Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > KASIM 2008 SAYISI - NOVEMBER 2008 ISSUE > Erdal Kınacı "Bakış" : Işığı Hapsetmek
Erdal Kınacı "Bakış" : Işığı Hapsetmek

IŞIĞI HAPSETMEK

 

Işığın olmadığı yerde fotoğraf olmaz.

 

Işıksız olmak, fotoğrafsız olmakla eş anlamlıdır.

 

Fotoğrafçı ışığı bulmak, anlamak ve hapsetmek zorundadır. Zaman zaman ışığı hapsetmeye çalışan fotoğrafçının bizzat kendisi hapsedilse de var olan ışığı karartmak pek kolay değildir.

 

Buradan yola çıkarak hukuk kavramı içerisinde fotoğrafın nerede durduğunu anlatmaya çalışacağız. Hukuk işleri ile ilgili okurların şimdi yazacaklarımı benden daha iyi bildikleri aşikârdır. Tıpkı konuya katkı sağladıkları takdirde ziyadesi ile memnun olacağımız gibi…

 

Bilişim suçları kabaca iki şekilde işlenebilir:

          (a) Bilişim Sistemlerine Karşı

          (b) Bilişim Sistemleri Aracılığı İle

 

Kolaylıkla anlaşıldığı gibi birinci madde daha çok “Hacker-Cracker” diye de isimlendirilen, dilimizde “Bilgisayar Korsanları” olarak karşılık bulan kişilerin işlediği suçları tanımlar.

 

İkinci madde ise direk olarak internet sitelerini yoğun olarak kullanan, fotoğraf ve yazılarını paylaşan bizleri ilgilendirir.

 

Bilişim sistemleri aracılığı ile işlenen suçları ise internet yasası olarak bilinen 5651 sayılı yasa tanımlar.

 

Bu yasa ile İçerik sağlayıcı, Yer sağlayıcı, Erişim sağlayıcı, Toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülük ve sorumlulukları ile internet ortamında işlenen belirli suçlarla mücadeleye ilişkin esas ve usuller düzenlenmiştir.

 

5651 sayılı yasada, paylaşım sitelerine fotoğraf yükleyen bizler “İçerik Sağlayıcı” olarak tanımlanmaktayız.

 

Kanun okunduğunda şu cümle göze çarpmaktadır. ”İnternet ortamında kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten içerik sağlayıcıları, internet ortamında yayınladıkları her türlü yayından sorumlu olacaklardır.”

 

Yüklediğimiz fotoğrafların tüm sorumluluğunu bizlere veren bu cümle şu şekilde devam etmekte;

“İnternette kişilik haklarına saldırıda bulunanların, bu nitelikteki içeriğin yayından çıkarılması ve buna karşı cevap hakkının kullanılması, Basın Kanununun ilgili hükümleri doğrultusunda sağlanacaktır.”

 

Erişim sağlayıcı olarak tarif edilen site sahiplerine düşen görev ise şu şekilde tanımlanmıştır;

“Erişim sağlayıcısı, sağladığı hizmetlere ilişkin her türlü bilgi, veri tabanı ve ulaşım kayıtlarını 2 yıla kadar saklamakla, bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü ve gizliliğini sağlamakla yükümlü olacaktır.”

 

Tekrar etmek gerekirse İçerik Sağlayıcı olarak adlandırılan bizler yani sitelere fotoğraf yükleyenler, yüklediğimiz her fotoğraftan sorumlu tutulmaktayız.

 

Erişim Sağlayıcı olarak adlandırılan site sahipleri ise bizim yüklediğimiz fotoğraf veya belgeleri (kısa bir süre sonra silmiş olsak bile) 2 yıl saklamak ve istendiğinde göstermekle yükümlü tutulmuşlardır.

 

Görev ve sorumluluklarımızı bu şekilde özetledikten sonra asıl konu olan fotoğraf ile ilgili ceza maddelerine gelecek olursak;

Kabaca Türk Ceza Kanununun 125–135–136–137 nci maddeleri fotoğraf çeken ve çektiği bu fotoğrafları yayınlayan bizleri yakından ilgilendirmektedir.

 

TCK 125 :

 

Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

 

“Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.”

 

Bu fıkrada bilişim ağları üzerinden işlenebilecek hakaret fiilleri de kastedilmektedir. Örneğin, internet sitesine hırsız, kel, topal, fahişe gibi hakaret içeren bir görüntü gönderilmesi halinde bu madde hükmü uygulanacaktır. Ayrıca suç görüntü ile oluştuğundan 3 şahide gerekte kalmamaktadır.

 

Yasa şu şekilde devam etmektedir;

“Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.”

Yani, hakaret suçu içeren görüntünün herkese açık fotoğraf paylaşım sitelerinde yayınlanması cezayı ağırlaştıran bir durumdur.

 

TCK 135 :

 

“Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.”

 

Kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

 

TCK 136 :

 

“Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

 

Kişisel veriler ister hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun, ister hukuka aykırı olarak kaydedilmiş olsun; bu verileri başkasına vermek, yaymak ya da ele geçirmek suç olarak öngörülmüştür.

 

TCK 137 :

 

“TCK 136 da tarif edilen suç;

a)Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,

b)Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

 

TCK 125 daha çok yayın yolu ile hakareti anlatırken TCK 135 ve 136 kişisel veri kavramından yola çıkarak fotoğraf çekerken işlenen suçları tarif etmektedir.

 

Bu yasa maddelerine göre fotoğrafı kişisel veri olarak kabul edecek olursak, izinsiz olarak herhangi birinin fotoğrafını çektiğimizde, yaptığımız eylem “kişisel veriyi kanuna aykırı olarak kaydetmek” sayılacağından üç yıla kadar hapsimiz istenebilir.

 

Çektiğimiz bu fotoğrafı herhangi bir site veya dergide yayınladığımızda TCK 136 ya göre “kişisel veriyi hukuka aykırı olarak yayma” suçu işlediğimize kanaat getirilerek 4 yıla kadar hapsimiz istenebilir.

 

Bu fotoğrafı çekerken kamu görevlisiysek veya mesleğimizin kolaylaştırıcı etkilerinden faydalanarak fotoğrafı çektiğimiz kanaati oluşursa TCK 137 ye göre alacağımız ceza yarı yarıya artırılır. 

 

Bu olumsuzluktan korunmanın tek yolu eğer insan veya portre çalışıyorsanız makine çantanızın içerisinde “Model Sözleşmesi” bulundurmalısınız…

 

“Model sözleşmesini nereden bulacağım?“ diyenler olabilir diye sözleşme örneğini ekte yayınlıyoruz.

 

Bu sıkıcı ve renksiz konu için affınızı istiyorum, sağlıcakla kalın.

 

 

Erdal KINACI

 


MODEL SÖZLEŞMESİ


TARAFLAR
 

MODEL: Fotoğrafçı tarafından, görsel öğe olarak esere konu olan kişi

 

FOTOĞRAFÇI: Fotoğraf malzemeleri ile görsel eser üreten, eser sahibidir.

 

KONU ve KAPSAMI

 

Fotoğrafçı ile model arasındaki, oluşacak eserin kullanımı hakkındaki koşulları belirler.

 

ŞARTLAR

 

1.Model, fotoğrafçının üretmiş ve üretecek olduğu ve kendisini konu alan eserlerin sanatsal etkinliklerde kullanılmasına, her türlü medya, malzeme ve araçla halka açık yerlerde yayınlanması ve kamuya teşhir edilmesi, reklâmlarda yayınlanması, ticari amaçla satılması ve/veya kiralanması için, fotoğrafçı tarafından kullanılmasına bila kabulü rücu şartlı yetki verdiğini beyan ve kabul eder.

 

2.Fotoğrafçı, üretmiş olduğu ve modeli konu alan eserlerini, satış ve pazarlama amacıyla, bir görsel stok ajansına vermesi durumunda, model tarafından kendisine verilmiş olan bu yetkiyi, görsel stok ajansına devreder.

 

3.Model, fotoğrafçıya vermiş olduğu bu yetki karşılığında, fotoğrafçıdan veya görsel stok ajansından ve müşteriden herhangi bir hak ve ücret talep etmeyeceğini beyan ve kabul eder.

 

4.Sözleşme süresizdir. Model, noter kanalıyla bildirerek sözleşmeyi feshedebilir. Sözleşmenin feshi durumunda, fesih tarihinden önce üretilmiş eserler için, sözleşme süresiz olarak geçerlidir.

 

5.Taraflar, yukarıda yazılı adreslerinin, kanuni tebligat adresleri olduğunu, adres değişiklikleri diğer tarafa, noter vasıtasıyla bildirilmediği sürece, bu adreslere yapılacak bildirimlerin, kanunen geçerli olacağını kabul ederler.

 

6.Taraflardan birinin ya da ikisinin ölümü halinde, bu sözleşme ile taraflara tanınan tüm haklar ve yüklenilen tüm sorumluluklar, tarafların mirasçılarına, mirasçıların mirası kabul etmeleri halinde aynen devir olacaktır.

 

7.İhtilaf halinde fotoğrafçının kanuni tebligat adresinin bulunduğu ilin mahkemeleri ve icra daireleri yetkilidir.

 

8.Model ve fotoğrafçı, bu sözleşme koşullarını dikkatle okuduklarını ve sözleşmenin tamamını kabul ettiklerini beyan etmişler ve ....../......./........... tarihinde imzalayarak yürürlüğe koymuşlardır.


 

Adı Soyadı/Ünvanı  Adresi  İmza

 

Model : …………………………………………………………………………………………..

 

Fotoğrafçı:………………………………………………………………………………………..

 

 

Fotoritim e-Fotoğraf Dergisi Notu : Yazının orjinal sunumundan hali hazırda devam etmekte olan bir davayı ilgilendirebilecek bölümler, dergi yönetimimizce hukuksal açıdan sorun teşkil etmemesi için çıkartılmıştır. (11 Kasım 2008)



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 12 yorum, 1-12 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
"Fotoğrafın kişisel veri olup olmadığı" tartışması bene önemli ve ciddiye alınması gereken bir tartışma. Kişisel fikrim fotoğrafın kişilik haklarına bağlı, korunması gereken bir değer olduğudur. Veri kavramı ile ifade edilen içerik daha farklı alanlara ve anlamlara karşılık geliyor. Gerek TCK 125 maddedeki Basın Kanununa gönderme, gerek 5651 sayılı Yasanın yaptığı atıflar kavramsal olarak "fotoğrafın kişilik hakkına ilişkin bir değer olduğuna" yönelik organik bir bağ olduğunu gösteriyor.

Fatih KISA eklemiş - adds | 03 Kasım 2008 Saat - Time 09:22
Bence herkez doğa çeksin,kuşlar,böcekler,ağaçlar dile gelip şikayetçi olamayacaklarına göre stressiz,sıkıntısız ve piyangosuz doğa fotoğraçısı olmak en iyisi..:)))))

inci işler eklemiş - adds | 03 Kasım 2008 Saat - Time 10:41
TCK 125 ve 135. maddelerde sözü geçen " hırsız, kel, topal, fahişe gibi hakaret içeren bir görüntü gönderilmesi " ve
"Kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydedilmesi"

bu tip fotoğraflara o kadar fazla rastlıyorum ki; özellikle 135. maddeye aykırı olarak kişilerin belli ideolojileri fotoğrafı araç edinerek kitlelere manipüle etmeye çalışmaları ya da provokasyon yolu ile saçma sapan bir şekilde "puan" toplama düşünceleri... Bütün bu çalışmayı yaparken acaba TCK' nın bu maddelerinden ve buna bağlı olarak 136. ve 137. maddelerinden haberleri varmı?

Bence bu yazı paylaşım platformu olan hemen her sitede; ama özellikle de sayıca fazla kullanıcıya sahip fotoğraf paylaşım sitelerinde mutlaka yayınlanmalı. Bu tip sitelerde "genel kurallar" başlığı altında bütün bunlardan bahsediliyor ama bu şekilde detaylı bir anlatım ve bu suç/a - lara tekabül eden ceza-i uygulamadan bahsedilmiyor.
Her ne kadar sıkıcı bir konu olsa da, bu detaylı bilgilendirmeniz için teşekkürler Erdal Kınacı.
ipek ataman eklemiş - adds | 03 Kasım 2008 Saat - Time 18:41
Bu kadar karmaşık, bu kadar detaylı bir konu ancak Erdal Kınacı'nın kaleminden basite indirgenebilirdi.
Keyifle ibret ve merakla okudum.
Öğreneceğimiz çok şey var, teşekkür ederim.
Özdemir Keskin eklemiş - adds | 04 Kasım 2008 Saat - Time 10:42
Fotoğraf, konuşmalı, soru sormalı veya sordurmalıdır. Algılayanı gizliden gizliye düşünmeye zorlamalıdır. Life’in editörleri 1937 yılında ABD’ye gelen Kertesz’in fotoğraflarını geri çevirmişler, neden olarak da bunların “çok fazla konuştuğunu” söylemişlerdir. Kertesz’in bu fotoğrafları bizim düşünmemizi sağlamıştır. Farklı bir anlamı vardır. Roland Bartes’e göre fotoğraf, korkuttuğu, ittiği hatta damgaladığı zaman değil, kara kara düşündürdüğü zaman yıkıcıdır. Fotoğraf algılayıcısını rahatsız etmelidir.

Erdal Kınacı, sizin fotoğraflarınınzda çok fazla konuşuyordu. Erdal Kınacı’nın yaptığı son iki çalışma sosyal belgesel fotoğraf çalışmalarının en güzel örneklerinden birisidir. “Yol Üstü Kerhaneleri” ve Engel (siz) Yaşam İçin Fotoğraflar” çalışmalarında yapmak istediği toplumun görmediği veya görmek istemediği belkide alt kültür insanlarının yaşam koşullarının düzeltmek istediği için yaptığı belgesel çalışmalardır. Fotoğraflar çok nesnel ve gerçekçidir. Merter Oral bu noktada sosyal belgesel fotoğrafçılığı şöyle tanımlar. “Toplumsal belgeci fotoğraf, daha az imtiyazlı kişi, sınıf ve toplumların barınma, çalışma, öğrenim gibi, yaşamın her boyutuna ilişkin sorularını, duyarlı bir yaklaşımla dile getirme, diğer insanları, kurumları bilgilendirme ve bu sorunların aşılması konusunda harekete geçirme amacını taşır.” Belgesel tarihindeki efsanevi FSA projesini yürüten ARTHUR Rothstein, sosyal belgeseller için yorumunu şöyle yapar. “İzleyiciyi zorlayan ve inandırıcı gerçeklerle yüzleştirerek, anlamaya, sempati duymaya ve kimi zaman da eyleme geçmeye ikna eden derinlikli fotoğraflar.”

Fotoğrafı yaşamları değiştirmek için kullanan fotoğrafçıların kendi yaşamlarının değişmesi hayatın bir ironisi olsa gerek. Sevgiler. Ali İhsan Ökten
Ali İhsan Ökten eklemiş - adds | 04 Kasım 2008 Saat - Time 18:04

Fotoğrafın Karanlık Tarafı

Almanya' da yıllardan beri yürürlükte olan bir kanun vardır. Bu kanuna göre Naziler tarafından gerçekleştirilen Holocaust ( Holokost- bakınız http://tr.wikipedia.org/wiki/Holokost ) inkar edilemez. Edenler hakkında yasal işlem başlatılır ve cezası genellikle hapistir.

Avrupa Birliği bu kanunu şimdi bütün üye ülkelerde hayata geçirmeye çalışıyor. Böylece bütün üye ülkelerde bu katliamı inkar etmek, yalanlamak kanunen suç kapsamına girecek. Buna, Avrupa'nın aydınları şiddetle karşı çıkmaktalar.
Bu kişiler aşırı, sağ görüşlü değiller. Bu entellektüellere göre, böyle bir konuda ancak tarihçiler belirli kıstasları koyabilirler. Onlara göre bir herhangi bir devletin veya bir hükümetin böyle durumlarda nihai saptamalarda veya cezai yaptırımlarda bulunması mümkün olamaz.

İfade özgürlüğünden de öte, bu tür yasaklamaların daha vahim sonuçlar yaratacağı gün gibi ortada. Buna en güzel veya en yakın örnek, Türkiye. Kanunlar, cezai yaptırımlar yardımı ile putlaştırmaya çalıştığımız insanların ve kurumların bundan daha büyük zarar gördüğü, yıprandığı, anlaşılmadığı ve sonuç olarak kabul görmediği, reddedildiği veya en azından yanlış algılandığı her gün yeniden tescilleniyor. Bu da, karanlık emelleri olan aşırı milliyetçilerin, radikal görüşlü tiplerin ekmeğine yağ sürmekten başka birşeye yaramıyor, ne yazık ki.

Sayın Erdal Kınacı' nın yazısında sözünü ettiği kanunlar, cezai yaptırımlar boyalı basın ( paparazzi ), günlük haber fotoğrafları veya benzeri sıradan fotoğraflar için geçerli olabilir. Ama bir sanatçı tarafından ortaya konulan, sanatsal içerikli çalışmalar için geçerli olamayacağını düşünüyorum.

Bu çalışmaların ne kadar iyi veya kötü olduğu ancak ve ancak konuya hakim olan uzmanların, bilirkişilerin ve diğer ilgili reseptörlerin takdirine kalmış bir tartışma konusudur.

Zurnanın zart dediği bir başka yere geliyoruz böylece.

Acaba, Türkiye' de bu gibi durumlarda karar yerine geçecek saptamalarda, önerilerde bulunabilecek, en azından tartışmalara gerçek anlamda yön verebilecek uzmanlar, bilirkişiler veya sanatsal yetkinliğe sahip kişiler var mı?

Türk Fotoğrafı' nın evrensel anlamda tek temsilcisi "Ben, dikiş makinesiyle bile fotoğraf çekerim!" gibi yanlış anlaşılmalara meyil verebilecek tuhaf açıklamalarda bulunabiliyorsa,

" Hocaların hocası, Duayen" gibi ünvanlara sahip, akademik eğitimde yön belirleyen bir kişi, evrensel çapta kabul görmüş başka sanat dallarına yönelik dogmatik fikirler savunabiliyorsa,

Türk Fotoğrafını temsil etmek gibi büyük bir misyonu üstlenmiş olan belli başlı kurumlar, dernekler veya benzeri kuruluşlar, fotoğrafı ve fotoğrafçıyı ne idüğü belirsiz, şaibeli yarışmalara peşkeş çekmekle meşgul ise,

( Bunların arasında mutlaka doğru ve dürüst olanlarda var elbette, onları tenzih ederim- kimse kalkıp, "sen bütün yarışmalara ve misyonu doğru olanlara laf ediyorsun" demesin )

Bir Fotoğraf Fakültesinde eğitim veren, misyon taşıyan bir kurumda yöneticilik yapmış bir "fotoğrafçı" eğer böyle bir yarışmaya çalıntı bir fotoğrafla katılıp, derece alabiliyorsa,

İstanbul' da falan-fişmekan bir belediyenin düzenlediği '' en güzel lale fotoğrafı'' yarışmasında ecük-bücük ( ve hatta çalıntı ) fotoğraflara para dağıtan bir jürinin üyeleri isim sahibi, veya fotoğraf eğitimcisi olarak piyasada dolaşabiliyorsa,


insan ister istemez bazılarının Gücün ( Fotoğrafın ) karanlık tarafında olduğunu düşünebiliyor.

Her ne kadar, piyasada Darth Sidious'lar, Darth Vader'ler fink atsa da,

''Yoda'' olmasalar bile, lazer ışınlı kılıçları ile kutsal inekleri kesmekten kaçınmayan Jedi'ların varlığı bayağı rahatlatıcı.

Türk Fotoğrafı ölmemiş, ölmeyecek ama, son zamanlarda çok pis kokuyor.

Ulaş Devrim Karasungur eklemiş - adds | 04 Kasım 2008 Saat - Time 21:33
Sevgili Ulaş,
Yorumuna coşkulu bir alkışla katıldığımı bilmeni isterim..
Dostlukla..
Fatih KISA eklemiş - adds | 05 Kasım 2008 Saat - Time 12:18
Yazınız da kullandığınız şu cümle üzerine bence biraz daha düşünün: "Fotoğrafın etkisini artırmak ve daha fazla izlenmesini sağlamak amacı ile de “Balat’ın yoksulları” , “Balat’ta yaşayan gayrimüslimler" isimler verir

Neden mi ? Çünkü fotoğrafın etkisini artırmak için, daha fazla izlenmesini sağlamak amacıyla verdiğiniz isim fotoğrafın içindeki insan için rahatsız edici olabilir hatta hakaret kabul edilebilir. Üstelik bu ismi verdiğiniz fotoğraftaki amacınız bir haber veya kamuya açılması gereken bir durumu bildirmek de değil. Tamamen keyif için çekilen bir fotoğraf ve daha fazla ünlü olursam daha da keyiflenirim gibi tamamen pop star ruhların davranış biçimidir. Gösterdiğiniz kadar masum değildir bu durum. Size göre yoksul kelimesi bir hakaret değildir. Bana göre de değildir. Ama kimse kendi yoksulluğunu, birileri günün fotoğrafçısı olup sükse yapacak diye, afişe etmek istemez. Bir fotoğrafı çekiyorsanız ona isim vermeniz gerekiyorsa burada önemli olan fotoğrafın daha etkili hale gelmesi değil fotoğrafın içindekiler hakkında ne söylediğidir. Evet çektiğiniz fotoğrafa uydurma bir tanımlama yapacaksanız bunun sonucuna katlanacaksınız maalesef. Ya da diyeceksiniz ki bu fotoğrafa verdiğim isim doğrudur. Bunu da söyle ispatlarım. Sonuçta insanlar sizin benim fotoğraflarımda oynayan figurasyonlar değildir. Ve fotoğraflarının altında ne yazacağı hakkında tek belirleyici kendileridir. Eğer fotoğrafı kamuya sunucaksanız kişinin onayını alacaksanız.

Dediklerimin daha net anlaşılması için şöyle bir örnek veriyim: Ben sizin fotoğrafınızı çekiyim. Portre.Ve buna "Bir doktorun portresi" diye başlık yazayım. Bunu da yayınlayayım her bulduğum ortamda. Şikayetçi olma olasılığınız daha az bence. Sonra baktım yeteri kadar ilgi çekmiyor. İsmini değiştireyim. Gerçekle hiçbir alakası yok ama "Ünlü olmak için her şeyi yapabilecek bir doktorun portresi" şeklinde bir isim veriyim mesela. Sonra da soranlara. “Ne var bunda canim. Gayri ihtiyari isim verdim. Hem bana göre ünlü olmak için her şeyi yapmak kötü bir şey değil. Hakaret değil bu gibilerinden açıklamalar yapayım. Siz de beni mahkemeye verin. Ben de sansüre uğramış sanatçı edalarıyla dolaşayım etrafta...

Aklınıza kötü bir şey gelmesin. Fikrim rahatça anlaşılsın diye yalnızca bir örnek verdim. Sizinle, sizin isimlendirdiğiniz fotoğraflarla ve başınıza gelenlerle bir ilgisi yok. Zaten hiç benzemiyor ki değil mi ?
Altan Bal eklemiş - adds | 11 Kasım 2008 Saat - Time 01:08
Altan bey,

Fotoritm-de ki yazıda verdiğim örneği dikkatle okursanız "Balat'ın yoksulları" veya "Balat'ta yaşayan gayrimüslimler" şeklinde yapılan fotoğraf adlandırmalarını benim de eleştirdiğimi görürsünüz.

Henüz bakmadım,
Yazı gerçekten değişmişse ve orjinalini tekrar okumak isterseniz seve seve gönderirim.

Buna rağmen bana gönderdiğiniz iletide tarafıma hakaret ettiğiniz çok açık.
Nedenini gerçekten merak ediyorum, bu hırsınız altında ne yatıyor?

Benden hoşlanmadığınızı biliyor çeşitli vesilerle duyuyorum,
Olsun, yok sayıverin gitsin, görmezden gelin, uluorta hakaret etmek size yakışmaz, yapmayın...
Erdal Kınacı eklemiş - adds | 11 Kasım 2008 Saat - Time 09:26
Fotoğrafın kişisel veri olup olmadığı tartışmasını gerçekten yapmak gerekiyor ve konuyu derinleştirmek.Bu konuda Fatih'e katılıyorum...John Lennon ile Yoko nun sevişmelerini görüntületip yayınlattıkları fotoğrafın konuşulduğu dönemi hatırladım. Kişisel haklara dair hiç bir sorun yokken ne çok konuşulmuş bir fotoğraftır. İnsanların sorunu neydi? Fotoğraftaki kendileri değildi ama sorunları vardı.

Hem görsel hemde yazınsal- biri için hakaret sayılan diğeri için sayılmayabiliyor.Gerçekten hem herbirimizin başına gelebilecek bir konu, hemde sözcüklerin gücünü aklımdan çıkarmamam gerektiğini hatırlatan bir yazı.Sözcükler her kişi için o kadar başka anlamlar içeriyor ki, hukuk ise o sözcükler üzerine kurulu bir sistem.Ve en önemlisi sanırım sen ne kadar yaşadığın sıkıntılardan bizleri koruyabilmek adına, tecrübelerini ve hatmettiğin kanunları paylaşsanda sevgili Erdal, insanoğluyuz işte sanki bize olmaz gibi davranmaya devam ediyoruz,başımıza gelene dek.

Tam olarak detayları ile hatırlamasamda şöyle bir söylem vardı; "bilgeler,sanatçılar (gerçeğinden-yani fark yaratandan bahsediyorum) olayların nedenleri, sonuçları, çözümleri ve değerlendirmelerini anlayıp dönüştürerek farklı bir biçimde/le var kılanlardır ve bu/nları konuşurlar. Biraz düşünebilenler olayları olduğu hali ile konuşanlardır.Düşünmeyenler ise, başkalarının ne yaptığı, ne yapmadığı ile ilgilenir ve konuşur, konu hep başkalarıdır. Yani dedikodu yapar,sevincini yada öfkesini döker.asla kendi yoktur ama döktükleri kendidir farkedemez. " Işığı bilen ve anlayan ışığını, bilgisini, tecrübelerini. Karanlığı bilen ise karanlığını, öfkesini.Yani herkes sahip olduğunu paylaşabiliyor.

Ben ışıklı fotoğrafların kadar ışıklı yazılarınıda çok seviyorum ve bir sonraki yazını hep merakla bekliyorum :)

sevgi ve dostlukla.
güzin tezel eklemiş - adds | 11 Kasım 2008 Saat - Time 15:07
Erdal Hocam,
Yanıt vermenin, meydan okumanın, mücadele etmenin en dürüst ve mertçesi "Fotoğraf çekmektir" Bir takım laf oyunlarıyla, süslü cümlelerin arkasına saklananlara, aslında benim niyetim öyle değildi sahtekarlıklarına inat fotoğraf çekmek gerek. Öyle ki izleyenleri, görenlerin içi erisin, gözleri büyülensin. Işığı hapsepmek yerine öylesine serbest bırakalım ki özgürlüğü çağırsın. Bırakın birileri kendilerini yargıç yerine koyarak hüküm versinler.Verdikleri hüküm ancak verenleri bağlar. Siz bu birilerini hak etmediği kahramanlar yapacak bir kavganın taraftarı olmayın. Sözünüzü fotoğrafla söyleyin, onlar sizin derdinizi fotoğrafseverlere anlatsın. Eğer konu fotoğraf ise, fotoğraf çekmek ise bırakın fotoğraflar konuşsun. Diğerleri sussun.Sussun ki fotoğrafın o sessiz çığlıkları sağır sultanları bile uykularından etsin, sussunlar ki kör karanlıklarına bir ışık hüzmesinin girebilmesini izleyecek zamanları olsun.

Dostlukla...
Fatih KISA eklemiş - adds | 11 Kasım 2008 Saat - Time 15:36
Işık yasamin kendisidir.
Herne kadar Fotograf sınırlandırılmaya calisilsa'da, O bir sekilde su yüzüne cıkacaktır. Erdal Kınacıya Bu aciklayici bilgilerinden dolayı cok tesekkür ederim.
atalay Karacaörenli
atalay Karacaörenli eklemiş - adds | 19 Kasım 2008 Saat - Time 10:50
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Adem Sönmez

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.