeden çekimler yapıyoruz. Anı yakaladığımızda herşeyin mükemmel olması için gereken itinayı gösterecek kadar bekliyemiyoruz.. “Bu kadarı da bana yeter”  gibi bir düşünce hakim. İş böyle olunca bir yerlerde bozukluklar ortaya çıkıyor, çalışmalar doyurucu olmuyor. %90 lık başarıyla yapılan bir fotograf müzeye kabul edilmediği halde %95 lik başarıya ulaşan fotograf müzeye konulabiliyor. O %5’i biz çok önemsemiyoruz, sonuçta bunlar, fotografın uzun süreli değer taşıyabilmesi için önemli kriterler.

 

Fotograf sadece görsellik mi içerir sizin için yoksa her fotografın anlatmak istediği bir öykü veya şiir olabilir mi? Aynı şekilde bir şiir veya öykünün fotografı çekilebilir mi?

 

Tabi bir öykü veya şiire çok iyi bir ön çalışma yapıldıktan sonra fotograf çekilebilir. Önce o öykü veya şiirin yaşanmışlığını içinizde hissetmeniz lazım. Ama o öykünün yazarı için fotograf çekerseniz istediğiniz fotografa ulaşamazsınız. Onun için hangi öykü ve hangi şiir olduğu çok önemli. Şiirin veya öykünün birden fazla açılımı olabilir. Hepsini birden işleyim derseniz fotograf içindeki anlatımınız karışır; çorba olur. Fotografta sadelik, tek bir konuyu etkili bir şekilde sunmak çok önemlidir.


 

Fotografını çektiğiniz insanlarla dostluklar önemli midir fotografta ?

 

Dost olmak zorunda değilsiniz ama iletişim önemlidir. İletişim kimi zaman büyük avantajdır, ama kimi zaman hiç iletişim olmadan, modeliniz kendi haline bıraktığınızda çok iyi sonuçlar elde edebilirsiniz. Mesela kendi halindeyken istediğiniz durumu, ortamı yakalayamıyorsanız, ilgili kişiyle iletişime geçerek istediğiniz ortama ulaşabilirsiniz. İşte bu sonucu elde etmek için, o kişinin geçmişini sorgulamak zorundasınız, geçmişten alıntıları etkili bir şekilde O kişiye yansıtmanız gerekir. Sadece grafiksel fotograflar benim için etkili olmayabiliyor. Sosyolojik olarak da, teknik olarak da, anlatım olarak da, altyapı olarak da neyi istediğiniz ve neyle empati kurduğunuzu  bilmeniz gerekiyor. Bunu iletişim kurmadan yakalayabilirseniz neden olmasın. Ama bazen saatlerce dil dökseniz de yakalayamayabilirsiniz.


 

Sizce bir fotografçı duyguları fotografa yansıtmak için ne gibi teknikler/yöntemler uygulamalıdır?

 

Ortam içinde hissettiklerini ortay koyabilmek için; bildiği, hakim olabildiği tekniği ve yöntemi uygulasın yeter.

 

Yerli ve yabancı olmak üzere beğendiğiniz fotoğrafçılar kim ?

 

Aslında isim bazında fotografçı hayranlığım yok. Fotograf bazında sevdiklerim var. İsimler üzerinde de pek durmak istemiyorum. Çok önemli fotografçıların bile her yönüyle başarıyı yakalayamayan fotografları var. Aynı Ara Güler gibi. Ara bey, bir ekoldür. Fotograf içinde bizlerin bu duruma gelmesini sağlayan en önemli temel direklerden birisidir. Ama O’nun bile, benim için mükemmel, etkileyici kareleri olduğu gibi, bakınca bana birşeyler hissettirmeyen, çağrıştırmayan kareleri de var. Bu o kişiyi beğenmediğim anlamına gelmez. Bütün olarak baktığımda gerçekten örnek aldığım bir kişilik. Ama dediğim gibi kişi bazında değil, fotograf bazında değerlendirmeyi tercih ediyorum.


 

Uluslararası platformda Türk fotografçılarını/fotograflarını nerede görüyorsunuz? Sizin gözünüzde eksikler var mı? Varsa neden kaynaklanıyor?

 

Aslında uluslararası platformda ben Türk fotografçılarını fazla göremiyorum. Ara Güler’in dışında, isim yapmış bir kaç kişi daha var. Onların da fotografçılığına hiç bir şey demiyorum ama %50 si fotograf başarısıysa %50 si de şans. Bunun dışında, çok iyi fotograf çeken, çok iyi gören, ortaya koyan, kendileriyle barışık, iletişimi güçlü olduğu halde kendini gösterebilme şansını elde edememiş fotografçılar çoğunlukta. Tanınmadıkları için de dışarıya açılamıyorlar. Dışarıyla tanınmasını boşverin, kendileri bile kendi yaratımlarını baskılamış durumdalar. Genelde tepedekiler, iyi ve kötü bireysel tek taraflı değerlendirmeleriyle, yeni yetişen neslin öne çıkmasını birşekilde engelliyorlar. Malesef onlar sayesinde de çok gelişemiyor; yeni nesil fotografçılarımız. Fotoritimdeki “Fotograf Topluluklarından” köşesini bu yapılanmaya karşı olmak, yeni isimlere şans vererek bir duruş oluşturmak için başlattık. Kendilerini olduğu gibi, yalın ortaya koyabilen, her düşünceden fotograflar gelsin istiyoruz. Bu tarzda davranabilen yeni nesil fotografçılarla iletişime geçerek başka konu başlıkları altında yeni fotograflar üretebilecekleri ortamını da oluşturabilmek amaçlarımızdan birisidir. Yani amacımız, kendilerini olduğu gibi ortaya koymalarını sağlayıp, doğallıklarını bozmadan, önce türk fotograf dünyasına, sonrasında da, uluslararası fotograf dünyasına açılmalarını sağlamaktır.  


 

Bu güne kadar ne gibi projeleri gerçekleştirdiniz ? Nasıl gerçekleştirdiniz ?

 

Ben kendi fotograflarım için özel bir proje çalışması yapmadım. Fakat projelerim yeni yetişen düşüncelere fotograf ürettirmek için oldu. Bu aşamada atölye çalışmalarım var. Onun dışında Sivil Toplum Kurumlarında, Fotograf Dernekleri içinde bir takım idaresel, yönetimsel bazda projelendirme gruplarında aktif olarak çalıştım. İnsanlara kendileri olma imkanı verildiği zaman iletişim çok çabuk kuruluyor ve müthiş bir bağlılık oluyor, sayılar da hızla artıyor. Bu düşünce ile başkanlığını yaptığım bir grup çalışmasında 3 kişi başlayıp 40 kişi olduğumuz bir anda dernekten uzaklaştırıldığımızı biliyorum. Neden? Hani biraz önce baskılamalardan ve başkalarına hizmet etmekten bahsetmiştik ya, işte bu olguların dışına çıktığımız için. Geçmiş zamanda ODTÜ’de, Uluslararası Gençlik Topluluğuyla paneller, seminerler, söyleşiler başlattık. Bu bir süreç. Ben sadece tecrübelerimi ortaya döküyorum. İnsanlar, emirvari söylediklerimden birşeyler öğrenip uygulasa da bu onlara bir haz vermeyebilir. Ancak kendi düşüncelerini ortaya koyabilecekleri projeleri hem zevkle yaparlar, hem de da tutucu olur, kovalayıcısı olur.

 

Atölye önemli midir ? Neden ?

 

Evet, atölye biraz önce de bahsettiğim ortamı ortaya koyma bazında çok önemli. Eğer o ortamı insanlara sağlayabiliyorsanız atölyenin büyük yararı var. Ancak birisinin düşüncesine hizmet ediyorsanız, o atölyenin yarardan çok zararı var. Bu yüzden atölye hocalarına çok iş düşüyor. Az laf çok fotograf yapmak gerek. Tabi fotografın temel kurallarını aktardıktan sonra.  Bu eğitim sırasında da yeni düşünceleri kapatmamak ve baskılamamak gerekiyor.


 

Şu an katıldığınız bir atölye çalışması var mı?

 

Bilkent Üniversitesi Fotograf Kulübü ile “İnsan ve Mekan” konu başlığı altında bir bir atölye çalışmasına başladık. Orta Doğu Teknik Üniversitesi bünyesinde faliyet gösteren Amatör Fotogoraf Topluluğu(AFT) ile bu tarz başka bir konu başlığı altında bir çalışma başlatmak  için çabamız oldu. Malesef bu gerçekleşmedi. Bunun üzerine ODTU’de okuyan ve eğtim görevlisi olarak emek veren fotograf gönüllüleriyle bir grup oluşturduk. Yakın bir zaman diliminde, konu başlığı belirlendikten sonra atölye içinde fotograf üretimine başlıyacağız. Onun dışında Hacettepe Üniversitesi Fotograf Kulubüyle ve Gazi Üniversitesi Fotograf Topluluğuyla iletişim halindeyim. Kayseri, Erciyes Üniversitesi’yle iletişime geçmeye çalışıyorum. Teknolojii gelişti. Yeni iletişim imkanlarını kullanarak; arada kilometreler olsada düşüncelerin aktarılıp paylaşılabildiği atölye çalışmalarının yapılabileceği inancındayım. Bunun için iyi bir başlangıç yapmak amacıyla, çalışmalara başlamış bulunmaktayız. Benim projelerimde hep yeni zihinler var. Başkalarından çok fazla etkilenmemiş, kendilerini olabildiğince doğallığıyla ortaya koyabilecek zihinler benim için önemli.

 

Fotografa yeni başlayan amatörlerin kendilerini geliştirmeleri için nasıl bir teknik izliyorsunuz veya neler öneriyorsunuz ? (sıkmadan boğazlamadan kendileri hissettiği ölçüde ben vermek istiyorum)

 

“ Celal Kılıç, bu sorunun cevabını tamamen bana bıraktı. İki kez atölye çalışmalarına katıldığım için de bu sorunun cevabını zevkle verebilirim ki; Celal Kılıç’ın bir atölyesi, bir cumhuriyeti var. Şimdi bu yazıyı okuyan öğrencileri eminim “ne demek istiyorsun sen” demişlerdir. Evet bu bir egemenlik. Kurallar ve yasaklar var onun yönetiminde de. Birinci yasak; “Teşekkür etmek”, birinci kuralsa “ özgür düşünmek”. Kendi tabiriyle diyebilirim ki biraz “deli dolu ......”. Fotografa yeni başlayan öğrencilerinin hata yapmasını isteyen, ancak yaptıkları hatalarla doğruyu veya kendilerini bulacağına inan bir fotograf eğitmeni kendisi. Bir sınırı yok, sınırlar yasak. Bazen çok acımasız da olabiliyor tabi, özene bezene kendisine getirilen bir fotografı hiç acımadan yırtması, öğrencilerini daha iyiye teşvik etmek için yaptıklarından bir örnek sadece. Sonuç olarak diyebilirim ki, kendisinin bildiğimiz sınırlar dışında oluşturduğu bu dünyada, öğrencisi olmak kendinizi bulmak demek sanırım. “

 

Fotograf pahalı bir sanat mıdır?

 

Fotograf pahalı bir sanat değildir. Tam tersine ucuz bir sanattır. Günümüz teknolojisinde sadece ilk başta, ekipmana para yatırmanız gerekiyor. Sonrasında ki harcamalar; en azından benim hayatımda, maliyetli değil. Zamanında çok para harcadım, bitti. Artık çok para harcamıyorum.


 

Her zaman yeterli miktarda ekipmanınız oldu mu?

 

Ekipman hiçbir zaman yeterli olmaz. İllaki daha fazlasına ihtiyaç duyarsınız. Seçtiğim ekipmanlar genelde uzun vadede ihtiyacımı görecek türden oldu. Bunu bir moda gibi düşünmedim. Hatta ucuz olsun diye düşük kalitede herhangi bir objektif alıp emeğimi boşa harcamaya da karşıyım. Ozaman emeğimi ucuza satmış oluyorum demektir. İngilizler “Ucuz mal alacak kadar zengin değilim”sözüyle bunu çok iyi açıklamışlardır. Ucuza aldığımız ekipmanlarla, bizim için parayla ölçülemeyen  olgularımızı (emeğimizi, hevesimizi ve zamanımızı) ucuza satmış oluyoruz aslında.

 

Yarışmalardan iyi dereceler ya da bol miktarda sergilemeler elde etmek bir fotografçının kariyerine katkı verir mi ? Neden ?

 

Verildiği düşünülüyorsada ben bu düşünceye katılmıyorum. Yarışmalarla değil, kişilerin anlatım gücüyle kendilerini ortaya koyması lazım, fotograflarında. Çünkü yarışmalarda özellikle Türkiye içinde yapılan yarışmalar da çok tarafsız davranıldığını düşünmüyorum. Türkiye Fotograf Sanatı Federasyonun’da gözlemci olarak görev aldım. Orada “beni mi denetliyorsun”, “sen kimsin”, “fotografçı mısın” tarzında çok tepki aldım. Sanki birşey açığa çıkartmak için orada bulunuyormuşum gibi algılandım. Halbuki öyle bir amacım hiç olmadı. Kaldı ki, beni fotografa yeni başlayan öğrencilerim bile eleştirebilir. Çünkü ben o fırsatı veriyorum. Ve bu eleştrilerden de güzel şeyler öğreniyorum. Her yeni bir bakış; kendi gibi yalın olmak kaydıyla, benim için yeni bir açılım olabiliyor. İşte bu tarz yaklaşan bir jüirini verdiği fotograf değerlendirmesi sonunda aldığım derece, benim için bir ölçü olamaz. Ama yurtdışında çok özel yarışmalar var. Jurilerin değerlendirme sistemleri de çok özel. Tartışma ortamı yok orada. Herkes kendi içinde fotografı olabilidiğince özgür bir ortamda değerlendiriliyor. Fotograflar hiç bir zaman degerlendirme öncesinde görülemiyor. Ben Türkiye’deki jürilere güvenmiyorum. Fotograflar daha önceden de gösterilebiliyor. Bu nedenlerden dolayı, yarışmalarla elde edilen başarının katkısı fotografçıya kısa vadeli bir kariyer sağlıyabiliyor. Ama onun ötesinde bir başarıya kendi imkanlarıyla çıkmasına neden olamıyor. Zira taşıma suyla elde edilen başarının seviyesi hiçbir zaman doruklara ulaşamıyor.  Belki de bu yüzden uluslararası başarılara ulaşmak bizim için erişilmez oluyor.

 

Yeterli süreli fotograf yayını var mıdır? Bir çok yayın neden kısa sürede yayın hayatını bitirmektedir ?

 

Malesef yok. Keşke olsa. Özellikle baskı olarak düşündüğümüzde maliyetler çok yüksek, fotografın da maddi bir getirisi yok. Aslında özel tanıtım projeleriyle maddi kaynaklar sağlanabilir. Ama bunlar bir anda olacak şeyler değil. Önce kendinizi kanıtlamanız lazım. Düşüncelerinizi kanıtlamanız lazım. Üslübunuzun olgunlaşması lazım, bir çizginizin olması lazım ve stabilitenizin olması lazım. Bunların hepsi birden olmadığında, hatta birinin bile olduğu ortamların zor gözüktüğü bir dönemde, ekonominin de bu derece kötü olduğunu düşünürsek çok zor. (Fotoritim’de bile yeri geldiğinde zorluklar çekiyoruz. Fakat, birbirimize duyduğumuz güvenle, yardımlaşmayla ve her üyenin gücünün yettigi ölçüde verdiği emekle bu zorlukların üstesinden geliyoruz.) Tabi yine de bir çaba var. Keşke her katagoriye göre ayrı, süreli yayınlar olabilse. Piramitin altını yaygınlaştırıp yüksekliği arttırdığımız zaman, biz de dünya fotograf yayıncılığında  bir yere gelebiliriz. Şimdi herkes tabanda. Yüksekte bir iki oluşum var. Onlar da taşıma değer. Altyapı yok bizde. En büyük eksiğimiz bu.


 

E-yayının geleceği için neler düşünüyorsunuz ?  

 

Bence devam etmeli, hatta aynı katagoride en az 5 tane farklı açılılımlarda çizigisi olan dergiler yayınlanmalı. Herbir dergi aynı katagoride olsada, konuya farklı açılardan bakabilmeli. Bu durumda, yeni gelen bir yayın diğerini kötüleştirmez, tam tersine kendi değeriyle eskisinin değerini arttırır. Ama herkes kendi açısından, haddini bilerek yayın yaptığı sürece.

 

 

Sadece iki kez katılabildiğim atölye çalışmalarından bile çok şey öğrendiğim, bana bu ropörtaj için sonsuz özgürlük tanıyan, Celal Kılıç’a teşekkür etmek istiyorum. Biliyorum teşekkür etmek yasak, ama ne de olsa, yasaklar ve kurallar çiğnenmek için var...

 

Son olarak, bir de Celal Kılıç’ı çok daha iyi tanıyan bir öğrencisinin gözünden dinleyelim onu;

 

Celal Kılıç kimdir? Bir kere hocadır, çeke çeke getirir insanı her derse, her toplantıya ve bildiği ne varsa sakınmadan anlatır anlatır; sabır adamıdır, bıkmaz gene anlatır, öğretene kadar anlatır. Sonra abidir, halden anlar yardıma koşmaya hazırdır zor anlarda, telefonu hep açıktır öğrencilerine ve ayıracak zamanı vardır hep bir yerlerde. Moral koçudur, "yok tamam olmuyor, bırakıyorum" dedirtmez, ağzınıza tıkar lafınızı... "Tamam, oldu bu fotoğraf!" da dedirtmez asla; en acımasız eleştirmendir siz mükemmelli yakaladım dediğiniz anda. Çünkü her zaman gidilecek yollar vardır onun için ve sizin yapabileceklerinizin sonu yoktur onun yanında. Çözüm insanıdır, bir çare illaki bulur açmazlara. Sevgi dolu, umut dolu, güven doludur ve yayar bunları etrafına. En önemlisi fotoğrafçıdır Celal Kılıç, fotoğraf sevdalısıdır. Hayatının en önemli, en görkemli yerinde durur fotoğraf. Gözüyle değil duygularıyla; insan sevgisiyle, doğa sevgisiyle çeker fotoğraflarını ve fotoğraf sevgisiyle bakar etrafına. Celal Kılıç, sizi fotoğrafın içine atar, fotoğrafı sizin hayatınıza ve dersiniz ki fotoğraf oldukça Celal Abi de olsa...

 

Nazlı Üstünes

 

 

Röportaj : Nazlı Yonca AYDIN 
 


 
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 2 yorum, 1-2 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
'ne yapacaksınız çekmeyeceksiniz' hocam sizin yüzünüzden fotograf çekemiyorum.Tabiki şaka...Fotograf çekerken bu sözünüzü öyle küpe yapmışım ki kulaklarımdan hiç çıkarmıyorum. Şaka bir yana 'Anadolu da Yaşam II' atölye grubumuzdaki paylaşımlarımız bana o kadar çok yol aldırdı ki, durdurana aşkolsun. Sevgili Hocam, sabırla yeni bir atölye çalışmasi müjdesi bekliyoruz. Projelerinizi sayıp lütfen öksüz bırakmayın....Bizlere verdiğiniz sonsuz emeğe, yüreğinize tekrar teşekkür ederim..Sevgi ve Saygılarımla
Mediha Gezgin eklemiş - adds | 03 Haziran 2008 Saat - Time 20:27
Anadolu'da Yaşam II Belgesel Atölye çalışmalarına başladığımızda ilk dersler sizden bayağı çekinmiştim. Çektiğimiz fotoğrafları öylesine acımasızca eleştiriyordunuz ki acaba bu atölyeden daha fazla azar işitmeden ayrılsam mı diye düşündüğüm de olmuştu..Zamanla biz birazcık fotoğraf çekmeyi öğrendik, siz de elştirilerinizi yumuşattınız ve atolyemiz ciddi ürünler verdi. Sonrası hepimizin emeği güzel bir sergiyle noktalandı. İyi ki varsınız Celal Hocam.Fotoğraf sevdalısı olmamda payınız büyük.Siz bizim sadece hocamız değil, dostumuz, arkadaşımız oldunuz.Yüreğinizde her zaman yerimiz olduğunu biliyoruz. Kalın sağlıcakla. Rahime Sarıhan.
Rahime Sarıhan eklemiş - adds | 10 Haziran 2008 Saat - Time 00:34
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

 

 

 

TFSF Onaylı Yarışmalar

Photo Contests Under TFSF Patronage

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.