Güneydoğu’nun şirin kenti Urfa... Çarşısı, kentin kalbinde: Ünlü Urfa Çarşısı… Bin bir rengin dans ettiği düşler çarşısı... Rengarenk kumaşların, halıların, kilimlerin, keçenin; en gelişmiş elektronik aygıtların; bakır kazanların, Adıyaman tütününün,”kaçak çay”ın; Suriye ve Uzak Doğu kumaşlarının daha bir çok uyumlu-uyumsuz eşyanın iç içe, yan yana alınıp satıldığı, otantik bir mekan.Görünümüyle ilk gelene ve görene labirentlerinde şaşkınlıktan yolunu kaybettiren Urfa Çarşısı sanki doğal bir film seti;herkes ,senaryoya uygun,her geçen günden daha renkli oynuyor rolünü. 25 gün boyunca- aynı saatte- esnafla birlikte çarşının bir kapısından girip diğer bilinmeyen kapısından çıkmak;geceyi bir gün sonrası için tüketip, “iyi işler” ve “merhabalar” eşliğinde tekrar bu düşler çarşısında kaybolmak !.. Bu süre içinde, senaryodaki rolümü oynayıp geri döndüm. Benim için bu rolün başı ve sonu vardı; ya Urfalı için? Bu çarşının bilinir-bizlerce bilinmeyen-kapıları onlar için birer “ekmek kapısı”ydı. Yüzyılların geleneksel törenleriyle Sipahi Pazarı’nda -ya da diğer çarşının labirentlerinde - işe başlayıp, yaşamın gerçek rolünü oynayıp zamana nokta koyacaklardı.
Kısa sürede keşfedilecek, hemen kendisini ele verecek bir mekan değil Urfa Çarşısı. Nereden geldiği belli olmayan yabancı gezginler, bir düşmeye görsün çarşıya; ortasında "küçük dilini yutan", kaybolmak telaşıyla çarşının orasına burasına koşuşturup çıkış yolunu soran;gördüğü ilgi karşısında Gümrük Hanı Kıraathanesi'nde şef garson Mahmut' un 'mırra'sını (bir çeşit kahve) tatmadan ayrılmayan gezginler !.. Eh 'mırra' içmenin adabını da öğrenmeleri haneye yazılan bir kazanç onlar için; bir de o an'ı dondurmuşlarsa fotoğraf makineleriyle, ülkelerinde anlatacak çok şeyleri olacak bu gezginlerin...
Geçmiş yıllarda kısa süreli uğrayıp 10-15 kare fotoğraf çektiğim Urfa Çarşısı’nda, bu kez detaylı bir çalışma yapacaktım; Önce yeni demi açılmış çayımızı içtik doyumsuz sohbetler eşliğinde; sonra da işime koyuldum. Bazen istenmeyen bir nesneyi ortadan kaldırarak, ya da yerini değiştirerek; bazen de “mıntıka temizliği” yaparak !.. Önce esnaf bu işe şaşırdı; ilerleyen günler içinde esnaflar gönüllü asistanlığımı yapıp, yardımlarıyla işimi kolaylaştırdılar. Doğrusu çarşının doğal akışına müdahale etmedim; dakikalarca beklediğim uygun bir yerde an’lar ‘kara kutu’mda birer birer donmaya başladığında ilk heyecanımı yenip sonra küçük ricalarla çalışmayı sürdürdüm. Ağır bir üçayak, flaşlar ve reflektörlerle hızla akıp geçen zamanı durdurmak hiç de kolay olmadı; bin bir yönden gelen ışık yansımaları, çok çeşitli yapay ışıklar; geçen günlerin ardından- çekim sonuna doğru-esnafın yine de yardımını esirgemeden “Yahu hâlâ bitiremedin mi?” sızlanmaları... Eh, mutlaka bitirip, dönecektim. Temmuz ve Ekim aylarında iki kez gittim Urfa kentine. Ekim ayında yağan güz yağmurlarıyla oldukça rahatladım. Okulların açılması ve hasat mevsiminin bitmesiyle kent canlanmış, daha da renklenmişti. Harran’dan gelen -eli, yüzü dövmeli-köylü kadınlar, Akçakale’den giriş yapmış Suriyeli tüccarlar, başları kefiyeli erkekler ve el ele tutuşmuş üniversiteli gençler kenti oldukça hareketlendirmişti. Patlıcan ve ciğer şiş kebap kokuları yine Urfa’da olduğumu anımsatıyordu. Küçük bir kamyonet kadar yük taşıyan motosikletler, eşeğini hızla karşı kaldırıma geçirip elektrik direğine bağlayan alıcı ve satıcılar; diğer yanda cep telefonuyla konuşurken lüks otomobiline çarşı önünde park yeri arayan sürücüler; vitrinleri margarin ve kırmızı acı biberlerle süslü dükkanların önünden alış-verişi bitirmiş köylülerin koşuşturmaları hep bildik görüntülerdi. Çarşıyı gezerken birden bire içine düştüğüm Güvercin kahvelerine ne demeli? Güvercinin her türlüsünün alınıp satıldığı bu mekanların en ünlüsü ise Çardaklı Kahve’ydi. 400 güvercin sahibi “Şemsettin Ağa” ve güvercinlerinin takla atanı, atmayanı; küpelisi, halhallısı da objektifime birer birer takıldılar.
Bu düşler kenti Urfa şehrinden çekim sonunda böylesi bir günlük çıktı ortaya: Çarşın binbir çeşit, kendisi gibi binbir renkli ışığıyla filme yazılan /kazınan bir öykü...
Erdal YAZICI www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.























FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :
Erdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Başlarken
Siyah Beyaz : Erdal Yazıcı
Erdal Yazıcı : Deprem
Her Fotoğraf Bir Öykü 5
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"