Haziran ayında gerçekleştirilecek olan AFSAD Gökhan Bulut Soyut Fotoğraf Atölyesi’nin düzenlediği h’iç başlıklı sergi, fotoğrafın ne’liği üzerine izleyicilere farklı bir perspektif açıyor. Fotoğrafın coğrafyadan antropolojiye birçok alanda kullanılması ve belge niteliği taşımasının yanı sıra, sanat olup olmadığı da yüzyıllardan beri tartışılan bir konudur.
Bu bağlamda bakıldığında soyut fotoğrafın ne tür bir izlek sunduğu, fotoğrafın alışagelmiş ve kabul görmüş kimliğinin dışında başka bir formla izleyicinin karşısına çıkması fotoğrafçılar arasında da belki de birçok tartışmaya açacaktır. Burada amaç, fotoğrafın bir sanat olduğu düşüncesini kanıtlamak değil, soyut fotoğrafın estetik kimliği üzerinde h’iç sergisi ekseninde bir deneme yapmak olacaktır.
Bu konu üzerinde durmanın zorluğu, daha önce soyut fotoğraf hakkında yazılmış kaynakların olmamasından ileri gelmektedir. Sanat felsefecisi Prof.Dr. İsmail Tunalı’nın Artist Actual dergisinin Mayıs ayında h’iç sergisi üzerine yaptığı bir deneme bu konuya eğilmemizde ışık tutacaktır.
Soyut fotoğraf, fotoğrafın belgeci niteliğinin tersine içerisinde hiç bir obje veya nesnenin temsilini barındırmaz (1). Kendisini referans alan fotografik bir görüntü vardır ve bu görüntünün içerisinde renk, ışık, gölge, gren gibi fotoğrafa özgü elemanlar yer alır. Soyut ve soyutlama da bu noktada birbirinden ayrılır. Soyut fotoğrafa bakıldığında objeye ait bütün özellikler (renk, doku, malzeme) fotoğrafın kendi derinliksel düzlemine indirgenirken, bu yolla objenin obje olma özelliği de terk edilir. Soyutlama da ise objeye ait herhangi bir biçimsel özellikten yararlanarak onu farklı bir görüntüye dönüştürme isteği vardır. Bu bağlamda bakıldığında, izleyici soyut fotoğrafta herhangi bir zamana ve mekana gönderme yapan bir ime de rastlamaz.
(1)Bkz. Fotoritim, Ocak 2008, “Gökhan Bulut : Soyut Fotoğraf” http://www.fotoritim.com/yazi/gokhan-bulut--soyut-fotograf
20.yüzyılda karşımıza çıkan modern sanat akımları içerisinde soyut sanatla soyut fotoğraf arasında bu nedenlerden dolayı bir benzerlik kurulabilir. İzlenimci ressamlardan Monet’in Nilüferler serisi soyutlamaya bir örnek olarak gösterilebilir. Resme baktığımız zaman nilüfere ait biçimsel özellikler bozulmasına rağmen ortadadır. O yüzden, İzlenimcilerin tarzı klasik ressamların natürmortlarından, peyzajlarından farklıdır. Bunun yanı sıra Mondrian ve Malevich gibi ressamlarsa tamamen farklı anlayışlarda, soyut resim örnekleri üretmişlerdir.
İsmail Tunalı h’iç sergisi üzerine yazdığı, soyut fotoğrafı konu alan denemesinde şunları belirtmektedir. “Soyut resim, duyu verilerinin, real (gerçek) nesnelerin varlığından kalkar ve onları düşünsel formlara ve genelde geometrik formlara götürür. Örneğin Mondrian ve Malewitsch’in resimlerinde olduğu gibi... Böylece soyut resim, görünüşleriyle birlikte gerçek nesneleri yok sayar, onları bize verilen "şimdi, burada" olma kategorilerinden soyutlar. Bu yolla onların "öz"üne ulaşmak ister. Sergideki soyut fotoğraflarda da aynı tutumu ve uygulamayı görürüz. Bu fotoğraflarda gerçek hiçbir varlığın bulunmadığını, bir peyzaj, bir portre gibi görüntülerin fotoğrafın yüzeyinde yer almadığını gözleriz. Gerçek dünya tüm formlarıyla yok farz edilirken, algıladığımız yalnız ışık, gölge ve renk modifikasyonlarıyla meydana gelen ve resmin yüzeyini baştanbaşa saran dinamik bir ışık harmonisidir. Yalnız bu ışık, vaktiyle izlenimcilerin açık hava resminde uyguladıkları gibi, yedi tayf rengiyle doğal ışık, gün ışığı değildir.Bu ışığın kaynağı olan 'nesne' ya da 'var-olan' da var değildir. Buna vaktiyle Malewtisch "Hiçlik" demişti. Soyut dışı tüm sanatların hareket noktası hiçlik değil, var-olandır.O, aynı zamanda böyle bir sanat yapıtının ön-yapısını oluşturur.Oysa soyut resimde olduğu gibi, soyut fotoğrafta da böyle bir var olan olarak bir 'ön-yapı' mevcut değildir. Bunun yerine var olan sadece "hiçlik"tir.” (Tunalı 2008:11)
Bu çerçeveden bakıldığında soyut fotoğraf ve soyut resmin aynı referans noktasından hareket ettikleri görülür. Malevich de “Siyah Kare”sini yaptığında bunu “kurtarılmış hiçlik” olarak nitelendirmiştir. (Tunalı 2003:187)
Özetle, fotoğrafın kendisi için farklı bir kapı açacak olan soyut fotoğraf, herhangi bir öznenin/nesnenin veya düşüncenin temsilini hedeflemez. Sadece kendinden yola çıkarak, görüntünün oluşturacağı estetik bir hazla kendini oluşturur. Burada altı çizilmesi gereken bir diğer konu da, soyut fotoğrafın kavramsal fotoğrafla karıştırılmamasıdır. Kavramsal fotoğraf sınıfında mutlaka ve mutlaka bir temsil vardır ve bir kavram etrafında fotoğrafçı ürününü üretir. Burada ise, bilindik fotoğraf anlayışının tam tersine izleyicinin karşısına bambaşka bir görüntüyle çıkmaktadır. İsmail Tunalı’nın bu sözleri, soyut fotoğrafı özetler gibidir...
“Bu niteliğiyle soyut fotoğraf, bir soyutlama ürünü değildir, tersine o soyut olarak doğar; ışık, gölge ve renk varyasyonlarıyla temellenen anti rasyonel, soyut bir yapıdır. Bu nedenle sergilenen bu soyut fotoğraflarda ne bir figür, ne bir mitos vardır. Ama bu soyut fotoğrafların gizli, kozmik bir mesajı vardır ” (Tunalı 2008:11)
Kaynakça
1. TUNALI, İsmail. “Bir Soyut Fotoğraf Sergisinden İzlenimler”, Artist Actual, Mayıs 2008:10-11.
2. TUNALI, İsmail. Felsefenin Işığında Modern Resim, İstanbul: rh+Sanat Yayınları, 2003.
Elif VARGI
FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :
Elif Vargı : Sanat Tarihi ve Fotoğraf İlişkisi Üzerine Bir Deneme
Elif Vargı : Sessiz Direniş - Rus Fotoğrafında Resimsellik Sergisi
Elif Vargı : Photo-Secession
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
e-Panel
M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı
Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi
Anadolu Fotoğraf Dergisi