
İÇGÜDÜSEL DAVRANIŞLARIN FOTOĞRAFTAKİ YERİ
Çoğu insan içgüdüleri ile fotoğraf çeker. Doğal bir görme bilinci vardır buna biraz da yetenek eklendi mi birçok insanın beğenerek izlediği fotoğrafları çekmek mümkün olur.
Benim fotoğrafa başlama serüvenim de aynı mantık üzerine kuruluydu. Çevremdeki güzelliklerden çabuk etkileniyor ve Rus pazarından aldığım, zaman zaman kapağından ışık alan Omo5 adlı kompakt bir makineyle bir hayli de güzel fotoğraflar çekiyordum.
Bu kadar kötü bir makineyle ve içgüdüsel olarak çektiğim fotoğraflarımı insanlar beğeniyordu ve bu da benim çok hoşuma gidiyordu.
Gün geldi bir SLR makinem oldu, basit kompakt makineden reflex makineye geçmek fotoğraf hayatımın önemli devrimlerinden biri olmuştu. Çektiğim filmler ışık almıyordu ve ben konulara biraz daha iyi hâkim olabiliyordum. Ama çekimlerim yine içgüdüseldi.
Tamamıyla içten gelen dürtülerle yaptığım doğa ve insan çekimlerini yılbaşında ve bayramlarda eş ve dostlara bayram tebriği niyetine yolluyordum.
Bu tebrik kartlarını İstanbul’daki arkadaşlarımdan biri biriktiriyordu ve bir gün beni aradı “Çalışmalarını İFSAK üyesi bir arkadaşıma yolladım, fotoğraf eğitimi var mı? Hiç sergi açtı mı?” diye sorduğunu söyledi.
Eğitim mi? Sergi mi?
O ana kadar hayatımda bir fotoğraf eğitimi kavramı olmamıştı ve sergi açmayı hiç mi hiç düşünmemiştim.
İçgüdüsel davranmak daha özgürce geliyordu bana, sanki bu şekilde daha içten ve samimi fotoğraflar üretebilirdim.
İşin eğitim kısmını bu aşamada önemsemedim, ama sergi fikri hiç de fena gelmemişti bana. Hemen içgüdüsel fotoğraflarımla ve sadece
Bu arada arkadaşımın biri 35-
Bir anda önümde geniş bir dünya açılmıştı. O ana kadar
4 yıldır fotoğraf çekiyor ve sergiler açıyorum ama ilk defa, objektiflerde açı kavramının ne olduğunu bilmeden bir
İçgüdüsel olarak fotoğraf çekmeye devam ediyordum. Fotoğraf eğitimi bana önemsiz ve gereksiz gibi geliyordu. Fotoğraflarım beğeniliyordu ya o yeterliydi benim için. Hem o zamanlar aradığında bulabileceğin kitap ve dergi yoktu. İnternetin bu alanda önünüze sunduğu imkanların esamisi bile okunmuyordu.
Gün geldi üçüncü sergimin hazırlıklarını yapıyorum. Bir sergi açılışında İzzet Keribar ustayla tanışıyorum. Aramızdaki samimiyet ilerliyor, kendisine sergi açmak üzere olduğumu söylüyorum o da açmadan getir bir fotoğraflarına bakayım diyor.
Çok seviniyorum elbette. Birkaç gün sonra sergi için büyük masraflarla bastırdığım 40 civarında 30x40 baskıyla ustanın Sirkeci’deki bürosuna gidiyorum.
Keribar’ın fotoğraflarımı çok beğeneceğinden öylesine eminim ki… Ama beklediğim olmuyor, usta bir çırpıda 40 fotoğrafın aralarında favori fotoğraflarımın da olduğu yaklaşık 20sini eliyor. “Bunlar olmaz!” diyor. Hiç kompozisyon kurallarına dikkat etmemişsin, her şeyi göbeğe yerleştirmişsin” diyor.
Kem, küm… Ustaya laf söylenmez. Önerilerini dikkatle dinliyorum, fotoğraflar koltuğumda büyük bir hayal kırıklığı ile Piyasa Hanı’nın merdivenlerinden aşağı inip gözden kayboluyorum.
Sergi açmaktan vazgeçmek üzereyim.
Ne demek oluyor bu? Kompozisyon, oranlar, ilgi merkezi, alan derinliği, göbeğe yerleştirme… Hem bunları bilmiyor muydum?
İzzet Keribar ustayı ziyaretim fotoğraf hayatımın üçüncü devrimidir.
O andan itibaren artık fotoğrafın içgüdüsel serüveni bitmişti benim için.
Artık eğitimli ve disiplinli bir sürece girmem gerekiyordu.
İlk olarak çok zor da olsa elenen 20 fotoğrafımın yerine zar zor kompozisyonu biraz düzgün 20 tanesini seçerek sergimi açmıştım. Fotoğraflarım çok az satılmış ve hayal kırıklığına uğramıştım.
Bu sergi sonrası benim kendimi eğitmem sürecidir aynı zamanda.
Kurslar, dergiler, kitaplar, ustalarla ilişkiler, araştırmalar, sorular, cevaplar…
Teknik konular, tarihçeler, objektifler, açılar, alan derinliği, kompozisyon kuralları, düzenleme teknik ve biçimleri, ışık, dijital teknoloji ve elbette ki Photoshop bilgisi…
Eğitimli bir fotoğrafçıya göre 5-6 yıl geriden gidiyorum. Ne büyük bir zaman kaybı…
Aradan yıllar geçiyor. Kendimi eğittiğim gibi 10 yıldan beridir fotoğraf eğitimi veriyorum.
Öğrencilerime içgüdüsel fotoğrafçılığın eğitimli bir uğraşıya dönüşmesinin önemini anlatıp duruyorum.
Benim 5 yılda öğrendiğim bilgi ve deneyimi öğrencilerim 1-2 ayda öğrenip uyguluyorlar ve ben onları hayatımdaki zaman kaybından dolayı kıskanıyorum.
Elime aldığım
Evet, kesinlikle fotoğraf içgüdüsel bir eylemdir başlangıçta. Ama bu yaklaşım iyi bir fotoğrafın en fazla % 10’unu oluşturur. Geriye kalan çok büyük oran için eğitim, bilgi ve disiplinli bir çalışma gereklidir.
İçgüdüsel yetenekleri bu noktaya taşımayanların başarısı saman alevi gibi yanar söner. Oysa eğitim ve fotografik disiplin bizleri uzun ve başarılı bir yolculuğa çıkarır.
Enver ŞENGÜL
FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :
Enver Şengül : Minnettarlığın İfadesi Fotoğraf
Enver Şengül : Fotoğrafta Ölümsüzlüğün Mucizesi Var
Enver Şengül : Çekemediğim Fotoğraflar
Enver Şengül : Fotoğrafı Görmek
Enver Şengül : Fotoğraf ve Kültür
Enver Şengül : Fotoğrafın Sessizliği
Enver Şengül : Roger Fenton'un Dijital Makinesi Olsaydı
Enver Şengül : Dijital Bombardıman
Enver Şengül : Fotoğrafta Altın Oran
Enver Şengül : Fotoğrafın Paylaşımı ve İnternet
Enver Şengül : Sanat Fotoğrafında Kompozisyonun Önemi
Enver Şengül : Fotoğrafın Hızlı Tüketimi
Enver Şengül : Fotoğraf ve Teknik
Enver Şengül : Fotoğrafta Arka Plan
Hayallerin Sığınağı Endülüs : Enver Şengül
Enver Şengül : Şehirlerin Sultanı Edirne
Enver Şengül : Son Süpürgeciler
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
e-Panel
M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı
Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi
Anadolu Fotoğraf Dergisi