AFRİKA’NIN GÖZLERİ
TANZANYA
Bazı yerlerle ilgili klişe sözler vardır, tıpkı “Afrika’yı görünce hayata bakışınız değişecek, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” gibi... Bu tür yorumları hep şüpheyle karşılardım. Ta ki, adımımı attığım an itibarıyla, havasıyla, insanıyla, doğası ile Afrika beni kavrayana dek... Sıcacık, hareketli, farklı... Normalde tatile çıktığınızda şehir-iş hayatının stresinden kurtulmanız için üç-dört gün gerekir. Oysa, Afrika’da ruh haliniz birkaç saatte olumlu yönde değişiveriyor...
Tanzanya, Afrika’nın doğusunda, Kenya’nın güneyinde, Hint Okyanusu’na komşu bir ülke. Aman çok uzaklarda, Avustralya civarındaki, benzer adlı Tazmanya ile karışmasın: Afrika Kıtası’nı tombul bir “T” harfi gibi düşünürseniz, dik çubuğun en üstünde, sağda yer alıyor Tanzanya. Türkiye’den biraz daha büyük bir alana yayılmış, nüfusu bizim yarımız kadar. Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik Endeksi’ne göre 179 ülke arasında 152. imiş (karşılaştırmak açısından: Türkiye de parlak değil aslında, 76. sırada). Kısaca, Tanzanya, ünlü Kilimanjaro Dağı’nın bulunduğu, kişibaşı geliri Türkiye’dekinin yirmide biri ile fakir mi fakir, bir o kadar da güzel insanların ülkesi.

19. yy sonlarını Alman kolonisi, 20. yy’ın ilk yarısını ise İngiliz mandası altında geçiren iki bölge, anakaradaki Tanganyika ile Zanzibar Adası, 1960’larda bağımsızlıklarını kazanmış. Birleşmelerinden de 1964’de bir cumhuriyet olan Tan+zanya doğmuş. Nam-ı diğer “Jamhuri Ya Muno Wa Tanzaniaunga”...
1970’lerde fırlayan petrol ve düşüşe geçen emtia fiyatları Tanzanya ekonomisini felce uğratmış. Önce Çin’den medet uman ülke, 1980’lerde ise aynı Türkiye gibi IMF’nin acı reçetelerine yönelmiş.
Tanzanya nüfusunun yaklaşık üçte biri Müslüman, üçte biri Hıristiyan. Tek tanrılı dinler eski inançlarla o denli iç içe geçmiş ki, yolda rastladığınız mahşeri bir kalabalığa karıştığınızda, insanların şifa dağıtan Hıristiyan bir “peygamber”den medet umduklarına şahit olabiliyorsunuz. Ufak kağıtlara yazdıkları dileklerini, sağlı sollu oluşturulan insan koridorundan geçmekte olan aziz liderlerine ulaştırmaya çalışan yüzlerce insan...

Afrika’da pazar yeri renk cümbüşü demek… Bazen bir başlık, bazen bir örtüdeki akıllara durgunluk verecek kadar çarpıcı renkler ve desen çeşitliliği ile…
“Swahili”, Doğu Afrika’da, Kenya, Tanzanya, Uganda gibi ülkelerde konuşulan yerel bir Afrika dili. Arapların bölgedeki egemenlikleri sırasında Arapça etkisine giren Swahili, ismini de, konuşulduğu sahil bölgesine atfen Arapça “sahil” kelimesinden almış. Günlük hayatta kullanılan birçok kelime Türkçe’deki Arapça kökenli kelimelere o denli benziyor ki, pek yabancılık çekmiyorsunuz:
Merhaba = Salam (selam), habari (haber?)
Günaydın = Habari za asubuhi (sabah?)
Teşekkürler = Shukrani (şükran), ahsante sana
Erkek – Kadın = Baba - Mama

Afrika’da karayoluyla tek katlı barakaların çevrelediği köylerden geçerken gözünüz devamlı rengârenk insanlarda kalıyor. Doğal olarak bazen dayanamayıp, inip, aralarına karışıyorsunuz. Yapışkan Sultanahmet satıcılarına benzeyen birkaç genç dışında size ilişen de pek olmuyor.
Arusha-Ngorongoro yolu üzerindeki bir köy. Biraz ileride, kalabalık toplanmış, bir buldozerin yol yapımı için evleri yıkışını seyrediyordu. Ne tek bir protesto, ne ağlayanlar, ne TV yayın ekipleri, ne de tutuklanan insanlar… Sadece sakin sakin seyreden, ihtiyarı, genci, onlarca insan…
“Kara kaçan” eşliğinde yürüyen Masai’ler...Ngorongoro Krateri
Tanzanya’nın kuzeyinde yer alan Ngorongoro Krateri (telaffuz ederken baştaki “n” harfi okunmuyor) 260 km2’lik bir alana yayılıyor ve denizden

Yerel bir okul öğrencileri açık hava müzesini ziyaret ederken yavru fil ailesinin koruması altında ilerliyor...
Ngorongoro 25.000 büyük memeliye ev sahipliği yapıyor. Bu memelilerden biri de Thomson Ceylanı.
İsmini gezgin Joseph Thomson’dan alan “Tommy”, Afrika’nın yüksek platolarındaki uçsuz bucaksız çayırlarında, yani “savana”larda yaşayan bir ceylan türü. 60-90 sm yüksekliğinde, 13-
Zebra ve Afrika antiloplarıyla iyi anlaşan, saatte 80 km’ye ulaşabilen Thomson ceylanlarının en büyük düşmanları ise, başta çita olmak üzere büyük kediler. Kısa mesafede dünya rekortmeni çitaya karşılık, Tommy uzun takiplerdeki performansı ve ani dönüşlerdeki görece üstünlüğü ile en büyük düşmanından kaçabiliyor. Yine de, bu özellikler, yavruların yarısının ergenliğe ulaşmadan büyük kedilere yem olmasını engelleyemiyor.

Zebralar kendi aralarında yüz mimikleri ve seslerle iletişim kurar, sık sık koklaşır ve birbirlerini kaşırlar. Anne zebralar 12-14 aylık bir gebelikten sonra tek bir yavru dünyaya getirir. Yavru doğrumdan 20 dakika sonra koşmaya başlar ve annesinin yanından ayrılmaz.
Ngorongoro’nun batı yakasındaki terastan günbatımı. Bu görsel şölenin sonuna doğru ay gökyüzünde belirmeye başlamıştı...Zanzibar Adası
Zanzibar ismine ilk kez İstanbul Teşvikiye’deki bir kafe-restoranın tabelasında rastlamıştım. “Nedir bu Allah aşkına, bir içecek filan mı?” diye sorduğumda, “Afrika’da bir ada” demişlerdi. Aradan yıllar geçti. 2006 yazında o restoranın sahibinin ilham aldığı yere gitme mutluluğuna eriştim ve Zanzibar isminin Farsça “Zenciler sahili”nden geldiğini öğrendim...
Zanzibar’ın başkenti Stone Town sahilinden Hint Okyanusu’na has bir balıkçı teknesi...
Matemwe kumsalından bir görüntü...Zanzibar, Afrika’nın doğusunda, Van Gölü’nün yarısı büyüklüğünde bir ada. Nüfusu bir milyon olan Tanzanya’ya bağlı özerk bir bölge. Ayrı bir meclisi var.
Stone Town’da, sokak arasında eserlerini sergileyen bir ressamın tabloları... Her biri kendi içinde uyumlu ve estetik. Ancak, bir araya gelince nasıl bir renk cümbüşü sağlıyorlar değil mi?Geçmişte Umman’ın başkenti ve Doğu Afrika köle ticaretinin merkezi olan ada, Tanzanya’da Arap kültürünün en çok hissedildiği yer. Halkının %99’u müslüman. Ancak, çok fazla Müslüman turist görmediklerinden olsa gerek, havaalanından bindiğimiz külüstür minibüs taksinin dişleri dökülmüş sahibini Müslüman olduğumuza ikna etmek için bayağı ter dökmüştüm. Bunu başarmak için hayatımda ilk (ve inşallah son kez) üçlü çeker gibi şöförle karşılıklı Fatiha Suresini okumuştuk. J
Stone Town sahilinde, günbatımını görüntüleyen babasının yanında balerin gibi bir kız...Hindistan’dan göçmüş Acem kökenli bir aileden gelen, babası İngiliz hükümeti için çalışan bir muhasebeci olan Faruk Bulsara 1946’da Stone Town’da doğmuş. Biz ise onu daha çok Queen Grubu solisti Freddie Mercury olarak tanıyoruz.
Belki de Bohemian Rhapsody’nin meçhul ilham kaynağı Mercury’nin çocukluğunu geçirdiği Zanzibar’dır, kimbilir?
Zanzibar Adası’nın Matemwe kumsalında, delik deşik sarı elbisesini üzerinde bir prenses edasıyla taşırken yağmur altında poz veren Afrikalı bir kız.
Michamvi kumsalı. Geleneksel kayığıyla karşı kıyıya yolcu yaşımak üzere hazırlık yapan delikanlı uzun sopasıyla henüz gel-gitle tam derinleşmemiş sularda ilerliyor.
Kayığı bekleyen anne ve kızı.
“Hayata tutunmak…”
Yolda karşılaşıp izin isteyerek fotoğrafladığımız öğrenci grubu içinden Zanzibarlı Müslüman bir kız.
Stone Town’da geceleri sahile paralel kurulan gece pazarı bir ilgi odağı. Burada Hint Okyanusu’ndan çıkarılmış envai çeşit deniz ürününü bulmak mümkün.
Zanzibar ayakkabı üreticileri için “bakir” bir pazar...
Zanzibar’da en eskisi 1694 yılından kalma 560 tane oymalı kapı bulunuyor... Araplar geometrik motifleri tercih ederken Hintliler yandaki gibi bitki desenlerini kullanmışlar…Stone Town’da, kaldığımız otele yakın bir Kuran kursu vardı. Gelip giderken bir gün kapısı açıkken yakaladım ve kapı eşiğinden içeriyi seyretmeye başladım. Beyaz entarili çocuklar yerde bağdaş kurmuşlar, okuyorlar, başlarında ise sakallı bir hoca. Ancak, hoca disiplin kurma işini bir “ağabey”e havale etmiş. Sınftakilere göre birkaç yaş daha büyük olan “ağabey” ise, işi fazla ciddiye almış olmalı ki, elinde iki metrelik bir sopa, konuşanın kafasına indiriyor ! Ben gözlerim büyüyerek olanları seyredalmışken aklıma fotoğraf çekmek geldi. Makineme uzandığım anda, hoca beni gördü, hışımla yanıma geldi. Bir-iki gün önce taksi şöförü ile kurduğum yakınlığa güveniyordum ama, bu sefer din kardeşliği sökmedi, ben Müslüman olduğumu gevelerken, hoca kızgın bir ifade ile kapıyı yüzüme çarpıverdi.
Yolda fotoğrafını çekme teklifimi gülümseyerek kabul eden bir kız.
Stone Town'un dar sokaklarından biri. Sabah saat yediyi biraz geçmiş. Ufaklık, yanıbaşındaki annesi ve kardeşinin varlığına rağmen, sokak kapısı eşiğinden, dilini anlamadığı yabancının objektifine ürkek ürkek bakıyor.
Zanzibar Adası'nın kuzeyindeki Matemwe kasabasında, derme çatma evler arasında, çakmak bakışlı bir genç kız... Kızın gözlerinden yansıyan kişinin aklı ise, her ne kadar pek net görülmese de J, Afrikalıların nasıl bu kadar fotojenik oldukları ile meşgul...
Bu aslanlar da nereden çıktı? Artık bir başka sefere, bu güzel hayvanların vatanı Masai Mara – Kenya’ya şöyle bir uzanırız... J
Erdem KÜTÜKOĞLU
http://www.fotokritik.com/kullanici/Erdemk
(*) Bu yazı, www.photonmagazine.com Mayıs sayısında çıkan yazının genişletilmiş halidir.
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
e-Panel
M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı
Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi
Anadolu Fotoğraf Dergisi