Arşivimizden  - From Our Archives

 

Erwin Olaf

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Ali İhsan Ökten

Atakan Dürüst

Aydan Çınar

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

Hasan Sönmez

Hülya Yeltepe

İmren Doğan

Levent Yıldız

Mehmet Uçkun

Pınar Dağ

Şebnem Aykol

Şebnem Evren

Tuba Döner

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES

 

Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > EYLÜL 2009 SAYISI - SEPTEMBER 2009 ISSUE > Cenk Pekcanattı : Savaşta ve Aşkta Her Yol Mubah mı
Cenk Pekcanattı : Savaşta ve Aşkta Her Yol Mubah mı

Fotografista İftiharla Sunar:

Savaşta ve Aşkta Her Yol Mubah mı?

 



Yukarıdaki klasikleşmiş “İspanya İç Savaş” fotoğrafının gerçek olup, olmadığı yıllardır tartışıldı durdu. Fakat Katalan Gazete El Periódico’nun, 17 Temmuz 2009 Cuma günü, ortaya attığı bir iddia, tartışmaya Capa aleyhine son vermiş gibi görünüyor.

 

Salı, 20 Ağustos 2009

 

Modern foto muhabirliğin kurucularından kabul edilen Robert Capa’nın, kurumuş otlarla kaplı bir yamaçta vurulup, yere düşmekte olan milis fotoğrafı ya da bilindik adıyla “Düşen Asker (1)”, İspanya İç Savaşı’nın yeryüzünde, şüphesiz en çok bilinen görüntüsüdür. Ama 1936 Eylül’ünde çekildiği “O” andan günümüze, Robert Capa’nın bu dramatik fotoğrafının gerçekliği defalarca tartışmalara sebep olmuştur. Tam olarak nerede çekildiğini ve fotoğraftaki askerin kim olduğunu saptamak amacıyla bitmek tükenmek bilmeyen ısrarlı girişimler günümüze kadar da sürmüştür. Konu hakkında bir çok spekülasyon yapılıp, ardından “Düşen Asker” çeşitli kanıtlarla zaman zaman aklansa da, Katalan gazetesi,  El Periódico’nun son iddiası yenilir yutulur cinsten değil…

 

Halen dünyanın en iyi savaş fotoğrafçılarından biri olarak kabul edilen Capa’nın klasikleşmiş fotoğrafının mizansen olabileceğine dair en yeni kanıt, 17 Temmuz 2009’da gündeme geldi. El Periódico, sözde “Düşen Asker”in iddia edildiği gibi, Andalusya’daki Cerra Muriano yakınlarında değil, güney-batısındaki, o zaman cephe hattından uzak, Espejo Kasabası civarında fotoğraflandığını iddia etti. El Periódico, haberi "Capa düşen askerini savaşın olmadığı bir yerde fotoğraflamış.” başlığıyla yayınladı. Gazete, Capa’nın çatışmaların başlamasının üç ay sonra, 5 Eylül 1936’da çektiği, bu fotoğrafla ilgili olarak bir foto-analiz de yapmış. Bu analizi bir kanıt olarak sunan gazete, “Savaşın aktif olduğu bölgeden 10 km uzakta olan esas mahal, ölümün gerçek olmadığını gösteriyor.” diye yazdı. Y.N: Bu analizi ilerleyen kısımlarda görebileceksiniz.

 

Ortaya atılan iddia, günümüzde Espejo yakınlarındaki yamaçlarda çekilen ve Capa’nın fotoğrafında görülen ufuk çizgisiyle birebir örtüştüğü çıplak gözle görülen fotoğraflara dayanıyor. Onlarca yıllık sırrın çözülmesinin anahtarı daha çok Capa’nın yine aynı seri içerisinde çekmiş olduğu diğer iki fotoğrafında saklı…

 

Bu fotoğrafların birinde yerde sırtüstü yatan (muhtemelen ölü) bir milis, diğerindeyse sıra halinde diz çöküp, tüfekle bir yerlere nişan almış direnişçiler görülüyor. Arka plandaki manzara her üç fotoğrafta da birbirini peşi sıra takip ediyor. Bu iki fotoğrafın fonunda yer alan, tepelerin görüldüğü ufuk çizgisi, “Düşen Asker”de de görülen arka planla tamamen uyuşuyor. Capa’nın fotoğraflarının, İspanya Cumhuriyetine baş kaldıran Franco birliklerine karşı savaş halindeki bir grup genç milisin manevralarını gösterdiği iddia ediliyor. Haberi yapan Ernst Alos, 20 Temmuz’da The Independent’a, konu hakkında yaptığı açıklamada, “Tespit olunan lokasyon hiçbir şüpheye meydan vermeksizin; sahnenin aleni bir aldatmaca, bir kurmaca olduğunu kanıtlıyor.” şeklinde görüş bildirdi. Ernst Alos, “Espejo’da, Capa ve yoldaşı Gerda Taro, Cerro Muriano’yu terk ettikten yaklaşık 3 hafta sonra, sadece 22 – 25 Eylül tarihleri arasında çarpışmalar olmuştu. (Öncesinde sadece bazı hava bombardımanları rapor edilmiş.) O zamana kadarsa, “Düşen Asker”in fotoğrafı, zaten Fransız “Vu” dergisinde yayınlanmıştı. Franco’nun birlikleri en az 24 km uzakta, Cordoba yakınlarındaki Montilla’daydı ve vurulma olayının cereyan ettiği iddia edilen yamaçlar Cumhuriyetçilerin kontrolündeydi” diyerekten ekliyor. Muharip askerler tarafından Eylül’ün sonuna kadar burada hiçbir ölü ya da yaralının üstlere rapor edilmediği göz önünde bulundurulduğunda, fotoğraftaki askerin düşman mermisiyle vurulmuş olması, ihtimal dâhilinde görülmüyor. Bu durum, bir Capa biyografı olan Richard Whelan’ın manevra yapan milislerin fotoğraf çekimi için “savaşıyormuşçasına ortalıkta” takıldıkları ve talihsiz milisleri, bir keskin nişancının bir bir vurduğu senaryosuyla çelişiyor. (Bir diğer rivayete göre (ki Capa’nın söylemesi) ağır makinelilerle mermi yağmuruna tutulmuşlar. Bir başkasına göreyse; Franco’nun savaş deneyimli askerleri bu maceraperest asiyi sıcak bir çarpışma esnasında vurmuşlar.)

 

1936 yılındaki iç savaş sırasında 9, şimdi ise 82 yaşında olan Espejo sakini Francisco Castro da, gazetede yazanları doğrularcasına, “Bu civarda Eylül’ün sonuna kadar bir el bile ateş edilmedi. Milisler sokaklarda dolanıp, köyün en iyi jambonlarını yediler” diyor. Tabi ki bu demeçte de görüldüğü gibi, o zamanda yine koyun can, kasap ise et derdindeymiş…

 

Korkusuz bir savaş fotoğrafçısı olan Capa, şöhretini meşhur deyişini hayata geçirerek elde etmiştir. “Fotoğrafınız yeterince iyi değilse, olaya yeterince yakın değilsiniz demektir.” Bu özlü söz kuşaklar boyunca genç hayranlarının çatışmanın eksiksiz görüntüsünün peşinde koşmaları için bir esin kaynağı olmuştur. Capa, İspanya’ya gitmeden önce Endre Friedmann olan adını değiştirip, 1954 yılında Hindiçini’nde talihsiz şekilde bir kara mayınına basana kadar, Çin, Tunus, İtalya, Fransa, Almanya ve İsrail’deki savaşların tarihi anlarının haberlerini yapmaya devam etmiştir.

 

El Periódico, bu iddia ile Capa’nın mevcut namına zarar vermeye çalıştıkları yönündeki iddiaları reddediyor. Gazetede bu konu hakkında yer alan makalelerin birinde İspanya İç Savaşı’nın, Capa’nın genç bir serbest fotoğrafçı olarak sahneye ilk çıkışı olduğunun altı çizilerek, o zaman 22 yaşında olan bu çaylağın, sözde görüntülemiş olduğu ilk çatışmasına ait fotoğraflarını satmaya ihtiyacı olabileceği, kendini kanıtlamak isteğiyle böyle bir yola başvurmuş olabileceği söyleniyor. Uğruna hayatını riske etmekten çekinmediği ve nihayetinde de kaybettiği sayısız orijinal fotoğrafla, bu ‘gençlik kusurunu’ telafi ettiği de ekleniyor.

 

Hatırlayacak olursanız, 70 yıl zayi kaldıktan sonra, Capa’nın binlerce iç savaş fotoğrafını içeren bir valiz Meksika’da ortaya çıkmıştı. Koleksiyon 1940’ta bir diplomat tarafından Nazi kuşatması altındaki Paris’ten çıkarılıp, gizlice Meksika’ya getirilmişti. Capa, 1939’da tüm karanlık oda malzemelerini ardında bırakarak Fransa’dan kaçtı ve her zaman; bu valizde dâhil olmak üzere, tüm işlerinin imha edildiğini farz etti. Fakat uzun süren görüşmelerin ardından bu eften püften mukavva kutu, Capa’nın kardeşi Cornell tarafından kurulan, New York’taki Uluslararası Fotoğraf Merkezi tarafından geçen sene geri alınıp, merkezin arşivlerine eklendi. Meksika Valizi, bazıları daha birkaç ay önceki Barselona sergisinde ilk defa görücüye çıkan, İspanya İç Savaşıyla ilgili fotoğraflar içeriyordu. Fotoğrafların kayıtlı tarihleri, 1937’den başlıyorlardı ve çatışmaların nihayetlenme aşamasına odaklanmışlardı. Araştırmacılar valizde “Düşen Asker” fotoğrafı serisinin devamı niteliğindeki negatiflerin bulunamamasından dolayı büyük bir hayal kırıklığına uğradılar. 

   

(1) İspanya’da bu fotoğraf “Muerte de un miliciano” yani “Bir Milisin Ölümü” adıyla anılıyor.

 

 

Tarih üzerinde mutabakata varılmış olan bir masaldır.”

Napoleon Bonapart

 

 

 

“Düşen Asker”in El Periódico Tarafından Yapılan Foto-Analizi

 

 

Düşen (Kandırışçı) Asker – İspanya İç Savaşı’nı tüm çıplaklığıyla yansıtan ve Robert Capa’nın kariyerinin milâdı sayılan fotoğraf.  – Fakat şimdi mavi dikdörtgenin içerisinde yer alan bölgeye pürdikkat bakın.


 

”Düşen Asker”deki mavi dikdörtgen içerisine alınmış alan, yine Capa tarafından aynı yamaçta fotoğraflanan, üstteki görüntü ile benzeşiyor. Şimdi bu fotoğrafta turuncu dikdörtgenle işaretlenmiş alanla aşağıdaki görüntüde turuncu dikdörtgenle işaretlenmiş alanı karşılaştıralım.


 

Bir üstteki fotoğrafta turuncu dikdörtgen içerisindeki bölge, aynı yerde çekilen bu görüntüdeki turuncu dikdörtgen içine alınmış bölgeyle görüldüğü üzere birebir uyuşuyor. Gelelim kırmızı dikdörtgenle işaretlenmiş alana…


 

Şimdi, Espejo’nun hemen dışındaki bu tepelerin günümüzdeki görüntüsüyle, Capa’nın son fotoğrafındaki tepeleri (kırmızı dikdörtgen içerisindeki) karşılaştırın. Tepeler, Capa’nın “Düşen Asker” fotoğrafını, iddia ettiği gibi, Cerro Muriano yakınlarında değil de, Espejo civarında çektiğini, kanıtlar şekilde, birebir örtüşüyor.

 

 

Uzmanlar iddia hakkında ne dediler?

 

Fotoğrafın gerçekten bir adamın vurulma anında çekilip çekilmediğinin bilinmesinde ısrar etmek, hem marazi hem de olayı önemsizleştirici bir şey. Fotoğrafın büyüklüğü en nihayetinde, simgelediklerinde yatıyor, belirli bir adamın öldüğüne dair gerçek bir rapor olmasında değil.– Richard Whelan, Capa’nın Biyografı

 

Eğer bu fotoğraflar kurmacaysa, Capa mükemmel kareyi yakalamak için gerçeği abartmış olan ne ilk ne de son fotoğrafçı olacaktır. Şundan emin olabiliriz ki iddia doğruysa, ‘Düşen Asker’ hücum esnasında ya da siperden hücum edermişçesine görülen bir askerin rastgele kaymış ve düşmüş fotoğrafından başka bir şey olmayacaktır.” – Bunny Smedley, Eleştirmen

 

İster gerçek olsun, ister kurmaca, ‘Düşen Asker’, nihayetinde Capa’nın politik eğilim ve idealizminin bir kaydıdır. Gerçektende Capa, yaşanan gaddarca cinnetleri ve savaşın “romantik”liğine yeterince yakınlaşan, tüm tanıkların, kaçınılmaz bir biçimde yüzleştiği yanılsamalarının tükenişini tecrübe edecekti. – Alex Kershaw, Capa’nın Biyografı

 

Fotoğrafın ardındaki gerçek öykünün önemli olmadığını söylemek sorumsuzca ve durumu önemsizleştiren bir şey. Şayet Capa fotoğrafta bir aktörü oynatsaydı aynı etki ve duyguyu verebilir miydi? Buna yoğunlaşmalıyız çünkü bu fotoğraf, çekenin cümlelerini yansıtıyor.– Chistopher Ricks, Kültürel Eleştirmen

 

En ünlü fotoğrafında, krala sadık Cumhuriyetçi bir partizanının -elinde silahıyla- ölüm anı görülür; bu fotoğraf 20’inci yüzyılın simgeleşmiş savaş ve savaş karşıtlığının görüntüsü oldu. Oysa bir savaş fotoğrafçısı olarak Capa, gaddarlığa, fiziksel işkenceye ya da ölüme meraklı değildi. Bunların yerine bize ne gösterdi?.. Savaşı, olağanüstü bir maceradan çok elem verici bir zorunluluk olarak gören adamlar.– Susie Lindfield, Eleştirmen

 

“ICP konu hakkında yeni yorumlara açık. Fotoğraflardaki dikkate değer bir benzerlik. Ben birbirine benzer birkaç tepe görüyorum, ama emin değilim. Her şeye rağmen hala sıra dışı bir fotoğrafla karşı karşıyayız.”

 

“‘Düşen Asker’in Espejo’da fotoğraflandığı yönündeki yeni kanıtlar “zorlama, hatta yanıltıcı” Mevki konusunda bir karışıklık söz konusu olmuş olabilir, çünkü Capa yolculuğu sırasında “çok az sayıdaki fotoğrafı hakkında dipnot düşmüş”, kendisi öncelikle bir savaş fotoğrafçısıydı. Bundan ötürü de fotoğrafı nerede çektiğini hatırlamaması fazlasıyla olası, muhtemelen filmini Paris’te banyo ettiklerinde, yer tahmininde bulunmaları için editör ve ajansının insiyatifine bırakmış. “Düşen Asker”in varlığı bilinen negatifi yok.” – Cynthia Young, Robert Capa Arşivi Küratörü – “I.C.P Yardımcı Küratörü” sıfatıyla da anılıyor.

 

Bu ikinci demecin referansı için bakınız:

http://www.nytimes.com/2009/08/18/arts/design/18capa.html?_r=1&ref=arts

 

 

Bu nedenle ‘gerçek’, Taino lakaplı askeri öldüren, küskünlük, nefret, mermi ve top ateşi fırtınasının ortasında kaderiyle karşılaşanların asıl gerçeğiydi. Hakkında hüküm verilmesi “kabul edilemez” olanı, asla onaylamayın.– Frederico Mayor Zaragoza, Barış için Kültür Vakfı Başkanı, Cordoba

 

Fotoğraf makinesini tek bir yöne doğrultup diğer yönü es geçtiğiniz andan itibaren sanat daima manipülasyondur. Yeni tartışmalar fotoğrafın Capa ve hayranlarının iddia ettiklerinden farklı bir şey olduğunu kanıtlasa bile, bu Capa’nın mevcut dehasının değerini düşürmeyecektir.- Ángeles González-Sinde, İspanya Kültür Bakanı, film yönetmeni ve senarist

 

Vanki de Vanki!.. Robert Capa, bu yaptığından neden utansın ki; önce günümüzde ar damarı estetik ameliyatla alınmış takiyyeciler, yaptıklarından utansınlar. Ama nerdeee... Höööst ebüvee!” – Korna Kâmil, Oğuz Aral’ın “Utanmaz Adam” serisinde yer alan Bir Çizgi Karakter

 

“Gerçek, zamanın kızıdır.”

(Eski bir İspanyol Atasözü)

 

 

 

Dövüş Kulübünün Üyeleri: [sürekli tekrarlayarak] Onun Adı Federico Borrell Garcia

 


Federico Borrell Garcia (3 Nisan 1912), İspanya, Alicante, Benilloba’da doğdu.

 

Vicente Borrell ve Maria Garcia’nın oğullarıydı, Yokluk içerisinde yaşayan, 3 (4 olduğuna dair bazı iddialar da var.) erkek ve 2 kız kardeşten oluşan büyük bir ailenin mensubuydu.

 

1917 yılında bir çiftçi olan babası öldü. Ailesi, 15 km ötedeki Alcoy’a taşınmak zorunda bırakıldı. Federico, Benilloba’yla –1936’da burada Anarko-sendikalist CNT (1)’nin sekreteri olan– Gil Doménech Monllor ile olan yakın dostluğu sayesinde bağını sürdürdü. Alcoy, köklü radikal geleneklere sahip, bir işçi sınıfı kasabasıydı.

 

Arkadaşları arasında “Taino” diye anılırdı. Alcoy’daki bir dokuma fabrikasında dokumacı olarak çalıştı.

 

Ne zaman anarşist olduğu net olarak bilinemese de, 1930’da yerel anarşist gazete Redencion’a (Kurtarma) abone oldu. 1932’de Anarşist Özgürlükçü Gençliğin (FIJL) (2) yerel kolunu kurdu.

 

Annesi 1933 yılının Temmuz ayında öldü. Merkezi hükümetin aşırı sağa meyil etmesiyle birlikte, İspanya’nın dört bir yanında gerçekleştirilen direniş hareketlerinden birisi olan, Ekim 1934’teki bir elektrik trafosunun havaya uçurulması eylemine, FAI (3) üyeleriyle birlikte katıldı. 1936’da Franco güçlerine karşı gerçekleşen çatışmalar esnasında piyade barakalarına yapılan saldırıda da yer aldı.  Anarşist eylemci Enrique Vaño Nicomedes’in liderlik ettiği, Alcoy’daki “Columna Alcoiana” adlı yerel milislere katıldı.

 

5 Eylül 1936 sabahı Cerro Muriano’ya (Cordoba), milislerin ileri hattını General Varela’nın güçlerine karşı desteklemek için gelen elli milisten birisiydi. Öğleden sonra, Franco’nun birlikleri hatların ardına sızarak önden ve arkadan ateşe başladıklarında, Federico müfrezenin ardındaki topçu bataryasını savunuyordu. Federico, saat 17.00 sularında vurulmuş ve anında ölmüştü. Kayıtlara göre o günkü çatışmada birlikten ölen tek kişiydi. Onun ve 25 Eylül 1936’da ölen Alcoy’un bir diğer anarşisti Juan Ruescas Ángel’in onuruna bir milis yürüyüş koluna, “Ruescas-Taino” adı verildi.

 

Meşhur fotoğrafın “kurmaca” ve bu yüzden de sahte olduğuna, aslında bir milisin ölümünü belgelemediğine dair şiddetli tartışmalar baş gösterdi. Ancak, daha 14 (!) yaşında olmasına rağmen, Alcoiana yürüyüş koluna dâhil olan, Mario Brotons 1996 yılında fotoğraftaki milisin kimliğini doğruladı. Bu süreç sonunda, Capa’nın töhmet altında kalan itibarı kurtulmuş ve Federico meçhul bir asker olarak kalmaktan kurtarılmıştı. 

 

Federico bir çukura gömülmüş ve düştüğü yere yakın bulunan işaretsiz mezarı bu zamana kadar bulunamamıştır.

 

1 Confederación Nacional Del Trabajo (Ulusal Emek Konfederasyonu)

2 Federación Ibérica de Juventudes Libertarias (İberyalı Özgürlükçü Gençlik Federasyonu)

3 Federación Anarquista Ibérica (İspanya Anarşist Federasyonu)

 

Y.N: “Düşen Asker”in kim olduğuna dair yapılan spekülasyonlarda en çok öne çıkan isim Federico Borrell Garcia… Ben bunun böyle olmadığını düşünsem de, sizinle Garcia hakkındaki bu yaygın biyografiyi paylaşmak istedim. Bence “Düşen Asker”, biyografinin girişindeki fotoğrafta sol başta yer alan, kırmızı daire içerisine almış olduğum milistir. Garcia ise onun hemen yanında, yeşil daire içerisinde yer alan milistir. Bilgilerinize.



 

Fotografista’nın Komplo Teorileri



Diyelim ki Capa, büyük bir şans eseri kendisine bir gecede dünya çapında ün kazandıran bu fotoğrafı çekti. Capa’nın bu fotoğraftaki milisin adını bilememesi sizce de şaşırtıcı değil mi? Kendi söylediğine göre (biyografisinde); Capa, Borrell’in de dâhil olduğu milislerle bir hafta boyunca birlikteymiş. İnsan ister istemez kendi kendine soruyor. Bu kadar küçük bir grupla savaşın ortasında, uzunca bir süre geçirip, ardından can veren bu adamı görüp, diğer milislerden herhangi birisine, insan “ölen kimdi?” diye sormaz mı?

 

Bence Capa, bu fotoğrafı politik nedenlerle, propagandacı bir amaca hizmet etmek için çekti. Yüce bir amaç uğruna ölen, kralına sadık, cumhuriyetçi bir milis kimi etkilemezdi ki… Bundan ötürü çekimi önceden kurguladı. Hâlihazırda iletişim içerisinde olduğu milis grubuna niyetini açıp, sanki bir manevranın ortasındaymışçasına davranmalarını istedi. Sadece manevra yapan milislerin görüntüleri tatmin edici değildi. Bundan ötürü de birkaçından vurulmuş taklidi yapmalarını istedi. Sonuçta ortaya “Düşen Asker” ve diğer ölü milis fotoğrafı çıktı.

 

Ayrıca fotoğraftaki milisin teşhis edilmesi neden bu kadar uzun zaman aldı? 1996 yılına kadar geçen 60 yıllık sürede insanların aklı nerelerdeydi? Neden icap etti de kimlik tanımlamasına gerek duyuldu?

 

Bazı iddialarda yer alan, “Düşen Asker”in bir keskin nişancı tarafından vurulduğu yönündeki iddialara karşılık olarak, “Shadows of Photography – Fotoğrafçılığın Gölgeleri” kitabının yazarı ve bir iletişim profesörü olan José Manuel Susperregui, “Cordoba cephesinde keskin nişancı olduğuna dair görsel ya da yazılı belgelere dayalı bir referans yok.” diyor. Ayrıca, Susperregui’nin ve El Periódico gazetesinin fotoğraf hakkındaki genel görüşleri de tamamen aynı…

 

Capa’nın, İspanya’ya gitmeden önce Endre Friedmann olan esas adını, “Robert Capa” olarak değiştirmesi, İspanya’da geçirdiği dönemde İspanyolların yaşam tarzından ve sıcak ilişkilerinden oldukça etkilenip, onlarla kolay duygudaşlık kurmak için kendini, “Roberto” olarak çevresine tanıştırması onun tipik karakterinin dışavurumları… Capa’nın işini görebilmek, fotoğraf çekebilmek için bu tür ufak-tefek isim oyunlarının dışında “yalan söylemek” ve “söz verip tutmamak” gibi hünerleri de var. Örneğin 1948’de, (1947 diyenlerde var.) Capa ile John Steinbeck haber yapmak için (Rusya Güncesi), Rusya’ya gidip geri döndüklerinde Steinbeck, “Bu adamla bir daha asla çalışmam” diyerek veryansın etmiş. Gerekçesiyse Capa’nın fotoğraf çekebilmek için, herkese ondan istedikleri hediyeleri göndereceği yönünde yalanlar sıralayıp, ardından verdiği sözleri tınlamaması ve nihayetinde Steinbeck’in tüm bu vaatleri yerine getirmek zorunda kalmasıymış. Oysaki hediye sözü verilen adamların bir kısmı ağır Rus ağabeylermiş... Belki de Oliver Stone’un “El Salvador” filminde James Woods’un canlandırdığı, Richard Boyle karakteri Robert Capa’dan esinlenilerek yaratılmıştır. Ne dersiniz?

 

Resmi arşivlerde Federico Borrell Garcia’nın fotoğrafın çekildiği gün olan, 5 Eylül 1936’da öldüğüne dair yazılı hiçbir belgeye rastlanılmamaktadır.

 

Avustralyalı gazeteci ve yazar, Philip Knightley*, Alex Kershaw’ın kaleme aldığı bir Robert Capa biyografisinde** yer alan yorumları şöyle: “Capa yalancı, kompülsif bir kumarbaz, depresif bir kişilik,, sıkı bir içici ve zamparaydı (özellikle hayat kadınlarıyla olan ilişkilerinde). İnsanları kullanmayı severdi. Verdiği sözleri tutmazdı. Komünist olmakla suçlanıp Birleşik Devletler Dışişleri Bakanlığı pasaportuna el koyduğunda, geri alabilmek için çevresindekileri gammazlamıştı.” Gammazladıklarından birisi eski meslektaşı ve arkadaşı Joris Ivens***. Knightley’in yorumları şöyle devam ediyor. “Life’ın kurucusu ve “March of Time” adlı haber filmleri serilerinin yapımcısı, Henry Luce’nin ısrarcı teşvikiyle, en az aslı kadar gerçekçi olan, İspanya İç Savaşı’nda Faşist mevzilere düzenlenen Cumhuriyetçi saldırıları sahneledi. Ve iddia ediyorum ki tüm zamanların en meşhur savaş fotoğrafını -ölüm anındaki İspanyol askerini- tezgâhladı.”

 

 

*İngiltere’deki Lincoln Üniversitesi’nin Gazetecilik Bölümü’nde halen konuk profesör ve “İstihbarat Servisleri ve Propaganda” konusunda uzman bir medya yorumcusu – Meraklısına internet sitesinin adresi: http://phillipknightley.com/)

 

**Blood and Champagne: The Life and Times of Robert Capa – Kan ve Şampanya: Robert Capa’nın Yaşamı ve Zamanı

 

***6 Nisan 1938 tarihinde Çin ordusu, Li Zongren'in liderliğinde Tai'erzhuang'da Çin'e saldıran Japon ordusunun 10. tümenini kuşatarak 20 bin Japon saldırganı yok etmişti. Bu savaş, Japon saldırganlara karşı direniş savaşının başlatılmasından sonra Guomintan Partisi'nin düzenli savaş meydanında kazandığı en büyük zafer oldu. Joris İvens'le Çin'e gelen Robert Capa, olanları filme çekmek için savaş cephesine gitmek istemişlerdi. Yabancı olduklarından dolayı bu istekleri Guomindan Partisi tarafından reddedilmişti. Ancak İvens ve Capa, bir fırsat yakalayarak Tai'erzhong köyüne yakın olan bir korulukta bu savaşı filme kaydetmişlerdi. Vay! Anam Vay! Nereden nereye?...



Gelelim meşhur “Düşen Asker” ve “Vu” da yayınlanan diğer ölü milis fotoğrafının analizine; “Düşen Asker” fotoğrafında yer alan milis, iddia edildiği ve 1996’da kimliği açıklandığı gibi Federico Borrell Garcia falan değil… Bence aynı günde birbiri peşi sıra çekilen fotoğraflardan biri olan üstteki toplu fotoğrafta, en solda yer alan “adı meçhul” ve “cesedi kayıp” olan kişi… Durum detaylarda gizli, hadi gelin bu detayları ele alalım. Hemen aşağıda, solda yer alan, “Düşen Asker” fotoğrafı detayındaki kişi beyaz bir gömlek ve açık renk (belki açık hâki) bir pantolon giymiş. Her bir omzundan aşağıya doğru birbirine paralel inen kayıştan askılar, belindeki mühimmat çantalarının takılı olduğu kemere bağlanıyor. Aşağıda, sağda yer alan diğer adamın (bu diğer detay fotoğrafındaki ölü milis oluyor.) üzerindeyse bir işçi tulumu var. Göğüs kafesini çaprazlama saran askı belindeki mühimmat çantalarının takılı olduğu kemere bağlanıyor. Garcia (toplu fotoğrafta soldan ikinci) açıkça görüldüğü üzere daha koyu renkte (belki daha koyu tondaki bir hâki) bir gömlek giymiş, sağ gömlek kolunun kıvrım ucuna koyu renkli bir şey iliştirilmiş. Zarfı andıran açık renkli çanta belinde asılı ve cepheden görülüyor. “Düşen Asker” fotoğrafındaki milisinkisi gibi askıyla boynuna çaprazlamasına asılı değil. “Düşen Asker”in boynuna ve belindeki kemere asılı toplam üç (3) çanta var. Garcia’da ise iki (2), vs. vs. Fotoğrafta yoldaşlarıyla birlikte yan yana sıralanmış ve ellerindeki tüfekleri sallarlarken görülen milisler arasında askıları göğüs kafesini çaprazlamasına sarmış yegâne adamında soldan üçüncü şahıs olduğu düşünülünce, Vu’da yayınlanan her iki fotoğrafta da yer alan ölü milislerden hiçbiri Federico Borrell Garcia değil. Hadeyin geçmiş olsun…

 


Aşağıdaki 1936 tarihli “Vu” dergisinin sol sayfasında yer alan iki fotoğrafa da dikkatle bakın. Bu iki fotoğrafta iki ayrı milis nasıl oluyor da, tamamen aynı noktada yere düşüp de ölmüş olabiliyorlar? Her iki fotoğrafta yer alan otların belirgin dik saplarının yapılanmaları birebir nasıl aynı olabiliyor? (Hatırlatma: Bu fotoğrafların daha büyük görselleri konunun içerisinde mevcut. Detayları karşılaştırmak için internette daha büyük ölçeklilerini bulabilmek olasıdır.)


 


 

Capa’nın “Dünyanın En Baba Savaş Fotoğrafçısı” sanını kazanmasını sağlayan fotoğrafların hep uç bir öyküsü var. Ya hakkında spekülasyon yapılacak ya da teknik aksaklıklar baş gösterecek. Hatta geçen yıl bulanan Meksika Valizi de bu uçarı öykülere eklenen son halka denilebilir. Gelin iddiamı örneklerle gözden geçirelim.


 


 

    1. 1932’de Kopenhag Stadyumu’nda çekmiş olduğu, Rus Devrimi hakkında ateşli bir konuşma yapan Troçki’nin fotoğrafı nassı banyo edilmiş? Nasıl basılmıştır? Oy! Anam Oy! Şartlar hep zordur konu Capa olunca…


 

    1. 6 Haziran 1944... Omaha Sahili’nde Robert Capa’nın da içinde bulunduğu çıkartma gemisine bir saldırı olur. Ateş sürerken kendini güçlükle karaya atar ve 4 rulo filmle hayatının en önemli karelerini çeker. Life’ın karanlıkodası’ndaki kurutma kabininde emülsiyonun çok ısınması yüzünden fotoğraflar mahvolsa da “Life” ve tüm dünya basını bunları tam sayfa basar. Hatta rivayete göre bu arızaya sebep olan çocuğun işten çıkarılması takdirinde bir daha Life ile çalışmayacağını söyler.

 

Y.N:  “Çocuğa ne oldu?” bilmiyoruz.

 

3.       “Düşen Asker” o zaten mevcut konumuz…

 

Robert Capa’nın Macarca’da “köpekbalığı” anlamına gelen soyadını kendine yakıştırması nasıl bir amcanın yapacağı iştir. Bana kalırsa köpekbalığının sahip olduğu içgüdü ve davranışları kendine yakıştırmış ve böyle bir karar almıştı. Bence bu da işin detayında değerli bir ipucu…

 

Bir 2007 yılı yapımı olan, “La sombra del iceberg – Buzdağı’nın Gölgesi” adlı belgesel fotoğrafın kurgu olduğunu ve Federico Borrell García’nın fotoğraftaki kişi olmadığını iddia ediyor. Gerekçelerse şunlar:

 

    1. 1937 tarihli anarşist bir İspanyol yayınında, Federico Borrell García’nın, bir silah arkadaşının onun fotoğraftaki gibi bir açık alanda değil, bir ağacın ardında siper almış ateş ederken vurulup, öldüğü yönünde bir iddiasının yayınlanmış olması.

 

    1. Bir adli tıp uzmanının, Borrell’in fotoğraflarını ve “Düşen Asker”i analiz etmesinin ardından, iddia edildiği gibi fotoğraftaki milisin Federico Borrell García olmadığını tespit etmiş olması.

 

    1. 1975 yılında O.D. Gallaher adlı bir gazeteciye Capa’nın kendisine fotoğrafın bir mizansen olduğunu itiraf etmesi.

 

    1. Ve fotoğrafın iddia edildiği gibi saat 17.00’de değil, saat 09.00’da çekildiğine dair astrolojik bir inceleme. Saat 9’da bölge de herhangi bir çatışma olması söz konusu değil. Aslında Eylül’ün 22’sine kadar da değil…

 

Y.N: Belgesel’in fragmanını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

 

http://www.egeda.es/dacsa/dacsa_filmografia_d03.asp  

 

 

“Vu” dergisinde yayınlandığında korkunç sansasyon yaratan bu fotoğrafın nedense bilindik bir negatifinin olmaması. Meksika Valizi’nde Capa’nın binlerce İspanya İç Savaşı fotoğrafının bulunmasına rağmen, “Düşen Asker”i şaibelerden arındıracak negatif/lerin olmaması. Fakat Katalan gazetesinin, fotoğrafın çekildiği iddia edildiği lokasyonla, fotoğrafın aslen çekildiği lokasyonun birbirlerinden farklılığını kanıtlamaya yarayan fotoğrafların çıkması.

 

Capa, “Düşen Asker” fotoğrafının gerçek olduğunu savunanların “keskin nişancı”lı senaryoları verdiği röportajlar ve biyografilerinde yer alan ifadeleriyle zaten çürütmüştür. Capa ifadesinde milisin makineli tüfekle yapılan yaylım ateşiyle öldüğünü söylemektedir.

 

Henry Cartier Bresson’un Charlie Rose ile 2000 yılında yaptığı röportajdan alınan aşağıdaki kesitte Robert Capa’nın kişiliğine dair bir ipucu niteliğinde;

 

C.R: Ve arkadaştınız…

H.C.B: Hayır. Birbirimizden çok farklı olmamızla birlikte güçlü bir birliktelik vardı. Szymin (Chim) bir düşünür. Capa ise bir maceraperestti.

C.R: Capa sizin Magnum’u kurmanıza yardımcı oldu mu?

H.C.B: Bu daha çok Chim’in fikriydi.

C.R: Magnum fikri…

H.C.B: Evet. Chim bir düşünürdü. Capa ise tam bir maceraperestti. Birbirlerinden oldukça farklılardı.

C.R: Ve siz ise?

H.C.B: Pıh! Hiçbir şey…

C.R: (Gülerekten) Hayır…

H.C.B: Tam bir birliktelik…

C.R: Tam bir birliktelik derken…

H.C.B: Capa’nın paramızı alması dışında. Ve Chim “daha çok para kazanabilmemiz için durumu nasıl idare etmemiz gerektiğini biliyordu. Capa bir kumarbazdı. Ama at yarışlarını her zaman kazanamıyordu. Ama bu… Önemli değildi…

 

 

SONUÇ

 

Tüm verilerin ışığında ben şahsen “Düşen Asker”in bir mizansen sonucu ortaya çıktığına inanıyorum. Capa sempatizanı olduğu tarafı kayırmış ve böyle bir fotoğrafı çekmeyi doğru bulmuştur. Kısacası onun için“Savaşta ve Aşkta Her Yol Mubahtır.” YA SİZİN İÇİN?


 

Y.N: Son yazımda sizlere fotoğraf eleştirisi ya da eleştirileri yazacağımı duyurmuştum. Fakat aradan geçen süreçte kaale alınabilecek nitelikte bir sergiye rastlamadım. Malum mevsim yaz, sergi sezonu esasen güzde başlıyor. Belki nedeni budur. Ya da durum 10-15 günlük sergilemeler karşılığı sipalileri cebe indiragandi yapma peşinde koşan galerilerin yaratığı bir seviyesizliktendir. Sonuçta ben de okumuş olduğunuz bu “Düşen Asker” dosyasını hazırlamaya karar verdim. Son 3 aydır kaleme aldığım konunun üzerine bu dosyanın pekiştirici olduğunu düşündüm. Merak etmeyin sergi eleştirisini bir sonraki sayıya bıraktım. Görüşürüz.

 

Cenk PEKCANATTI  
 

FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Cenk Pekcanattı : III. ve Nihayet Son Bölüm
Cenk Pekcanattı : Fotoğrafın Epistemik Rolü
Cenk Pekcanattı : Önsöz Kabilinden Bi’ Yazı
Cenk Pekcanattı : Dinle Küçük Fotoğrafçı


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 24 yorum, 1-24 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
...wallahhhh...Capa yapar mı yapar üç kağıdını....:)
Yıldız Çelik eklemiş - adds | 08 Eylül 2009 Saat - Time 08:47
Başlığı ve hemen altında "Düşen Asker" fotoğrafını görünce, sizin sivrikaleminizden daha çok Capa'nın eleştirisini okuyacağımı sanıyordum. Capa ve "Düşen Asker" konusunda yeni birçok şey öğrendim. Sergi eleştirilerinizi merakla bekliyorum. Teşekkürler, selamlar
Burak Bulut eklemiş - adds | 08 Eylül 2009 Saat - Time 09:33
Sevgili Cenk gayet güzel bir yazı daha.
"Kurutma dolabında fazla ısıda tuttuğu için Capa'nın Omaha plajı filmlerinin emisyonlarının erimesine neden olan çocuğa ne oldu" sorunun yanıtı; 1972 yılında Laos'ta bindiği helikopterin düşürülmesi sonucu diğer iki foto muhabiri arkadaşı ile birlikte yaşamını yitirdi. O karanlık odacı çocuk, Vietnam Savaşı'nın efsanevi foto muhabiri Lary Burrows idi.
Abdurrahman Antakyalı eklemiş - adds | 08 Eylül 2009 Saat - Time 10:22
nefis bir çalışma olmuş..ellerinize sağlık..
sinan yılmaz eklemiş - adds | 08 Eylül 2009 Saat - Time 10:30
Fotografista rulezz!..
özgür demir eklemiş - adds | 08 Eylül 2009 Saat - Time 16:54
Dinle Küçük Fotoğrafçı yazınıza bir blogda rastladım. O günden beri yazılarınızı severek okuyorum. Bence bu yazı bir kült.
Övgü Süllü eklemiş - adds | 08 Eylül 2009 Saat - Time 17:11
Merhaba
Bugünün ortamında çektiği her fotoğrafı photoshop'layıp "benim fotoğrafım bu" diye ortaya çıkanlar ve, dünyanın en kötü fotoğrafını bile photoshop kullanarak makyajlayanlar varken, Robert Capa'yı neden eleştiriyoruz? Photoshop kullanılarak ( yeniden) yaratılan bir fotoğraf hiç bir zaman o fotoğrafçının fotoğrafı olamaz. Bu nedenle hatasıyla sevabıyla Robert Capa' nın bütün fotoğraf ustalığını kabul etmek ve bu büyük fotomuhabir karşısında saygıyla eğilmek gerekir. Sanatsa, anlatılan mesaj önemlidir, nasıl çekildiği yani biçimi ikinci bir konudur. Unutmayalım bütün sinema filmleri de kurmacaya dayanır ama verdiği mesaj sadece kalıcı olur. Saygılarımla
ihsan mursaloglu eklemiş - adds | 08 Eylül 2009 Saat - Time 17:56
sevgili cenk,
maalesef yazının kendisi de fotoğrafta ve aşkta her yok mübahtır'a iyi bir örnek olmuş. fotoğraflar üzerine tartışmak, sorgulamak elbette gerekli ve önemli, ancak CAPA'nın fotoğrafının kurgu olduğu gerçek olmadığı sana kişisel inancının üzerine temellendirdiğin yazında bu inancını kanıtlamak için öne sürdüğün gerekçeler en az bu inanç kadar subjektif. subjektif olmak yanlış değil, yanlış olan Robert CAPA gibi bir ismin, neden efsane olduğu, fotoğraf tarihine adını nasıl bu kadar derin kazıdığı, idealleri, düşünce ve fikirleri ile yaşamdaki duruşu, özetle düşen asker ya da diğer tüm fotoğraflarının bu kadar önemli olmasının ardındaki nedenleri masaya yatırmak yerine, bu kadar önemli bir ismin bir fotoğrafının nasıl da yalan olduğunu subjektif inançlarla kanıtlamaya çırpınmak. üstelik bunu yaparken, CAPA'nın savaş karşıtı, hümanist, idealleri uğruna ömrünü veren kimliğini neredeyse tamamen es geçip, onu yalancı, üçkağıtçı, arkadaşlarını satan, gammazcı, aklı havada bir kimlikle sunmak hiç hoş değil.
bugüne kadar üyesi olduğu magnumdan hiçbir kimse bu konuda yorum yapmamışken, fotoğraf teorisyenleri onu yere göğe koyamazken, en önemlisi fotoğrafları ile bir devre damgasını vurup savaşa ve insanlığa dair önemli mesajlar vermeyi başarmış bir ismi bu şekilde bir yazıda değerlendirmenin kime ne faydası oldu merak içindeyim. popülizmin ve şiştikçe şişen egoların içinde çırpınan fotoğraf ortamımıza nasıl da faydası olmuştur bu yazının kimbilir; "CAPA mı o da kim yalancının tekiymiş işte" diyen balat fotoğrafçılarının diyaloglarını hayal eder gibiyim:)

sergi değerlendirmesi yazma amacı ile yola çıkmış birinin, belirli bir süre içinde kayda değer hiçbir sergi bulamayıp, CAPA'nın bir fotoğrafının yalan olduğunu anlatmaya çabalamayı daha kayda değer bulması ayrıca çok anlamlı ve düşündürücü.

sevgili cenk,
içeriğine genelde katılmadığım yazılarını her nedense takip etmeme neden olduğun için seni tebrik ederim. en çok merak ettiğim şey ise, herşeye ve herkese sataştığın güzide fotoğraf ortamımızda neyi sevip beğendiğin. bir yazında da, "işte bu adam iyi fotoğrafçıdır, bu iş iyi yapılmıştır" örneğini görmeyi çok isterim.

eleştirimi olumsuz ve kişisel algılamaman dileği ile.
selam ve sevgilerimle.
şule tüzül eklemiş - adds | 09 Eylül 2009 Saat - Time 14:24
Türk fotoğraf camiası ne yazık ki işte böyle biri ara gülere robert capaya bir eleştiri yazdımı hemen onların avukatları devreye giriyor...bir çeşit putperestlik..
gökhan demre eklemiş - adds | 09 Eylül 2009 Saat - Time 14:53
"Biz Arjantinliler uzun süre Tanrı'nın Arjantinli olduğuna inandık fakat Maradona'yı gördükten sonra artık biliyoruz ki Tanrı Arjantinli"
eğer bu putperestlikse bende putperestim. ama bu put un kusursuz olduğunu iddia etmez, herhangi bir şekilde ispatlamaz. herkesin subjektifliği kendine.. maradona tanrıdır.
andre friedman.. evet benim için özeldir, ama kusursuz olduğu yada olmadığı konusunda bir iddiam yoktur. bunun üzerinde hiç düşünmedim, bu kare üzerine ortaya atılan iddiaların üzerinde de hiç yorum yapmadım (kendime dahi). Capa nın yaşadığı kırk küsür sene boyunca insana ne bıraktığı benim esas konumdu. ispanyada, normandiyada, magnum photosun patron koltuğunda, vietnamda mayına bastığı anda aklındakiler neydi.. neden fotoğraf çekiyordu.
"definitive collection" a bir kaç gün ayırınca bunların cevaplarını bulabiliyor insan. onun ötesine geçmeye de ihtiyaç duymuyor.
savaş fotoğrafçılığı bir rant kapısımı? capa bu kareyi çektikten sonra photoshopla bir iki düzeltme yapıp online tüm dünyayla paylaşıp namını mı artıracaktı? magnum neden kuruldu? bir patronun elinde makinesiyle dağlarda bayırlarda ne işi vardı (keza bresson ve de chim)? neden tarihten bir stillife yada doğa fotoğrafçısı bu insanların bıraktıkları izleri bırakamadılar..?

bu "put"lar örgüt liderleriydi.. felsefelerini karelerinde anlatıyorlardı. ister kurgu olsun ister baklava.. önemli olan tarihte bıraktıkları izdir..
bu hepimiz için geçerli değilmidirki..?
saygıyla..
Ali Güner eklemiş - adds | 10 Eylül 2009 Saat - Time 02:47
Bu denli kapsamlı bir Capa dosyası hazırladığınız için size teşekkür ederim. Bu fotoğrafla ilgili yorumlarla hakkında kulaktan dolma birtakım bilgilerim vardı. Ancak böylesi kapsamlı bir dosyaya daha önce denk gelmemiştim. Sağol Fotografista!..
Zeyno turan eklemiş - adds | 10 Eylül 2009 Saat - Time 17:15
Standart tarih kitaplarında birkaç cümleyle geçiştirilen ancak, “Dünya Devrimler Tarihi” didiklendiğinde ayrıntı bulunabilecek bir devrimden söz etmek istiyorum kısaca. Bastırılmış bir devrim: 1936 İspanyol devrimi…
Farklı bir konuyu araştırmak için yola çıktım aslında. Robert Capa’nın o çok bildik; “Düşen Asker” fotoğrafının düzmece olup olmadığı tartışması yine gündemde. Nerdeyse çekildiği tarihten beri, 60 yılı aşkın zamandır, yok Capa’nın çektim dediği Cerro Muriano’da çekilmemiş de, yok Espejo kasabasında çekilmiş de, o bölgede çatışma olmamış da ve daha pek çok ayrıntı yazılıp çizildi. En son, Katalan El Periodico gazetesinde yer alan bir yazı tartışmalara yeni “bir boyut” getirdi. Yazıda ‘Düşen asker”in bir haber fotoğrafı değil, bir düzmece olduğu kanıtlarla büyük bir arzu ile ispatlanmaya çalışılıyordu.
Katalan El Periodico Gazetesi’nin iddia ve “kanıt”larını izlerken çok ciddi iki soru zihnimin başköşelerine oturdu.
1-Gazete; isyan karşıtı, sistem yanlısı politikaların argümanının yürütücüsü veya parçası olmaya mı çabalıyor?
2-Gazete, cidden belgeselin “bildik” yasalarından ezberi/hareketle belgesel fotografı mı korumaya çalışıyor?
Şu an kafamı zorlayan iki soruya somut yanıtlar verebildiğimi söyleyemem. Sağlam kaynaklardan faydalanarak, çok yönlü analitik araştıralar yapana dek kuşkularım baki.
El Periodico Gazetesi nedir, kimlere ve nelere hizmet ediyor? Belki de konuyu açan Cenk arkadaşımız bilgi sahibidir bize/bana yardımcı olur. Zira Capa’nın çektiğine dahi emin olmadığımız fotografların kurgu olup olmayacağına dair fikir yürütmek benim açımdan mümkün değil. Söylenen her sözü, önümüze konan her görüntüyü mutlak doğruymuş gibi varsayar ve ondan bir sonuç çıkarmaya çabalarsak eminim kendimize dair bir “doğru” buluruz. Ancak bu “doğru”nun yaşanmışı yansıtMAyabileceğini aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini düşünüyorum.
Kısacası Capa’nın “yaşanan savaşın bir kesitini çektim” demesi nekadar kuşku barındırıyorsa aksini iddia edenler de belki de sonsuza kadar kuşku barındırmaya devam edecek gibi görünüyor. Öyle ise bu konunun sürekli açılmasındaki sistemli ve/veya sistemsiz psikolojiyi deşifre etmek gerekiyor.
Sunulan veriler bizlerden çook uzak bir zaman diliminden geldiği ve bugünkü teknoloji ile dahi yaşanmışlığına dair mutlak veriler olma özelliği taşımasının bilimselliğe aykırı olduğunu düşündüğüm için, verilerin bize taşınmasında ardniyet olabileceğini düşündüğüm için, emperyalizm ve isyan konusunda hiç düşünmeden isyanın yanında olacağım için, İspanya isyanının salt Capa ile ilişkilendirilip artistik/fotogarfik, “Capa bireysel” veya “bireysel” konuymuş gibi sunulmasına rıza göstermek istemiyorum.
Ayrıca gazetenin sunumunda ve konuyu buraya taşıyan arkadaşın katılımında; veri adı altındaki dayatılanları doğru kabul etsek dahi bana göre ciddi mantık ve yorum hataları var. Gündemi meşrulaştırmamak için oraya hiç girmiyorum. Girmeyeceğim. “Düşen asker” fotografının Capa’ya veya kişiliğine sıkıştırılarak anılması İspanya direnişine zarar veriyor.
Budapeşte’de, bir Yahudi ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Endre Ernö Friedmann, yıllar sonra yerleştiği Paris’te geçim sıkıntısına düşünce, sevgilisinin önerisiyle adını Robert Capa olarak değiştirir ve kendisini çok zengin, paraya pula ihtiyacı olmayan bir Amerikalı olarak lanse eder. Elinde çok değerli fotoğraflar vardır. Planları başarılı da olur. Friedmann soyadıyla 50 franka giden fotoğraflar Capa soyadı ile 150 franktan satılır.
Sadece bu veri bile akla fotoğrafın düzmece olduğu düşüncesini getirebiliyor.
Düzmece ya da değil. Belki tepki alacağım ama beni pek ilgilendirmiyor. Çünkü fotoğraf amacına ulaşmış. Her izlendiğinde savaşın acımasızlığını gözümüze sokmuş. Ve belki de en az bunun kadar önemli bir başka görev daha yapmış ki, o da “İspanya iç savaşı”nı unutturmamış!
Capa, “Düşen Asker” fotoğrafını çektiği yıl ve belki de aynı aylarda İspanya’ da halkın oylarıyla faşist yönetim devrilir. “Halk Cephesi Hükümeti” kurulur. Direnişçiler cezaevlerini boşaltır, tutsakları özgürlüğüne kavuşturur, topraklar işgal edilir, tüm ülkede grevler yapılır, başta fabrikalar olmak üzere tüm mülkiyet kamulaştırılır. Devrimin ayak sesleri iyiden iyiye duyulmaya başlamıştır. Direnişçilerin içinde pek çok sanatçı, edebiyatçı da vardır. Federico Garcia Lorca’da bunlardan birisidir.
“Bu dünyada her daim hiç bir şeyi olmayanların yanında olacağım; kendilerinden, o hiç bir şeye sahip olmamanın huzuru bile esirgenen insanların yanında… Şiir hiç bir şeye sahip olmayanların çırılçıplak olanların dilidir belki de. Hiç bir şeye sahip olmamanın huzuru bile esirgenenler. Varlıklarına dahi tahammül edilmeyenler. Aldıkları her nefeste can çekişenler ve iki nefes arası yaşayanlar. Sürekli bir yerden bir yere sürgünler. Yersizler yurtsuzlar kağıtsızlar… Şiir en çok da onların sesi değil midir?” (LORCA)
Franco faşizmi de boş durmayacaktı elbet. Alman ve İtalyanların da desteğiyle muhaliflere, hatta halka katliam yapmaya başlar. Başka ülkelerden direnişçilere katılan 32.000 gönüllüye rağmen devrim kanlı biçimde bastırılır.
Kim bilir, belki de direnişçiler Stalin’i dinleselerdi, isyan şehirden dağlara taşınabilseydi, şimdiki İspanya bağımsız İspanya olurdu ve “Düşen Asker” fotografının insanlık için hiçbir kıymeti harbiyesi olmazdı, bilemiyoruz…
“bin dokuz yüz otuz altı yazıdır ve ay kuşatılmıştır…
atlının şarkısı
ay kocaman, at kara
torbamda zeytin kara.
bilirim ya yolları
varamam cordoba’ya.,,
ovasından, yelinden
kara at, kırmızı ay.
ölüm gözlüyor beni
cordoba surlarında.
ah benim yiğit atım!
ah ne uzunmuş yol da!
ah ölüm bekler beni
varmadan cordoba’ya!
cordoba.
uzak, yalnız.”
Federico Garcia Lorca
1936 yılının Ağustos ayında İspanya’nın Granada şehrinde Franco’nun askerleri tarafından kurşuna dizilir Lorca. Onun fotoğrafı çekilmemiştir kurşuna dizilirken ama İspanya devrimini unutturmama adına üstüne düşeni yapmış ve tercihi şiirin tercihi olmuştur!
“hoşça kalın
ölürsem
açık bırakın balkonu.
çocuk portakal yer.
(balkonumdan görürüm onu.)
orakçı ekin biçer.
(balkonumdan duyarım onu.)
ölürsem
açık bırakın balkonu!”
Federico Garcia Lorca
O balkon hâlâ açık!
17 Temmuz 1936’dan,1 Nisan 1939’a kadar süren direnişte bir milyona yakın insan öldü ve bir o kadarı da sürgün edildi. Bu arada Alman’ların hava taktiklerini deneme alanı olarak seçtikleri Guernica, 1937’de yok oldu, haritadan silindi.
Ve Picasso!
Yok olan Guernica, olaydan çok etkilenen Picasso’ya, İspanya’da bir duvara savaşın tüm acımasızlığını aktardığı ünlü “Guernica” tablosunu yaptıracaktır. Tabloyla birlikte Picasso’nun bir sergi esnasında Alman bir generalle yaptığı konuşma da tarih sayfaları arasındaki yerini alacaktır: Kendisine; “Bu tabloyu siz mi yaptınız?” diye soran Alman generale Picasso’nun yanıtı şudur: “hayır, siz yaptınız!”
Lorca gibi, Picasso gibi Robert Capa’a da İspanya devrimini unutturmama adına üstüne düşeni hakkıyla yapmıştır. “Düşen asker” bir semboldür bence. İspanya devriminde düşen bir milyona yakın insanın sembolü. Kurşuna dizilen Lorca’nın sembolü…
Aşkta her şeyin mübah olacağına ilişkin hiç fikrim yok, ancak savaşta eşitsiz güç kullanılan halkın düşmana karşı hertürlü davranışı mübahtır ve meşrudur.
Ne kadar çırpınılırsa çırpınılsın “Düşen Asker” fotografı özgürlüklere karşı olanları bıçaklamaya devam ediyor.
kemal gül eklemiş - adds | 13 Eylül 2009 Saat - Time 19:09
sevgili cenk pekcanattı,

fotoğrafta başladığımızda kabul etmediğimiz ancak fotoğrafın içine girdikçe aksini iddia etmediğimiz iki kavram vardır. birincisi fotoğraf yalan söyler. bu yazıda capa'nın yalan söylediği belirtiliyor. dünyadaki milyarlarca fotoğraftan bir tanesini biz bugün dahi tartışıyorsak fotoğraf yalan söyler doğrudur. fotoğraf doğruyu söylerse bir tarafa koyarız. fotoğrafı o yüzden bu kadar tartışıyoruz. ikincisi fotoğraf gerçek değildir. bu da fotoğrafın ruhuna uygundur. çünkü herkesin gerçekliği kendine göredir. fotoğrafçı o fotoğrafı tartışmalı durum dahi olsa kendi gerçekliğine göre çekmiş. biz fotoğraf üzerinden gidip kendimize ait gerçekliği sorgulayabiliriz. fotoğraf üzerinden fotoğrafçının gerçekliğini sorgulamak hiç bir zaman sonuca varamayacağımız bir durumdur. mutlaka siyah beyaz fotoğraf çekmişsinizdir. renkli bir ortamı neden siyah-beyaz gösterdiğinizi açıklayabilirmisiniz. tabiiki açıklarsınız. ama neden fotoğrafı değiştirdiniz diye sorarım o zaman. demek ki fotoğraf renkliyi siyah-beyaz göstermekle en basitinden yalan söylüyor ve gerçek değil. benim size fotoğrafınız yalan söylüyorsunuz veya fotoğrafınız gerçek değil hakkım yok. çünkü kendi yaratıcı düşünceniz öyle istemiş. sanatı yaratıcılıkla eş anlamlı kullanırsak diğer sanat dallarında olduğu gibi fotoğrafçıda eserini daha güçlü kılmak için kendine ait yorumlar getirebilir. romancı gördüğü yerlerin değil, düşsel dünyasının romanını yazar. şair, belki de hiç girmediği hapishaneyi duygularıyla yorumlar. rodin önce çıplak olarak heykelini yaptığı balzac'a sonradan üzerine palto giydirir. sanatçının ortaya çıkardığı esere tarih karar verecektir. Aynı zamanda sanatçıya da tarih karar verecektir. yazınızı konu olan fotoğraf ve fotoğrafçı hakkında tarihe yardımcı olmak amacıyla yazdığınızı algılıyorum. konumuz olan fotoğraf eğer tarihte üzerine düşen görevi yapmışsa ne mutlu o fotoğraf ve o fotoğrafçıya. bu fotoğrafta tarihte direnişin sembolu olmuştur. başka fotoğraf hatırlayan var mı. sevgilerimle. ali ihsan ökten
ali ihsan ökten eklemiş - adds | 13 Eylül 2009 Saat - Time 20:15
Bilinç ilmeklerini farklı örür. İlmek örür, bir anlamı var edip öbürünü öldürmeye dair.

Şimdi diyelim ki Capa veya nam-ı diğer Endre, İspanyol iç savaşı gibi, gelen savaşın simülasyonu (baudrallard'ın tanımı olarak simülasyon) bu kareyi;

1. Bi köylüye bi kupa şaraba kurgu-ve-modeli anlaşmasıyla var etti. 70 yıldır direnme anıtı oluşundan ne yitirir fotoğraf?

Belki gerçekliğe dair bekaretimizi sorgular. ama durun onu kardajı papatya makosunda bile ayıklarken epritmediğimize emin miyiz?

2. Diyelim ki oraya altın arayan bir amerikalı olarak gitti Capa...

E peki Hemingway yok mu anımızda? Tesadüf mü G. Orwell in ard arda bir sağa çakan 1984 bi sola çakan animal farm yazması İspanya İç Savaşı sonrası?

3.Fotoğrafçının etik davranması diskuru, kişiyi bağlar aslen. Bir blogda kurgularını yargılayıp sahici bulmadılar Mehmet Turgut'un.

Ben de inandırıcı bulmadım şahsen. Araklamaya meyil veya açıklama arar buldum kendimi medya mensubu olarak.

sonra ismini hatırladım bu tavrın. hüsn-ü tal-il.

Çapa belki ve muhtemelen gri bir adam olarak direnişinÇ bimeyen efsane altyapısını kurmuştur. Bresson bişi demiş öbürü öteki.. Peki fotoğraf ne İŞ yapmış?

. Şaka değil, eleştirmenlerin fotoğrafın önemine dokunamamaları, çabalayanı değiştirmek için risk alan bir insanın ölümü bu diyorlar fotoiçin.

Yok isimsiz kalacak siz tırmalasanız da diyor.

Kurguysa inandırıcı bence. Değilse trajik.

işlev olarak takındığı tavrı Che'ye dek taşımış bir fotoğrafı konuşuyoruz.
a.
b.
c.
d.
e. Ç


. Lorca ve Picasso anetkotları meclis dışı stalin demeyelim ulu orta kemal emmi:)

Saygılar
Okan Akan eklemiş - adds | 15 Eylül 2009 Saat - Time 00:39
Büyük ekseriyetin hemfikir olduğu değerleri, karalayarak içini boşaltmak, yerlerini de bir gurubun
karar verdiği yenileri ile değiştirmek günümüzün modası. Ancak es geçilen nokta, değer olarak
kabul gören niceliklerin, sahip oldukları düzeye zaman içinde öngörüsüz olarak erişmeleri, bir başka
deyişle bu işin zorlanmış koşullarda olamayacağı gerçeği.

Fotoğrafçılığa ucundan kıyısından bulaşmış herkesin tanıdığı biridir Robert Capa. Öte yandan
yakın tarih ve devrimler tarihi meraklılarının iyi bilip hakkını verdiği bir diğer gerçek de, Capa'nın
savaş karşıtlarının gönlündeki yüksek değeri.

Düşen asker fotoğrafının gerçek olup olmadığı yıllardır tartışılır. Şimdi de bazı kanıtlarla fotoğrafın
gerçek olmadığı, Capa'nın da bozuk bir kişiliğe sahip, yalancı, üç kağıtçı biri olduğu gösterilmeye
çalışılıyor. Fotoğrafın gerçek olup olmadığı ile zerre kadar ilgilenmiyorum. Bu eserin tarihsel ve sosyal
görevini yapmadığını söyleyecek biri yoktur sanırım. Fotoğraf gerçek olsa ne olur? olmasa ne olur?

Sanatçı eserlerinde yalan söyler, göz boyar, hayali bir dünya yaratır, derdini bu yollarla anlatıyor ve
geniş kitlelere hitab edebiliyorsa, problem nedir?

Varsayalım Capa yalancı, fotoğrafları da kurgu. Keşke Körfez savaşlarında, Irak'da, Kosova'da, Bosna
Hersek'de, Halepçe'de, Gazze'de vb yerlerde de Capalar olsaydı da yalan söyleselerdi, düzmece
fotoğraflar üretselerdi.

Capa'yı gözden düşürürseniz, yerine koyabileceğiniz kimse yok.

Selam ve sevgilerimle.
Mustafa Kemal Düzgören eklemiş - adds | 15 Eylül 2009 Saat - Time 04:34
Metinlerinde agnostik kalan birinin, fotoğrafı agnostikleştiren birini eleştirmesi, bana ikilemsel göründü. Fikir-zikir / kuram-eylem eşlenikliği, kişiyi daha ikna edici yapıyor, tersi de hiç etmeyici.
Reha ÜLKÜ eklemiş - adds | 16 Eylül 2009 Saat - Time 09:04
Fotoğrafçının durduğu yer!

Savaşlarda en az iki taraf vardır savaşan. Bu nedenle savaş fotoğrafçısının durduğu yer daha fazla anlam ve önem kazanıyor. Yazınızı okurken aynı dönemlerde yine İspanya'da, Katalonya'da doğan ünlü ressam Dali geldi aklıma. İspanya iç savaşının Bunier gibi, Lorca gibi en yakın tanığı olan Dali, tercihini ne yazık ki faşizmden yana kullanmıştır. Franco, İspanya'daki devrimi çok kanlı bir biçimde bastırdığında, belki de Franco' yu alkışlayan tek İspanyol odur. Fırçasını, faşist katil Franco' nun akıttığı kanlarla beslemiş, yakın arkadaşı Lorca'nın Franco' nun askerleri tarafından kurşuna dizilmesi bile onu inancından döndürmeye yetmemiştir.

Emperyalizm, Dali gibi düşünen sanatçıları kullanarak, onlara üstün payeler vererek faşizmi aklamaya çalışmıştır sürekli. Bir dereceye kadar başarmıştır da. Ya maazallah Dali veya onun gibi hastalıklı düşünenler fotoğrafçı olsaydı ve İspanya iç savaşını fotoğraflasaydı diye geçti aklımdan. Tarih başka türlü yazılırdı sanırım. İspanya' da ölen bir milyona yakın insan boşuna ölmüş olurdu belki de. Belki asi, bozguncu, talancı eşkıya olarak anılırlardı.

Ünlü fotoğrafçı James Nachtwey; "savaş fotoğrafçısı iki şekilde çalışabilir; tarafsız bir kayıtçı olarak ya da partizan bir tarihçi olarak. “Savaş karşıtı bir fotoğrafçı kurbanların yanındadır” der Nactwey. Ona göre Fotoğrafçının görevi “istatistikleri somutlaştırmak, ideolojik meşrulaştırmaya karşı çıkmak, ölümün ve acıların izlerini, savaşı uzaktan izleyenlerin, özellikle de kişisel bir tehdit hissetmeyenlerin yüzüne vurmak, dünyaya sesini duyuramayanlar için aracılık yapmaktır" der.

Wietnam Savaşı' nı fotoğraflayan Christine Leroy' un peşpeşe çektiği üç kare vardır. (Aslında dört karedir)

http://img37.imagefra.me/img/img37/2/9/15/jelya/f_nxpwfm_7fc5623.jpg

Hiç kuşkusuz onlar da savaşın acımasızlığını ciddi biçimde vurgulayan fotoğraflar. Ancak Leroy bir röportajında: "Biz askeri uçaklara bindik, operasyonlarda helikopter saldırıları yaptık, her zaman her yere birliklerle birlikte yürüdük" der. Yani "kurban" ın yanında olmadığını açık ve net biçimde ifade eder.

Bu cepheden bakınca Capa' nın, "Düşen asker" fotoğrafının kurgu ya da gerçek olmasının çok önemi kalmıyor gözümde. Fotoğraf kurgu mu bilmiyorum elbet ama nasıl ki edebiyatta, özellikle şiirde "imge" varsa ve fotoğraf da amacına ulaşmışsa kurgu olmasında hiçbir mahsur yok yine bence. Her olayın koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyorum. Capa' da, faşizmin gerçek yüzünü, savaşın acımasızlığını o günden bugüne, "düşen asker" fotoğrafıyla aktarabilmişse izleyene, yaptığı mübahtır diye düşünüyorum. Hele ki faşizmin her türlü oyununa, vahşetine karşı kurgulanmışsa bu görüntü, kötüye karşı bir “oyun”sa, gözümde daha da değerli oluyor; varsın belgesel kategorisinde olmayıversin. Zaten insanlık bir fotoğraf karesi diye kategorize etmiyor artık; faşizme karşı topyekün direnen onurlu bir halkın bayrağı olarak görüyor. İnsanın özgürlüklere özlemi ve düşkünlüğünden olsa gerek… Şu an aklımdan “çokça hangi halklar bu görüntülere değer verir, sahiplenir?” sorusu geçti. Üstünde biraz düşününce cevapladım kendime: “Sömürüden, kandan, açlıktan, barut kokusundan, ölümlerden, ayrılıklardan yorulmuş halklar Ümran” dedim. Ne çok arzularım bu fotograflara bakmayı tenezzül etmeyen bir dünyayı… Bu tür görüntülerin “yalan” olma durumunu…

"Faşistlerin tüm çabasına rağmen Capa'nın "Düşen Asker" fotoğrafı, hiçbir zaman bir yenilgi sembolü olarak algılanmadı. Üstelik yalnızca faşistlerin gücüne direnen cumhuriyetçilerin kahramanlığının sembolü olmakla kalmadı, bütün dünyada sağcı, faşist iktidarlara karşı verilen özgürlük mücadelesinin sembolü haline geldi. Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç, Capa'nın amaçlarına da uygundur ve onun görüşlerini doğrulamaktadır:

"Gerçek, en iyi görüntü ve en iyi propagandadır." (Mehmet Özer)


Ümran Düşünsel eklemiş - adds | 16 Eylül 2009 Saat - Time 10:02
Tarihsel bir bilgi düzeltimi açısından, Ümran Düşünsel'in metnine şerh: Franco faşist değildi, en azından genel söylem bakımından. İspanya İç Savaşı'nda Hitler'den ve Mussolini'den destek almış olabilir ama 2. Dünya Savaşı'nda onların yanında yer almadı. Ayrıca İspanya İç Savaşı, faşizme karşı onurlu bir mücadele filan değildi: Uluslararası Tugay'daki Troçkistler ve Stalinistler birbirlerine silah çekti ve bu süreç sonuçta Troçki suikastına kadar yol aldı. Bilgisel klişeler, insanı yanlış bilgisel çıkarsamalara götürüyor, götürmüş de.
Reha ÜLKÜ eklemiş - adds | 16 Eylül 2009 Saat - Time 18:19
Pekcanattının bolca okunduğunu bilen herkes, fotografista köşesini boy gösterebilmek için kullanır oldu. Hayırlara vesile olsun.
Hulya Bakkal eklemiş - adds | 17 Eylül 2009 Saat - Time 11:15
Konuyu yorumların genelindeki gibi ele alarak Robert Capa'yı sorgusuzca kahraman ilan etmek, Nazi Almanyasının propogandasını film ve fotoğraflarıyla yapan Leni Riefenstahl gibileri de diğer fraksiyonda aklar, tartışılmaz hale getirir, dokunulmaz kılar. Fotoğrafın ve diğer görsel dokümanterlerin kullanım etiğini tahrip eder. Gaflete düşmeyelim derim. Herkese iyi bayramlar.
mert erkaya eklemiş - adds | 22 Eylül 2009 Saat - Time 12:54
Burada yer alan bazı yorumların maksadının apaçık üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olduğunu görüyorum. Bu hakikaten de düşündürücü. Konu, yorumlarla kasıtlı olarak politize ediliyor. Oysaki burası bir fotoğraf sitesi, dolayısıyla yazılanın, konuşulanın ve yorumlananın fotoğraf ve fotoğrafçı olması gerekiyor. Pekcanattının yazısının sonundaki notta, Düşen Asker ile ilgili yazının bundan önceki yazılarını bütünler mana da göndermesi olduğunu alenen yazmış. Ben, yazar konuyu bu biçimde ele alırken, konu nasıl olup ta İspanya Devrimine saplanıp, kalınılıyor onu anlamadım. Yorumların bazılarından yola çıkarsak da, yazar basbayağı Frankocu bir faşist…
Cenk Pekcanattı'nın köşesinin adının fotoğrafista oluşu bana aksini düşündürüyor. Size? Kendisinin affına sığınarak tespitte bulunuyorum ama Pekcanattı rasyonalist bir tip, bazı devrim yandaşları gibi sadece romantik ve radikal değil. Hele şovenist hiç değil.
Ayrıca, “Komplo Teorisi” tabirini kullanırken de şahane bir ironi yarattığını düşünüyorum. Resmen kendini tiye almış. Durumu kavramak için komplo teorisinin biraz anlamını araştırmanız yeterli. Olay hakkındaki uzmanlara ait olumlu olumsuz yorumlara da yazısında yer vererek objektif bir tutum sergilemişken bazı eleştiriler bence haddini aşmış... Şayet gazete asparagas yapmamışsa, alenen sonucu görülen foto analizin neresi subjektif? Ya da aynı mevzi de aynı anda aynı noktada farklı iki milis nasıl vurulmuş yerde yatarken görülebiliyor. Yoksa bu bir tür bilgisayar oyunu falan mı? Hani bilirsiniz vurulan, ölen kişiler PC oyunlarında bir süre sonra yok olurlar. Yerlerinde yeller eser. Öylesi bir durum mu var?
Bütün dünya bu konu hakkında konuşabilirken, önemli yayınlar konu hakkındaki gelişmeleri dünya üzerinde haber olarak geçerken, biz hala tabulaştırdığımız konularda beyanatta bulunamıyoruz. Bulunsak ta bağnazlarla karşı karşıya kalıyoruz. Tüm dünya yanılıyorda biz mi çok iyi biliyoruz bu işleri? Ondan mı onlar aya çıkarken biz halen yaya takılıyoruz. HEmde her türlü alanda... Bırakın bu şovenist yaklaşımları hanımlar, beyler! Biraz geniş vizyonlu olalım. Ayrıcana Hine ne demiş. "Fotoğraflar yalan söylemez, ama yalancılar fotoğraf çekebilir" DİKKAT yani!..
Canımı sıkan bir diğer konu da Balat Fotoğrafçısı yaklaşımı, o nedir öyle? Ne kadar çok seviyoruz iki dakika da yaftalamayı. Ne sıfatla şak diye hemen yapıştırıveriyoruz aşağılama maksatlı etiketi. Sen kimsin diye sorarlar adama ama. Nere fotoğrafçısı olmak bugünlerde makbul?
Bi de anlaşılamamayı, daha bir entellektüel olmak gibi mi algılıyoruz? Biraz yalın ve açık olmayan ifadelerle nereye varmaya çalışıyoruz. Reha Bey bu konuda ciddi bir fenomen
Eminim Pekcanattı şimdi bizlere bıyık altından kıs kıs gülüyordur. Tıpkı konunun içinde yer alan kandırıkçı asker fotoğrafında gibi… Adamın yazılarının düşünmeye sevk ettiğini ve bağımlılık yarattığını kabul edelilm artık.
Yalnız bir sitemim olacak. NE ZAMAN ÇIKIYOR GÖLGE FANZİN’in yeni sayısı Cenk Pekcanattı, yılı geçti süre. Siz buna da cevap vermezsiniz şimdi.
ozgur demir eklemiş - adds | 23 Eylül 2009 Saat - Time 19:37
Katılıyorum. Meyve veren ağacı taşlamaya bayılıyoruz. Ama güneş balçıkla sıvanmaz.
Nurseli Ayışıl eklemiş - adds | 27 Eylül 2009 Saat - Time 18:36
Sağlam bir dosya olmuş.
Saffet Vatansever eklemiş - adds | 03 Ekim 2009 Saat - Time 19:38


Robert Capa'nın bir iç savaş sırasında, 1936 yılında çektiği ve tarihe görsel bir belge olarak geçecek olan bu fotoğraf hakkında, bu fotoğrafın "bir kurgu mu, değil mi?" olduğu konusunda bir çok görüş vardır. Fotoğraf muhabirleri savaş fotoğrafçısı da olsa içlerinde çektikleri fotoğraflarında yine de bir "beğenilme" ve "inandırıcılık" duygusu egemendir. Robert Capa'nın çektiği bu tartışma yaratan fotoğrafın doğruluğu hakkında çeşitli varsayımlar kanıtlanmaya çalışılsa da fotoğraf dönemine damgasını vurmuş ve misyondaki yerini almıştır. Özgür düşüncenin ve devrimci bireylerin faşistlere karşı başkaldırışı onurlu bir dik duruşun ve mücadelenin simgesidir... Bu nedenle bu fotoğrafın bir kurgu mu değil mi? olduğu konusuna da bir yorumda bulunmayı gereksiz görüyorum.
Selçuk Kızıldağ eklemiş - adds | 24 Ekim 2009 Saat - Time 11:05
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

 

e-Panel

Ara - Search


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi

Anadolu Fotoğraf Dergisi

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.