Merhaba.
2007 sonbaharında özel bir kanalda bomba gibi patlayan bir diziydi. Masal tadında sımsıcak… İnsanı tarihin derinliklerine çeken, büyülü ve manyetizması güçlü. 1900’lerde, Osmanlı’nın yönetiminde olan Makedonya’da geçen; fakir bir baba ve kızlarının hikayesidir. Sütçü Ramiz ve ailesi; onlar Osmanlı’nın son demlerinde örnek yürekleri gıdıklayan; güldürürken de dağlayan acıyı ve sevinci aynı potada eriten güclü senarist kalemlerinden dökülen ve azimli ciddi çalışma içerinde olan ekibin; ödüllere doymayan yapımı oldu ELVEDA RUMELI.. Balkan topraklarında iç karışıklıklar başlamış; ve bu dönemde gelişen olaylar içerinde bir babanın tüm zorluk ve dönemin imkansız şartlarında fakirliğine rağmen yüreğindeki zengin sevgisinin gücüyle sevdiklerini koruma güdüsüyle direnen Ramiz Efendi’nin ve kızlarının hüzünlü hikayesi.
Oyuncuların kaldığı Epinal hotele girdiğimde, ilk gördüğüm manzara, gecenin o saatinde ellerinde senaryosu Diyalog Koçu olan Zekir Sipahi eşliğinde, sabahın geç vakitlerine kadar çalışan oyunculardı.
Çekimler sırasında dikkatimi çeken en önemli ayrıntı kendilerinden kattıkları doğaçlama ve ezberledikleri metinle profesyonelce suflörsüz oynayışlarıydı.

Makedonya’da bulunduğum haftanın sonrasında, Balkanlar turunda olan sevgili Can Dündar'ın izlenimleriyle aynıydı düşüncelerim. Şiirsel bir tatla dökmüş kaleminden Elveda Rumeli’yi onun deyişiyle:

Kış esaretinden kurtulmanın coşkusuyla topraktan fışkırmıştı bahar... Karlı dağların eteğini çiçeklendiren uçsuz bucaksız gelincik tarlaları arasından Batı Trakya’yı geçip Makedonya’ya girdik.
Cıvıl cıvıl sokaklarında 70’li yılların kıyafetleriyle defile yaparmışçasına dolanan Makedonların canlı şehri Manastır’a geldik.
Mustafa Kemal’in İdadi’si bakımsız bir müzeydi şimdi... Alt kattan “fitness center”ın müzik sesi yükseliyor, üst kat bir defileye hazırlanıyordu.
Manastır’ı geçince
Az sonra tamamı Türkiye’nin sınırları dışında çekilen ilk Türk televizyon dizisi Elveda Rumeli'nin setindeydik.
Zirvedeki dizi
Dizinin yapımcısı Muharrem Gülmez, gurbette memleketten bolca yatıya misafir ağırlamaya alışmış bir ev sahibi gibi karşıladı bizi.
Bir yıldır buradalar. Dört mevsimi bu Makedon köyünde yaşadılar.
Çektikleri dizi, gösterildiği akşamlar en çok izlenenler sıralamasında zirveye çıktı.

Biz gittiğimizde 34’üncü bölüm çekiliyordu. Tepeye kurulan sahra hastanesinde savaş yaralıları tedavi ediliyordu. Diziye konuk oyuncu olarak gelen Ahu Türkpençe, fedakar bir Türk hemşireyi oynuyordu. Ve ekip iki bölüm daha çekip tatile girmeye hazırlanıyordu.
Yerinde çekim
Peki neden Türkiye’de değil, Makedonya’da?
Yönetmen Serdar Akar, “Türkiye’de set kurmak için bir sürü köy gezdik” diyor. Çoğunun çirkin binalar, elektrik direkleri, telleriyle doğal güzelliğini yitirdiğini ve set olma özelliğini yitirdiğini söylüyor. “Nerede çekeriz?” diye düşünürken yapımcılardan birinin abisi “Makedonya’ya bakın” demiş. Bir Balkan hikayesini Rumeli ’de çekmenin çok daha güzel olacağını düşünmüşler.

Keşfe gelip köyleri gezince “Bulduk” diye sevinmişler.
Göç nedeniyle sekiz hanede 24 nüfusa düşmüş bu yaşlılar köyünde Rumeli’nin 100 yıl önceki dokusu yaşıyor hâlâ.
Doğa muhteşem görüntüler veriyor.
Türkiye yakın... THY’nin beş gün Üsküp’e uçuşu var. 1 saat 10 dakika...
Üsküp’teki Türk halk tiyatrosu eşsiz bir oyuncu potansiyeline sahip. Ülkenin ciddi sinema altyapısından beslenmiş, tecrübeli bir ekip var. Çevrenin sessiz olması, sesli çekim imkanı yaratıyor; bölgeden ekibe katılan figüranların yerel ağızla konuşması da dizinin inandırıcılığını artırıyor.

Makedon Türk Tiyatrosu’ndan bir hoca gelip oyunculara yerel ağızları öğretiyor. Bu arada “Ufunet (sıkıntı) bastı”, “Tükürüğüm kuruyana kadar dön gel” gibi yerel söz ve deyimler senaryoya sızıyor.
“Define peşindeler”
Set kurulunca köyün ahalisi şaşırmış önce; hatta ekip, çekim için Sütçü Ramiz’in evinin temelini birkaç metre kazmak zorunda kalınca bu, çevrede bir dedikoduya yol açmış; ekibin aslında Osmanlı’dan kalma bir defineyi bulmak için geldiği, TV çekimi bahanesiyle elde harita köyü kazdığı söylentisi yayılmış.

Zamanla diziyle bölgeye canlılık gelince ve birçok genç sette iş bulunca herkes ekibi benimsemiş.
Halen dizinin 100 kişilik set ekibinin yarısından fazlası Manastır çevresinden gelenlerden oluşuyor.

Manastır’daki büroda tercümanlar çalışıyor. Kostüm atölyesinde terziler harıl harıl kıyafet dikiyor. Prodüksiyon ekibi gelip giden oyuncuların, heyetlerin uçak-yatak operasyonu için seferber... Diziye oyuncu veren çevre köylerden Budaklar ve Kanatlar köylüleri ciddi ciddi rekabet ediyor.
“Makyözlerimiz Sırp... Oyuncularımızın çoğu Makedon” diyor Serdar Akar, “Film çekilirken Yugoslavya’yı yeniden birleştirmiş gibi oluyoruz.”

Ziyaretçi akını
Türk oyunculara gelince... Onlar burayı ev bellemişler son bir yıldır. Bir kısmı otel hayatından sıkılıp ev tutmuş. Boş zamanı değerlendirmek için dil kursuna yazılanlar olmuş.
Başroldeki Erdal Özyağcılar’ın Manastır’daki evinde kurduğu turşular, pişirdiği arnavutciğerleri nam salmış.

Yörenin etli yemeklerini ağır bulunca Türkiye’den seyyar mutfak getirmişler.
O yemeğe buyur edildik biz de... Ve öğrendik ki seti ziyaret için herkes sıradaymış. Dizi başladığından beri bölgeye gelen turist sayısı yüzde 70 artmış. Son ziyaretçileri arasında diziyi kaçırmadan izlediğini söyleyen ve “600 yıl bir arada yaşayan milliyetleriz. Siz bunu yaşatıyorsunuz” diyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Çevik Bir gibi isimler var.

Ekipte Rumelili yok
Turizm şirketleri kendilerine danışmadan gazete ilanlarındaki tur programlarına “ Elveda Rumeli setini ziyaret” diye yazıyormuş. Her gün tur şirketleri arayıp randevu istiyormuş. Ama işler aksamasın diye turist kabul edemiyorlarmış. Bu yasağı delen bir Giresunlu teyze geçenlerde çekimin tam ortasında sete dalıp başroldeki Berrak Tüzünataç’a “Aynı derenin paliğiyuz senle” diye sarılıvermiş.

Türkiye’de ne çok Rumelili olduğunu ve onlarda ata toprağına nasıl bir özlem bulunduğunu bu diziyle daha iyi anlamışlar.
İşin ilginç yanı dizinin as kadrosunda Rumelili olmaması... Yönetmen Trabzonlu... Yapımcı Yörük... Senarist Sivaslı...
Bir hissiyatı koklamak için o hissiyatın toprağında doğmak gerekmiyor illa…

Senarist Alican YARAŞ
Osmanlı’nın damındaki kemancı
Dizinin senaristi Alican Yaraş da sette... Yılmaz Karakoyunlu’nun danışmanlığında ve iki asistanla birlikte yazdığı senaryoyu “Damdaki Kemancı”dan esinlenerek tasarlamış. Olaylara insancıl yaklaşan, kızlarına düşkün bir baba figürünü Osmanlı’ya taşımak istemiş. Orijinal eserde Rusya’da bir Yahudi olan kahraman, 19’uncu yüzyıl sonunda Türklerin azınlıkta kaldığı bir Rumeli kasabasında yeniden doğmuş.
Kaymakam Dilaver tiplemesi de dönemin İttihatçı, idealist bir kaymakamının, Tahsin Uzer’in anılarından doğmuş.
Dizi halen 1899 yılında... Balkanlar’ın -her zamanki gibi- kaynadığı bir dönem...
Dizinin önümüzdeki sene de devam edip Balkan Harbi’ne dek uzanması öngörülüyor. Gidişata göre üçüncü sezon, Sütçü Ramiz’in göçü ile başlayabilir. Rumeli Türklerinin çoluk çocuk Anadolu’ya göçtüğü sahne bile Yaraş’ın aklında

Tuna ORHAN
Elveda Rumeli dizisine en çok renk veren Sütçi Ramiz’in büyük damadı Hasan’dır.
Oyunculuğun devamlılığını neye bağlı olduğunu düşünüyorsunuz?
Oyuncunun algılarının açık olması gerekiyor. Kendi içinde gelişen ve kendi içinde olması gereken bir disiplini vardır. Tüm bunları bir dengede tuttuğunuz takdirde işinizi doğru yaparsınız.
Son yıllarda dizi patlamasıyla beraber bir cok yeni yüz görmeye başladık. İyi bir oyuncunun farkı nasıl olmalı?
Oyuncunun çizgisi ve farkı öncelikle oyuncu olmak. O kadar çok dizi var ki, öncesinde bu işi hiç yapmamış birçok insan görebiliyoruz fakat onların oyuncu olmadığı anlamına gelmez tabi. Her işin bir başlangıç noktası var o açıdan. Eğitimi olmadan çok iyi işini yapan oyuncular da görüyoruz. Yaratıcılık ve kabiliyet onun farkını çıkarır bir şekilde.
Türk-Makedon ortak çalışmasında reytinglerin yüksek olduğunu düşüyor musunuz?
İzlenme oranın yüksek olması sadece bu kollektif çalışmaya bağlı değildir. Bir işin iyi olması önce projenin iyi olmasıdır. Doğru cast seçimi ve doğru mekan seçimiyle alakalıdır diye düşünüyorum. Sadece Türkler ve Makedonlar bu dizide olduğu için izlenme rekoru kırdığını sanmıyorum. Yani bugün gidelim başka bir ülkeye başka bir yerde ortak iş yapalım, zira proje iyi değilse istediğiniz kadar başka ülkelerle ortak yapım çalışın olmaz.

Sokakta insanların tepkisi nasıl size karşı?
Sokaktaki insanlar bizi seviyorlar. Dizide oynadığım karakter hayatımda bir değişiklik yapmıyor. Sonuçta ben bir oyuncuyum ve her rolü oynarım.
Çok donanımlı bir sanatçısınız, Tuna Orhan’ın daha bilmediğimiz yönleri var mı?
Öğrenci pilotluk yapıyorum. Evde similatör kullanıyorum sürekli bilgisayarda. Onun dışında asıl meslek anlamında oyunculuğumun yanı sıra bir de müzisyenlik yapıyorum. Bugüne kadar yaklaşık 40 tane oyun müziği yaptım. Bir ara da dizi müziği, reklam cıngılı yaptım. Besteciyim, aynı zamanda şarkı söylüyorum, gitar çalıyorum. Çok keyif veriyor bana.
Diziyle ilgili söylemek istediniz birşey var mı?
Diziyle ilgili her sözü seyirciye bırakıyorum.
Rolünüze nasıl hazırlanıyorsnuz?
Siz buranın en cazip günlerine dek geldiniz. Hava güzel, çekimler yapılıyor, atmosfer iyi. Fakat kışın 4 ayı -20 derecede buz ve kardan ibaretti. Film işi yapan herkes bu zorlukları yaşıyor. Seyircinin gördüğü atmosferin dışında burada bizi hakikaten zorlayan çok etken oldu. Dil bilmiyoruz her şeyden önce. Buradaki insanlar çok iyiler, bize hiçbir zorluk çektirmediler, özellikle Bitola (manastır)’da. Bakın mesela bakkala girip bir şişe su aldığınızda bile zorluğunu yaşadığınız zaman ve bunlar arka arkaya geldiği zaman insanı hakikaten bunaltıyor. Şimdi biraz çözdük iyi kötü.
Bu dizide var olmak sizin için ne ifade ediyor?
Benim için böyle bir projede olmak onurdur. Seyircinin tepkisinden, reytinglerden, sokaktaki insanların bire bir bizi gördüklerindeki bakışlarında ve olumlu eleştirilerinde hakikaten doğru bir iş yapıyoruz diyorum. Her bölümünde ilk bölümündeki kadar heyecan duyuyorum.
Dizinin başka bir mekanda çekilmesi avantaj mı?
Mekan her zaman avantajdır oyuncu için. Doğru mekan, güzel hazırlanmış mekandır. Konuya değinmişken bu arada sanat gurubuna teşekkür etmek istiyorum. Öyle güzel bir mekan hazırladılar ki burada. İnanın buraya geldiğimizde elektrik yok bu köyde. Kuyudan su çekiliyor. 1800’lerde geçen bir dönem dizisi çekiyoruz. Dönem dizisi çekmek hakikaten çok zordur. Kostümü, dekoru, bir sürü zorluğu var. Bugün kullanılan dilin hiçbir tanesini kullanmıyoruz, o döneminki farklı ve biz o formata uygun çalışmak durumundayız.
Oyuna adapte olmak için bazı sekanslarda düzeltmeler yaptığınızı gördüm çalışırken, biraz bahsedebilir misiniz?
Tabii rolü kendinize sindirdiyseniz olası her türlü değişiklik sizi zorlamamalı. Eğer hazırsanız bu işe konsantre olmak budur demek zaten laflar değişebilir, mizansen değişebilir.
Rolü nasıl çıkarıyorsunuz? Hasan rolü nasıl çıktı?
Çok rol oynadım bugüne kadar ve her birinde kendime özgü bir çalışma yöntemim var. Bu da benim sırrım olarak kalsın. Her oyuncunun farklı çalısma yöntemi vardır. Kimisi hareketleri çalışır. Ben senaryoyu okuyorum, sözlerine bakıyorum, repliklerimi Zekir Sipahi eşliğinde çalışıyorum. Ondan sonra ezberimi yapıyorum. O sahnede ne yapabileceğimi düşüyorum ama o sahneyi düşünüp sete geldiğim zaman, rejisörün verdiği mizansen çok farklı birşey olabiliyor, o yüzden her duruma hazırlıklı olmak gerekiyor.

Türkiye’de ilk kez bir cumhurbaşkanı bir film setini ziyaret etti. Neler düşünüyorsunuz?
Kendileri bizi onurlandırdılar. Bir devlet büyüğünün böyle ilgi duyması çok hoş birşey. Mutlu olduk tabii. Bugüne kadar ben hiç hatırlamıyorum bir cumhurbaşkanın set ziyaretini. Yanılıyorsam eski cumhurbaşkanlarından özür diliyorum, benim hatırladığım kadar böyle bir ziyaret olmadı.

Sanatçının istediği şey, sadece halka birşey vermek değil ki. Sonuçta onlar da halkı temsil ediyor, yani devlet büyükleri. Onların tiyatroya, sinemaya gitmeleri bu sektörde çalışan herkesi çok mutlu ediyor. Bazen görüyorum, resim sergilerine gittikleri zaman sanatçıları ne kadar onure ediyorlar. Bu şunu gösteriyor; devletin başında bizi idare eden insanların sanatla ilgili olması, onların hassas ve daha ince düşündüklerini gösterir. Sanatla ilgilenen kişi hakikaten nazik insandır, kibar insandır, insanı kırmamaya özen gösteren kişidir. Bunları düşünerek Sayın Cumhurbaşkanı’mızın ziyaretinden mutlu olduk.

Sütçü Ramiz’in en büyük kızıdır, Hasan’ın karısı rolündeki dünyalar güzeli Hatice’dir.
İzmirli olan Gülçin Santırcıoğlu’yla genel bir söyleşi yaptık…
Bir yıldır buradayız. Çok zorlukla karşılaştık haliyle; farklı bir kültür, farklı bir dil. Ülkenden sevdiklerinden uzaksın.
Ruhi Su Kültür Sanat Vakfı’nda şan hocalığı yaptım. Konservatuara öğrenci hazırladım. Opera mezunuyum. Yıllarca dizilerde oynamadım. Bekledim ve şu anda yaptığım işten ve ekipten çok mutluyum.
Normalde caz söylüyorum, klasik alt yapıya sahibim. Bu dizide bir türkü söyledım fakat film formatına uygun olması için kültürü yansıtması için türkü söyledim.
Gişe kaygısı olmayan festival filmlerinde oynayan Santırcıoğlu oynadığı iki sınema filmi olan‚ “İki Çizgi” ve “Yumurta”’da ödül aldı. En büyük hayalini sorduğumdaysa cevabı zekice bir filmde oynamak ve bir gün iyi bir operada yer almak dedi.
Sanatçıyı sanatçı yapan husus; anlatmaya çalıştığı, hayata dair yaratıcı bir ruha sahip olmak. Başka hayatlara kendi hayatıymışcasına ruh vermektir.

Gökhan METE
Elveda Rumeli dizisinin sevilen karakteri Kasap Cabbar
Bu dizide olmaktan dolayı neler hissediyorsunuz?
Şimdiye kadar oynadığım en iyi ve ayağı yere en sağlam basan projeydi. Ekipte bir bütünlük var. Herkes kendi fikirlerini, düşündüklerini söylüyor. Spontane sözlerde ilave ediliyor, bu da senaristlerin esnekliğinde.
Önceki oyunculuğunuzla bu dizideki oyunculuğunuz arasındaki fark nedir?
Tarihi bir gerçeğe dayanması. En sağlam oluşu da bir tarih danışmanımız var. Yılmaz Karakoyunlu’nun danışmanlığında yazılıyor.
Sayın Cumhurbaşkanımızın gelmesinden dolayı neler hissettiniz?
Gelmesi çok hoş bir davranıştı. Bugüne kadar devlet büyükleri; benim köylüm, benim çiftçim, benim memurum dedi ama hiç bir zaman benim sanatçım demedi. Bu davranışla sanatçı olarak onur duyduk.
Çok iyi bir oyuncusunuz sizi bu dizide görmek keyif verici. Zorlukları oldu mu pekı?
Türkiye’den buraya gelmem bazı çevreler tarafından yadırgandı. Ukalalık olarak görüldü. Yurtdışında bir filmde rol almamı garipsediler. Şu an bunları düşündüğümde; onca zorluğa rağmen en alttan başladık ve şu an herşey ortada, zirvedeyiz. Yani şunu diyeceğim, inandığım işin başarılı olması da söz söyleyen çevreyi susturdu. İnanmak var
olmaktır.
Sete Türkiye’den ve başka ülkelerden insanlarımız ziyarete geliyor Hangi görüş ve ideolojide olsalar da başarının sırrını çözmeye geliyorlar. Masalımsı tadı olan bu dizi öyle bir büyü ki herkesi etkisi altına alıyor.



Yavuz Fazlıoğlu (Genel Sanat Yönetmeni)
Şebnem Sönmez (Fatma)
Yazı, Röportaj ve Fotoğraflar : Devrim K FENOMEN
1975 Ankara dogumlu. Batı Avrupa Anadolu Üniversitesi Halkla İliskiler ve Gazetecilik mezunu. Fotografçılıkla da yakından ilgili. Görsel sanatla edebiyatın birbirini tamamlayan bir fenomen olduğunu düşünen şair, şu an yurt dışında yaşıyor.
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahipleine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"