Arşivimizden  - From Our Archives

 

Erwin Olaf

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Ali İhsan Ökten

Atakan Dürüst

Aydan Çınar

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

Hasan Sönmez

Hülya Yeltepe

İmren Doğan

Levent Yıldız

Mehmet Uçkun

Pınar Dağ

Şebnem Aykol

Şebnem Evren

Tuba Döner

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES

 

Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > MART 2009 SAYISI - MARCH 2009 ISSUE > Enver Şengül : İçgüdüsel Davranışların Fotoğraftaki Yeri
Enver Şengül : İçgüdüsel Davranışların Fotoğraftaki Yeri


İÇGÜDÜSEL DAVRANIŞLARIN FOTOĞRAFTAKİ YERİ

 

Çoğu insan içgüdüleri ile fotoğraf çeker. Doğal bir görme bilinci vardır buna biraz da yetenek eklendi mi birçok insanın beğenerek izlediği fotoğrafları çekmek mümkün olur.

 

Benim fotoğrafa başlama serüvenim de aynı mantık üzerine kuruluydu. Çevremdeki güzelliklerden çabuk etkileniyor ve Rus pazarından aldığım, zaman zaman kapağından ışık alan Omo5 adlı kompakt bir makineyle bir hayli de güzel fotoğraflar çekiyordum.

 

Bu kadar kötü bir makineyle ve içgüdüsel olarak çektiğim fotoğraflarımı insanlar beğeniyordu ve bu da benim çok hoşuma gidiyordu.

 

Gün geldi bir SLR makinem oldu, basit kompakt makineden reflex makineye geçmek fotoğraf hayatımın önemli devrimlerinden biri olmuştu. Çektiğim filmler ışık almıyordu ve ben konulara biraz daha iyi hâkim olabiliyordum. Ama çekimlerim yine içgüdüseldi.

 

Tamamıyla içten gelen dürtülerle yaptığım doğa ve insan çekimlerini yılbaşında ve bayramlarda eş ve dostlara bayram tebriği niyetine yolluyordum.

 

Bu tebrik kartlarını İstanbul’daki arkadaşlarımdan biri biriktiriyordu ve bir gün beni aradı “Çalışmalarını İFSAK üyesi bir arkadaşıma yolladım, fotoğraf eğitimi var mı? Hiç sergi açtı mı?” diye sorduğunu söyledi.

 

Eğitim mi? Sergi mi?

 

O ana kadar hayatımda bir fotoğraf eğitimi kavramı olmamıştı ve sergi açmayı hiç mi hiç düşünmemiştim.

 

İçgüdüsel davranmak daha özgürce geliyordu bana, sanki bu şekilde daha içten ve samimi fotoğraflar üretebilirdim.

 

İşin eğitim kısmını bu aşamada önemsemedim, ama sergi fikri hiç de fena gelmemişti bana. Hemen içgüdüsel fotoğraflarımla ve sadece 50 mm sabit objektifimle çektiğim fotoğraflarla bir sergi hazırlıklarına giriştim. Bir yıl arayla 2 sergi açtım ve inanır mısınız bu sergimde yer alan fotoğrafların tamamına yakını satıldı.

 

Bu arada arkadaşımın biri 35-105 mm bir objektif sattı bana. İlk defa zoom ve geniş açı deneyecektim. Bu objektifi, daha önce kadraja sığdıramadığım kubbeli bir yapıya doğrulttuğumda şaşıp kalmıştım.

 

Bir anda önümde geniş bir dünya açılmıştı. O ana kadar 50 mm.nin kadrajına sığdıramadığım bir çok şeyi çok rahat şekilde görüp çekebiliyor oluşuma çok sevinmiştim. Yanılmıyorsam fotoğraf hayatımın ikinci devrimi bu olmuştu.

 

4 yıldır fotoğraf çekiyor ve sergiler açıyorum ama ilk defa, objektiflerde açı kavramının ne olduğunu bilmeden bir 35 mm geniş açı kullanıyorum. Bu önemli bir gelişmeydi fotoğraf hayatımda. Çevreme bu objektifin marifetlerini anlata anlata bitiremediğimi hatırlıyorum.

 

İçgüdüsel olarak fotoğraf çekmeye devam ediyordum. Fotoğraf eğitimi bana önemsiz ve gereksiz gibi geliyordu. Fotoğraflarım beğeniliyordu ya o yeterliydi benim için. Hem o zamanlar aradığında bulabileceğin kitap ve dergi yoktu. İnternetin bu alanda önünüze sunduğu imkanların esamisi bile okunmuyordu.

 

Gün geldi üçüncü sergimin hazırlıklarını yapıyorum. Bir sergi açılışında İzzet Keribar ustayla tanışıyorum. Aramızdaki samimiyet ilerliyor, kendisine sergi açmak üzere olduğumu söylüyorum o da açmadan getir bir fotoğraflarına bakayım diyor.

 

Çok seviniyorum elbette. Birkaç gün sonra sergi için büyük masraflarla bastırdığım 40 civarında 30x40 baskıyla ustanın Sirkeci’deki bürosuna gidiyorum.

 

Keribar’ın fotoğraflarımı çok beğeneceğinden öylesine eminim ki… Ama beklediğim olmuyor, usta bir çırpıda 40 fotoğrafın aralarında favori fotoğraflarımın da olduğu yaklaşık 20sini eliyor. “Bunlar olmaz!” diyor. Hiç kompozisyon kurallarına dikkat etmemişsin, her şeyi göbeğe yerleştirmişsin” diyor.

 

Kem, küm… Ustaya laf söylenmez. Önerilerini dikkatle dinliyorum, fotoğraflar koltuğumda büyük bir hayal kırıklığı ile Piyasa Hanı’nın merdivenlerinden aşağı inip gözden kayboluyorum.

 

Sergi açmaktan vazgeçmek üzereyim.

 

Ne demek oluyor bu? Kompozisyon, oranlar, ilgi merkezi, alan derinliği, göbeğe yerleştirme… Hem bunları bilmiyor muydum?

 

İzzet Keribar ustayı ziyaretim fotoğraf hayatımın üçüncü devrimidir.

 

O andan itibaren artık fotoğrafın içgüdüsel serüveni bitmişti benim için.

 

Artık eğitimli ve disiplinli bir sürece girmem gerekiyordu.

 

İlk olarak çok zor da olsa elenen 20 fotoğrafımın yerine zar zor kompozisyonu biraz düzgün 20 tanesini seçerek sergimi açmıştım. Fotoğraflarım çok az satılmış ve hayal kırıklığına uğramıştım.

 

Bu sergi sonrası benim kendimi eğitmem sürecidir aynı zamanda.

 

Kurslar, dergiler, kitaplar, ustalarla ilişkiler, araştırmalar, sorular, cevaplar…

 

Teknik konular, tarihçeler, objektifler, açılar, alan derinliği, kompozisyon kuralları, düzenleme teknik ve biçimleri, ışık, dijital teknoloji ve elbette ki Photoshop bilgisi…

 

Eğitimli bir fotoğrafçıya göre 5-6 yıl geriden gidiyorum. Ne büyük bir zaman kaybı…

 

Aradan yıllar geçiyor. Kendimi eğittiğim gibi 10 yıldan beridir fotoğraf eğitimi veriyorum.

 

Öğrencilerime içgüdüsel fotoğrafçılığın eğitimli bir uğraşıya dönüşmesinin önemini anlatıp duruyorum.

 

Benim 5 yılda öğrendiğim bilgi ve deneyimi öğrencilerim 1-2 ayda öğrenip uyguluyorlar ve ben onları hayatımdaki zaman kaybından dolayı kıskanıyorum.

 

Elime aldığım 35 mm lik objektifin görüş açıma kazandırdığı heyecanı şu an 10 mm ile ve bilmem kaç milyon pikselli teknoloji harikaları ile yaşayamıyorum ama olsun kesinlikle eğitim şart.

 

Evet, kesinlikle fotoğraf içgüdüsel bir eylemdir başlangıçta. Ama bu yaklaşım iyi bir fotoğrafın en fazla % 10’unu oluşturur. Geriye kalan çok büyük oran için eğitim, bilgi ve disiplinli bir çalışma gereklidir.

 

İçgüdüsel yetenekleri bu noktaya taşımayanların başarısı saman alevi gibi yanar söner. Oysa eğitim ve fotografik disiplin bizleri uzun ve başarılı bir yolculuğa çıkarır.

 

Enver ŞENGÜL  

 


FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Enver Şengül : Minnettarlığın İfadesi Fotoğraf
Enver Şengül : Fotoğrafta Ölümsüzlüğün Mucizesi Var
Enver Şengül : Çekemediğim Fotoğraflar
Enver Şengül : Fotoğrafı Görmek
Enver Şengül : Fotoğraf ve Kültür  
Enver Şengül : Fotoğrafın Sessizliği
Enver Şengül : Roger Fenton'un Dijital Makinesi Olsaydı
Enver Şengül : Dijital Bombardıman
Enver Şengül : Fotoğrafta Altın Oran
Enver Şengül : Fotoğrafın Paylaşımı ve İnternet  
Enver Şengül : Sanat Fotoğrafında Kompozisyonun Önemi 
Enver Şengül : Fotoğrafın Hızlı Tüketimi 
Enver Şengül : Fotoğraf ve Teknik 
Enver Şengül : Fotoğrafta Arka Plan 
 
Hayallerin Sığınağı Endülüs : Enver Şengül
Enver Şengül : Şehirlerin Sultanı Edirne
Enver Şengül : Son Süpürgeciler


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 4 yorum, 1-4 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Merhaba Enver bey,

Satır satır okudum, o kadar benzer yönler buldum ki kendi gelişim sürecimle! Kesinlikle bir şeyler yazmalı, tebrik etmeli dedim.

İçgüdüsel olarak.

Tebrik ederim, fotoğraf sanatına gönül vermiş tüm sevenlere örnek olacak nitelikte bir yazı.

Saygılarımla
VA
VolkanAKGUL eklemiş - adds | 06 Mart 2009 Saat - Time 20:13
17 yaşında makineyi elime verip öğrenci olaylarına gönderdiklerine etrafımda yağan taşlardan kurtulmak için ağaç diplerinde, park banklarının arkasından polisin kovaladığı jopladığı bazende kurşunlanan öğrencileri çekmeye başladığımda "içgüdüsel fotoğrafın" ne olduğunu daha iyi anladım.. O zamanki makine petri rangefinder türü küçük bir şeydi..
Terör ortamında fotoğraf çekmek, o arada sağ kalmak...

1 Mayıs'larda mitinglerde makineyi panzerden sıkılan su'dan korumak, göz yaşartıcı gazdan ve hardal gazından korunması bilmek o arada etrafda ucuşan cam misketlerden kafayı gözü korumak ve fotoğraf çekmeyi sürdürmek..

Bana göre içgüdüsel fotoğraf bu işte.. Bu tür içgüdüsel fotoğraf çekmeyi kimse öğretmiyor artık..Sizin yazdıklarınızı ise her dernekte öğrenmek mümkün...
sinan vargı eklemiş - adds | 19 Mart 2009 Saat - Time 09:27
sadece fotoğraf için değil sanatın tüm kollarında içgüdüsel eğilimin gerekliğini düşünüyorum
elbetteki eğitim ve en başta disiplin başarının en önemli anahtarı
saygılarımla ...
zbaskurt eklemiş - adds | 31 Mart 2009 Saat - Time 12:39
yazılarındaki anlatım o kadar net ifade ediliyorki inanin amatör birisi olarak fotoğrafa olan ilgim ve bakış açım değişti
saygılar.
yüksel tuzcu eklemiş - adds | 12 Mart 2010 Saat - Time 11:23
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

 

e-Panel

Ara - Search


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi

Anadolu Fotoğraf Dergisi

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.