Arşivimizden  - From Our Archives

 

Salih Güler

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

Pınar Dağ

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

FR DUYURULAR - FR NEWS
ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Ana Sayfa - Main Page > ÖZEL SAYI 2007 > Ebru - Kültürel Çeşitlilik Üzerine Yansımalar : Attila Durak
Ebru - Kültürel Çeşitlilik Üzerine Yansımalar : Attila Durak

Fotoğraf eğitiminizi Amerika’da aldınız… Dışarıdan Türkiye’ye bakmak nasıl bir duygu, bunun fotoğraf için farklı şeyleri daha rahat görebilmek adına avantaj olduğunu düşünüyor musunuz?

 

Böyle bir projenin oluşmasına nasıl karar veriyorum? Bu projenin oluşumunu sağlayan bir yığın yapı taşı var elbette. Fotoğrafçı olmaya karar verdiğimde, büyük bir hevesle Hindistan’a gitmiştim. 3,5 aylık, sırt çantamla yaptığım bir seyahat idi. Fotoğraf eğitimimden önce, üniversiteden yeni mezun olduğum,  fotoğrafı yarım yamalak bildiğim ama fotoğrafçı olmaya karar verdiğim bir zamandı. O zamanlar Hindistan; gidilmesi marjinal olan, bilinmeyen bir yer idi. Sabahları erken kalkıyor, fotoğraflar çekiyordum, çok keyifliydim. Ama ben o keyif ile geri dönemedim, son gün fotoğraflarım çalındı; 2.000 kare fotoğraf gitti.

Yezidi, Midyat, Eylül 2002


Hindistan’dan bir şey getiremesem de, 700 dilin bir arada konuşulabildiğini, rengarenk kültürlerin bir arada yaşayabildiğini gördüm. Bu deneyimim projemin yapı taşlarından birini oluşturdu. Sonra bir şekilde hayatım New York’a devrildi.  175 farklı dilin konuşulduğu, tüm dünya ülkelerinden insanların bir arada yaşadığı, herkesin kendi kültürünü sunduğu ve diğerlerinin buna memnuniyetle cevap verdiği bir yer idi New York. Bunlardan sonra kendi ülkeme baktığımda, bir çok kültürün var olduğunu ama bu kültürlerin birbirini yaşatmamak için her şeyi yaptığını gördüm.  Zihnimde; görünürde tek bir kimlik, tek bir millet çabası varken, gerçekten de biz böyle miyiz? Biz nasılız ? soruları oluşuverdi. Anadolu’yu merak etmeye başladım. Diğer bir yapı taşı da pek çok aydının yakıldığı Madımak olayıdır. Farklı birinin, diğer farklı birini neden yaktığı sorusu. Hepsini birleştirdiğimde, bunu görme ve anlama isteği ile bu yola çıktığımı söyleyebilirim.

Sarıkeçili, Toros Dağları, Haziran 2004

 

Belgesel fotoğrafçılık, bir proje üzerinde çalışmak olgusu sizde nasıl gelişti? Fotoğrafa bakış açınız nasıldır? Kendinizi ben belgeselciyim, ben portreciyim gibi adlandırabiliyor musunuz?

 

Fotoğrafa başladığınızda, her başlayan gibi bildik hataları yapıyorsunuz. Fotoğrafçılığınız çok daha sonra şekillenmeye başlıyor. Kendimi iyi fotoğraf çekiyor zannederken, New York’a gittiğimde kendimi geliştirmem, farklı bir şeyler yapmam gerektiğini gördüm. New York, fotoğrafla ilgili bana böyle bir sopa attı. 10 yıldır fotoğrafçılıkla uğraştığım halde fotoğrafçılık okuluna gitmeye başladım. Oraya gittiğimde, teknik olarak olmasa bile fotoğrafa bakış, fotoğrafı algılayış gibi konularda çok amatör olduğumu, eksik olduğumu görmüştüm. Gece okuluna yazıldım ve eksik gidermeye başladım. International Center of Photography, School of Visual Arts’da  3 yıl boyunca eğitimim sürdü.


Süryani, Midyat, Haziran 2002

 

Ve ortaya benim fotoğrafımda ben belgeselciyim, ben portreciyim, ben doğa fotoğrafçısıyım, ben fine-art çıyım gibi bir şey olmadığı çıktı. Benim fotoğrafımda “proje” vardır, bu projeye uygun fotoğraf tarzı vardır. Bu şekilde anlatmak istediğiniz şeyi anlatırsınız. Benim bir önceki projem poloraid tekniği ile yaptığım New York’daki sokak müzisyenleri hakkında idi. Bu proje çok olumlu tepkiler aldığım, müziği ve ambiansı anlatmak amacıyla fotoğraflara, poloraid ile müdahale ettiğim (ezdiğim, büktüğüm, değiştirdiğim, oynadığım) bir proje. Bu projemde ise fotoğrafın temeline dönerek, belgeci fotoğraf ve bire bir fotoğraflama tekniğini kullandım. Özetle, fotoğrafın bir araç olarak kullanılması taraftarıyım diyebilirim.


Sarıkeçili, Toros Dağları, Haziran 2004


Türkiyedeki etnik gruplar, azınlıklar, kültürel farklı topluluklar üzerine pek çok fotoğrafçı çalışmalar yaptı. Kimileri çok derinlere inerek bunları anlattılar. Olayın tümüne baktığınız için avantajlı olduğunuzu düşündünüz mü ?Projeye başlamadan evvel bazı şeylerin tekrarını yapmış olma gibi bir tereddüt yaşadınız mı?

 

Asla, ne yapacağımı çok iyi düşünmüştüm. Bu işe başlarken hiçbir tereddüt yaşamadım. Elbette benden önce de bunları çekenler oldu, benden sonra da olacak. Ancak şu ana kadar yapılan çalışmalarda bakış açısı hep; memleketimin güzel insanları olmuş. Benim bakış açımla bu işe hiç bakılmamış. Zaten hiçbir fotoğrafın veya fotoğraf projesinin tekrarlanabileceğine inanmıyorum. Ben projeme başladığımda; “aman sakın kimseye söyleme, sen 5-6 yıl dağlarda gezerken, başka birileri ortaya çıkar, aynısını yaparlar“ dediler. Ama bu imkansız, aynısı yapılamaz. Aslında bundan sonra da herkes kendi bakış açısı ile bu konuda çalışsın istiyorum. Ben baktım ve adına “Ebru” dedim, başka birisi de baksın, ebru değil aşure desin, diğeri mermer desin…

Sünni Kürt, Antakya, Eylül 2002


Tekrardan dolayı hiç kaygım olmadı, bu proje bir şey anlatıyor ve fotoğraf bunun aracı, anlatılmak istenen konsepti temsil ediyor. Yüzlerce sayfa ile anlatılan bir konuyu bir fotoğraf bir anda anlatabiliyor. İşte fotoğrafın gücü de bu. Daha evvelden yazılmış çizilmiş, herkesin bildiği bir konu da olsa fotoğrafın başında ağlayan insanlar oluyor… Benden evvel çeken pek çok büyük fotoğrafçı vardı, benden sonra da başkaları kendi bakış açıları ile farklı yönlerden gidip çeksin. Hiçbir kaygı duymadım ne başlarken ne de şimdi.

Sünni Kürt, Siverek, Eylül 2002

 

Portre çekerken stiliniz, kaygınız nedir? Neleri aktarmaya içine neleri almaya çalışıyorsunuz? Portre tarifiniz nedir?

 

Çevresel portre diyebilirim. Benim inandığım bakış açısı ile, portreye baktığınız zaman çevre ve mekanı görmelisiniz. Bunu çok iyi yapan Ara Güler ustadır. Onun fotoğraflarında insan belki az yer kaplar ama çevredeki her şeye hakimdir. Ben de insana çok yakın olmaya gayret ederim hatta bu yakın çekimlerde geniş açı çekim nedeniyle yüzün deforme olması konusunda eleştiriler de gelmiştir. Benim tercihim insana ne kadar yakınlaşırsam o kadar çok etkileşim kurabileceğim şeklindedir.

 

Sünni Arap, Urfa, Ağustos 2002
 


Proje esnasında video kayıtları da alma düşünceniz oldu mu ?

 

Başlangıçta görsel de toplama amacı ile kamera almıştım yanıma. 50 saatlik kayıt yaptım, ama böyle bir proje için yeterli değildi. Zaten şunu gördüm, birini yaparken diğerini yapamıyorsun. Bunu yaşayınca çekimi bırakmak zorunda kaldım projenin en başında. Gerekli finansal desteği bulur isek ileride belgesel olarak büyük bir proje de düşünebiliriz.

 

Attila DURAK
 


Bazı yerlere gittiğinizde tamamen bölgeden ayrılmış topluluklar olduğunu öğrendiğinizde geç kalmışlık hissi yaşadınız mı? Keşke bu projeye daha evvelden başlasa idim duygusu oldu mu?

 

Sizin dediğiniz kaybedilmişin hüznü. Bunu her yerde yaşıyorsunuz. Sanki o kaybedilen onların kaybettiğiymiş gibi ama aslında bizim kaybettiğimiz bunlar. Onlar, bizler diye bir şey düşünmediğim için, bu topraklardan giden, ayrılan ve yok olan her şey beni üzer, benim oldukları için. Bu projeye bu yüzden Ebru diyoruz. İçinden bir renk alıyorsun çünkü.


Sünni Arap, Mardin, Temmuz 2002

 

Bu gidişlerin göç, zorlama ve kendi hataları gibi pek çok nedeni var. Ekonomik nedenlerle göç edenlere bir şey diyemiyorum, daha iyi yaşam şartlarını umut etmek baskın oluyor elbette, gitmeden bilemiyorsun, yaşamadan emin olamıyorsun. Bu tüm insanlığın problemi aslında. Ekonomik olarak yer değiştirme herkesin yaşadığı bir şey, bunu tamamen etnik grupların yer değiştirmesine bağlayamazsınız. Bir dönem kendi dilinde eğitim alabileceğin okullar kapatıldı, bir dönem bazılarına ekstra vergiler çıkartıldı, bir dönem can, mal güvenliklerini kaybettiler. Bunların hepsi gitmek için bir sebep oldu, yani bazı kültürel kimliklerin farklı göç nedenleri oldu.


Roman, Kırklareli, Mayıs 2002

 

Projeye destekler ne zaman gelmeye başladı?

 

Projeyi 4 yıl olarak hedefledim, 7 yılda bitirdim. İlk başta bir tane sponsorumuz vardı, proje ortaya çıktıkça daha çok insan ilgilenmeye başladı. Tabii ortaya fotoğraflar çıkmaya başlayınca, bir şeyler gösterebilmeye başlayınca, işin yapılacağına olan inanç doğal olarak artıyor. Sadece dinlendiğinde gerçekten de ütopik bir proje idi. İşler ilerledikçe bu projenin tamamlanacağı görüldü. Yavaş yavaş destekler arttı ve kartopu gibi toplanarak gitti.


Roman, Hayrabolu, Ekim 2001

 

Fotoğrafladığınız gruplar arasında, Ebru desenine karışmamış renkler de var mıydı? Kendini soyutlamış olarak kendi içinde yaşayan?

 

İmkansız, mümkün mü böyle bir şey ? Kültürel topluluklarda bu imkansızdır, melezlik kültürün doğasında vardır. Kim  biz karışmamışız, bir şeyden etkilenmemişiz, katıksızız diyorsa bu külliyen yalandır. Farkında olarak veya farkında olmadan, başkasının kültürünü geleneğini yaşıyorsun. Dünyada böyle bir şey mümkün değilken bu topraklarda nasıl mümkün olsun ? Bu etkileşim ve karışım işin güzelliği zaten. Öte yandan kapalılık ayrı bir olgu, en büyük örneği Aleviler. Son zamanlara kadar son derece kapalı yaşıyorlardı. Ben bu projeye başladığımda Semah törenleri dahi açık açık yapılabilen bir şey değildi. Yavaş yavaş bu ibadet açık yapılmaya başladı.

Roman, Hayrabolu, Ekim 2001


Kapalı gruplar bu manada vardır veya olmuştur tarih içinde. Romanlar etkileşim içinde ve daha açık yaşamayı seven çok açık bir gruptur. Edremit’deki Tahtacılar ise kapalı yaşayan bir gruptur, tarihsel süreç içinde bazı korkularla insanlar kendilerini kapatmışlardır. Durum değişince ortaya çıkmışlardır. Bu ülkede bir dönem “farklı olmak” iyi bir konum değildi. Pomaklar, Pomakça konuştukları için tepkiler almışlardır. Bu, zaman içinde aşılmış olsa bile kapalılığın travmaları devam etmektedir.

Süryani, Midyat, Haziran 2002


Kırsal bölgelerde veya bazı topluluklarda “kadın” fotoğrafı çekmek zordur. Siz, nasıl yaptınız bu çekimlerinizi?

 

Benim için zor olmadı hiç… Hiçbir zaman, hiçbir yere yalnız gitmedim. Orada ilişkide olduğum aracılarla gittim. Paparazzi olarak değil, o insanların evine konuk olarak gittim. Mesela Karadeniz’e giderken, üç dört köyde direkt tanımasam da tanıdıkları vasıtası ile irtibat kurduğum beni bekleyen insanlar vardı.

Attila DURAK

Buna sıfırdan başlamanın bir alemi ve gereği de yoktu. Böyle bir proje yapıyorsanız araştırmanızı yapacaksınız, dersinizi çalışacaksınız, bağlantınızı kuracaksınız. Bazen bağlantı bulamadığım yerler de oldu. Mesela Gürcüler’le bağlantı kurabileceğim birini hiç bulamadım, Artvin’de dördüncü günde bir Gürcü arkadaşım oldu ve samimi olduk, beni köyüne götürdü. Bunları yapamasam başarılı olamazdım.
 

Kullandığınız ekipmanlar nelerdi?

 

Orta format kamera Contax kullanıyorum. 35 mm de yedek olarak yanımda götürdüm, ancak kullanmadım.


Ermeni, İstanbul, Kasım 2001
 

Bu projenizi siyah beyaz olarak düşündünüz mü? Renk bu projedeki çalışmaların ortak noktası mıydı?

 

Yok, hiç düşünmedim. Bir dahi olmam gerekirdi sanırım, bu projeyi siyah beyaz göremedim.


Sünni Türk, İstanbul, Şubat 2006 
 

Bu proje sonrasında, Türk denince aklınızda ne canlanıyor?

 

Bu proje ile benim aklımda bir şey oluşmadı. Türkiye ise, çok farklı kültürlerin bir araya geldiği, o kültürlerin bir arada binlerce yıldır yaşadığı bir ülke. Kitabımda anlatılan 44 etnik grubu bir tanımın altına sokmak, tanımlamaya çalışmak zaten benim projeme ters düşen bir şey olur. Ben Türkiye Türklerindir diye yola çıktım, Türkler kimdir ? Bakmak istedim ve ortaya bunu çıkardım.


Sünni Kürt, Viranşehir, Eylül 2002

 

Etnik gruplar arasında benzerlikler, ortak yönler, aynı gelenekler gibi neler gördünüz, yaşadınız?

 

Hepsi ama hepsi düğününde halay çekiyor, bütün gruplar ibadetlerini ellerini havaya açarak yapıyor, adak adamak için ağaca çaput bağlıyor. Bunu anlatabilmek için tüm dinlere mensupları arka arkaya koydum, bu toprakların özelliği bu. Bunları kürt, azeri, yezidi olduğu için yapmıyor, 7.000 yıllık gelenekten gelen bir şey bu. Bunu bu ortak kültür sağlıyor, hepimiz misafirperveriz, hangi kültürün evine gitsen aynı şekilde ağırlanıyorsun, çay demlenip önüne geliyor. İşte Ebrululik budur, ortak davranma geleneği…


Hıristiyan Arap, Altınözü, Ağustos 2002

 

Ebru söylemi sadece ülkemize ait bir şey değil, bu tüm ülkelerde olan bir şey. Mesela 1900’lerin başında İtalya kurulduğunda, %8 İtalyanca konuşan vardı. Yeni millet yaratma sürecinden geçilerek bugünlere gelinmiş, Balkanlara bakınca da aynı şeyleri görüyorsunuz. Almanya bunu yaşıyor, bu sadece bize özgün bir şey değil görüldüğü gibi…


Azeri, İstanbul, Şubat 2005
 


Bu projelere yabancıların ilgisinin çok olması neden kaynaklanıyor sizce?

 

Çok basit, yabancı dediğiniz insanlar çok kültürlülükten keyif alıyorlar, yaşamın tatları olarak görüyorlar. Bunları gördükleri zaman etkileniyorlar, sergide diyorlar ki; “bizde bu keyif yok ama sizde var, siz ise bunu  saklamaya çalışıyorsunuz”. Minnet duyuyorlar.

Roman, Edirne, Ekim 2001
 


Sergide bir kadın “45 gündür Türkiye’deyim ama bu sergi ile Türkiye’yi gördüm ve artık dönebilirim” dedi. Çünkü insanlar zannedildiği gibi denize, güneşe değil, insanları ve insanların yaşama tarzını görmeye geliyorlar. Her yerde güneş, deniz ve kumu bulmak mümkün ama köyde karpuzunun yarısını ikram eden insanları bulmak mümkün değil. Onları çeken bu. Farklı diller, farklı yaşam tarzları, farklı yemek kültürleri.  Bunlar hayatın güzellikleri, hayata değer katan özellikler. İnsanların ortak bir olayda farklı davranışlar sergilemeleri müthiş bir şey. Dünyadaki toplumlar, cenaze törenlerinde yani ölümü karşılarken farklı davranışlar sergilerler; kimisi dövünür, ağıt yakar kimisi soğukkanlı karşılar, kimisi ise öbür dünyaya gitmeyi sevinç ile karşılar.

Alevi, Antakya, Ağustos 2002


Merak güzel bir şey, benden başka insanlar neleri nasıl yaşıyor. Bu merakı kendi içimizde sıfıra indirmeye çalışıyoruz. Bu çok acı bir şey, herkes aynı giyinip, aynı yaşayacak. Binlerce yıllık tarihi olan Anadolu içinde o kadar küçük ve önemsiz bir dilimindeyiz ki… Biz bunları değiştirmeye çalışsak da bu asla olmayacak, başarılamaz. Oturduğumuz yerin altında 7, 8 tane daha şehir var. Değişim kaçınılmaz elbette ama değişim o kadar kötü bir şey değil. Yozlaşma olarak görülen çoğu şey aslında yaşadığımız kültürlerin çağın içindeki değişimleri, devinimleri, bunların sonu illa kötü olacak değil. Bu doğal bir süreç.

 
Laz, Çamlıhemşin, Eylül 2003


 

Bundan sonra Ebru projesini neler bekliyor, nerelere gidecek neler planlandı?

 

Öncelikle Anadolu’yu dolaştırmak istiyoruz, 2008’de Frankfurt Kitap Fuarı kapsamında sergilemek istiyoruz. Şu an kesinleşmeyen ama zaman içinde farklı yerlerde de sunumları yapılacak.  

 
Röportaj : Levent YILDIZ

Sayfa Müziği : Kalan Müzik (Ebru Müzik Albümü)

www.attiladurak.com
www.ebruproject.com


 

KİTAP


 
Sanatçının Açıklamasından

 

Fotoğrafçıyla konusu arasında kendiliğinden oluşan etkileşimi belgelerken mümkün olduğu kadar varolanı yansıtmaya çalıştım. Hiçbir şeyin “sahnelenmemesi” ve fotoğrafların günlük yaşamın bir parçası olarak mevcut olan unsurları belgelemesi önemliydi. Ebru için beş yıl boyunca çekmiş olduğum yaklaşık on beş bin fotoğraftan üç yüz kadarını seçmek için çalışırken bunların her birini çekerken duymuş olduğum mutluluğu anımsadım. Bir ebruya benzettiğim manzaranın zenginliğinin ayrıntılarda, güzelliğinin ise bütünde yattığını fark ettim. Ve bu yolculuğun her anında değiştim, zenginleştim.

 

Bu yolculuk benim için bir düştü. Düşümü gerçekleştirme imkânı bulduğum için kendimi çok şanslı addediyorum. Fotoğraflarım, ülkemin insanlarına duyduğum derin sevgi ve saygıyı yansıtabiliyorsa, bütün hırpalanmışlığı, hüznü ve ızdırabı içinde farklılıktan ve çeşitlilikten doğan güzelliği aktarabiliyorsa, insanların günlük yaşamları içinde görmüş olduğum, renkleriyle ışıltısı hiç de sıradan olmayan bir “ebru”yu fotoğraflayabildiğimi düşünüp kendimi “başarılı” addedeceğim.


Laz, Ardeşen, Ağustos 2003

 

Yüz Dediğimiz…

John BERGER

 

 

Bu kitapta karşıma çıkan her şey –Attila’nın fotoğrafları, Attila’nın yedi yıl süren yolculuğu, karşılaştığı bütün insanlar, yüzlerini ona doğru çevirenler ve çevirmeyenler, yaşlılar, gençler ve yaşı olmayanlar, yumuşak tenliler ve teni yılların izini taşıyanlar, çantasını koyduğu bütün yerler, davet edildiği bütün evler ki kimse bir eve davet edilmeden giremez, girerlerse orası ev olmaktan çıkar, insanların omuzlarına sardığı yerler, sanki bu yerler birer pelerinmiş gibi, ve bir sonra gelecek olanı bekleyen terk edilmiş yerler, terk edilmiş denen çünkü kimse bekleyişin dakikalarca mı binyıllarca mı süreceğini bilemez, Attila’nın fotoğraf makinesinin belleğine aldığı binlerce kumaş, onlardaki nakışlar, boyalar, çiçekler, bir renk vermesi için seçilmiş, bir arzuya isim verir gibi, renk ve arzu birbirinden ayrılamaz, ilksel hikâyedir onlar, dövme onlara bir ses vermeden önce sesi olmayan bir hikâye, yüz bir başkasının saçlarına gömüldüğünde yüzdeki gözlerin bulduğu karanlığın adı olan Deq*, ve varolmasa hayvanlarda acıma duygusu olmayacak -ki vardır- tüm o acı, ve çizgi çizgi iz bırakan bütün acılar ki görü sahibi olanlar onları okuyarak geleceği söylerler, ayrıca dişlerin arasında bir taşla katlanılmış acılar, ve gürültülü kahkahalarla gelen rahatlama anları, kahkaha ki peşine düşülmüşlerin peşine düşenleri bütün bütüne değil şimdilik atlattığını söyleyen seslenişleridir, ve sonra bütün beklentiler, ümitler değil çünkü onlar ruha aittir, beklentiler ise bedene, bir üçüncü gözün ayırt edemeyeceği beklentiler ki onlar her şeyi tek bir arzuya sıkıştırırlar, bir fotoğraf makinesinin tetikleyebileceği hatıralara eşlik eden beklentiler, büyümedeki beklenti, sadece gözlerin ilettiği dile dökülmemiş bütün cevaplardaki buluntular, sonra kardeş yazarların yazdığı sayfalar, bu uzun yolculuğun ırmağında birer yüzücü olan bizler, dişlerimizin arasında kâğıt parçalarına karalanmış notlar taşıyan -bu kitapta karşıma çıkan her şey, her şey gidip Ebru adında tek bir hikâye kişisinde birleşiyor, Ebru bir düşünür, günümüzde yaşlı birinden çok bir çocuk olması muhtemel, Anadolu’yu bir uçtan ötekine yeniden yeniden kat ederken Empedokles okuyan biri, ki Empedokles iki bin beş yüz yıl önce Sicilya’da yaşayan bir hekimken varolan her şeyin ateş, su, toprak ve hava adlı dört akıllı unsurdan oluştuğunu ve, Aşk’ın ya da Kavga’nın önderliğinde, sürekli ya tek olmaya ya da çokluğa doğru bir çaba içinde  olduğunu  söylemiştir, ve işte bunun içindir ki her şey bütün farklılıkları ve benzerlikleri içinde ebediyen varolur ve varoluşları kutlanmalıdır.


Süryani, Midyat, Haziran 2002

 

“Öfke’de değişik biçimler alırlar ve birbirlerinden ayrıdırlar.

Ama Aşk’ta birleşirler ve birbirlerini arzularlar.

Çünkü varolmuş, varolmakta ve varolacak olan her şey onlardan gelir -

Ağaçlar boy atar, erkekler ve kadınlar

Ve hayvanlar ve kuşlar ve suda yaşayan balıklar

Hatta tanrılar, uzun ömürlü ve en çok saygıyı hak eden.

Çünkü bunlar kendi başlarına varolur ve birbiri içinden geçerken

Başkalaşırlar; birbirleriyle karışmaktır onları başkalaştıran.” * *

 

Ebru’yu selamlıyorum.

 

 

*Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin ve Ermenilerin vücuda dövme nakşetme sanatı.

**Empedokles, 21. Fragman. Sokrat Öncesi Filozoflar, Diels-Kranz B.

 

İngilizceden çeviren: Fatih Özgüven 

 

Ebru: Kültürel Çeşitlilik Üzerine Yansımalar (Metis Yayınları, 2007) adlı kitaptan kısaltılarak alınmıştır.

 


Roman, Kırklareli, Mayıs 2002

 

Ebruli Türkiye

Sezen AKSU

 

Sadece tek bir renk ne kadar yaşatabilir zenginliği, çeşitliliği ve onun nimetlerini? Bu tek renk ve aynılık, kimlik kazandırmak bir yana dursun, “hiç kimselik” vermekten başka ne işe yarayabilir? İşte bu nedenle Türkiye, kimliğini tanımlarken renklerine muhtaçtır.


Türkiye, tüm renklerin birbirine karışırken yine de tek tek ışığını yayabildiği bir ebru eseri olmalıdır. Renkleri tek bir potada eritmeden de var edebilen ya da mozaik gibi her parçayı kendince uygun yere hapsetmeyen, her rengin özgürce gezindiği ve gezinirken bıraktığı muhteşem izlerden oluşmuş bir ebru eseri... Çünkü ebrulidir rengi.

 

 

Ebru: Kültürel Çeşitlilik Üzerine Yansımalar (Metis Yayınları, 2007) adlı kitaptan kısaltılarak alınmıştır.


Özbek, Ovakent, Ağustos 2002


Ebru-Kültürel Çeşitlilik Üzerine Yansımalar kitabının satış bilgileri için lütfen tık'layınız :

 


Attila DURAK Hakkında

Attila Durak, 1967 yılında Gümüşhane'de doğdu. Fotoğraf sanatıyla üniversite yıllarında ilgilenmeye başladı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra bir yandan fotoğraf çalışmalarını sürdürürken bir yandan da NCR ve Leo Burnett firmalarında çalıştı. İstanbul’da "Eylül Caz Kulübü"nün işletmeciliğini de yapmış olan Attila Durak, 1996 yılında New York'a yerleşerek International Center of Photography, School of Visual Arts ve Hunter College Güzel Sanatlar Bölümü'ne devam etti.


Attila DURAK
 

Fotoğrafları çeşitli gazete, dergi ve kataloglarda yayınlanmış olan Attila Durak, Türkiye, İran, Pakistan, Hindistan, Nepal, Suriye, Ürdün, Mısır, Yunanistan, İspanya, Macaristan, İngiltere, Peru, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri’nde belge fotoğrafı çalışmaları yaptı.

 

Belgesel fotoğraf Attila Durak’ın ana ilgi alanı olmakla birlikte, deneysel fotoğrafın yaratıcılık açısından getirdiği sınırsız olanaklar bu tarza da ilgi duymasına neden oldu. Renk ve değişik baskı teknikleriyle yapmış olduğu deneysel çalışmalardan doğan ve New York’un sokak sanatçılarını konu alan Echoes of the Street adlı fotoğraf dizisi, Duggal Underground Gallery (New York, 2000), Galeri Artist (İstanbul, 2003), Siyah Beyaz Sanat Merkezi (Ankara, 2005), Galeri Orkun & Ozan (Antalya, 2005) ve Jazz Now Sanat Merkezi & Galeri’de (Bodrum, 2006) sergilendi. Geçmişte Ankara (Ankara, 1999) ve Hata-ograf (Dallas, 2000), Attila Durak’ın diğer kişisel sergileridir.

 

Attila DURAK


Attila Durak’ın katılmış olduğu karma sergiler arasında İsimsiz Karma Sergi (Dallas, 1999), Gallery X tarafından sunulmuş olan Xtreme Xteriors (New York, 1999), Uluslararası Bağımsız Film & Video Festivali içinde İsimsiz Karma Sergi (New York, 1999), Avrupa Komisyonu Birleşmiş Milletler Delegasyonu tarafından düzenlenmiş olan Europe Day 2004 - Celebrating EU Enlargement through Art (New York, 2004) ve İstanbul Fotoğraf Merkezi’nde düzenlenen 2005 Koleksiyon Sergisi (İstanbul, 2005) vardır.


2000-2007 yılları arasında gerçekleştirmiş olduğu Ebru: Kültürel Çeşitlilik Üzerine Yansımalar, sanatçının ilk kitap çalışmasıdır. 
 

Ebru, 2007 yılının Haziran-Temmuz aylarında Binbirdirek Sarnıcı'nda sergilendi.

 

Attila Durak halen İstanbul ve New York’ta yaşamakta ve çalışmalarını sürdürmektedir.


Multimedya (www.ebruproject.com)

 

Duvar Kağıtları


1024x768 . 1280x960 . 1600x1200
 
1024x768 . 1280x960 . 1600x1200
     

1024x768 . 1280x960 . 1600x1200
 
1024x768 . 1280x960 . 1600x1200
     

1024x768 . 1280x960 . 1600x1200
 
1024x768 . 1280x960 . 1600x1200
 
Size uygun boyutu seçip, açılan ekranda farenizin sağ tuşuna tıklayarak "farklı kaydet/save as" komutu ile duvar kağıdını bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
 

 




Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 3 yorum, 1-3 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
"Sunni Kürt" ifadesinin yanlış olduğunu düşünüyorum, "Şafii Kürt" daha belirleyici olur
Emrah eklemiş - adds | 06 Ocak 2008 Saat - Time 14:27
Çok etkilendim. Fotoğrafta teknik bilgi önemli bir unsur olmasına rağmen, insanlara ve dünyaya bakışın çok önem taşıdığını bir kez daha anladım.

Saygılarımla,

Sıtkı Güven.
Sıtkı Güven eklemiş - adds | 06 Şubat 2008 Saat - Time 09:33
I'm just getting ready to make my own trip around Turkey. Great photos on your site here. They demonstrate a real closeness to the people that you have photographed.
Patrick Love eklemiş - adds | 26 Şubat 2008 Saat - Time 22:07
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

 

 

 

TFSF Onaylı Yarışmalar

Photo Contests Under TFSF Patronage

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.