e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü
“Değişik zamanlarda, aynı kaygıları içeriyor 9 öykü fotoğrafları”
Röportaj ve röportaj fotoğrafları: Pınar Dağ
Gri gökyüzüyle, herkesin Beyoğlu’na yetişmek için can attığı o heyecanlı kalabalığın içinde buluyorum kendimi… Sözleştiğimiz saatte, dünyaca tanınan, Çağdaş Türk fotoğrafının önemli ismi Çerkes Karadağ’ı sessizce beklemeye koyuluyorum. İçeriye sakin adımlarıyla, dünyayı yüklenmiş biri: “Sanatın meslek olduğunun altını çizen, her boşluğun bir başka şeyle dolduğuna inanan” usta giriyor. Sıcak çaylar söylenirken, sessizce kendisini süzüp, aylar önce gördüğüm Çerkes Bey’i daha iyi buluyorum…
PD: Size dair öyle çok şey var ki… Birinden başlayınca diğerini atlamamayı umuyorum… “9 öykü” ile başlamayı deneyeyim.
Çerkes Karadağ: Teşekkür ederim… Aslında “9 Öykü”, La Fontaine tarzı bir çalışmadır. Yani bir bölümü hayvanlar üzerinden anlatılan öykülerdir. Kentlerin karmaşasını, kentlerin herkesi nasıl çekiştirip birbirlerine benzettiğini ve popüler kültür içinde yalnızlığımızı anlatmak istedim. Farklı zamanlarda çekilmiş, fakat aynı ortak kaygılarımızı dile getiren bir çalışmadır 9 Öykü. Yıllarla biriken fotoğraflarım arasından bir öykü dizisine uygun düşen görüntülerden seçilmişlerdir. Örneğin Horoz fotoğrafı, yitirilmiş cesaret üzerine bir yapı bina ediyor. Tangalı bilboard da pornografikleşmiş kent yaşamını örnekliyor. Bu bakımdan değişik zamanlarda çekilen ve aynı amacı bütünleyen görüntüleri kapsıyor 9 öykü fotoğrafları. Birbirini tamamlayan ancak farklı hayvan ve nesneleri ele alan görüntüler, bir yönüyle bir fabl olarak görülebilir. Fotoğraflar, 90’lı yıllardan itibaren, özellikle SSCB’nin yıkılmasından sonra dünyanın her tarafında ortaya çıkan ideolojik boşlukla birlikte, ortak gerçekliğimizde yitirdiğimiz birtakım değerlere dikkat çekmek üzere bir araya getirilmişlerdir.
*Bir bakıma boşlukların anlamını yeniden kavramamızı öneriyor bu çalışma.
PD: İnsan, “bir boşluğu” içinde yaşadığı karmaşada nasıl anlar ki?
Çerkes Karadağ: Bence yaşamın bilinen hallerini, bilinmeyenlerden hareketle çözmek çok anlamsız. Günümüzde büyük kentlerde olup biten şeyleri, yaşayıp benimsemiş hale gelmiş olsak bile, her boşluğun, her kaybın yerini bir başka “ŞEY” dolduruyor. Boşluklarımızın karmaşalarla doldurulması insan yaşamını bir kakafoniye dönüştürüyor. İşte bu öykülerin tümü, kaybettiklerimizden arda kalan boşluklarımızı hatırlatmak için oluşturuldu. Her gün birbirimize anlattıklarımızın ve kanıksadıklarımızın, birincil tekil şâhısa vurgu yapan etkilerini üstlenmek amacıyla tasarlandı.
PD: Tam bir tokat etkisi yaratıyor demek doğru olur sanırım? Fotoğraf ise bunu anlatmada başrol oluyor değil mi?
Çerkes Karadağ: Artık fotoğrafçılığın tüm hobilerin başrolüne soyunduğunu, kitlesel bir hobi haline getirilmiş olduğunu biliyoruz. Aynı zamanda sığ sularda boğulmaya aday bir süreçte olduğumuzu da… Hayata bir anlam yüklemek için çektiğimiz fotoğraflar, bir boş zaman uğraşından ziyade, düşüncelerimizin ve toplumsal duruşumuzun bir yansıması, kendi gerçekliğimizin bir parçası olmalı değil mi? Oysa günümüzdeki gelişmeler hiç de öyle bir görüntü vermiyor! Bu bakımdan düşünmek için çekmeliyiz, ya da düşünerek çekmeliyiz. Oysa şu an yaygın olan şey, sadece kameranın deklanşöre basmak. İşte bu noktada bir şeylerin ayrımına varmak gerekir; “Bu tavır, bu duruş ve bu bakış açısı hiç kimseyi sanatçı yapmaz”.
“Fotoğrafın sanat yönü çok önemli olup, O’AN olarak görülemeyecek kadar hassastır.”
PD: Peki ne yapıyor bu durumda?
Çerkes Karadağ: Kirlilik oluyor… Hatta fotoğraf kirletici oluyor! Yaygınlaşmış görüntüler de iyi kötü ayrımı yapılmadığı için belleği kirletiyor. Plastik sanatlar özelinde görülmediği, sanatsal dili kavranmadığı sürece fotoğraf hobi olarak kalmaya devam edecektir. Bana göre fotoğraf bir sanat yapma yoludur ve yüzden çok ciddi bir emek ister. Fotoğraf alanında kimlerin neler yaptığını, süreç içinde hangi değerleri nereden nereye taşıdığını kimse araştırmıyor. Kendini tekrarlayanların görüntü ortamını tümüyle işgal ettiğine tanık oluyoruz. Özellikle portfolio’nun nasıl bir yetkinliği ortaya koyduğundan bir çok fotoğrafçı habersiz. Her neyse! Bana göre fotoğraf, ciddi bir kültürdür. Bu nedenle bir “görme kültürü”ne büyük gereksinimimiz olduğunu dile getiriyorum. Günümüzde görme kültürü etkin ve egemen kültür biçimi olarak öne çıkmıştır. Kanımca fotoğrafın sanat yönü çok önemli olup, O an’ın sınırlarına sığdırılmayacak oranda fazla seçenekler sunan bir ifade yolu olarak görülmelidir. Elbette O’an hep olacak, bunu çeken fotoğrafçılar da olacaktır. Fakat bu seçimi tüm fotoğraf sanatının başlıca dinamiği olarak lanse etmek yanlıştır. An fotoğrafı ya da fotojurnalizm günümüzde sadece Albüm ve sergilerde hayat buluyorsa, ortada bir sıkıntı var demektir. Çünkü bu tarz fotoğrafların sergilerden çok haber dergilerine ihtiyacı var. Aslında fotoğraf tekelleri hepimizi tüketiyor. Çünkü tüketim yozlaştırmak için çok fazla seçenekler sunuyor! Küresel üretim hepimizi tüketici konuma sokuyor açıkçası.
PD: Herkesin bir şeyleri fotoğraflama isteği kötü bir süreç mi yani. Amatörlük, fotoğraf gönüllüleri, fotoğraf etkinlikleri…
Çerkes Karadağ: Aslında binlerce amatör, sanatsal bir faaliyet içinde bulunmak adına masum düşünceleri göz ardı edilerek büyük bir kirliliğe bulaştırılmış durumda. Bunun başlıca nedeni teknolojinin dayatmacı bir karakter kazanması ve ağır bir sömürüye yandaş yapılmasıdır. Yaygın hobi tek boyutlu bir fotoğrafçı tipi yaratmıştır. Aynı zamanda ortalama beğeniye yönelik bir “estetik norm” da oluşturmuştur. Her gün birbirlerine benzeyen fotoğrafların yapıldığı bir ortamda, özgünlükten, kişisel dilden veya spesifik bir yorumlama biçiminden söz etmek mümkün mü? Çekilen onca benzer görüntüyü sanat olarak kabul etmek, fotoğrafı bir sanatçıdan ziyade bir kameranın yetenekleri içinde görmek demektir. Elbette herkesin fotoğraf çekmesinden sadece mutluluk duymamız gerekir. Çünkü fotoğraf, bilinçaltını harekete geçiren etkili bir ajitatördür. Ayrıca amatör de bu anlamda en dürüst aktivisttir. Temel sorun fotoğrafın yaygınlaşması değil, sanatsal bir dil olarak niteliksiz bir fotoğraf ortamının oluşturulması.
Bilginin hakim olduğu bir insan tipi gerekiyor.
Çerkes Karadağ: (Hafif bir tebessüm beliriyor…J) Ekliyor. Fotojournalistler çektiklerini bir dergide yayınlayamıyorsa, bir sanat dergisinde çıkmasını yeğliyorsa orada bir problem var demektir.
PD: Bir röportajınızı okumuştum, orada da bunun üzerinde durmuş, sanatın bir meslek olarak görülmesinin çalışmalarda ki özgünlük ve hassaslığın öne çıkarmasını beslediğini ifade etmişsiniz…
Çerkes Karadağ: Evet, bu doğru! Ben sanatın bir meslek olması gerektiğini ve bunun yaşamın bir parçası haline gelmesini isteyenlerdenim. Tüm meslekler gibi sanatta aslında bir meslektir ve yaratıcılık birinci sınıf bir değer yapılmadığı sürece bir gelişme kaydedemeyiz. Çünkü profesyonel çaba, sanatçının tüm zamanını sanatsal ürün vermeye, yani yaratıcılığa ayırması anlamı taşır. Birinci sınıf ülkelerde sanat bir geçim yoludur. Bu da rekabeti arttıran, iyi eser ile kötü eser arasında farklılaşmaları ortaya çıkartan bir gelişmeye yol açmıştır.
PD: Sizin tercihiniz kötü ama özgün çalışmalar değil mi?
Çerkes Karadağ: Birçok fotoğrafçının çalışması kötü gibi görünebilir, ancak söylemi başka yere işaret edebilir. Kötü, iyi olanı belirtir. Alt yapısı doğru kurulmuş bir kötü çıkarma benim tercihimdir.
“D.H Kahnweiler, 20. yüzyılda Avrupa sanat ortamının öncü ve dönüştürücü figürlerinden biriydi. Hatta Resim Sanatının Büyükelçisiydi”
PD: İki çay daha gelir ve Çerkes Bey, o dingin yüz ifadesiyle “ Özgün ürün çıkarma konusunda dersini nasıl aldığını öğrendiğimiz özel bir anısını paylaşır”.
Çerkes Karadağ: Ben özellikle genç fotoğrafçıların özgünlük adına emeklerin büyük erozyona uğradığını görüyorum. Dergilerin, müzelerin, yarışmaların ve eski tüfek amatörlerin dayattığı bir fotojournalism teranesinin ardından koşturan heyecanlı amatörlerin emeklerine yazık oluyor. Yanlış bu yönlendirmeler sonucunda kendini sokaklara vurmuş yüzlerce amatörün bu kanallar tarafından desteklenen “fikirsiz sokak fotoğrafları” çöplüğüne dönmemiz uzak bir ihtimal değildir. Dilerseniz kısa bir anımla bunu daha iyi açıklayayım. 20–25 yıl önce, Almanya’da yaşlı bir art dealer’la tanışmıştım Avrupa resmini ve sanatını 2. dünya savaşı sırasında ABD’ye pazarlayan 3 önemli isimden biriydi. (ötekileri Kahnweiller ve Duveen) Ben tanıştığımda bir hayli yaşlıydı ve artık emekliliğini yaşıyordu. Kendisine ilk albümüm “Nüans”ı takdim etmiştim. Kitabımdaki fotoğraflar arasından özellikle “Aynalı nü serisi” üzerinde tüm dikkatini yoğunlaştırdığına tanık olmuştum. Çalışmalarımdan etkilendiğini ifade etmiş ve onları niçin özgün bulduğunu anlatmıştı:
-Bak genç adam! Eğer genç olsaydım bu serinle seni dünyaya taşırabilirdim. Başka çalışmalarına bile gerek yok!
Çok yaşlıydı, 20.yüzyıl insanı, önemli bir adamdı. Kendisinden bunu duyduktan sona, İşte tam o gün hayatımda özgün ürün ortaya çıkarmanın dersini almıştım.
PD: J Çok kıymetli bir anı gerçekten… Özgünlük için ne gerektiğini de hissetmiş olmalısınız?
Çerkes Karadağ: Elbette. Özgün işler ortaya koymak için öncellikle “özgür” olmak gerekiyor. Haksızlık yapmadan şunu da belirtmek gerekir ki, yaptığınız çalışmalar bir başkasınınki ile benzeşebilir. Hatta aynı tema içinde dönüp dolaşabilirsiniz. Ancak özgün işler çıkarmanın tek yolu, tüm benzerliklere rağmen, size özgürlük kazandıran sanatsal birikiminizdir. Elbette söyleminizin bir gerçekle ve bir estetikle dille kişiselleşmesi ve kaynaşması gerekiyor. Sokağın dili geneldir, sanatın dili ise kişisel özellikler taşır. Yaratıcılığı sokak aralarında denetimsiz bir rastlantısallığın dar kulvarına hapsetmemek gerekir. Aksi halde beyinde biten bir fotoğraf için beynin devreden çıkarılması tehlikesi yaygınlaşmaya başlar.
PD: Türk fotoğrafçılığı, hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çerkes Karadağ: Türk fotoğrafçıları arasında bol miktarda fantazya işler üretenler var. Oysa sanat eseri kendi içinde bir bütünlük taşır. Fantazyalar her zaman medyayı cezp etmiştir. Hata fantazyalar herkesi de aynı oranda etkiler. Medya’nın bu anlayışına ve seçimine karşı değilim. Fakat fotoğrafın bir oyun alanı olarak görülmesinde medyanın eşsiz bu katkılarının “at izi ile it izini”nin birbirine karışmasına yol açtığı açık bir gerçek. Medyanın temel kaygısı sanat değil daima haberdir. Hatta böyle bir kaygı taşıması da gerekmez. Medya sanatçı ile medyatik yüzler dengesinde popüler kimliklere daha yakın durduğu için, sanatı medyanın gözlükleriyle değil, kendi dinamikleri açısından görmek gerekiyor. Öte yandan çağın gereği olan fotoğraflar ile çağdaş fotoğrafları da birbirine karıştırmamak gerekir. Kuşkusuz sanatçılarla “Rol modelleri” ni çok iyi ayırt etmek gerekli. Fotoğraf da özgün bir dil oluşturmak için bir serüvene dalıp gitmek gerekir…
PD: Görme kültürü, fotoğrafla ilgilenen, ilgilenmeyen herkesin kitaplığında biliyorsunuz…
Çerkes Karadağ: Görme kültürü serisi, fotoğrafın varlığını sorguladığım bir çalışma. Fotoğrafla ve yaşamla ilişkili kaygılarımın bir ürünü. Fotoğraflarımda farklı bir şeyin savaşını verirken bu kitaplarda ise daha başka şeylerin... Amacım, görüntüyle iç içe olanların görsel motivasyonuna bir katkı sağlamaktır.
PD: Son olarak benim içinde çok önemli olan ve sizden yanıt almaktan özellikle mutluluk duyacağım bir sorum var. Fotoğraf; ölüme inat, yaşama göz kırpıyor öyle değil mi?
Çerkes Karadağ: Fotoğraf var olduğundan bu yana, ölüm yoğunlukla işlenen bir konu oldu. Hatta ilk fotoğrafçıların, ölümü durdurduğuna inanılıyordu. Öyle ki önemli fotoğrafçılardan O.Rejlander, 1840 yılında İsa’nın son yemeğini hazırlayarak, fotoğrafı ölümle ilişkilendiren ilk fotoğrafçı olmuştur. Bu fotoğraf, ilk sanat örnekleri arasında sayılabilecek bir çalışmadır. Fotoğraflar daima, ölüme karşı hayatın kutsallaştırıldığı bir tablo çizmiştir bizlere... Benim için ise, fotoğrafın ölüme engel olduğunun altını çizer bu durum. İnsanların poz verme isteklerini de işte böylesi bir içgüdünün var olmasıyla açıklayabiliriz.
Çok teşekkür ediyorum size, ayırdığınız zaman ve özenle paylaştığınız her şey için…

“Kelimelerin havada uçuştuğu sohbetin ardından, yine görüşebilmenin sözünü aldığım Çerkes Karadağ, uzaklara bakan bu fotoğrafının ardından, İstiklal caddesinin o bilindik karmaşasında gözden kayboldu…”
Yiğitliğe Övgü Üzerine Bir Öykü
Yitirilmiş Cesaret Üzerine Bir Öykü
Görünmeyen Tuzaklar Üzerine Bir Öykü
Oynanmamış Oyunlar Üzerine Bir Öykü
Bedensiz Bedenler Üzerine Bir Öykü
Pornografikleşmiş Yaşam Üzerine Bir Öykü
Bir Aşk Romanı Üzerine Bir Öykü
Monotonlaşan Kentler Üzerine Bir Öykü
Boşlukların Boş Olmadığına Dair Bir Öykü
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.