Arşivimizden  - From Our Archives

 

Per Valentin

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

Pınar Dağ

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Ana Sayfa - Main Page > NİSAN 2007 SAYISI > Erdal Kınacı : Çocuk Gülüşlerine Sakladım Düşlerimi
Erdal Kınacı : Çocuk Gülüşlerine Sakladım Düşlerimi

ÇOCUK GÜLÜŞLERİNE SAKLADIM DÜŞLERİMİ…

 

Erdal Kınacı’ya… Fotoğraftaki sesime…
 
« Yoksulluğa karşı takınılan vurdumduymaz kayıtsızlık,
insanlığa yöneltilmiş bir soykırımdan farksızdır. »*
 

Herkesin “bir zamanlar…” diye başlayan cümleleri vardı. Benim de…

 

İşte o “bir zamanlar…”ı dolduran, varoluşun sevmekten çok sevilme çabasına, tanımaktan çok tanınmaya, her anın minik de olsa bir tebessümle harcanmasına bağlı olduğu kimliklerimiz… O zamanlardı; çocuklar hep gülerdi, hiç üzülmezlerdi, gözyaşları dediklerini yaptırmak için ebeveynlerine uyguladıkları bir zorlamaydı, o kadar. Çocuk dünyasında üzüntü hiç olmazdı ki…

 

Hep derler ya, kimileri yedisinde neyse yetmişinde odur; kimileri “bir zamanları…”nı bugün de yaşarlar, yarın da, ölene kadar. Kimileri ise…

 

Bir zamanlar neysek o olabilirdik belki… “Fotoğraf” denen illet ruhumuza hiç bulaşmasaydı… 

 

Fotoğraf; yaşadığımız fanusları kırıp çırılçıplak bırakabiliyor insanı… Birgün bir fotoğrafta, yüzünüze bakan bir çocuk, o güne kadar temellerini sağlam attığınızı sandığınız bütün kavramları, inşasını tamamladığınız benliğinizi yerle bir edebilir. Elbette ilk tepki çığlıktır, duyulmayan… İnkardır, kaçınılmazlığın bilincinde… Bugüne kadar kaçtığımız acılar, reddedemediğimiz biçimde omuzlarımıza yüklenirken, kaçtığımız o acıların aslında ne kadar da insana, insanlığımıza ait olduğunu keşfediveririz. Bütün keşifler, “bir zamanlar…” diye anlatmaya başladığımız yaşamların çok gerilerde kaldığının, flulaşan bir geçmişe dönüştüğünün acı habercisi gibidirler…

 

Şimdi, şu fotoğraflardan bana bakan çocuk gülüşlerine ve çocuk hüzünlerine takılıp kalmışken, bende yarattıkları o tanıdık sarsıntının ilk keşfine gidiyorum….

 

Yağmurlu bir Ankara sabahı, Keçiören’in sokaklarından birinde, eski bir apartmanın bodrum katındayım. Katıldığım yardım etkinliklerinden birini daha yapma sevdası ile, bir arkadaşımın peşine takılıp, 17 ağustos depreminden bir hikayeye konuk olmaya geldik. O güne kadar yaptığımız yardımlar hep çocukları güldürdü, birlikte eğlendik, yine görüşeceğiz dedik, kimileri ile yine görüştük, kimileri ile görüşemedik, ama gülen çocuk yüzleri ile içimiz hep rahattı. Akşam huzur içinde koyduk başımızı yastıklara. Çocuklar gülüyordu ya, iş tamamdı.



Yeni çocuk gülüşleri için geldik bu bodrum katına. Yardım edecektik, onlar gülecekti, biz de mutlu mesut evimize dönecektik…

 

İki çocuk. Biri 18, biri 10 yaşlarında. İlk karşılaşma, ilk bakışlar çocuk hüzünlerinin tokadı gibi olsa da, dayandık, biz buradan çıkıp gidene kadar kavuşacaktık gülüşlerine. Sonra kesik kesik cümlelerle hikayeler anlatıldı. Baba ve annenin depremde ölümü, abinin bacaklarını kaybedişi, ameliyatlar, kimsenin sahip çıkmaması üzerine Ankara’daki akrabalara mecburi geliş… Akrabalara bakıyorum; hiç de istekli görünmüyorlar kendilerine sığınanlara. “Sığıntı” kavramını ilk keşfediş!.. İki kardeş yanyanalar, bu eve değil, birbirlerine sığınmış hüzünlü bakışların sahipleri onlar. Bizim onlara sağlayacağımızdan daha çok yardımlar almışlar. Abiye protezler takılmış, okullar bulunmuş, okula gidip gelmeleri sağlanmış. Yarınlar? Yarınlar garanti olmasa da, karınları doyacak ve yaşam devam edecek… Yapacağımız yardımın hiçbir anlamı yoktu. Meğer, geri dönüşü mümkün olmayan kayıpların kabullenilmiş sessizliğini taşıyan bakışlarmış, eve ilk girdiğimizde yüzümüze çarpan tokat. “Çaresizlik” kavramını ilk keşfediş… Çocuk gülüşlerine kavuşamamanın çaresizliği…

 

Fatih Akın’ın İstanbul Hatırası’nda, sokak müzisyenlerinden biri konuşuyordu: “Sen taşın ne olduğunu bilir misin? Başını taşa dayayıp uyu birgün, o zaman anlarsın taşın ne olduğunu!”…

 

Hiçbir yaşam, bizzat yaşamadan anlaşılamaz belki… Hem zaten, gerçeğin ne kadarına katlanabiliyorsak o kadarını yaşamıyor muyuz?... İşte o yağmurlu Ankara sabahında, katlanabileceğim gerçekleri çoğaltmaya karar verdiğimde, en büyük desteği fotoğraflardan alacağımı bilmiyordum. Bana hüzünle bakan çocuk fotoğraflarına ajitasyon yaftasını yapıştıranlara, eskiden öfkelenirdim, şimdi sessizce, o hüzünlerin gölgesi ile gülümsüyorum.

 

Gülen, hele şöyle dolu dolu gülen çocuk fotoğraflarını çok seviyorum. Düşlerimin umutları onlar. İyi ki varlar. Ama biliyorum ki, o fotoğraflardan taşıp yüreğimizi dolduran umutlar, günlük koşuşturmalarımızın, sıradan ihtiyaçlarımızın ve çekişmelerimizin arasında yitip gidiyorlar. Unutuyoruz. Bizi rahatsız eden, acı veren herşeyi unutuyoruz. Kendimize dönük küçük dünyamızın kaygıları, o dünyayı büyütebilecek ve belki de daha yaşanılır bir dünyaya neden olacak acılara, o acıların farkındalığına kapılarını kapatıyor. Oysa, bir fotoğraftan bize bakan minik yaşamlardan ne çok şey öğrenebilir insan… Ve biliyorum ki, gözlerini bir fotoğraf karesinden bize dikmiş minik yüreklerin gülmeyen bakışları, yakamızı asla bırakmaz, kendini unutturmaz…

 

Yaşamınızdaki dönüm noktalarını hatırlayın, bizi değişmeye ve yeni yaşamlar aramaya iten nedenler, bizi rahat ettiren değil, rahatsız eden şeyler değil mi? Kim rahatını bozmak ister ki? Ama eğer hala yaşamınıza ait bir dönüm noktası yoksa, yaşadığınızı sorgulamanızın vakti gelmedi mi acaba?

 

Mehmet Eroğlu son kitabında soruyor: “Bizi en çok insan yapan nedir? İşte, cevabı bulunması gereken soru bu.“ Kitabın başka bir yerinde cevabı veriyor: “Demek insanı en çok insan kılan şeyin, acısına duyduğu sadakat olduğuna inanıyordu. “*

 

Amacım, çocuk hüzünlerini çocuk gülüşlerine üstün kılmak değil. Belki, çocuk bayramını konu alan bir sayıda çocuk hüzünlerinden sözetmek de doğru değil. Ancak, yaşadığımız dünya beyazın bekaretini kaybettiği bir dünya. İnanabileceğimiz çok az şeyin kaldığı bu dünyada, belki tek ve en önemli gerçek sevgi. Sevinçleri olduğu kadar acıyı da, mutluluk kadar mutsuzluğu da, gülüşleri ve hüzünleri de içine sığdırabilen bir sevgi. Nedenine ihtiyaç duymadığımız kadar basit ve katıksız bir sevgi…

 

Düşler… Sevginin çiçekleri… Gerçeklerden daha çok inandığım düşlerim… Kaç kere baktım bilmiyorum, bana yaşamın bilmediğim bir yüzünü anlatan bu minik bakışlara… Her baktığımda yeni bir düş ekliyorum heybeme… Artık düşlerim sadece bana ait değil, daha geniş…

 

Çocuk hüzünlerinden düşler topluyorum, çocuk gülüşlerine saklıyorum…

 

Çocuk gülüşlerine sakladım düşlerimi…

 

Şule TÜZÜL – Mart 2007

 

*Alıntılar: Mehmet Eroğlu, Belleğin Kış Uykusu 




Arşivden Seçmeler :
Erdal Kınacı ile Röportaj

Yorumlar - Comments
Toplam 15 yorum, 1-15 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
yorum müthiş Şule Tüzül'ü tebrik ediyorum. Bu yorum beni gerçekten çok etkiledi.
Bihter Sezer eklemiş - adds | 01 Nisan 2007 Saat - Time 23:19
Şule (herzaman ki gibi ) çok güzel yazmış, emeği geçen her kese teşekkür ederim ...
Erdal Kınacı eklemiş - adds | 02 Nisan 2007 Saat - Time 02:18
erdalcım, o güzel yazı senin fotoğraflarından doğdu:)
emeği geçen tüm fotoritim ekibine teşekkürler...
şule tüzül eklemiş - adds | 02 Nisan 2007 Saat - Time 10:59
erdal bey tebrik ediyorum canı gönülden kutlarım...
Engin GÜNEYSU eklemiş - adds | 02 Nisan 2007 Saat - Time 12:45
Erdal Kınacı'yı güzel fotoğrafları ve Şule Tüzül'ü kalbimin derinlerine ulaşan güzel yazısı için tebrik ediyorum.
Okan YILMAZ eklemiş - adds | 02 Nisan 2007 Saat - Time 14:44
Sıcaklık insanın yüreğini doldurmalı, sevgi gerçekten yürekte hissedilmeli. Şule'ciğim senin bu yazında okurken yüreğimi kabartı. Eline, duygularına, sevdana, yüreğine sağlık....
Uğur ASLIM eklemiş - adds | 02 Nisan 2007 Saat - Time 15:04
tebrikler şulecim...sıcacık ve içten bir yazı ...
ceyda tokgöz eklemiş - adds | 02 Nisan 2007 Saat - Time 15:35
Sulecim, bu yaziyi okurken senin yazdigini bilmeden okudum. Ve duslerle ilgili bolumde seninle birbirimize verdigimi "uyuma" sozu geldi aklima. Nasil da bizim gibi dusunen insanlar varmis derken, bir baktim imza Sule Tuzul.. Bana tekrar yasadigimi, ve herseye ragmen, beyazin masumiyetini kaybettigi bu dunyada, sizler gibi insanlarin varligiyla, umutlarimizi kaybetmeyecegimi hatirlatttiginiz icin ikinize de tesekkur ederim.
Alev Tug Ergun eklemiş - adds | 02 Nisan 2007 Saat - Time 18:52
Merhaba Erdal,merhaba Şule,
müthiş bir çalışma olmuş.
ikinizde kutlarım.Gözlerimin ve zihnimin pasını alan ,beynimi tokatlayan bir müthişlikte.
elinize sağlık.
sevgiler
hulki muradi
Hulki Muradi eklemiş - adds | 03 Nisan 2007 Saat - Time 07:13
Ne mutlu bana ki; biri kelimeleri ile , digeri de fotograflari ile -her daim- yuregime dokunan, sizin gibi iki kadim dostum var... :))
Faika Berat Pehlivan eklemiş - adds | 03 Nisan 2007 Saat - Time 12:57
Bu dünya hepimizin derken ne kadar şefkatliyiz... Arada yapılan hastane ziyaretlerinin ertesindeki birkaç saatlik duyarlılık gibi, derken hepimiz insanlıktan çıkarcasına tapu senedi peşindeyiz. Zenginliğin, ayrıcalığın, gücün, hükmetmenin peşindeyiz... Ne zaman ki paylaşmaya geri döneriz, ne zaman ki paylaşmayı azalma görmeyiz, o zaman, işte ancak o zaman insanlığa geri döneriz... Dünyada bir çocuk kadar korumasız ne var? Dünyada bir çocuk kadar masum ne var? Bakın o gözlere, durmayın... Onların anlattığından daha acı ne var? Gözlerin anlattığını duymamaktan daha acı ne var? İnsanlığa dönüşe bir acı çığlık da benden... Azınlık da olsak, insan olmaktan vazgeçmeyen herkesle, sonuna kadar beraberim...
eklemiş - adds | 04 Nisan 2007 Saat - Time 02:32
Fotoğraf bir bakışta mesajını vermelidir....Sevgili Erdal hocamın fotoğrafları bunu veriyor zaten...Ya Şule sana ne demeli? Fotoğraflara yaptığın yorumlardan tut,görüşlerini belirttiğin her ortamdaki üslubun,akıcı cümlelerin edebi yanını ele veriyor...Kocaman yüreğini de...Lakin şikayetim de var;bazı yorumların boğazımı tıkıyor...Nefessiz kalıyorum...! Suratıma tokat yemiş gibi oluyorum....
Böyle devam et ki;karanlıklar çıksın aydınlığa...
Taci Yüksel eklemiş - adds | 04 Nisan 2007 Saat - Time 11:17
Sulecim, yorumlarin gercekten muhtesem. Bir satirdan digerine gecmekte zorlandim. Resimlere uzun uzun baktiktan sonra yazini tekrardan okudum...

Eline saglik!
Kaan Soylu eklemiş - adds | 06 Nisan 2007 Saat - Time 01:43
Elinize sağlık Şule abla çok güzel çalışma olmuş.Her işte aynı şekilde başarılısın, kutlar gözlerinden öperim..
Berk Samyeli eklemiş - adds | 02 Mayıs 2007 Saat - Time 15:30
Kalemine saglik Sulecim,
Her zamanki samimiyetinle, hayatina da yansiyan yapmaciksiz tarzinla yurege dokunan bir yazi yazmissin.

Gerçeğin ne kadarına katlanabiliyorsak o kadarını yaşiyoruz, haklisin. Katlanabilecegimiz gerceklerin yaricapi azaldikca da kuruyup kuculuyoruz gibi geliyor.

Guzelim fotograflardan dolayi da Erdal Kinaci'yi da kutluyorum. Fotograflarin herbiri bir siir gibi.

Opuyorum, Rüya
Rüya eklemiş - adds | 25 Mayıs 2007 Saat - Time 14:05
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

 

 

 

TFSF Onaylı Yarışmalar

Photo Contests Under TFSF Patronage

04 Ekim 2008  MERSİN FOTOĞRAF DERNEĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI

06 Ekim 2008  BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"

06 Ekim 2008  ORHAN HOLDİNG 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI

11 Ekim 2008  KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"

16 Ekim 2008  AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.