Urfa da’yız. Annem, babam, kardeşim vesaire… Akşamın bir vakti, herkes işten çıkmış eve dönme çabasında, biz ise şehre yeni inmişiz, merakla dolaşıyoruz, bir yandan da akşam yemeğine geç kalmamak için acele ediyoruz. Ben yine elimde makinem, fotoğraf çekme çabasındayım, ama ışığın gittiğinin ve annemlerin acelesinin farkında olduğumdan içimde bir burukluk. Zaten hep derim,”Fotoğrafçı yalnız olmalıdır ve yalnızlığın şahidi”. İşte tam bu cümle sonunda, bu fotoğrafın bana ne anlattığını ifade edeyim, evet, benim için fotoğraf, bu dünyanın yalnızlığına tanıklık etmektir, tıpkı bu fotoğrafımda olduğu gibi. Çalışmam, biraz titremiş de olsa, çektiğim en güzel “tanıklıktır” bana göre ve en sevdiğim…
Öykünün neresinde kalmıştık, evet akşamın bir vaktiydi, kaldırımda bir simitçi gördüm kalabalığın arasında, ama farklı bir şey vardı, uyuyordu yavrucak. O an işte dedim, bir yalnızlık daha karelenmeyi bekleyen, ne kadar da masum, güzelce uyuya kalmış, kim bilir ne zamandan beri sokaklarda çalışıyor. Aslında şuan onun yerinde olup doyasıya kestirmek vardı, kalabalığı umursamadan. Şuan o yalnız, ben ise onun için bir kalabalığım içinde bulunduğu, diye düşündüm, kendimi kötü hissettim, yalnızlığımı özledim o an. Her ne ise, hemen yere uzandım, annemler beni unutmuş yürümeye devam ediyorlardı, fazla zamanımın olmadığını biliyordum. Kurguyu yapıp ayarlarımı düzenledim, amacım kalabalığın içinde çocuğu net ve sabit diğer öğeleri hareketli bir telaş içinde kılmaktı, amacıma da ulaştım gördüğüm kadarıyla, ama biraz titremişti poz ve kadrajı bir daha denemek istiyordum. İkinci pozu denemek için gözümü vizöre götürdüğümde, çocuk simitlerini düzeltiyordu. Sonra kuzenim geldi yanıma ve yakalayabildin mi dedi, neyi dedim, yanından geçen kadın çocuğu uyandırmak için hafifçe tekmeledi, dedi, hadi ya yok dedim, çektiğim pozu kontrol ediyordum, dedim. İrkildim, kalktım, kendimi çok yalnız hissettim...
Mustafa KARA
Önce vita yağ tenekesi iyice yıkanır, içine toz badana boyası atılır suyla bir güzel karıştırılırdı benim çocukluğumda. Duvarları ve pencereleri eğri, üç küçük odası olan bir gecekondu. Bu gecekondu yılda en az iki kere boyanırdı. Badana günleri zevkli geçerdi. Mis gibi temizlik kokar, evde ne var ne yok bahçeye çıkarılır badana sonrası yıkanırdı. Bu iş her sene yapılırdı. Yapılmak zorundaydı. Evde sekiz çocuk anne ve baba yani nüfus kalabalık, o yüzden ev çabuk kirlenirdi. Pencereleri tatil beldesindeki Bodrum evleri gibi meşhur değildi. Portakal ağaçları yoktu. Kıtlık zamanı çiçek ekilmez, domates, soğan, maydanoz ekilir taze taze yenirdi. Ankara’nın kışı çok soğuk ve çetin geçerdi. Kömür bulmak hak getire, kömür tozu toplanır mayısla karıştırılır bahçenin ayrılan köşesine tezekler yapıştırılır kurumaya bırakılırdı. Uzun kış gecelerinde elektrikler sık sık kesilir, mum ışığında ders çalışılırdı. Komşumuz Balkar nine bize gelir, dizine sırayla yatırır başımızı okşayarak masal anlatırdı. Şimdi ninemiz hayatta değil, duvardaki asılı fotoğraf ondan geriye kalan tek kare. İşte ben bu fotoğrafı bütün bunlar için çektim.
Mediha GEZGİN
İlçemize
Cerrah Köyümüzden sonra yaklaşık 3-
Köylü amcamız ve eşeği yolun “ S “ şeklindeki kısmına hızla yaklaşıyordu… Onları o virajda en iyi şekilde görüntüleyebilmem için yaklaşık bir 50-
Düşündüğüm açıya gelmemle birlikte deklanşöre bastığımda ancak 3 kare çekebilmiştim...
Filmi banyo ettirip baktığımda, bu kare, o günkü yorgunluğuma deydiğini ve heyecanımın karşılığını fazlasıyla aldığımın müjdesini veriyor gibiydi…
Bir fotoğraf dostu arkadaşıma bu kareyi gösterdiğimde, ağzından şu sözcükler döküldü:
“UZUN İNCE BİR YOLDAYIM...”
“En iyi fotoğrafım” dediğim bu karem, zamanla benimle özdeşleşti ve bir yarışmada da 1.lik kürsüsüne kurularak, fotoğraf hayatımın kilometre taşlarından biri oldu...
İbrahim PEYNİRCİ
Cahil PerilerBazen, hatta çoğunlukla, çektiğim fotoğraflarıma isim vermeyi çok seviyorum ve genellikle isim verdiğim fotoğraflar benim için kıymetli olanlar oluyor. Bu fotoğrafın oluşumu ve aldığı isim de benim için önemli.
Samsun'da, genellikle gençlerin gittiği hatta çoğunlukla marjinal gençlerin gittiği bir cafeye gittiğimizde elbette aklımda böyle bir fotoğraf çekeceğim yoktu. Ama her zamanki gibi, etrafımdaki insanların değişik saç şekilleri değişik kılık ve kıyafetleri dikkatimi çekti hatta hepsini bir anda bir yerde aynı mekanda görebilmek hoştu doğrusu. Fotoğraf makinamı elime almamla beraber cafeye gittiğimiz arkadaşlarımın itirazları başladı: abi napıyosun dayak yeri?z… Abi senle de hiçbir yere gidilmiyor... Ya çayını iç Allah'ını seversen fotoğraflarının çekildiğini anlarlarsa kızarlar abi, cafeden attıracaksın bizi…
Bu gibi sitem cümleleri altında fotoğraf makinasının ayarlarını da yapıp etrafıma hissettirmeden vizöre bile bakamadan el yordamıyla birkaç kare çekebildim kimselere hissettirmeden makinamı çantama yerleştirdim fakat aklımda nasıl kareler olduğu vardı hep.
Birkaç gün sonra Ferzan Özpetek'in cahil periler isimli filmini izlerken filmde imkansız aşkına tablo hediye eden filmin kahramanının resmin arkasına yazdığı şu yazı ilgimi çekti.
...``Seni özlediğim ama asla sahip olamadığım parçan için, söylediğin bütün yapamamlar ve aynı zamanda söylediğin bütün dönmeyeceğim sözlerin için hep bekleyeceğim, şimdi söyle bana bu sabrıma aşk denilebilir mi?``...
Peki benim fotoğrafı çekerken hem o anın zorluğu hem arkadaşlarımın söylenmelerini gözardı ederek fotoğrafı çekmeye çalışmama aşk denilebilir mi?
Ender ACAR
Asmadan Önce BeniAsmadan önce beni, bana o bilmediğim kuşları anlatın
Onları anlatın, o kımıltısız, haşarı gözlü kuşları
Tütsülü tüylerini...Yasaklanan alevi kanat çırpışlarını
Ve gerekirse bana uçmayı öğretin
Ya da uçan kuşlar gibi onurlu olmayı...
Lise defterlerimi dilerim idam etmezsiniz
Üniversite kimlik kartımı...dostlarımı, pasomu
Dilerim erdeme de kıymazsınız, hırpalamazsınız
O...o tatlı, uysal, ukala çocuğu !...
.......
Artık bir telefon : "Alo ! Ben iyiyim anne, vallahi iyiyim
Sen nasılsın, dert etme kendine, yine doğurursun,
Yine büyütürsün, yine asılır
Her şairin infazı kalem tutmasıyla yazılır !
Sen babama selam söyle...De ki : Düşümde gördüm
Romatizma ağrıları bu kışa doğru dinecek...
Biliyorum anne, biliyorum, biraz daha böyle konuşursam
Yüreğine inecek, ama ne yazık ki durmuyor dilim
Aslını sorarsan, dün geceden beri iyi değilim...
Okudum okumasına da
Adam olmak varmış ölümün süt gelmez göğüslerinden
Nedir beni insansız bıkıcağı söylenen o incecik ip
Yoksa azrailin kirpiğimi bu
Yoksa şeytanın sünnetsiz penisi...
Nedir onu da bu kadar görkemli gösteren, böyle acayip ?!
Her mevsimde elbette birilerinin gitmesi gerekiyor birileri için
Kardeşlerim ! Sizler de gideceğiniz mevsimi şimdiden seçin !...
......
Asmadan önce beni
Bana o bilmediğim kuşları anlatın, kuşları ! Onları anlatın
Sonra dilerseniz asın kırk kere üst üste de
Leşimi bir kuyunun karanlık çıplaklığına atın
Korku da, ömlüm de, acı da
İnsanı yeni bir doğuma hazırlayan sancıdır
Ama unutma ki sevgilim sakın
Meyve vermeyen tek ağaç darağacıdır...
KÜÇÜK İSKENDER
Nevin EKER
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"