Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > EKİM 2008 SAYISI - OCTOBER 2008 ISSUE > Enver Şengül : Fotoğraf ve Kültür
Enver Şengül : Fotoğraf ve Kültür

FOTOĞRAF VE KÜLTÜR 


Fotoğraf her ne kadar teknik bir birikimin sonucu olarak gözükse de, aslında altında ciddi bir kültürel altyapı vardır. Daha doğrusu insanların fotoğrafa bakış açısı, fotoğrafı yorumlayışı ve beğenisi kültürel birikimi ile doğru orantılıdır.

 

Fotoğrafçı aslında kendi ve daha doğrusu içinden çıktığı toplumsal ve kültürel yapının izlerini taşır, bunu isteyerek ya da istemeyerek fotografik anlayışına yansıtır.

 

Bunun çoğu kez farkındadır ve bunu yaparken de büyük keyif alır.

 

Bazen de farkında olmadan bu izleri görüntülerine aktarır.

 

Fotoğraf toplumsal olduğu kadar sınıfsal bir olaydır da.

 

Her toplum ve her sınıfın sanat anlayışı ve doğal olarak fotoğraf anlayışı da farklıdır.

 

Yabancı fotoğrafçıların fotoğraflarını izleyin ve bizimkileriyle kıyaslayın. Büyük farklar olduğunu göreceksiniz. Doğu toplumlarının fotoğraf anlayışı da çok farklıdır.

 

Fotoğraf 1840’lardan itibaren insanların hayatına girmiştir. Batı toplumlarında, fotoğraf etkisini hemen göstermiş, fotoğraf çekenler ve çekilenler tarih sahnesindeki yerlerini hemen almışlardır.

 

Fotoğraf bununla kalmamış, eğitimde, bilimde ve sanatta da toplumu etkileyen ve zaman zaman yön veren bir konuma gelmiştir.

 

Dünyada fotoğraf hızla yaygınlaşırken matbaayla bile yüzyıllar sonra tanışan bizler insan sureti çıkarmanın günah olup olmadığını tartışır durumdaydık.

 

Resim yapmanın bile günah sayıldığı toplumumuzda insanın birebir suretini çıkarmak külliyen günahtı.

 

Onun için bu toplumun ilk fotoğrafları batı toplumlarından gelen fotoğrafçılar tarafından çekilmiştir. İlk fotoğrafhaneyi yine bu yabancılar açmış, ilk fotoğrafçıları ise gayrimüslim fotoğrafçılardan çıkmıştır.

 

Bu toplumun ilk fotoğrafçıları olarak bilinen Abdullah Biraderler, aslında sonradan Müslüman olan Kevork ve Viken adlı Diyarbakırlı iki Ermeni kardeşti. Bu iki kardeş, fotoğrafçı olmalarını, Müslüman olmamaya borçlulardı.

 

Gerçi toplum olarak fotoğrafla uğraşmak yasak ve günahtı ama padişahlar ve özellikle şehzadeler sarayda harıl harıl fotoğrafçılığı öğrenmeye çalışıyorlardı.

 

Tutucu dinsel anlayış kültürümüzü de etkiledi fotoğrafımızı da.

 

Bu işe geç bulaştık, geç öğrendik, imkânlarımız yetersizdi ve çok geç örgütlendik.

 

Toplumumuzun ekonomik durumu, pahalı bir uğraşı olan fotoğrafın gelişmesini ve yaygınlaşmanı olumsuz yönde etkileyen diğer bir faktördü.

 

Çok değil, bundan 20–30 yıl öncesini düşünün. Kaçımızda fotoğraf makinesi vardı? Kaçımız bütçemizi zorlamadan rahatça fotoğraf çekebiliyorduk? Oysa ülkemize gelen turistlerin tümünde fotoğraf makinesi vardı ve ne kadar çok fotoğraf çekebiliyorlardı. Hele Japonlar… Hep onlara gıpta ile bakmıyor muyduk?

 

Ya işin eğitim yönü? Fotoğrafçılığı anlatan Türkçe yayınlanmış kaç kitabımız vardı? Ya dergi ve diğer yayınlarımız?

 

O nedenle Türk fotoğrafı dünyayı hep çok geriden takip etti. Az gördük, az eğitildik, az çektik ve bu alanda az geliştik.

 

Dikkat ediyor musunuz? Genel kültürümüz fotoğraf sanatının gelişmesiyle ne kadar yakından ilgili. Toplumumuzdaki eğitim ve kültür oranı attıkça fotoğrafçılığımız da gelişiyor ve daha iyi ürünler veriyor.

 

Fotoğraf çekme isteği aslında bir insanın kültürel gelişmişlik düzeyiyle doğru orantılıdır.

 

Eğitimli ve kültürlü bir insan yaşadıklarını belgelemekten ve onları gelecek kuşaklara aktarmaktan hoşlanır.

 

Eğitimli ve kültürlü insanlar fotoğraf gibi estetik bir hobiye sahip olmak isterler. Bu tür insanların gezip görme merakı daha çoktur ve bu gördüklerini fotoğraf yoluyla başkaları ile paylaşmak isterler.

 

Bir de işin örgütlenme yanı var elbette. Ülkemizde her türlü örgütlenme yakın zamana kadar öcüydü ve bu nedenle kültür ve sanat örgütlenmeleri de siyasi örgütlenmelerle aynı kefeye konuldu. Yasaklayıcı yasalar her tür örgütlenmenin karşısında büyük bir engeldi.

 

Türkiye Fotoğraf Federasyonu’nun kurulması çalışmalarının birçoğuna bizzat katıldım, bu çalışmaların mazisi 20 yıl, federasyonun kuruluşu ise 5 yıl. Oysa batıda 100 yaşını aşan fotoğraf federasyonları var.

 

Türkiye’de ilk fotoğraf derneği Şinasi Barutçu önderliğinde 1950 yılında Ankara’da TAFK( Türkiye Amatör Fotoğraf Kulübü) adıyla kurulmuştur. Aradan geçen zaman zarfında tüm Türkiye’deki dernek sayısı 30’a bile ulaşamamış. Tüm dernek üyelerini toplasanız 3 bin kişiyi geçmemektedir.

 

Allahtan internet denilen çağın icadı çıktı da hem kültürümüzü etkiledi hem de fotoğrafımızı. Onunla dünyaya açılıyoruz, onunla eğitiliyoruz, onunla iletişim kuruyoruz, onunla genel bilgi ve kültürümüzü dünyayla eşit şartlarda geliştiriyoruz.

 

Onunla fotoğrafımız hızla gelişim ve dönüşüm içine giriyor.

 

İnternetin sayesinde fotoğraf paylaşım siteleri çıktı da insanlar bu alandaki bilgi ve deneyimlerini paylaşmaya başladılar. Bu da fotoğrafımızın hızla gelişmesine neden oldu.

 

Farkındaysanız fotoğrafımız kentlileşti aynı zamanda.

 

Kent fotoğrafları, köy fotoğraflarının önüne geçti artık.

 

Hatırlarsanız eğer, 80li yılların modası köy fotoğrafları ya da köyden kente göçün sonucu ortaya çıkan gecekondu semtlerindeki alt sınıf insanlarının fotoğrafını çekmekti.

 

Oysa şimdi? İnternet paylaşım sitelerindeki binlerce fotoğrafa bakın, artık fotoğraflarımızda kentli ve modern olma çizgileri var. Dijital fotoğrafçılığın da etkileri ile gelişen fotografik tekniklerin tümünü fotoğraflarımızda görebiliyoruz.

 

İnternet kültürü fotoğraf kültürümüzü gerilerden alıp ileri noktalara taşıyor.

 

Evet, fotoğraf ve kültür… Biri diğerinden etkileniyor ve besleniyor.

 

Genel toplumsal kültürümüz geliştiği sürece fotoğrafımız da gelişip değişecektir.

 

Türk fotoğraf sanatının güçlü kültürel birikimler üzerine oturması hepimizin görevi olmalıdır.

 

Enver ŞENGÜL

 


FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :
 
Enver Şengül : Fotoğrafın Sessizliği
Enver Şengül : Roger Fenton'un Dijital Makinesi Olsaydı
Enver Şengül : Dijital Bombardıman
Enver Şengül : Fotoğrafta Altın Oran
Enver Şengül : Fotoğrafın Paylaşımı ve İnternet  
Enver Şengül : Sanat Fotoğrafında Kompozisyonun Önemi 
Enver Şengül : Fotoğrafın Hızlı Tüketimi 
Enver Şengül : Fotoğraf ve Teknik 
Enver Şengül : Fotoğrafta Arka Plan 
 
Hayallerin Sığınağı Endülüs : Enver Şengül
Enver Şengül : Şehirlerin Sultanı Edirne
Enver Şengül : Son Süpürgeciler


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only. 

Yorumlar - Comments
Toplam 2 yorum, 1-2 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Merhaba Enver Abi, fotoğraf ve kültür yazınız önceki yazılarınızda olduğu gibi fotoğraf konusunda bilgilendiren ufuk açan bir içeriğe sahip, fotoğraf çekerken bizi etkileyen kültürün etkisini yazıyı okuduktan sonra tekrar tekrar düşündüm, ellerinize sağlık..
Oktay Subaşı eklemiş - adds | 06 Ekim 2008 Saat - Time 13:52
Sayın Enver Şengül öncelikle tüm yazılarınız ve bu site benim fotograf anlayışımı degiştirdigi için teşekkür ederim. Aşagıya savaş kültürünü yenecek güçlerden birinin fotograf oldugunu düşünerek ve ufak bir katkım olabilir düşüncesiyle düşüncelelerimi aktarmak istedim
Yazıma Susan Sontag'ın sanat dünyamız adlı dergide çıkan savaşa bakmak/fotografın ölüm ve yıkıma bakışı adlı yazısından aldıgım alıntıyla başlamak istiyorum.Yazıda susan Sontang, Virgina Woolf'un 1938 yılında İspanya'daki faşist ayaklanma sırasında yazılan Three Guinea, adlı kitabından bahsediyor kitap hayali bir avukatın (gerçek olabilir) Woolf'a yazdığı mektupta "sizce savasşı engelleyebilecekmiyiz?" sorusuna bir cevap niteliğinde "aynı eğitimli sınıfa dahil oldukları halde, onları birbirinden ayıran büyük bir uçurum vardı: Avukat erkek Woolf ise kadındı savaşı erkekler yaparerkekler (çoğu erkek) savaştan hoşlanır yada en azından dövüşmekte, biraz onur, biraz zlorunluluk, biraz da tatmin bulurlar; ki kadınlar (çoğu kadın) bunları ne arar ne de bulur. Onun gibi eğitimli, yani ayrıcalıklı bir kadın savaştan ne anlar? Savaşın dehşeti katrşısında kadının tepkisi erkeğinkiyle bir olurmu?" Bu alıntının 1938 yılında yazıldığını ve bugünün şartlarını önümüze koyarsak bana göre eksik bazı noktalar var. Oyıllarda bazı devletler ordularına ilk kadın subaylarını almaya başlamışlardı. Bugün ise kadınların ordu bünyesinde etkin duruma gelmek üzere olduklarını görüyoruz. Çünkü kapitalizim erkek kadın ayırmadan savaşcı arar kadın duyarlılığını kabul ediyorum, ama emperyalizmin ölüme gönderdiği ve bilhassa öldüklerinde kadın erkek ayrımı yapmadığını göz ardı etmiyorum. Bana önemli gelen diğer bir nokta vicdani red olayının giderek güçlenmesi ve evrenselleşmesi vicdani reddi olan kişinin erkek olup, girdiği yoldaki mücadelesini hepimiz biliyoruz.
Woolf kitabında savaş fotoğraflarına gösterilen tepki için şu teşhisi koyar "Hepimiz aynı şekillerde tepki gösteririz; bizi yetiştiren gelenekler ve aldığımız eğitimler ne kadar farklı olursa olsun" fotoğrafın dili evrenseldir. İnsanileşen insanda evrensel olarak tabiki aynı tepkiyi verir. Bu tepkiler bütünü dünyada barış yanlısı hareketlerin oluşmasına ve barış için mücadeleye fotoğrafın katkısıdır diyebiliriz. Ya da bu tür fotoğraflar savaş olgusunu çok sık tekrarlayarak görüntünün baka baka eskiyerek savaşın kanıksanmasını olağan karşılamasını sağlar mı?
Gazete haberleriyle ilgili olarak da kanıksanmayı geçmişteki cinayetlerde gözlemledim.
Şöyle ki;
12 Mart darbesinden sonra ilk öldürülen öğrenci Vatan Mühendislikte okuyan Kerim Yaman'dı cinayet haberi bütün gazetelerde baş puntoda çıktı. Gece İstanbul Üniversitersi Merkez binası binlecde kişi tarafından işgal edildi. Sabahleyin büyük bir kitleyle (kortejin başı Eminönündeyken sonu merkez binanın içindeydi) cenaze memleketi olan Akhisar'a gönderildi. Daha sonraki yıllarda bazı gazetelerin arka sayfalarında üç beş satırlık bir yazıyla falanca yerde öğrenci öldürüldü diye cinayetler haber oldu. Toplum nezninde haber olma özelliğini yitirdi mi? s
Susan Sontag İspanya ilk savaşında çekilmiş fotoğraflar üzerine şu tespiti yapar "...... ancak orduların çarpışmasından ziyade savaşın dışındaki sivillerin boğazlanmasını belgeleyen bu fotoğrafların tek başına savaşa karşı çıkmayıp kışkırtan bir etki yapabileceği doğrumu dur? Bu fotoğraflar, İspanya'daki Cumhuriyetçiler adına daha ateşli millitanlığı da besleyebilirdi elbet ......." savaşın gerçek yüzünü gösteren fotoğraflar olduğu kadar yücelten fotoğrafların da varlığını inkar edemeyiz. Bilhassa savaş öncesi ve savaş sonrası ölüm makinalarıyla görüntülenen kahraman asker fotoğrafları bunun ispatıdır.
Savaş fotoğrafları var olan olayı görselleştirir. Resim sanatı ise savaş düşüncesini nesneleri düşsel olarak verebilir. Picasso'nun ünlü Guernica tablosunda olduğu gibi bu resmi Picasso Times gazetesindeki bir haber nedniyle yapmaya başlar haber bask bölgesini en eski ve kültür merkezi olan Guernicane bombalanarak yerle bir edilmesine dairdir. Bu resimde sanatçı savaşa karşı protestosunu kişisel olarak korumuştur. Guernica adlı tablonun asıl değeri Hiroşima bombalandıktan sonra anlaşıldı.Çünkü bu resim acının görselligiydi.
13 Kasım 2001 tarihinde The New York Times'de ''Meydan okuyan bir ulus başlıgı altında yayınlanan üç ayrı fotograf savaşın gerçeginin bir belgesidir.Birinci kare Kabile dogru yürümekte olan olan ittifak askerlerinin taliban askerini hendekte yakalayarak taşlı yolda sürüklenmesini,İkinci kare yakın çekimle yerde sürüklenen Taliban askerinin gözlerindeki korku ve dehşeti,Üçüncü kare Taliban askerini çıplak şekilde yerde yatmış ve belinden aşagı kanlar akarken ölüm anını göstermektedir.Haberin başlıgı savaşların ulusal oldugu anlayışını yansıtmaktadır.Emperyalizim sömürmek istedi uluslara saldırarak savaşı başlattıgından savaşın ulusal oldugunu ileri sürer.Aslında savaş ulusal gibi gözüksede temeli sınıfsaldır.Bunun en güzel örnegi 1920 de Frankonun Fasta Lejyon komutanı iken Fas ulusuna uyguladıgı katliamın aynısını kendi ulusuna uygulamasıdır.
Günümüzde görüntü kirliliginin artması savaşın gerçek yüzünün saklanarak kansız gerçekleştigi iddasına kitleleri inandırmayı kolaylaştırmıştır.Evimizde koltuga uzanarak televizyonda havadan uçuşan ışıklarla bombalanan Irakta ABD nin işgali kansız gerçekleştirdigine dair görüntüleri izledik. ABD'nin Iraka yaptıgı hava saldırısı adeta bir teknolojik savaştı.Ancak Amerikan askerleri yerden çıkarma yapmaya başladıklarında dünyaya ulaşan görüntülerle (kaldıki Amerikan askerleri savaş muhabirlerinin görüntü almasını elinden geldigince kısıtlamıştır.) savaşın gerçek yüzünü gördük.Bu savaşda özünde digerlerinden farksızdı yani hedef yok etmekti.
Fotografçının insanın ölüm anını belgelerken onu kurtarmak için yapabilecegi bir şey olup olmadıgını düşünmemesi gerekir aksi takdirde o anı kaçıracak savaşın gerçek yüzünü dünyaya gösterimiyecektir.Ölüm anındaki insanı kurtarmak için çaba sarf etmekmi,yoksa fotografı çekmekmi daha dogrudur? Savaşın gerçek yüzünü gösteren fotograf karesinin dünyada barışın örgütlenmesine verecegi katkı başkalarının ölmesine engel olabilirmi?
Savaş fotograflarına baktıgımızdagörünenden fazlasını bize yansıttıgını fark ederiz.Çeşitli yorumlar yaparak bazı sonuçlar çıkarırız.Vahşet yorumu karşısında vahşeti ortadan kaldırmak için ne yapmamız gerektigini düşünebiliriz.Bu da bizim baktıgımız fotograftaki gerçegin varlıgını aşan bir anlamla buluşmamızı saglar.Düzenli temiz giyimli askerlerin savaş gemisine savaşmak için bindigi
bir kareyi düşünelim,bu fotografa bakan kişi görme bilincine göre kahraman ordu veya cellatlar ordusu diye yorum yapabilir.Bu bakış açısında dost ve düşman kavramlarıda rol oynar.
Fotograf izleyenler arasında ortak bir biliç oluşturmaya neden olabilir.Fotografçı anlatma gereksinimi nedeniyle kareyi oluşturur.Gerçekle ne kadar dogrudan ilişki kurulursa kurulsun kareye kendi duygu ve idallerini koyarak yeni gerçeklerin oluşmasını hedefleyebilir.Savaşın fotografçısı savaşın içinde yer almaz (devletlerin resmi fotografçıları yani görevleri kahraman orduyu belgelemek olanlar hariç) ve gerçege müdahale edemez ama onu sorgular.Sorgulama gerçek dünyayı işlemden geçirerek utopyadan gerçege gidişin yolunu açabilir.Bu açıdan savaş fotograflarının vahşetin iç yüzünü açıga çıkartan bir işlevi olması şarttır.Görsel bellegimiz bazı fotografları sonsuza kadar saklar.Vietnam savaşında çekilmiş çıplak çocukları kaçarken bize gösteren kare bellegimizden silinmemektedir.Görüntü bombardına ugradıgımız günümüzde bellegimize yerleşen bu fotograf savaşın gerçek yüzünü yok oluşu göterdigi halde aslında yaşamanın şart oldugunu vurgular.Aksi takdirde vahşeti yok etmek mümkün olmaz.Vietnam savaşından başka bir kare geldi aklıma Fotografçı Eddie Adamsın çekmiş oldugu fotografta Güney Vietnam polis şefinin bir Vietkonluyu elleri arkasından baglı bir şekilde başından vurarak öldürdügü anı belgelemektedir.O an da polis şefi gazeticilerin farkındaydı adeta tüm dünyaya mesaj vermek için cinayeti gerçekleştirdi.Kahramanlıkmı desek korkutmakmı desk bilemiyorum.
Savaşta ölü fotografları öldüren tarafın kendi askelerinin moralini yükseltmek için de kullanılmıştır.Burda fotografları kullanan üst düzey canavarlar ve morali yükseltilmek istenen öldürmeye hazırlanan insanlar olmak üzere iki kesim vardır.Acaba bu fotograflara bakan askerlerin gerçekten morali yükseltilmişmidir,yoksa izleyenler kendilerini de fotograftaki olüler gibi belgelere konu olabileceklerinimi düşünmüşlerdir?
Savaş üstüne yazılar yazan Ernst Junger şu sonuca varır ''Düşmanı bir anlıgına donduran ölümcül silah ile büyük bir tarihsel olayı en ince ayrıntılarına kadar korumaya çalışan fotograf makinası,aynı aklın ürünüdür.''Ernst Junge'in vurgulamak istedigi şey ölülere ait görüntünün nedeni olan silah ile fotograf makinasının dolayısıyla fotografların aynı şey oldugudur.Bana göre bu tesbit yanlıştır.
Şöyleki;
Silah vahşet olayını yansıtan dolayısıyla onu savunan ve varlıgını haklı gerekçelere dayatan (nasıl bir haklılık ise) işleve sahiptir.Fotograf makinası ise var olan vahşetin görüntüsünü fotograflayarak bu duruma karşı durulması için çagrı yapan bir işlev yüklenir.Fotografın ve silahın insan aklının ürünü oldugu dogrudur.Fiziksel olarak insanlar aynı organları ile düşünürler.Aynı akıl dedigi her neyse bazılarında savaşın kutsal oldugu bazılarında vahşet oldugu dogrultusunda farklı bakışı ortaya koyar.Fiziksel olarak aynı organla düşünmek olaylar karşısında aynı mantıgı geliştirmek anlamına gelmez.
Pol Pot Kamboçyasında kafatası tepelerini gösteren ve 1945te Nazi ölüm kamplarını gösteren fotograflar gibi Nazi kamparına ait birçok yazı okumuşuzdur ve bu yazılar bilincimizde iz bırakmıştır.Ancak aynı fotograflar duygularımızdada iz bıraktıgından görsel bellegimiz de daha kalıcı olmuştur.Kahrolsun Faşizim sloganı elbette bilincimize yerleşmiştir.Ancak faşizmin yaptıklarını somut olarak gösteren fotograflar,faşizme karşı mücadelenin örgütlenmesinde daha çok katkı koyar.
Fotograf geçmişle bu gün arasında bir köprü görevi görür. Geçmişten günümüze gelen savaş fotografları gerçegi gösterdiklerinden vahşetin ortadan kalkacagı ütopyası için mücadele etmemiz gerektigini hatırlatır.Unutmamak gerekirki yüz yıllar öncesinin ütopyası bu günün gerçegi oldugu gibi bu günün ütopyası da yüz yıllar sonrasının gerçegi olacaktır.
Savaş fotograflarının gerçekçi olması gerekir.Yanlız gerçegin oluşumunda fotografı çekenin ayrıştıcı görerek kareyi oluşturdugunu olay anında bazı görüntüleri kare dışı bıraktıgını,duygularını kattıgını,algısal ve düşünsel müdahaleler yaparak kareyi oluşturdugunu unutmamak gerekir. Genel savaş görüntüsünün içinde bir kare ufak bir ayrıntıyı gösterir,ancak bütünü de anlatır.Çünkü izleyici duyguları ve mantıgı ile yaptıgı yorum neticesi genele varır.
Savaşın nedenlerinden biri ırkçılıktır.Bunun en güzel örneklerinden biri ABD'nin siyahların yaşadıgı bazı bölgelerde uyguladıgı linç eylemidir.Kendi vatandaşlarını sırf siyah oldukları için linç eden beyaz Amerikalılar birçok fotograf çekerek adeta başarılarını belgelediler.2000 yılında New York'ta bu fotograflar sergilendiginde şok etkisi yarattı ve sıradan insanların gerçegi görmesini sagladı ve çogu Amerikalı tarafından linç eylemi kabül edildi.Ancak bunu kabül eden gurubun içindeki Amerikalılarun arasında Irak'a yapılan saldırının ve uygulanan politikanın linç olmadıgını düşünenler vardır.Belki ilerki yıllarda bu düşünceleri degişecektir.
İnsanlık gelecekte savaşsız bir dünya da yaşayacaktır.
Bu ütopya hepimizin.
Sevgi dolu saygılar

--------------------------------------------------------------------------------


latif küey eklemiş - adds | 31 Ekim 2008 Saat - Time 15:23
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.