Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jose A Gallego

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Ayşegül Kanbak

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Ana Sayfa - Main Page > AĞUSTOS 2007 SAYISI > Erdal Yazıcı : Deprem
Erdal Yazıcı : Deprem


ORADA KİMSE VAR MI?

 

Türkiye bir deprem ülkesidir. Ülke olarak bu gerçeğin bilinci ile yaşamaya alışmak ve her zaman hazırlıklı olmak zorundayız. Sadece, son yirmi yıl içerisinde dört büyük deprem yaşamış olan ülkemiz, 17 Ağustos 1999 Salı günü saat 03.02 de,  yine 45 saniye süreyle sarsılmıştır. Büyüklüğü 7.4, merkez üssü Kocaeli-Gölcük  olan Marmara depremi yüzyılın felaketi olarak kabul edildi.

        

Türkiye nüfusunun yaklaşık üçte birinin yaşadığı bölgede gerçekleşen deprem büyük can kayıplarına ve hasara yol açmış olup,  bu trajedinin neden ve sonuçları günümüze kadar ciddi bir şekilde tartışılmıştır. Resmi rakamlara  göre Marmara depreminde 17 bin 840 kişi ölmüş,  43 bin 953 kişi yaralanmış,  505 kişi sakat kalmıştır. 285 bin 211 konut, 42 bin 902 işyeri hasar görmüştür.[1]

 

Göçün, sanayileşmenin ve kentleşmenin yoğun olarak yaşandığı, ticaret, eğitim, sağlık tesislerinin ve altyapının en fazla  gelişmiş olduğu Marmara bölgesinde meydana gelen  felaket sadece depremi yaşayanları değil, toplumun tüm kesimlerini etkilemiştir. Bir doğa olayı olan depremin gerekli önlemler alınmazsa kabul edilemez sonuçlarla felaketlere dönüşmesinden gerekli dersleri çıkararak, bu gibi felaketlerin tekrar yaşanmaması için alınacak önlemleri belirlemek konusunda tüm ülkede bir çaba hakim olmuştur.

 

17 Ağustos 1999 tarihinde yaşanan Marmara depremiyle birlikte, yüz ölçümünün  % 92’si, nüfusunun % 95’i, sanayisinin % 98’i,  1.ve 2. derecede deprem bölgelerinde olan  ülkemizde, son yüzyılda büyüklüğü 5’ten fazla  olan 130 deprem yaşanmış olmasına, bu depremlerde yaklaşık 80 bin kişinin  yaşamını  yitirmesine, 150 bin kişinin yaralanmasına, yaklaşık 600 bin konutun hasar görmesine rağmen sessiz kalan  kamuoyunda bugüne kadar rastlanmayan bir ölçüde  tepki ve ilgi ortaya çıkmıştır. Bu tepki ve ilginin temel nedeni depremin yarattığı kayıplar nedeniyle  son yüzyılda insanlığın yaşadığı  en büyük felaket olarak nitelendirilmesi gelmektedir. Bununla birlikte depremin, ülke nüfusunun üçte birinin yaşadığı, gayrisafi milli hasılanın % 40’nı, sanayi katma değerinin  % 46.7’sini oluşturan bir bölgeyi etkilemesi ve Devlet Planlama Teşkilatı verilerine göre 9 ila 14 milyar dolar  arasında  ekonomik kaybın meydana gelmesi de  kamuoyunun tepki ve ilgisinin  yoğunlaşmasının başlıca nedenleri arasındadır. Başka bir neden ise, ülkemizin nerdeyse tamamının deprem kuşağında olmasına ve bir çok deprem yaşamamıza rağmen, böyle bir felakette ne kadar hazırlıksız olduğumuzun ortaya çıkması olmuştur.

     

Hepimiz,  yaşanılan bu insanlık dramında  kendi payımıza düşen  sorumluluğun ağırlığından kurtulabilmek adına, 17 Ağustos 1999 tarihini  Milat olarak kabul edip, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına, olası depremlere karşı  bir daha hazırlıksız yakalanmayacağımıza dair  ortak irade beyanında bulunduğumuz sırada  12 Kasım 1999 Düzce depremi,  meydana gelmiştir. Düzce’de yaşanan deprem, Marmara depreminin  meydana getirdiği acılara bir yenisini  eklenmiş, 17 Ağustos 1999 depreminden  etkilenen  Bolu ve  Düzce bir kez daha yıkılmıştır. Kısacası, 12 Kasım 1999 Düzce Depremi, yaşanmakta olan acı ve yıkımları tüm boyutları ile biraz daha artırmış , ülkemizin ve bizlerin  depremler konusunda ne denli hazırlıksız olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

 

Özellikle 1950’lerden itibaren, bilimi ve tekniği dikkate almadan, plansız kentleşmenin, kaçak bina yapımlarının  büyüme kabul edildiği, üretimin yerini rant ekonomisinin aldığı, arsa ve toprak rantından elde edilen haksız kazançların meşru kılındığı bu sosyal düzende, bilim çevrelerimizin, tüm uyarılarına karşın, insanlık trajedisi haline gelen deprem gerçekliği gerek ülkeyi yönetenler gerekse toplumun çok büyük bir kesimi tarafından yeterli derecede dikkate alınmamıştır. [2]

 

Bu deprem insanlara çok önemli bir gerçeği daha gösterdi. İnsanları deprem değil; sağlıksız binalar, inşaatlardan çaldıkları malzemelerle servet yapan müteahhitler öldürür.20 Ağustos 2002 yılında depremde yaptığı binaların bir kısmı yıkılan bir iş adamı ile ilgili yayınlanan bir haberde iş adamı, yıkılmasından sorumlu tutulduğu 400 konutun açıklamasını şöyle yapıyor:

-“Çınarcık’ta 3 bin 100 konut yaptırıp sattım. Bunlardan 400 tanesi yıkıldı. 2 bin 100 tanesi ise ayakta. Bendeki yıkıntı oranı yüzde 14’tür. Yıkılan konutların da zemin etüdü raporunu aldım. Zemini çürük çıktı.”

-“Bu raporu, evleri yaparken alsaydınız da bu acılar yaşanmasa daha iyi değil miydi?” sorusunu,

-“Bir kere bunun çaresi yok ki.” şeklinde cevaplamış.

 

 

Peki şu anda bu kişi ne yapıyor? Yeniden müteahhitliğe başladı!

“Şu anda profesyonel anlamda müteahhitlik yapmıyorum. Bilgi, beceri ve tecrübelerimi müteahhit arkadaşlarımla paylaşıyorum. Depremden ders aldım. Şu anda yaptırdığımız villaların tamamı depreme son derece dayanıklı.”  [3]

 

Şimdi ucuza maledilmiş çürük beton kolonla¬rın 20 küsur bin cana mezar olduğu Marmara'da "Bu başını¬za gelenler yaşadığınız günahkâr hayata karşı Tanrı'nın ga¬zabı" diyen hocalara, üniversitelerin yerbilimcileri "Hayır, bunlar yer haritalarında gördüğümüz çatlakların eseri" diye karşılık veriyorlar.

Niye Yüce Richter, Japonya'da aynı oranda öfkelendiğin¬de aynı çatlaklar aynı sayıda can almıyor öyleyse?..

Niye yerkabuğu Adapazarı'nı damar damar çatlattığında sadece ucuza mal edilmiş evleri vuruyor?

Teologlar ya da jeologlar bunun cevabını bilemeyebilirler.

Ama sosyologlar biliyor:

Nedeni yoksulluktur! [4]

 

Unutmayalım ki; insanları öldüren deprem değil, en ufak bir sallantıda birer mezar haline dönüşen evlerdir. Biraz daha az para vererek sahip olunan o evler, bir gün hepimizin  son nefeslerini verdiği moloz yığınları haline dönüşebilir. Bir daha depremler yaşanmasın deme şansımız yok, çünkü deprem kuşağında olan bir ülkeyiz. Sadece bu felaketi daha hazırlıklı karşılamak ve daha az hasarla yaşamayı dilemekten başka çaremiz yok.

 

Yazı : Ayşegül KANBAK

 

KAYNAKLAR

 

[1] http://www.belgenet.com/deprem

[2] www.mimarist.org/komisyon

[3] Işın, G. (2004), PiVOLKA, 3(13), 7-11

[4] Can Dündar




Slayt şovun yüklenmesi bağlantı hızınıza göre zaman alabilir... Lütfen bekleyiniz...



Fotoğraflar : Erdal YAZICI "Deprem"
www.erdalyazici.com



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 6 yorum, 1-6 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
17 ağustos 1999 depremini yasayan biri olarak yazıyorum,
İnsanoğlunun zorluklara ne kadar dayanıklı olduğunu anladım simdi,daha iyi...
Hayatlarımız ne içler acısı hale gelmiş,biz yasadık bunları,biz gercekten gördük,gercekten kokladık.
Ama simdi daha bi etkilendim,ağlamaklı oldum sanki...
Ellerinize,yüreğinize sağlık,
Bide hani resimler küçük küçük yukardan geçiyor ya bana, hayatlarımızın nasıl film şeridi gibi aklımızdan geçtiğini hatırlattı.
Teşekkür ederim bunları yansıttığınız için,unutmamamız lazım bu yasananları.Unutarak en büyük ihmalkarlığı yapmıs oluruz...
Esma Gül
esma gül eklemiş - adds | 01 Ağustos 2007 Saat - Time 16:57
hatırlattığınız için teşekkürler...
şule tüzül eklemiş - adds | 02 Ağustos 2007 Saat - Time 11:56
"Deprem" konusunu işlediğiniz için çok teşekkür ederim. Ülkemizin alın yazısı olan bu "felaketin" üstesinden gelecek olanlar bizleriz ve geçmişde yaşananların ışığı altında daha sağlam bir gelecek kurmak için de sağlam binalara, sağlam binalar için sağlam bir ekonomiye ve sağlam bir ekonomi için çalışkan insanlara ve o insanlara insan dememizi sağlayan sağlam bir ahlaka ihtiyacımız vardır. Geçmişte yaşanan günlerin sorumlusu bizleriz ve gelecekte yaşanacakların da. Yani sorumluluğu üstlenmek ve depremin üstesinden gelmek lazım. Genç bir inşaat mühendisi olarak bu yolda ilerliyorum ve bu yolda ilerleyenlere de yolunuz açık olsun diyorum...Sevgilerle...
Kaan Bingöl eklemiş - adds | 06 Ağustos 2007 Saat - Time 17:47
Ulusal tarihimizin en büyük kayıp ve acılarından birini fotoğraflarla belgeleyerek, fotoğrafın gücünü ve geleceğe yönelimini kanıtladığınız ve etkileyici fotoğraflarınız eşliğinde anımsattıklarınız için teşekkürler...
figen aydoğdu eklemiş - adds | 26 Ağustos 2007 Saat - Time 00:40
Merhabalar,

Küçük bir eleştirim olacak. Fotoğrafların sunuş tarzı fotoğrafların etkisini azaltmış ve izlenebilirliklerini düşürmüş. Daha sade ve navigasyonu izleyicinin kontrolünde olan bir yöntem daha yerinde olurmuş diye düşünüyorum.


Selamlar.
A. Murat Eren eklemiş - adds | 31 Ağustos 2007 Saat - Time 20:41
Erdal abicim ,emek-estetik-duyarlılık dolu fotoğraflarını her yerde her zaman izlemekten onur duyan biri olarak, o sıkıntılı zamanları bize unutturmamak için çektiğiniz fotoğrafları bizimle paylaştığınız için tşk. ederim.
Hicri TUNÇ eklemiş - adds | 10 Kasım 2007 Saat - Time 18:32
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.
Onay Kodu - Security Code

Ara - Search

EİF En İyi Fotoğrafım

  

 

 

 

TFSF Onaylı Ulusal Yarışmalar

National Photo Contests Under TFSF Patronage

31 Temmuz 2008  ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Adaların Sesi"

06 Ekim 2008  BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"

16 Ekim 2008  AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.