e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü
Tarihte fotoğrafın ilk defa sosyal içerikli olarak kullanılması hangi zaman dilimine denk geliyor?
Önceleri savaş alanlarının görüntüleri ressamlar tarafından yerinde çiziliyordu. Bu nedenle de savaş sırasında bu görevi yerine getirirken yaşamını yitirmiş ressamlar var.

Kırım savaşının fotoğraflarını üzerine “fotoğraf arabası” (Photographic Van) yazılmış karavanı ile çeken Roger Fenton, kısa ömürlü Collodion plakaların hazırlanmasında büyük güçlüklerle karşılaşmakla birlikte dünyadaki ilk sosyal içerikli fotoğrafları çekme başarısını gösterir. 1855 yılında koleraya yakalanıp İngiltere’ye dönerken çantasında 360’ın üzerinde dünya fotoğrafına armağan edeceği ilk savaş fotoğrafları vardır.

Sanat olduğu kadar bir belge niteliği de taşıyan fotoğrafın en önemli fonksiyonlarından biri de tarihe şahitlik edip bugünlere taşıması. Siz fotoğrafın daha çok hangi yönünü önemli buluyorsunuz?
Ben fotoğrafın kendisini önemli buluyorum. Nerede ise bir yaşam biçimi haline dönüştürdüğüm fotoğraf tarihi çalışmalarını bu kadar yoğun yaşadığım ve bunun üzerine kitaplar yazdığım halde, şu ya da bu fotoğraf daha önemlidir diye bir ayrım yapmadığım için de kendimi iyi terbiye ettiğimi düşünüyorum.
Ben taraflı olamam. Fotoğrafın her dönemde kendine göre öne çıkan bir yanı var. Benim görevim bunları saptamak ve çok güvendiğim tarafsız değer yargılarıma göre iyilerini bulup ortaya çıkarmaktır.

1860’larda çekilmiş bir Abdullah Freres fotoğrafında ayrı bir tat bulabilirsiniz. 2009’da modern fotoğraf yaklaşımı ile eserler elde eden bir genç arkadaşın çalışmalarında ayrı bir tat.
Günümüzde dijital teknoloji ile fotoğraf sanatı buluştu. Fotoğraf tarihini bu kadar yakından bilen bir uzman olarak dijitalin fotoğrafa kattıkları ve götürdükleri üzerine neler düşünüyorsunuz?
Fotoğrafı makine değil, insan çeker. Günün teknolojisi dijital ise onu kullanılır ya da kullanmaz. Fotoğraf için başından beri her geliştirilen araç yalnızca kolaylık ve zaman kazanımı sağlamıştır. Kaliteyi getiren ise fotoğrafçının kendisidir.

Bir dönem Yeni Fotoğraf Dergisi'ni çıkardınız... Ülke fotoğraf tarihinde önemli bir dönemdi bu... Hem oradaki çalışmalarınızı hem de günümüz fotoğraf dergileri ile kıyaslamasını yapabilir misiniz?
Yeni Fotoğraf Dergisi’ni yayımladığımız yıllar benzin, tüpgaz sıkıntısının yaşandığı zamana rastlar. Dergiyi dağıtmak için arabaya yakıt koyamıyorsunuz. Yüzlerce metre benzin istasyonlarının önünde uzayan kuyruklar.
Baskıyı yapabilmek için mürekkep ve kağıt yok. Darfilm’in müdürü Ergun Melin, bir nedenle önceden almış oldukları ve depolarında duran matbaa kağıtlarını bize verdi ve dergiyi yayınlamaya devam edebildik. Kendisine her zaman bir minnet borcum vardır.
Günümüz dergilerinin böyle sorunları yok. Olmasın da. Matbaalar açısından baskı kalitesi çok arttı. Fotoğrafla ilgilenen kişilerin sayısı arttı. Yazarlar da konusunda uzman kişilere dönüştü. Yeni Fotoğraf bir misyondu, yol göstericiydi. Bugün dönüp baktığımda içinde keşke koymasaydık dediğim yazılar veya fotoğraflar olabilir. Önemli mi? Değil. Herşey kendi içinde, kendi döneminde değerlendirilmeli diye düşünüyorum. Böyle düşündüğünüzde Yeni Fotoğraf başarılı bir yayındır.
Bugün çok başarılı yayınlar var. Üstelik de fotoğraf üzerine değişik konularda ve değişik içeriklerle. Dijital ortamdaki yayınları da buna katmak gerek. Çok başarılılar.
İstanbul Modern’deki görevinizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz? Buradaki sergileri alırken-seçerken nelere önem veriyorsunuz? Yerli-yabancı arasında bir denge oturtmaya çalışıyor musunuz? Yurt içinden sizi tatmin edici sergi çalışmaları geliyor mu?
Kartvizit ünvanı olarak bakarsanız Fotoğraf Sergileri Küratörü’yüm. Ama İstanbul Modern’in kuruluşundan başlayarak oluşturulan ve gün geçtikçe daha da büyüyen fotoğraf koleksiyonu sorumluluğum altında. Galerideki tüm sergilerin belli çizgiye göre kararını vermek, sanatçılarla konuşmak, basılı materyalleri ile uğraşmak ve sergi konusuna göre galeri mekanını planlamak da görevim içinde.
Tamamen sayısal bakarsak, bugüne kadar açılan 17 adet sergide 197 sanatçının 1944 adet eserini sergilemişiz.
Sergiler eğer yurtdışından geliyor ise, Türk izleyicisine ufuk açmalı. François-Marie Banier’in farklı bir üsluptaki eserlerini sergiledik. Fotoğrafın dev ustası Andre Kertesz’in bu büyüklükteki ilk retrospektif sergisiydi. Türkiye üzerine Magnum fotoğrafçılarının çekmiş oldukları ilk kez birlikte gün ışığına çıkarıldı.
Yerli-yabancı arasında sayısal bir denge için çabalamıyorum. Müzenin ve galerinin çizgisine uygun sergiler diye bakıyorum.
Yurtiçinden elbette çok iyi sergi teklifleri geliyor. Ben de çalışmalarını izlediğim kişilere ulaşıyorum. Müzemizde geniş bir dosyalama yaptık. Türk fotoğrafının eski ustalarının yanında yenilerin de bu dosyalarda çalışmaları var. Bu da benim için önemli bir bilgi kaynağı.
‘‘Türkiye’de Fotoğraf’’, ‘‘Abdullah Freres, Osmanlı Sarayı’nın Fotoğrafçıları’’ gibi fotoğraf ve fotoğraf tarihi üzerine çok değerli kitaplarınız var. Biraz bu kitaplardan bahsedebilir misiniz? Şu anda yeni bir kitap hazırlığınız var mı?
Tarihi ya da çağdaş temeli olan 11 kitabım yayımlandı. İstanbul Modern’de her sergi için hazırladığımız katalogların yazılarını da ben yazıyorum. Bunlar bazen nerede ise bir kitap kadar araştırma temelli olabiliyor. Kitaplar hiçbir zaman belli bir senenin araştırması olarak ortaya çıkmıyor. Bilgi birikimi en önemli başlangıç. Araştırmalarınızı bu temel üzerinde şekillendirebiliyorsunuz.
Bir de ben çalışırken hiçbir zaman tek kitap üzerinde yoğunlaşmadım. İki ya da üçünü birarada götürdüm. Şimdi de henüz tamamlanmamış üç ayrı çalışmam var. Elbette eskisi kadar rahat değilim, müzede çok yoğun bir çalışma tempom var. Bu üç kitap ta bittiği zaman yayınlanır diye düşünüyorum.
Son olarak, fotoğrafçılığın gelişimi açısından dünle bugünü kıyasladığınızda sizce Türkiye bugün nerede ve gelecekte nerede olacak?
Fotoğrafımızın bugününün biz de olduğu kadar, yurtdışında da iyi eleştiriler alıyor olması çok önemli. Türk fotoğrafı hiçbir dönemde dünyaca bilinmez bir durumda olmadı. 1873’de Pascal Sébah’ın Paris’te yayınlanan Le Moniteur de la Photographie dergisinin editörü ile mektuplaşmaları sırasında aldığı övgüler bunun ilk kanıtlarından biri. Daha bir sene önce Paris Photo’da bir İngiliz standında gördüğüm Nazif Topçuoğlu fotoğrafları da çok önemli.
Bugün bizim dünya starımız hala Ara Güler. Dünle bugünün farkı da bu galiba. Eskiden bizi temsil eden fotoğrafçıların sayısı azdı, artık dünyada çok saygın jürilerin seçtiği fotoğraflarda sayıları gittikçe artıyor ve gelecekte de çok daha fazla öne çıkan isimlerimiz olacağına kesinlikle inanıyorum. Genç fotoğrafçılarımızın çalışmaları da bunu kanıtlıyor:

Fotoğraf: Özgür Çakır
Fotoğraf: Murat GermenRöportaj: Şebnem EVREN Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.