AFSAD- Doğanay Sevindik
Ulus-Altındağ Fotoğraf Atölyesi
Atölye, AFSAD’da faaliyet gösteren 8 atölyeden biridir ve 18 kişiden oluşmaktadır.
Çalışma Süresi, Haziran 2006 - Kasım 2007 olarak belirlenmiştir.




Atölye sorumlusu: Doğanay Sevindik
Kurumsal ilişkiler sorumlusu: İdris Aydın
Mimar danışmanlar: Gamze Der ve Gülşah Yerlikaya
Bir kentin unutulmuş sokaklarında gezinti…
Ulus-Altındağ bölgesi, başkentin uzun zaman unutulmuş(tercih edilmiş belki), şimdilerde ise karlı bir rant merkezine dönüştürülebilme olanağına sahip olmasından kaynaklı, yeni projeler ile hatırlanıp gündeme gelmiş, “eski” Ankara’dan geriye kalanlar diyebileceğimiz tarihi doku ve yaşam kültürünü barındıran yerleşim mekanıdır.


Yahudi Mahallesi’nden Hamamönü’ne, Çerkes Sokak’tan Çıkrıkçılar Yokuşu’na, yokuştan Kale’ye, kaleden İsmet Paşa’ya, Ulus meydanından Hacıbayram’a, Hacıbayram’dan Bentderesi’ne uzanan ve farklı kültürlerin, farklı inançların, farklı yaşam biçimlerinin hikayesini barındırmış olan bu bölgenin, duymasını bilen herkese söyleyecek bir sözü vardır.

İlknur Kılınç

Kimbilir kaç çocuk, kaç kadın, kaç erkek, kaç duygu geçmiştir bu dar, Arnavut kaldırımlı sokaklardan…


Bir hüzünle eskimiş, yaşamın yalnız izini bıraktığı ve artık kimsenin çalmadığı; küskün, narin, işlemeli kapı tokmakları, bir zamanlar nasıl coşkuyla, öfkeyle,beklentiyle çalınmıştır…
Kızarmış biberlerin süslediği bu pencerelerden kaç farklı yüz kaç farklı duyguyla aynı sokağa bakmıştır…


Çivit mavisi boyanın eskiliğini kapatamadığı bu kapıların ardında, kaç yaşamın hikayesi saklıdır…


Eskinin o gıpta ile bakılan konaklarında, harabeye dönmüş avlularında, yıllar evvel yapılmış sohbetlerin, oynanmış oyunların, kavgaların, aşkların ve acıların kalmış mıdır bir şahidi ?…

Sorularınız yüreğinizde dolanırken, sokaklarda hayal gücünüzün sunduğu, görünmez görüntüleri kadrajlarsınız beyninizde.


Soğuk kış günlerinde, sokak aralarında dolaşan bozacıların, yoğurtçuların, türlü çeşit satıcıların soluk hayallerini görüverirsiniz sanki birdenbire.

Fotoğrafın insanı insana yaklaştıran yanını yeniden sever, köşe başında oturmuş elişi yapan, tarhana hazırlayan kadınlara eşlik eder, sohbetlerine ortak olur, dertleriyle hüzünlenir, şakalarıyla gülümser, bugünü geleceğe aktarma isteğiyle basarsınız deklanşöre.


"İp atlayan, seksek oynayan, ağaçtan atlara binen, bilgisayar başında değil yaşayarak oyunlar öğrenen çocuklar var hala" dersiniz, ne güzel…
“Yokluk bu yaşta hüzünlü bakışlar bırakmış kimilerine, oyundan vazgeçirmiş neredeyse” dersiniz, ne acı…
Çerkes sokağın dar sokaklarından tarihi Sulu Han’a çıkar, bir çay içip soluklanırsınız taş duvarların serinliğinde.


Eh nefes gerektirir dik Çıkrıkçılar yokuşunu tırmanmak. Başkentin sınırlarını aşmış, bir Anadolu kasabasının pazar yerine varmışsınızdır sanki. Bir bayram kalabalığını anımsatan insan seline katılıp, rengarenk tülbentlerin parlaklığına dalarsınız.


Kaleye doğru çevirdiğinizde yönünüzü, bakırcıların, sabırla hüneri buluşturan, sokağın sesine karışmış çekiç seslerinin peşine takılır, bakır güğümlerin, kazanların,tepsilerin özenle işlenmiş desenlerine dalmışken gözleriniz, çocukluğunuzdan kalma bir bakraçtan içtiğiniz buz gibi suyun serinliğini özlersiniz belki yeniden.


Pirinç Han’da gramofondan yükselen içli ses, vitrinlerde sergilenen antika eşyaların tozlu zamanlarına sürükler sizi.


Zorlukla tırmandığınız Altındağ tepelerinde yıkıldı yıkılacak gibi duran gecekonduları görür, daracık sokaklara sığdırılmış merdivenlerle çıktığınız tepelerde, bu evleri yapmak için harcanmış emeğe, sürdürülen yaşamın zorluğuna şaşırırsınız.
“Yalnız gidilmez” diye bilinen mahallelerde şenlikli bir düğün alayına katılır, sokak ortasında pişirilen düğün yemeğine ortak olursunuz.

Bir zamanlar Ankara’ya meyve sebze yetiştiren Kazık İçi bostanlarından geriye tek kalanın, adı ve harabeye dönmüş evleri olduğunu görür, bugünkü sakinlerinin, çoğunluk memleketlerindekinden daha iyi bir yaşam umuduyla büyük kente göçüp gelmiş insanların, atık kağıt işçilerinin, yapılan yardımlarla yaşamını sürdüren ailelerin hayatlarına birkaç saatliğine olsun şahit olur, yaşamın en ağır ve yıkıcı yönünü, yüreğinizi burkan, çaresizliğinizi anımsatan, ve bir kez daha “yaşamı”, “insanı” sorgulatan çelişkilerini yüreğinizde götürerek uzaklaşırsınız yanı başınızdaki bu “görünmez” mahalleden.
Şimdi, bu eskimiş, unutulmuş sokaklarda geçmişin ve geleceğin soruları bir kavgadadır adeta.

Yorgun sakinleri bu sokakların, sohbetler yarım kalacaksa da köşe başında, her odası sıcak bir ev özlemindedir belli ki, oyunlar dört duvar arasına sığdırılacaksa da, süslü oyuncaklar ister elbette bu güzel gözlü çocuklar.
Hızla yıkıma sürüklenen bu semtin insanlarına ne olacağı sorusu ise yanıtsızdır hala.


Yanıtsız da olsa sorumuz, yolculuğumuzun sonunda bu soruyu soran bir grup insan olduğunu biliyoruz artık. Bulunacak(verilecek) yanıtın, şimdi yalnız, zorlukla ayakta kalmış tarihi Ankara evlerine, sokaklarına, görünmez mahallelerin insanlarına değil, bize de verilmiş olacağının bilinciyle…
Öykü: Ahu ÖZVERİ
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"