Ulaşılması zor bir kentti İstanbul; ‘ekmek kapısı’ oluşu ve sanal dünyasındaki ışıltılı yansımaları hep çekim gücü oldu bu kent için. Bir de popülist yaklaşımların etkisi ve kışkırtmasıyla bu kente ‘kapağı atmak’ adeta bir kurtuluşla eş anlamlı oldu.
Sessizce gelip kentin kıyısına yerleştiler; ne iş olursa yaptılar; birçok meslek onların buluşuydu. Hemşerileriyle aynı mahallede, kıraathanede, işyerlerinde birlikte oldular; İstanbul’un içinde yaşıyorlardı ama hep dışında kıyıda-köşede kalmak tercihleriydi; bunu kültürlerini korumak, bu kentte var olmak adına yaptılar. Hep kapalı kaldılar, uzak durdular bu kente; İstanbul onlara o kadar uzaktı ki? İşleri gereği kente indiler; bir de hastalıklarında... Sokaktaki çocuk Gülhane Parkı’na bir bayram günü gitmişti; İstanbul onun için sadece oturduğu sokak ve Gülhane Parkı’ydı; bir de sünnet olduğunda ailesi onu Eyüp Sultan’a götürmüştü. Yaşadığı bu kentte köyünün yaşamı, yaylasının suyu-havası rüyalarını süsler olmuştu! Ama tatillerde köylerine gittiklerinde yaşıtlarının gözünde onlar artık birer İstanbulluydu! Kendilerine göre farklılaşmış yaşam tarzlarıyla onlar artık o köylü olamazlardı: “İki arada, bir derede” kalmışlardı.
Kent onlar için ne anlama geliyordu? Onlar nereliydi? Her sokak başında "hemşerim memleket neresi" sözünü duymayanımız var mı? On yıllarca bu kentte yaşadıkları halde neden hala İstanbullu olamadılar; yoksa bu kent mi onları dışladı.
Hep toplu halde, bir arada yaşadılar; aynı lehçeyi konuştular; birbirleriyle kız alıp verdiler; aralarına, sokaklarına, mahallelerine “yabancıyı”(!) sokmadılar. Hemşerilik kültürüyle yaşadılar. Kendilerinden sonra gelecek kuşaklar nasıl yaşayacaklar dersiniz; İstanbullu, bu kentli olabilecekler mi?
İstanbul’un kıyısındaki mahallelerde, sokaklarda, sur diplerinde, köprü altlarında, bir cami avlusunda ya da bir türbe girişinde objektifimi her çevirişimde yukarıdaki sorular yordu beni. Eyüp’ten Eminönü’ne değin Haliç kıyısı sokakları, Küçükpazar’ın Tahtakale’nin izbe sokakları ve hanları; cami avluları, türbe girişlerinde donup kalan fotoğraf karelerinin her biri soru işareti. 
İstanbul'un -20 yıldır gezdiğim- birçok sokağında gözle görülür bir doku değişimi olmuştu. Ayvansaray, Fener ve Balat'ın "madamları" yitmiş, gitmiş, yerine farklı kültürlerin "göç insanları" gelmişti. Yaptığım çalışmalarla İstanbul'un farklı bir yüzü ortaya çıktı: Kentin farklı bir kesitinin günlüğünü anlatan fotoğraflar... Yeni yüzyılda hala yanıtını veremediğim birer soru işareti olan İstanbul kentine uzak insanların, insanlara uzak İstanbul kentinin kara kutuda donup kalan 'resimleri'...
Erdal YAZICI
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
















FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :
Erdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk Dünyam
Erdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Bir Çarşı Günlüğü
Erdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Başlarken
Siyah Beyaz : Erdal Yazıcı
Erdal Yazıcı : Deprem
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"