Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > KASIM 2007 SAYISI > Doğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa Vur
Doğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa Vur

Tatile çıkalı henüz iki gün olmuştu. Sabah sekiz'de dayımın oğlu Nevzat aradı. Abi, Havva abla'dan haber alamadım. Sen görüştün mü ? Evet iki gün önce görüştüm, hafta sonu Ankara'ya gelecekler dedim. Abi, İzmit'te deprem olmuş, ulaşamıyorum. Sen haber alabildin mi ? Ne ? Deprem mi ? Hayır haberim yok dedim. Hemen televizyonu açtım. Eyvah! Eyvah! Mahvolduk. 

Selim Aytaç
 

Hemen yola çıktık, gece Ankara'ya indik. Dayım, ben ve Osman gece yarısı deprem bölgesine doğru hareket ettik. Sabahın ilk ışıklarında İzmit'e ulaştık. Yıkılmayan ev sayısı parmakla sayılacak kadar azdı dersem depremin boyutu anlaşılır sanırım. Şehirde ambulans ve korna sesi hakimdi. Kimi yaralı, kimi cenaze taşıyordu. Ali'nin işi nedeniyle İzmit'e dört sene önce taşınmışlardı. Altı bloktan oluşan sitede Havva'lar beş katlı binanın birinci katında oturuyordu. İzmit'in doğasını sevmişlerdi. Yeğenim Eylül Deniz'in; Eylül adını ben, Deniz adını babası koymuştu. Eve ulaştığımızda halen gözümün önünden gitmeyen manzara ile karşılaştım. Binanın üç katı tamamen çökmüş, diğer katlar yandaki blokun üzerine kaymıştı. Havva ! Eylül ! diye bağırdım. Ses yok... Bir daha, bir daha bağırdım ! ... Ne çok arzu ediyordum; abi, dayı demelerini. Ama olmadı. Onları kaybetmiştik. Ali yaralı olarak kurtulmuştu. Diğer yeğenim Onur Ankara'daydı. Onur, annesiz ve kardeşsiz kalmıştı. Yatağında yatan Eylül sanki dedesini çağırmıştı. Babam iki kat betonu arasından Eylül'ün eline ulaştı. Havva depreme, Eylül'ün odasına giderken yakalanmış. Üç saatlik uğraşının sonunda önce Eylül'ü sonra Havva'yı çıkarttık. Havva deprem'e sonuna kadar direnmiş. Üst kattaki betonunun düşmesini engellemek istercesine bir eli yukardaki betondaydı.


Selim Aytaç
 

İkisini de önce buz pateni salonuna götürdük. Cenazeler depremi protesto edercesine yanyana yatmışlar. Sessiz sedasız... Yakınlarını arayanlar isimlerden bulmaya çalışıyor. Kamyonlar ve arabalar sürekli cenaze getiriyor. İşimiz " O " ırkçı kuru kafaya kalsa idi herhalde bizimkilerde elbiseleri ile kazılan çukurlara dozerlerle gömülüp gidecekti. Deprem de Devletin, basiretsizlik, beceriksizlik, acizliğini gördük, kısaca devlet sınıfta kaldı. Cenazesini alabilenler " Şanslı " sayıldı, ya alamayanlar... Havva ve Eylül'ü köyümüze defnettik.


Selim Aytaç
 

Serpil Yıldız, durumumdan habersiz beni aradı. Felaketi belgeliyelim dedi. Ben de onun gibi düşünüyordum. Sen ekibi oluştur, kendimi hazır hissedersem sonradan katılırım, başaramazsam ayrılırım dedim.

 

Ekim ayında, Mustafa Alibaşoğlu ve Gökhan Bulut deprem felaketinin belgelenmesi gerektiği düşüncesiyle deprem bölgesinde fotoğraf çalışmaya karar vermişler ve Özlem (Genç) Alibaşoğlu, Şeyda Aytem, Mehmet Cansoy, Necmiye (Demir) Cansoy, Levent Özmen, Zerrin Yazar ve beni arayarak birlikte çalışmayı önerdiler. Kabul ettim. Selim Aytaç ve Serpil Yıldız'ın da katılımıyla onbir kişi kalıcı konutlar teslim edilene kadar fotoğraf çalışmaya karar verdik. Çalışmanın ilk sergisini 26 Şubat-6 Mart 2000 tarihlerinde Ankara'da Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde, Haziran 2000 tarihinde İstanbul'da Fotoğrafevi'nde, 17 Ağustos 2000 tarihinde ODTÜ Vişnelik tesislerinde açtık.


Selim Aytaç
 

Ülkemizde büyük bir felaket yaşanmıştı. Anlatılacak gibi değildi… Onu ancak yaşayan ya da yerinde gören bilir. Dile kolay 50.000 ölü, 50.000 yaralı (resmi makamların tespiti böyle değil tabiki..). Bölgede bir milyon kişi etkilendi. Kiminle konuşsam br tanıdığını kaybetmiş. Ülke olarak AKUT dışında çok hazırlıksız yakalandık. Konutların % 80’ I yıkılmış yada kullanılamaz durumda idi. Maddi ve manevi büyük bir dayanışma örneğine tanık olduk. Başta AKUT olmak üzere komşumuz Yunanistan ve dünyanın dört bir tarafından gelen kurtarma ekipleriyle sivil dayanaışma gönüllülerinin fedakarca çalışmaları için hepsini gönülden kutluyorum. Yıllarca düşman gibi gösterilmeye çalışılan Türk ve Yunan halklarının dostluk temeli de her iki ülkede meydana gelen depremle atıldı. Deprem sonrası sağlık, kültürel, psikolojik destek konusunda sivil toplum örgütleri üzerine düşen görevi büyük bir özveri ile yerine getirdiler. En çok etkilenende çocuklar oldu. Olanlara anlam veremiyorlardı.


Selim Aytaç
 

Deprem bölgesine iki ay sonra ilk kez gidiyorum. Adapazarı’nda enkaz kaldırma çalışmaları devam ediyordu. Kolay olmadı ilk filmi takmak, deklanşöre basmak. Hayatımın en zor fotoğraflarını çektim. Zaman zaman ağlayarak. Her enkaz Havva'ların evi, enkazdan çıkan her eşya onların eşyası, her Anne Havva, her beş yaşındaki kız Eylül Deniz, her yaralı Ali, her Anne'sini ve kardeşini kaybeden çocuk Onur'du.


Necmiye Cansoy
 

Gelelim bizim Kızılay'a. Okulda öğretmenimiz Kızılay'a yardım için zarf dağıtırdı. Toplanan paralar kara gün içindi. Kızılay "deprem, yangın ve sel'de kara gün dostu" idi. Bize öğretilen buydu. Ama öyle değilmiş. Mahçup olduk, utandık. Çadırlar rezaletti, hepsi su geçiriyordu. Çadırların üstü naylon kaplıydı. Kızılay görevlilerini bir hafta çadırların içine koyacaksın. Buyrun siz yaşayın ... Kızılay için verdiğim paraların hepsini faiziyle istiyorum. Hemen, Şimdi!


Necmiye Cansoy
 

17 Ağustos 1999 tarihindeki 7.4 şiddetindeki Marmara depreminin acıları bitmeden, yaralar sarılmadan 12 Kasım 1999’da bu defa 7.2 şiddetindeki depremle sarsıldık. Depremin adresi Bolu, Düzce ve Kaynaşlı idi. Unutmaya çalışırken nereden çıktı bu deprem şimdi. Olanları tahmin etmek hiç de zor değildi. Çöken evler, binlerce ölü, yaralı, acı, hüzün, gözyaşı ... Çocukluğumda deprem haberlerini radyodan dinler, okunan haberi hayal gücümle anlamaya çalışırdım. Televizyon evlerimize girdikten sonra depremi beyaz camdan gördüm. Yarattığı acının ne olduğunu yaşadığım zaman anladım ki ben şimdiye kadar sadece deprem filmi izlemişim.


Necmiye Cansoy
 

İlk görüntüler yine yüreğimden vurdu beni. Sobaların sebep olduğu yangın daha vahim sonuçlar yarattı. İki çocuğu yanan evde kalan anne taşıma suyla yangını söndürmeye çalışıyor. Belediye otobüsünün üzerine bina yıkılmış; yirmi ölü, on yaralı. Düzce hastanesinde doktor, hemşire ve hasta toplam otuz ölü. Deprem yine yaptı yapacağını. Dört yaşındaki kızım artık televizyona bakmak istemiyor. Üzülüyorum baba ! evler yıkılmış, insanlar ölmüş diyor. Devam ettiği kursta seramikten yıkılmış ev yapmış.


Necmiye Cansoy
 

14 Kasım 1999 Kaynaşlı, Düzce

 

Sabah 05.00 de yola çıktık. E-5 karayolunun Kaynaşlı'ya bakan iniş kısmında sağ taraftaki iki şerit kopmuş. O anda araç geçmemesi büyük şans. Kaynaşlı'da çöken "Durmuşoğlu" dinlenme tesisinde son bir ümitle kurtarma çalışması devam ediyordu. 40 kişiden kurtulan yok. Tesisin önündeki 23 kamyon kibrit kutusu gibi devrilmiş. " Bayrak " tesisinde yangın çıkmış, elli kişiden kurtulan yok. Yanık ceset kokusu çevreyi sarmış. Yanan cesetler ip uçları ile tanınmaya çalışılıyor. " Bir erkek, sağ tarafında cep telefonu var ", " Kahverengi kazaklı bir erkek ", " Siyah pantolonlu bir erkek ", " Kolyeli bir kadın "… Tanı tanıyabilirsen ! Kordon ile çevrili binada canlı olma ihtimali var. " Beş dakika konuşmayın, yürümeyin, mümkün ise nefes bile almayın " diye uyarılıyoruz. Ekipten biri " Ben üç defa vuracağım, beni duyuyorsan üç defa vur " diyor. Bekliyoruz, zaman geçmek bilmiyor. Ses yok... Hepimizin morali bozuluyor.


Şeyda Aytem
 

İçinden fay hattı geçen Kaynaşlı Lisesi bisküvi gibi kırılmış. Kaynaşlı'da bir cami'de kırk, diğerinde altmış ölü. Ceset kokusu dayanılacak gibi değil. Çıkarılan cesetler tanınmayacak durumda. Cebinden çıkan küçük bir çakı ile, kolunda saat olan kişiyi oğulları teşhis etti.


Necmiye Cansoy
 

Enkazlardan evlerin kaç katlı olduğunu anlayabiliyorduk. Sanki binalarda kolon kullanılmamış. Arabalar enkaz altında. Ben bu filmi daha önce izlemiştim. Manzara hep aynı. Yıkılan evler, başında umutla bekleyenler... O özenerek alınan eşyalar, oyuncaklar, doğum günü, evlilik yıldönümü, yeni yıl, bayram hediyeleri artık yok ya da kırık. Onlar da anılara karıştı. Sahiplerinin bir kısmı da yaşamıyor artık. Sağ kurtulanlar kırık dökük anılarını toplamaya çalışıyor.


Şeyda Aytem
 

Enkazlarda; A.Y işareti: Arama yapıldı, X işareti: Evin yıkılacağını, işaretlerin yanında rakam varsa: o binadan çıkan ceset sayısını gösteriyor. Rakam yazan evleri gördüğüm zaman hüznüm bir kat daha artıyor.


Necmiye Cansoy
 

Behiç Pek'in bir karikatürü vardı: Biri enkazın başında " Deprem geçti, hadi çıkın " diye sesleniyor. Keşke çıkıp gelseler, size şaka yaptık, işte buradayız deseler. Binalarda gördüğümüz " Biz sağız, merak etmeyin " yazısı keşke her evde olsaydı.


Şeyda Aytem
 

17 Ağustos depreminde çatlayan ve oturma izni verilen evlerin bir çoğu bu Deprem’de yıkılmış. Canlı ihtimali olan bina önünde yine nefeslerimizi tutuyoruz. " Beni duyuyorsan üç defa vur " diyor kurtarma elemanı. Vur haydi ! Vur ! Heyecanla bekliyoruz. Kurtarma elemanı sevinçle iki elini kaldırıyor. Yaşıyor... Günün en güzel haberiydi bu.


Mehmet Cansoy
 

21 Kasım 1999 Düzce, Kaynaşlı

 

Gölyaka, Cevizli, Selçuklu köy yolundaki deprem hasarları tamir ediliyor, yolumuza güçlükle devam ediyoruz. Fay hattı bir evin tam ortasından geçmiş. Toprak seviyesi yer yer üç metre kaymış, dağda bir adam boyu yarıklar oluşmuş, ağaçlar devrilmiş. Cevizli ve Selçuklu'da camiler yıkılmış. Selçuklu'da yıkılan caminin önünde namaz kılan adam ibadetini yerine getiriyor.


Mehmet Cansoy
 

6 Şubat 2000, Kaynaşlı

 

Otobüs ile Kaynaşlı yolculuğumuz yoğun kar ve sis altında geçti. Prefabrik konutlarda ve çadırlarda yaşam devam ediyor. Buna yaşamak denirse… Karda çamaşır kurutmaya çalışıyorlar.


Şeyda Aytem
 

Depremde ölenler, oluşturulan özel mezarda hep birlikte yatıyorlar. Mezarların hepsinde yapma çiçekler var. Çünkü onların hepsi bir çiçekti. Mezarlarda "Deprem Şehidi ", " Depremden öldü " yazıyor. Birinde ölen kişinin eşarpı asılı idi. Ölenlerin adını okumaya çalışıyorum; sanki hepsinin adı Havva ve Eylül Deniz, doğum tarihleri 1964 ve 1994, ölüm tarihleri ise 17 Ağustos 1999. Ağlayarak ayrıldım. Kar yağmura dönüştü, benimle birlikte gökyüzü de ağlıyor.


Mehmet Cansoy
 

30 Ağustos 2000

 

Yağmur Yalova'ya kadar bize eşlik etti. Aradan bir yıl geçmesine rağmen halen temizlenmeyen enkazlar var. Orada yaşayanlar için zor olmalı. Binalarda kolonları ve temelleri güçlendirme çalışması yapılıyor. Ben bu aşının tutacağını sanmıyorum, güven vermiyor. Siz hiç enkaz dağı gördünüz mü ? Karamürsel yakınlarında beş katlı bir binanın hemen yanında bina boyunca bir enkaz dağı vardı. Enkaz içinde yok yok. Ev eşyası, elbiseler, oyuncaklar ve ağır ceset kokusu. Tüylerim ürperdi.


Mehmet Cansoy
 

Gölcük Donanması'nda kaybedilenlerin anısına yapılan iki " Deprem Şehitleri " anıtına tüm isimler yazılmış. Değirmendere deniz feneri yıkılmış. Parkın ağaçları deniz içinde. Bahçecik'te sevgili Havva ile Eylül'ü kaybettiğimiz yere çiçek bıraktım.


Mehmet Cansoy
 

2 Haziran 2001

 

Demek ki oluyormuş. Gölyaka Hacı Süleyman Köyü'nde Dayanışma Gönüllüleri Derneği ile Hollanda'nın Gelderland Eyaleti'nin maddi desteğini üstlendiği ortak proje ile depremde evini kaybedenlere tek katlı dört oda, salon'dan oluşan yirmi altı adet " İmece Evleri " törenle teslim edildi. O gün yirmi dört adet ev yapma sözü verildi. Emeği geçen herkesi kutluyorum.

 

Darısı bizim kalıcı konutların başına.

 

" Deprem değil bina öldürüyor "


Mehmet Cansoy
 

Binalarda deniz kumu kullanılmış, kolon kiriş bağlantısı yapılmamış, çimento eksik kullanılmış, dolgu yerlere binalar yapılmış, gereğinden fazla kat çıkılmış, temel etütleri yapılmamış. İnsan hayatı bu kadar ucuz mu ? Yaptıkları yıkılan mütahhitler, kalıcı konutları yapmak için kuyruğa girdiler. Yürekleri sızlamadan ... Bu ne yüzsüzlük anlamıyorum. ellerini kollarını sallayarak geziyorlar. "Ne yaparsan yanına kar kalıyor" mantığını yok etmediğimiz ve hesap sormadığımız sürece insan kirlenmesini hep göreceğiz. Bizler bunları hak ediyor muyuz ? Depreme engel olmak mümkün değil ama insanların ölmesine engel olunabilir. Kötü yapılaşma nedeniyle yaşanılan mekanlar mezar olmasın. Artık ambulans sireni duymak istemiyorum. İbret olsun diye çöken evlerden birkaç tanesi kalmalı idi.


Doğanay Sevindik
 

Deprem ve sonrası yaşananlardan ders almak ve aynı acıları yeniden yaşamamak için bir çalışma yapabildikse kendimizi mutlu sayacağız. Her çekim dönüşünde bir hafta kendime gelemiyorum. Çalışma sırasında bazan can sıkan bazan dert dinleyen kişiler olduk. Bizler de her gidişimizde depremzedelere bir şeyler götürdük. Çektiğimiz fotoğrafları broşüründe kullanan firmanın hediye ettiği okul malzemelerini Kaynaşlı ve Bolu'daki prefabrik konutlarda dağıttık. Merhaba dediğimiz her evde çay, kahve, yemek ikramı yapıldı, yaptıkları el işlerini hediye ettiler. İşte bizim insanımız bu. Depremde acı ve hüzün yaşarken, sivil insiyatif'in önemini, dayanışmayı, yardımlaşmayı, Dünya insanlarının kardeş olduğunu bir kez daha yaşadık.


Doğanay Sevindik
 

" Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi "

 

Deprem sonrasında aklımızda kalacak önemli bir çalışma da " Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi " idi. Ülkemizde ve Dünya'da bir "ilk" olan atölye, İzmit Cephanelik Çadırkent'te kuruldu. Amaç; depremin acılarını biraz olsun unutturmak. Dayanışma Gönüllüleri Derneği ve Fransız Enfants du Monde – Droit de L’homme işbirliği ile yürütülen projeyi Dora Günel, Gökhan Gedik, Mehmet Kaçmaz, Allaoua Sayad, Alp Sezeralp ve Özcan Yurdalan üstlendi. Üç aylık fotoğraf eğitiminden sonra, çocukların çektiği fotoğraflardan oluşan sergi yurtiçi ve yurtdışında sergilendi. Ürünler katalog haline getirildi. JaponNHK TV'nun hazırladığı 25 dakikalık belgesel Japonya'da gösterime girdi. TRT Televizyonu hazırladığı 22 dakikalık belgesel ile Avrupa Yayın Birliği'nin düzenlediği "2000 yılı Çocuk Belgeseli" yarışmasında ikincilik ödülü aldı. İfsak'ın her yıl fotoğraf dalında verdiği Ödül, 2000 Yılında "Depremden Sonra " çalışmasına verildi….


Doğanay Sevindik
 

Gölyaka Hacı Süleyman Köyü'nde 5 tane " Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi " ve 1 tane " Sinema Atölyesi " kuruldu. Projenin koordinatörlüğünü Dayanışma Gönüllüleri Derneği adına Özcan Yurdalan yürütüyor.


Şeyda Aytem
 

Her iki atölyede yer alan çocukları ve emeği geçen herkesi kutluyoruz.

 

Depremden önce kaç kişi yarın görüşürüz dedi ? Kaç kişi görüşebildi ? Kaç çocuk anne ve babasını öperek iyi geceler diledi ? Kaçı sabaha sağ çıktı ? Kaç kişi 17 Ağustos ve 12 Kasım'da evlendi ? Kaçının evlilik günü ölüm günleri oldu ? 17 Ağustos ve 12 Kasım kaç kişinin hem doğum hem de ölüm günü oldu ?


Doğanay Sevindik
 

17 Ağustos, 12 Kasım ve yaşadığımız diğer depremlerde kaybettiğimiz insanlarımızı, KASK üyesi fotoğrafçı dostlarımız Murat Aydın, Serhat Deniz, Bülent Erdoğan, Sabri Yalım ile sevgili kardeşim Havva ve yeğenim Eylül Deniz'i sevgi, saygı ve hasret ile anıyorum.

 

Yüreğimdeki fay hattı gün geçtikçe derinleşiyor, artçı şoklar devam ediyor.


Doğanay Sevindik
 

Ağlayalım, depremde ölen elli bin canımıza, anılarımıza, hayallerimize ...

 

Ben zaten ağlıyorum ...


Doğanay Sevindik
 

… ve o günlerde düşündüğüm şeyleri şimdi de düşünüyorum ki :

 

Amatör fotoğrafçı kimdir ? Fotoğraf sanatçısı kimdir ? Fotoğraf sanatına gönül veren, onu yaşam biçimine dönüştüren kimdir ? Fotoğrafçı ne/neyi çekmelidir ? Fotoğraf sadece stüdyoda mı çekilir ? Fotoğrafçının topluma karşı sorumluluğu var mıdır ? Fotoğrafçının belge bırakmak gibi bir görevi var mıdır ? Fotoğraf dünyası depremde üzerine düşen görevi yerine getirdi mi ? Getirdiyse ne kadar ?

 

Doğanay SEVİNDİK

Ağustos, 2001

 

" Fotografya dergisinin 10. sayısından alınmıştır "



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 14 yorum, 1-14 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Depremi, Gölcük'te bizzat yaşayan biri olarak yazınızı ve fotoğraflarınızı gözlerim dolarak okudum ve izledim. O günleri unutmamak unutturmamak adına çalışmanızdan ötürü sizi tebrik ediyorum.
Berna AKCAN eklemiş - adds | 06 Kasım 2007 Saat - Time 10:33
Bu yazı ve fotgrafların,bu sayıda yayınlanması; fotoritim yönetiminin duyarlılığını göstermesi açısından çok önemli bir örnek.Zira sevgili Doğanay'ın yazısı ve AFSAD üyesi arkadaşlarımınfotografları ilk kez,Fotografya dergisinin 10. sayısında yayınlanmış.Tarihi : Ağustos 2001, .Tam 6 yıl önce. " unutmayacağız~unutturmayacağız " sözlerinin yerine getirilmesi işte böyle olur.
İnanıyorum ki bugün içinde yaşadığım ülkemi gelecekte çok zor günler bekliyor.Bizler bugünün yazılı basınında çıkan haberleri toplayıp arşivlemeli,gelecek günlerin canlı kaydedilmiş fotografları ile KOLAJ yapmalıyız
Belgeleme çalışmasına katılan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyor,saygılarımı gönderiyorum.Ali Rıza AKALIN
Ali Rıza AKALIN eklemiş - adds | 07 Kasım 2007 Saat - Time 14:35
Binalar birbiri ardina devrildi 17 Ağustos ve 12 Kasım’da. Ölüm binlerce insani aynı anda yakaladı. Depremin öldürücü ve yıpratıcı etkisine devlet ve devlet kadar halkta hazırlıksız yakalandı. Binlerce insan, teknik yetersizlikten ötürü enkazların altında günlerce bir kurtarıcı beklerken öldüler.

Alınan dersler, yapılan hazırlıklar var elbette. Artık Türkiye, afetlerle ilgili temel politikasını “yara sarma yanında yara almamaya'”dönük şekilde biçimlendiriyor. Böyle zamanları kimseye unutturmamak, her an tekrarlayabileceği fikrini akıllarda tutmak ise bizim, hepimizin görevi...

Çok zor koşul ve yoğun duygular içinde felaketi belgelemeye yönelik çalışmanızdan dolayı siz ve arkadaşlarınızı ve böylesi bir durumu yaşayan insanların direncini arttıran rehabilite edici projelere imza atanları sizin şahsınızda kutluyorum.
İmren DOĞAN eklemiş - adds | 10 Kasım 2007 Saat - Time 10:08
gözlerim doldu okurken ve fotoğraflarınızı izlerken siz kimbilir hangi duygu yoğunluğunu da katarak çektiniz.tebrik ederim sizi
diler gürkan eklemiş - adds | 11 Kasım 2007 Saat - Time 22:03
Bu gün 12 kasim... Bir kez daha yaşananları bizlere hatırlattığın için sana ve bu konuda fotğraf veren herkese duyarlılığınız için teşekkürler. Bunların unutulmaması gerekiyor. Bizler elimizden geldiğince 17 Ağustos ve 12 kasım depremlerinde bir yaraya merhem olmaya çalıştık. Kimimiz tedavi hizmetlerinde, kimimiz ihtiyaçları gidermede, kimimiz enkaza girerek bir hayat kurtarmaya çalışarak, kimimiz de fotoğraflarla o anı kalıcı kılarak...Evet dediğin gibi Fotoğrafçının ileri nesillere belge bırakmak gibi cok önemli bir sorumluluğu da vardır.
Eline yüreğine sağlık...Tebrikler
Funda Gönendik
Funda Gönendik eklemiş - adds | 12 Kasım 2007 Saat - Time 10:58
12 Kasım depreminden sonra altı arkadaşımla birçok malzeme toplayarak düzceye dayımın yanına gitmiştik. Öğretmen olan dayım görevli olduğu için bir kız öğrencisini bize yardımları bırakacağımız yerleri göstermesi için yanımıza vermişti. Hava soğuk ve yağışlıydı.Yardımları dağıtırken bize rehberlik eden ayşenin çıplak ayakları ve yırtık terliğini farketmemiz uzun sürmemişti. Bir çuval ayakkabı yanımızdaydı ve arkadaşlarımla ayşeye olacak bir ayakkabı bulamamıştık. İki numara büyük ayakkabıya sevincini hala unutamıyorum.Gördüğü her yıkık evde hemen hemen tanımadığı ve kaybetmediği birisi yoktu. "Şurda bizim sınıftan gülsüm otururdu oda öldü" demesi hala kulaklarımda.Dönüşte uzun bir süre eve giremedim, uyuyamadım. Bana o günleri hatırlattınız sayın Doğanay Ellerinize yüreğinize sağlık.
Mediha Gezgin eklemiş - adds | 12 Kasım 2007 Saat - Time 13:07
17 ağustos depreminde istanbulda askerdim.45 sn'lik depremin yaklaşık 40-42 sn'lik kısmını şokta geçirmişim.koğuşta uyanık ama kendimde olmadan oturup beklemişim.herkez can derdinde.hiç kimse beni "deprem oluyor" diye uyarmadı.tüm bunları depremden sonra,geceyi dışarda geçirmek için battaniye almaya gelenlerden öğrendim.beni görünce şaşırdılar tabiki.

YALVARMAK nedir bilirmisiniz.gerçek anlamda yalvarmak.sabah haberleri duyduğumuzda bir birimize sarılıp ağladığımızı hatırlıyorum.komutan dediğimiz adamlara resmen yalvardık.biz burda oturup bekleyemeyiz,bir şeyler yapmamız lazım,dedik.dedik ama dinletemedik.yemin töreni yapılmamış olduğundan bizi gönderemezlermiş.ısrarımız,yalvarmalarımız fayda etmedi.ama hiç değilse başka askerleri gönderdiler.askerlerden duyduğumuz:" her yer leş kokusu,nefes almak bile zor.ölüler soyan hırsızlarla mı uğraşalım,cesetleri mi çıkaralım."

insanlığınızdan utandınız mı hiç?ölülerin altın,para,eşya neleri varsa hırsızlar çalmışlar.biz çaresiz oturup beklemekten dudaklarımızı ısırırken,hırsızlık yapanlar bile varmış.

hayatımda ilk ve tek depremi yaşamıştım.yaklaşık 6 ay boyunca,ranzada altta yatan arkadaş döndükçe,ranza sallandıkça uyandım durdum.aradan yıllar geçmesine rağmen,zaman zaman uykumda uçurumdan düşüyormuş gibi olup irkilerek uyanıyorum.

uzaktan yaşamış olmak bile zorken,yakınlarını kaybedenlerin acısını hissedebiliyormuyuz acaba?zor günlerdi.ülkemiz adına zor günlerdi.verdiğimiz kayıp 50-60 bin kişiydi.ama devlet kaç kişi olduğunu hiç bir zaman tespit edemedi bile.

çalışmanızdan dolayı sizi yürekten tebrik ediyorum.sizin durumunuzda ben olsaydım eğer,bırakın fotograf çekmeyi,makinayı fırlatıp atardım.

teşekkürler...
serkan oral eklemiş - adds | 15 Kasım 2007 Saat - Time 23:28
Doğanay,
adını görünce dayanamadım.Çok güzel bir çalışma yapmışsınız da.. Evet bu "da " var ya ,orası önemli.Sorumlulardan acaba kaçı buralara girip de başı önünde çıktı ki.? Sevgi ve özlemlerimle.
Uğur Bilge eklemiş - adds | 18 Kasım 2007 Saat - Time 15:49
olanları unutmamak adına değerli bir çalışma.....
umarım, yapabilecek daha fazla olanakları olan insnalara ulaşır bu duygular ve her geçen gün tekrar yaklaşan( ve belki de hep devam edecek) yeni depremleri daha az kayıpla geçeriz...

aralarımızdan bazıları, belki de bir gece uyuduğumuzda sabah uyanamayacağız; bunu bilmiyoruz ama böyle bir olasılık var...bu yüzden, bu ülkenin yönetimindekiler, davet edildikleri ya da düzenledikleri her gereksiz ( ya da daha önemsiz diyelim ) gökdelen, alışveriş merkezi, üstgeçit...vs. töreninde bunları düşünebilmeliler....var olan düzen buna izin verdirmiyor olsa da, bu acıyı tatma olasılığı olanlar ( biz kalanlar diyelim ), onlara "neden bu paraları hayatımızı kurtarmak için harcamıyorsunuz" diye sorabilelim...kendine ihanet eden bir toplum olmamak / kalmamak için....
atakan baykoçak eklemiş - adds | 21 Kasım 2007 Saat - Time 11:43
HAZIRLAYAN TÜM ARKADAŞLARIN ELİNE VE GÖNLÜNE SAĞLIK. UMARIM DÜNYA BİR DAHA BÖYLE FELAKETLER VE REZİLLİKLERLE KARŞI KARŞIYA KALMAZ.AİLELERE SABIR VE GEÇMİŞ OLSUN.
Gökhan SEVİNDİK. eklemiş - adds | 25 Aralık 2007 Saat - Time 19:33
ya elinize sağlık bende deprem yaşadım düzcede çok kötüydü bilirim..depremi hala daha unutamıyoruz...
emrah otuzoğlu eklemiş - adds | 15 Mart 2008 Saat - Time 14:36
güzel calışma
bülent akkurt eklemiş - adds | 17 Mayıs 2008 Saat - Time 19:59
hazırladığınız için emeği gecen herkese çok teşekkürler.gercekten cok güzel olmuş gözümde kötü ve korkunç anılar canlandı.herkesin bunu hatırlayıp tedbirini alması gerekiyor.yeniden eylül'lerin havva'ların ölmemesi için...
gülseren kayaboynu eklemiş - adds | 13 Ocak 2009 Saat - Time 21:50
En yalın gerçekleri nice dersler çıkartmak ve acıları paylaşarak azaltmak amacı ancak böyle anlatılır.Başımız sağolsun ders alınsın
murat akay eklemiş - adds | 16 Ekim 2011 Saat - Time 16:16
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Adem Sönmez

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.