e-Panel
21 Şubat Uluslararası
Çocukluk Çağı Kanser Günü

ÇEKEMEDİĞİM FOTOĞRAFLAR
I
Bundan yıllarca önceydi. Bulunduğum kent sonbahar ile kış arası gri bir Pazar gününü yaşamaktaydı. Bodrum katındaki gazete bürosunun sigara dumanlı ortamından kendisini dışarı atan 4 arkadaşım ile birlikte, bir fotoğraf çalışması için
Az önce yaptığımız sohbetin son kırıntılarını tüketmeye çalışırken, yan sokaktan gelen silah sesleri sohbetimizi zorunlu olarak noktalamaya yetmişti.
İnsanların silah seslerinin geldiği ara sokağa doğru koşmaları doğal olarak bizi de oraya yöneltti. Arnavut kaldırımlı parkelerin düzensiz aralıklarına takılıp düşme korkusuna rağmen bir solukta olay yerine vardığımızda, gördüğümüz manzara hem çok fotografik ve hem de çok korkunçtu…
17-18 yaşlarındaki genç bir delikanlı, kıpkırmızı kanlar içindeki elbiseleri ile ayakta duruyordu. Şok geçiren bir yüz ifadesi, neye uğradığını anlamayan bir çift iri göz ve alnının tam ortasında bir delik vardı. Bu delikten ileriye doğru kan fışkırıyordu...
Etraftaki insanlar ne olduğunu bilemez bir telaşla sağa sola koşuşturuyorlardı. Kaşla göz arasında çağrılan arabaya çocuğu bindirip hastaneye yolladığımızda, bilinçaltımızda tek bir şey kalmıştı; Fotoğraf...
Evet, bu şok anını içimizden biri fotoğraflamış mıydı acaba? Hemen birbirimize sorduk! Hayır... Hayır... Benimle birlikte elinde fotoğraf makinesi bulunan diğer 4 arkadaşımın da aklına bu anı fotoğraflamak gelmemişti.
Evet, dünyanın pek çok dergisine kapak olabilecek bu fotoğrafı çekememiş, çocuğu kurtarma telaşına ve insanca duygularımızın akışına kapılıp gitmiştik.
Çocuğun yere düşen bir silahtan patlayan kurşunlardan biri ile vurulduğunu öğrendik, ama alnının ortasından aldığı yaraya rağmen neden hala ayakta durabildiğini ve hemen ameliyata alınan çocuğun akıbetini bir daha öğrenemedik. Acaba kurtulmuş muydu?
Aradan yıllar geçti, olayın detayları, hafızamın kıvrımlarında kayboldu gitti, ama belleğim orada gördüğüm tek kare fotoğrafı hiç ama hiç unutamadı ve çekemediğim fotoğrafların birinci sırasına hep onu oturttu. Kanlar içinde bir yüz, şok bakışlı iki kocaman göz, alnın tam ortasında bir delik ve ileri doğru fışkırmakta olan kıpkırmızı kan...
Bu nedenle nerde bir kargaşaya tanık olsam veya bir silah sesi duysam, yüreğim titrer, gerilirim.
Parmağım farkında olmadan çantama uzanıp makinemin deklanşörüne gider...
Böyle bir fotoğrafı yine de çekemeyeceğimi bilsem de...
II
Geçenlerde televizyonda özürlüler ile ilgili bir program seyrederken, kafama yine ‘çekemediğim fotoğraflardan bir kare gelip oturdu.
Bundan onbeş yıl kadar önceydi. Yaşadığım kentin bir ilkokulunda öğretmenlik yapıyordum. Mevsimlerden kıştı ve yaşadığım bu kente çok kar yağardı... Yine öyle okul bahçesinin karlarla kaplı olduğu bir teneffüs anında, öğretmenler odasının camından dışarıda karlar içinde oynamakta olan öğrencileri seyrediyordum.
Öğrencilerden 20 kişilik bir grup tek sıra halinde koşarak1,5 metre yüksekliğindeki bir duvarın arkasından dolaşıyor, bir süre o daracık duvar üzerinde yürüdükten sonra kendilerini o yükseklikten karın yumuşaklığına bırakıyorlardı...
Bu sıraya giren ve sırası geldiğinde atlayan öğrencilerden biri olağanüstü dikkat çekiciydi. Bu, okulun ayakları tutmayan ve koltuk değnekleriyle ayaklarını sürüyerek hareket ettiren bir öğrencimizden başkası değildi. Kendisini oyunun ve karın heyecanına nasıl da kaptırmıştı. Koltuk değneğiyle sürünerek sıranın kendisine gelmesini bekliyor, hiç tereddüt etmeden kendisini coşku ile boşluğa bırakıyor ve koltuk değneklerinin desteği ile ayakta kalmayı başarıyordu. Bazen de kendisini tutamayıp yerlerde yuvarlanıyordu.
Zihnimde fotoğraf kareleri çakmaya başlamıştı, ama ne yazık ki sürekli yanımda taşımaya gayret ettiğim makinem nedense o gün yanımda yoktu. Ne yapabilirdim izlemekten başka.
Dakikalar boyunca devam eden o manzarayı defalarca izledim ve zihnimde o özürlü öğrencinin atladığı andaki karesini defalarca dondurdum.
Okulun bahçesi karlar içinde bir ortam, S çizerek sıra oluşturan beyaz karlar içindeki mavi önlüklü öğrenciler ve koltuk değnekleriyle coşku içinde gözü kara o yükseklikten kendini boşluğa bırakan özürlü bir öğrenci...
Rengin, grafiğin, hareketin, ritmin ve her şeyden önce insanın olduğu bu fotoğraf ayrıca yürekleri sızlatan duyguyu ve yaşama sevincini de anlatıyordu.
İşte her özürlü lafı duyduğumda ve her yaşama sevinci pırıltılarında bu öğrencinin havadaki anı, zihnimin karanlık odalarından çıkarak parlak karta basılmış 30x40 lık çarpıcı bir fotoğrafa dönüşür.
Ve ben o fotoğrafı gönlümün duvarlarında hep asılı tutarım...
Enver ŞENGÜL
FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :
Enver Şengül : Fotoğrafı Görmek
Enver Şengül : Fotoğraf ve Kültür
Enver Şengül : Fotoğrafın Sessizliği
Enver Şengül : Roger Fenton'un Dijital Makinesi Olsaydı
Enver Şengül : Dijital Bombardıman
Enver Şengül : Fotoğrafta Altın Oran
Enver Şengül : Fotoğrafın Paylaşımı ve İnternet
Enver Şengül : Sanat Fotoğrafında Kompozisyonun Önemi
Enver Şengül : Fotoğrafın Hızlı Tüketimi
Enver Şengül : Fotoğraf ve Teknik
Enver Şengül : Fotoğrafta Arka Plan
Hayallerin Sığınağı Endülüs : Enver Şengül
Enver Şengül : Şehirlerin Sultanı Edirne
Enver Şengül : Son Süpürgeciler
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.