Her bahçesine her köşesine çökmüş flamenkonun hüznüne rağmen Sevilla, Cervantes gibi maceralarla dolu bir şehirdir. Küçük bahçelerde, yarım açık kapılar arkasında flemenkonun büyüsüne kapılırsınız. İspanya’nın 17 özerk bölgesinden biri olan Andalucia’nın (Endülüs bölgesi) başkenti Sevilla ilginç mimarisi ile tarihi dokusu korunmuş dünya’nın sayılı şehirlerinden biridir. Surların içindeki eski Sevilla’nın dar sokaklarında kaybolmadan dolaşmanıza imkân yoktur. Araçla gezecekler için dar sokakların girişinde sokak genişliği yazar. Surların dışında ise geniş caddeler ve modern binalar vardır. Surların çoğunun yıkılmış olmasına rağmen, tarihi yapılar arasındaki büyük farktan, surların eskiden nereden geçtiğini kestirebilirsiniz.

Daracık sokaklardan yürürken, karşınıza şehrin giriş kapılarından birisi olan Macarena Kapısı çıkar. Kapıdan çıktığınız anda sizi altı şeritli bir yol karşılar. Yüzyıllar boyu küçücük bir alanda yaşamanın verdiği sıkıntı, yeni Sevilla’ da geniş caddeler ve büyük evler olarak kendini göstermiştir.
Şehrin yakınından geçen 856 kilometrelik Guadalquivir Nehri’nden ek alınarak şehre teğet, dekoratif bir nehir oluşturulmuştur. Nehir ve nehrin üzerine kurulmuş birbirinden ilginç dokuz köprü şehre canlılık verir. Bu köprülerden en güzeli 1845 yılında yapımına başlanan Triana Köprüsü’dür. Köprünün kıyısında turistik kafe ve barları ile ünlü Betis Caddesi bulunur. Sevilla’ya gidip de Betis’te Paella yenmeden gelinmez. (Paella bkz. İspanyol Mutfağı)
Guadalquivir Nehri ve Puente de Alamillo
Puente de BarquetaTARİHİ VE TURİSTİK MEKANLAR
Şehrin en görkemli yapısı Giralda Katedrali’dir. Katedral,

Kuleden Plaza de Toros Real Maestranza (Boğa Güreşi Alanı) ve Triana Köprüsü
Christoph Colomb'un Mezarı
Katedralden Bir Kesit
Giralda Girişindeki Heykellerden
Alcazar Sarayı ve Alcazar Bahçeleri (Jardines De Alcazar)
Katedralin yanında yemyeşil bahçesi ile Alcazar Sarayı (El Kasr) bulunur. Güzel bahçeleri nedeni ile Jardines de Alcazar ( Alcazar Bahçeleri) da denir. Yapımına 1181 yılında başlanan saray Endülüs Emevileri’ nden kalmış, Arap mimarisinin eşsiz örneklerinden biridir.

Sarayın en güzel bölümü, Sefirler Salonu’dur. Buradaki at nalı kemerleri destekleyen zarif sütunlardan oluşturulan dekorasyon, mağribî mimarinin mükemmel bir modelidir. Sefirler Salonu’nun yandaki kapı ise, “Oyuncak Bebekler Avlusu” diye anılan Patio de las Munecas’dır. Bu adı almasının sebebi, duvarların dış yüzeyine kuklaya benzer iki oyuncak bebek başının çizilmiş olmasıdır. Diğer bir salon ise Patio de las Doncellas (Bakireler Salonu) kırk tanesi ikiz halde dizilmiş olmak üzere elli iki mermer sütunla çevrilmiştir. Sala de Justicia’nın (Mahkeme Salonu) dış cephesi, göz alıcı renklerle parlatılmış, dış cephesine ışıl ışıl parlayan bir görünüm verilmiştir. 
Jardines de Alcazar’dan çıkıp Palos De

Gustavo Adolfo Becquer Heykeli
Plaza De España
Parque de Maria Luisa’dan çıkınca karşınıza iki yüz metre çapında, yarım çember şeklindeki görkemli mimarisi ile Plaza De España (İspanya Meydanı) gelir. 1914 yılında yapımına başlanan 1928 yılına yapımı biten bu yapı İspanyolların gurur duyduğu yapılardan biridir.

Plaza de Espana
Plaza de Espana Gravürlerinden
Plaza de Espana KulesiKÜLTÜR & SANAT
Sevilla denince akla ilk Flamenko gelir. Flamenko, İspanya’ya özgü bir dans olarak bilinmesine rağmen aslında bir Endülüs bölgesi kültürüdür. Kökenleri hakkında birçok soru işareti olsa da genel olarak yüzyıllarca iç içe yaşamış Müslüman, İspanyol, İspanyalı Yahudi ve Çingene kültürlerinin sentezinden oluşmuş bir kültürdür. Sevilla, Andalucia’nın (Endülüs Bölgesi) başkenti olduğu için Endülüs sentez kültürü Sevilla ile özdeşleştirilmiştir. Bazı barlarda Flamenko geceleri düzenlenir, sabaha kadar Flamenko gösterisi yapılır. Turistler için özel olarak hazırlanmış salonlarda daha profesyonel gösteriler de yapılır. Flamenko bir sanattır ve onlarca çeşidi vardır. Halk ise genellikle Flamenkonun bir türü olan Sevillanas stilinde dans eder. Sevillanas hızlı ritimli, çift olarak yapılan bir karnaval dansıdır.
Sevilla’daki en sevdiğim dans etkinliği ise Plaza Cristo de Burgos ‘da ( Cristo de Burgos Meydanı) yapılan tangodur. Cuma ve Cumartesi geceleri 20–25 kişilik, her yaştan dansçının bulunduğu bir tango grubu yanlarında getirdikleri müzik setinden yayılan müzikle sabaha kadar halka hünerlerini sergilerler. Tangonun büyüsü ile transa geçmiş bir şekilde izlerken, çok sayıda çiftin içinden en özgün figürleri yapan çifti seçmekte zorlanırsınız.
Şehir kültürünün vazgeçilmez bir parçası da Boğa Güreşleridir. Ünlü bir matador şehirde gösteri yapacaksa. Haftalar öncesinden sokaklara pankartlar asılır, gösteri tanıtılır. Gösteriler Plaza De Toros (Boğa Güreşi Alanı) ‘da yapılır. Türkçede Arena dediğimiz mekâna İspanyolca’da Plaza De Toros denir. İspanyada Güreş alanını Arena diye sorarsanız olmadık cevaplar alabilirsiniz çünkü arena İspanyolca’da kum anlamına gelir. Sevilla’nın Güreş alanı Plaza De Toros Real Maestranza dır. Boğa güreşlerinin kökeninde bir mit yatar. Taurobolium denen boğa kurman etme ritüelinin MS 160 yılında roma imparatorluğunda başladığı bilinir. Amaç öldürülen boğanın kanı ile güçlenmek ve yeniden doğmaktır. Kurban adayan kişi öldürülen boğanın kanında yıkanırdı, böylelikle boğanın gücünü kazanacağına ve yeniden doğacağına inanılırdı. Şimdi ise sadece turizm amaçlı olarak yapılmaktadır.
Sevilla’nın en ünlü isimlerinin başında Cervantes gelir. Tüm kitapçılarda Cervantes’in ünlü romanı Del Quijote’nin (Don Kişot) her yaş grubu için onlarca çeşit kopyası bulunur. Sevilla ile özdeşleşmiş bir diğer eser de George Bizet’in tanınmış eseri Carmen’dir. Carmen operası Sevilla’da geçtiği için Don Jose’nin Carmen’e olan aşkı her yaz Sevilla açık hava tiyatrosunda defalarca sahnelenir. Ayrıca Şair Gustavo Adolfo Becquer, Flamenko’nun bir türü olan Fandangos’un öncüsü Manolo Caracol, Barok heykeltıraş Juan de Mesa y Velasco ve modern resmin temel taşlarından Diego Rodriguez de Silva y Velazquez Sevilla’lı ünlüler arasındadır.
YAŞAM
Sevilla’da hayat gündüzleri çok durağandır. Yazın kırk dereceyi aşan hava sıcaklığı ile gündüzleri sokağa çıkmak imkânsızdır. Zaten öğlen saat 14:00 ile akşam 17:00 arası siesta (öğle uykusu) vakti olduğundan bütün dükkanlar ve iş yerleri kapalıdır. Hatta bankalar bile saat 14:00’a kadar çalışır. Sevilla’da Hayat 17:00’dan sonra başlıyor diyebiliriz. Siestanın bitimi ile dükkanlar açılmaya sokaklar dolmaya başlar. Alışverişin kalbi Zaragoza caddesi ve çevresindeki mağazalar birkaç dakika içinde öğlen uykusundan uyanır.

Alışveriş için ağustos ayı beklenir. Ağustos ayında tün mağazalar indirime girer, iğneden ipliğe piyasada ne varsa indirimli satılır (sadece Versace, Armani, Dolce Gabbaba gibi çok lüks markalarda indirim yapılmaz). Alışveriş genelde Zaragoza caddesi etrafında toplanmış irili ufaklı dükkanlardan ya da El Corte Ingles , Opencor, Hipercor gibi büyük mağazardan yapılır. Özellikle Latin ülkelerinde yaygın olan El Corte Ingles’in Sevilla’da birçok mağazası vardır.
Şehir içi ulaşımda bir sıkıntı yoktur. Sokaklar dar olsa da şehri çevreleyen geniş caddeler ulaşımı kolaylaştırır. Şehirlerarası ulaşım ise iki adet otobüs terminali (Estación El Autobuses Plaza De Armas ve San Juan), Estación Santa Justa tren istasyonu ve San Pablo Hava Alanı ile sağlanır.
İspanyol insanı klasik sıcakkanlı, konuşkan Akdeniz insanıdır. Mahalle marketi, apartmanın giriş kapısı, her zaman sabah kahvenizi içtiğiniz kafe gibi ortak mekânlarda selam vermeden geçmezler. Çok konuşkandırlar hatta bazen kafa ağrıtacak derecede konuşabilirler.
Geleneklerine çok bağlı olan İspanyol toplumunda karnavallar ve dini törenler büyük önem taşımaktadır. Bunların başında Santa Semana (Azizeler Haftası) gelir. Santa Semana’da Porselenden yapılmış bir Meryem Ana heykeli omuzlara alınarak şehir sokaklarında dolaştırılır. Heykelin arkasına takılan kalabalık şehrin ana caddelerinden geçer ve şehirdeki en büyük dini yapıya getirilerek (Sevilla’da
Geleneklerine bağlı İspanyol kadınlarının en dikkat ettikleri gelenekleri bir erkekle tanışırken güzelliklerini ispatlama geleneğidir. Bir erkek, bir İspanyol bayanla tanıştığında onu öpmezse onu yeterince güzel bulmamış demektir, bir bakıma ona hakaret etmiş sayılır. Bu yüzden İspanyol kadınları tanıştıkları erkeklerin onları öpmemelerine müsaade etmezler. Eskiden bir güzellik belirtisi olarak kullanılan bu gelenek şimdilerde ise geleneklerine bağlı İspanyollar için sadece bir zorunluluktur.
GECE HAYATI
Yazları gündüz kırk dereceyi aşan hava sıcaklığı nedeniyle, gündüzleri halk pek sokağa çıkmaz klimalı ortamları tercih ederler. Alışveriş akşam serininde yapılır eğlence ise geceye kalır. Altın sarısı Sevilla geceleri hem eğlenmek hem de fotoğraf çekmek için mükemmeldir. Gece hayatı botacina (İçkileri ele alıp sokakta içmek) ile başlar. Botacina için akşamdan çanta veya poşet hazırlanır. Poşete birkaç şişe içki, plastik bardak, küp buz ve biraz meze (tapas) konulur, kısacası önemli bir akşam yemeğine hazırlanılır gibi hazırlık yapılır. Hava kararınca botacina mekânlarından birine gidilip yerli, turist her milletten gencin arasına karışılır. 
İSPANYOL MUTFAĞI
İspanyollar klasik Akdeniz insanıdır. Yemekleri domuz eti ve deniz ürünü ağırlıklıdır. Yemekler genelde Türkiye’de olduğu gibi ekmekle yenir. En gözde yemeği ise Paella’dır. Paella Velencia’ya özgü bir yemek olmasına rağmen İspanya’nın genelinde en çok bilinen yemektir. Paella aslında bir tür deniz ürünleri yemeği olup paellara denilen, kaplarda odun ateşi ile pişirilir.
Sarı pirince sebzeler ve deniz ürünleri eklenerek tavada hazırlanır. İçerdiği deniz ürünleriyle ( havyar, midye, ıstakoz, karides ve hatta salyangoz ) enfes bir görüntüye sahiptir. Değişik yörelerde değişik türlerde de yapılır (jambonlu). Lezzetli bir yemektir ancak Türk insanın deniz ürünlerini temizleyip pişirme âdetinin tersine İspanya’da deniz ürünleri denizden çıktığı gibi pişirildiği için paella yemesi bizim için biraz zahmetlidir.
Akdeniz’in sıcak ikliminin de etkisiyle ispanya da her Akdeniz ülkesi gibi zeytin yetiştirir ve İspanyol mutfağında zeytinyağının önemi büyüktür. Zeytin ise salamura yapılarak genelde meze (Tapas) olarak kullanılır. İspanyol kahvaltılarında zeytin yenmez hatta kahvaltıda Tostado denilen kızarmış ekmekten başka bir şey yenmez. Günün ilk öğünü için Tosatado (kızarmış ekmek) yenir ve yanında kahve içilir. Kızarmış ekmeğin üzerine zeytinyağı dökülebilir, zeytinyağı ya sade ya da sarımsaklıdır. Tostado’nun üzerine tereyağı, reçel, jambon ya da bunların birleşiminden oluşan bir karışım konulur. Ama kahvaltıda Tostado’dan başka bir şey yenmez. Herhangi bir Türk’ü 4-5 porsiyon İspanyol kahvaltısı ancak doyurur. Tostado’nun yanında sert bir kahve içilir ve akşamın yorgunluğu atılarak güne zinde başlanır.
İspanyol mutfağının ayrılmaz bir parçası da Tapas’dır. İspanyol yaşam tarzını en iyi yansıtan tapası tarif etmek çok da kolay değildir. Kısaca meze olarak adlandırılabilir. Soğuk ve sıcak çeşitli karışımlar, salamura sebzeler, meyve karışımları kısacası alkollü içeceklerin yanında yenen her türlü garnitürdür. Bazı barlar tapasları ile ünlüdür ve tarifleri meslek sırrı olarak saklanır. Tapas kültürünün kaynağı tam olarak bilinmemektedir. Kimilerine göre 13. yüzyıl Kastilya kralı Alfonso X El Sabio hastalanmış ve doktoru tarafından günde birkaç küçük yemeği şarapla birlikte yemesi tavsiye edilmiş. İyileştikten sonra da lokantalarda yemeğin şarapla ikam edilmesini emretmiş. Bazıları ise ‘tapas’ların çiftçilerin, uzun ve ağır yemekler için ara vermek zorunda kalmadan gün boyu çalışırken yedikleri mezeler olduklarını söylemektedir. Kimi görüşler de Cervantes’in 17. yüzyıl klasik romanı olan Don Kişot'ta açlık veya susuzluk uyandırıcı lezzetli lokmalardan veya "büyülerden" söz etmesini kaynak göstererek tapas’ın çok eski mitlere dayanan bir yemek olduğunu savunur. Ama en çok kabul gören görüş; kokuyu şarap kadehi içerisinde tutup, sinekleri uzaklaştırmak için kadehlerin üzerine küçük tabakların konulması ve bazı zeki pazarlamacıların bu tabaklar üzerinde konulacak ücretsiz mezelerin satışları artıracağını düşünmesidir.
İspanyol mutfağının özgün lezzetlerinden bazıları :
Tortilla : Dilimlenmiş patates, soğan ve yumurta ile yapılan bir tür omlet.
Gaspaco : Soğuk olarak yenen bir tür domates çorbası.
Champiñones al Ajillo : Kaynayan suya sarımsak ve mantar katılarak yapılan bir tür yemek.
İspanyol içkileri bölgelere göre farklılık göstermekle birlikte tüm bölgelerde içilen içkiler de mevcuttur. İspanya’nın her bölgesinde şarap içilir ve bölgesel içkiler de genellikle şarap karışımlarından oluşur. Bunların başında Sangrina gelir. Sangrina bir tür alkollü meyve kokteyli olup kırmızı şarap, meyve suları, votka, şeker ve meyve parçacıkları ile yapılır. Çoğunlukla küp şeklinde kesilmiş elma kullanılır. Karışım büyük bir kovada hazırlanır (yer silinen kovalar kullanılabilir ). Kova bir kepçe ile parti mekânının ortasında bir yere konulur.
İspanyolların bir diğer içkisi de Tinto De Verano (Yaz Şarabı) denilen kırmızı şarap ve meyveli gazoz karşımıdır. Buz dolu bir bardağa az miktarda kırmızı şarap konulur, bardağın kalanı genellikle limonlu gazozla doldurulur. Limonlu gazoz yerine portakallı ya da sade gazoz da kullanılabilir. Çok hafif bir içki olduğu için alkol kullanmayanların bir numaralı içkisidir. Yaz sıcağında inanılmayacak derecede serinletir. İspanya’nın bölgesel içkilerine örnek olarak da Cataluña’nın (Katalonya) yerel içkisi Crem Catalan örnek gösterilebilir.
Yazı Ve Fotoğraflar : Cihan İNCEBEL
Nisan 2007
Ankara
Yasal Uyarı : Bu sayfadaki tüm yazı ve görseller, eser sahibine ait olup, kısmen veya tamamen izinsiz olarak alınması, kopyalanması ve kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre suç teşkil etmektedir.
Fotoğraf Değerlendirme
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
31 Temmuz 2008 ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Adaların Sesi"
04 Ekim 2008 MERSİN FOTOĞRAF DERNEĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
06 Ekim 2008 BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"06 Ekim 2008 ORHAN HOLDİNG 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
11 Ekim 2008 KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"