Arşivimizden  - From Our Archives

 

Erwin Olaf

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Ali İhsan Ökten

Atakan Dürüst

Aydan Çınar

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

Hasan Sönmez

Hülya Yeltepe

İmren Doğan

Levent Yıldız

Mehmet Uçkun

Pınar Dağ

Şebnem Aykol

Şebnem Evren

Tuba Döner

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES

 

Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > NİSAN 2009 SAYISI - APRIL 2009 ISSUE > Erdil Yaşaroğlu ile Penguen Dergisi ve Karikatüre Dair
Erdil Yaşaroğlu ile Penguen Dergisi ve Karikatüre Dair

 

“20 milyon gencin olduğu bir ülkede, bir mizah dergisinin 60 – 70 bin satması az geliyor bana. Ancak bu baskı dünyaya göre de yüksek bir tiraj.”

 

“ Çizgi tüme varımın başlangıcı, bitmeyene doğru başlatılan bir kalem oyunu gibi! Ne kırmak mümkün kalemi ne noktalamak çizgiyi… Çizgi sürer, çizer biçimlenir, varolmanın teması mizahlanır durmaksızın. Üstü siyah çadırla kaplı sirk alanı gibidir çizerlerin ruhları; görürler, hissettirirler, güldürürler ama en çokta ağladıklarına işaret ederler acı acı…”

 

 

Söyleşi ve söyleşi fotoğrafları: Pınar DAĞ

Kısıtlı bir zaman diliminde de olsa, Erdil Yaşaroğlu’nu, Penguen Dergisi binasında rengârenk odasında ziyaret etmek ve gülmekten öte düşünmeye sevk ettiren yanıtlarını kayda almak güzel bir tecrübe oldu. Söyleşi, çizerliğe heves eden birçok kişiye yön verebileceği gibi, aksine de neden olabilir.J  Alay etmekle - hicivlemek arasında ki ince çizgiyi usta bir cerrah gibi titizlikle yapmaya çalıştıklarını, en büyük dertlerinin “espiri bulmak olduğunu J  belirten Yaşaroğlu, hükümet ya da parti takıntımız yok ama “İşsizlik oranı Cumhuriyet Tarihinin En Yüksek Rakamına Ulaşarak Rekor Kırdıysa” birilerinin bu konu hakkında bir şey söylemesi gerekiyor diyerek, Türkiye’nin politik haritasını çizdi!

 

Erdil Yaşaroğlu: Çok zor sorular var mı?

 

Pınar Dağ: Yok J Bir dizi soru hazırlayarak gelmediğimi belirtmek isterim.

 

Erdil Yaşaroğlu: Ben konuşurum…

 

Pınar Dağ:  Başlıyorum o zaman. Erdil Yaşaroğlu güne uyandığında kafasında bir karikatür, resim veya bir çizgiyle mi uyanıyor?

 

Erdil Yaşaroğlu: JJKeşke öyle olsa…

 

Pınar Dağ: Hayat hep öyle midir?

 

Erdil Yaşaroğlu: Öyle değil işte…J Hadi aklıma bir espiri gelsin diye beklersem ayda bir tane ya da iki tane gelir. O da dergi için yetmiyor. Çünkü haftada 50 tane falan espiri bulmam lazım. Çünkü onları eleyerek eleyerek, 15 tanesini dergiye çiziyorum. O yüzden haftalık bir iş yaptığın için, oturup çalışman gerekiyor. Espiri öyle “ Heyo ” diye gelen bir şey değil. Bunun için yaklaşık 3 günümü ayırıyorum. Sabah kalkıp bir tane espiri aklıma gelirse çok mutlu olurum tabii ki. Benim için büyük bir şans olur. Nimet olur yani. Öyle mi denir?


 

Pınar Dağ: Evet.

 

Erdil Yaşaroğlu: İşte büyük bir nimet olur. Oturup çalışıyorum günde 5 saat, 10 saat.

 

Pınar Dağ: Sıkılmıyor musunuz?

 

Erdil Yaşaroğlu: Tabii ki oluyor.

 

Pınar Dağ: O zaman farklı bir meslek yapmayı istediğiniz oldu mu? Beynin dinlendiği bir meslek gibi…

 

Erdil Yaşaroğlu: Haa o açıdan mı? Farklı meslekler de yaptım ben. Karikatürden vakit bulduğumda televizyonculuk yaptım, reklâmcılık yaptım. Derdi olan adamlardan biriyim ben. Derdin varsa da bir şekilde ifade etmen gerekir.


 

Pınar Dağ: Bitmiyor mu bu dertler!

 

Erdil Yaşaroğlu: Dertler bitmez ki. Dert dediğim öyle klasik Türk halkının “Oyy Oyy çok derdim var” derdi değil. Bir şeyler hakkında fikirlerim anlamında söylediğim şey. Dünyaya bakıyorsun, her şey hakkında bir şey aklına geliyor ve paylaşmak istiyorsun. Ben bunu en iyi yaptığım yol olarak kendimce karikatürü buldum. Onu yapamasaydım heykel okudum onu yapardım.

 

Pınar Dağ: Yapmıyorsunuz sanırım!

 

Erdil Yaşaroğlu: Hobi olarak yapıyorum. Fotoğrafçı olurdum ya da ressam olurdum. Bir şey iletmem lazımdı yani topluma ulaşmam lazımdı. Veya hiçbir şey yapamazsam, Taksim Meydanına sandalye koyar üstüne çıkıp bağırırdım. Yani en yapamayacağım şey. Yoksa benden mühendis, doktor falan pek beklemeyinJ  Neredeyse 40 yaşıma geldim ve şimdiye kadar yapmadıysam bundan sonra hiç yapmam.


 

 

“Derginin okur sayısının yarısı kadın ve dergide bir tane kadın çizer var. O da üzücü bir şey. Onların derdini anlatacak birkaç tane daha olsa keşke!”

 

 

Pınar Dağ: Çok erken bir yaşta sevdiğiniz şeyi yapmaya başlamışsınız! Şanslısınız.

 

Erdil Yaşaroğlu: Doktorlar 20 yaşında başlıyor eğitime belki daha geç ama ben 10 yaşımda başladım karikatür çizmeye. 18 yaşımda profesyonel oldum ve tabii ki öyle olunca kariyer erken başlıyor küçük yaşta olduğun için.

 

Pınar Dağ: Türkiye için bir istisna mısınız yani?

 

Erdil Yaşaroğlu: Yok benim gibi çizerler var aslında.

 

Pınar Dağ: Çizerler demişken çok dikkatimi çekiyor kadın çizer yok dencek kadar az. Size başvuran gençler arasında hiç yok mu kadın çizer?

 

Erdil Yaşaroğlu: Genelde gelmiyor. Üzücü bir şey bu tabii ki. Az geliyor. Birçok nedeni olmalı bunun. Bunu ben cevaplayamayabilirim. Çok tahmini bir şey olacak belirteceğim şey ama gözlemlediğim kadarıyla ve bunca zaman karikatür dünyası içinde olduğum için belirteyim. Birincisi bu işin okulu falan olmadığı için çok tırmalayarak geldiğiniz bir yer bu meslek. Yani benim için hep böyle bir süreçti. Her hafta gelip, kapısında bekleyip, abi bak işte bunları çizdim, bakın edin diyerek zorla girmeye çalıştım, onlarda çok ilgileniyorlardı. Ama böyle bir yol yordam pek yok. Şansın çok az. Binlerce kişi çiziyor ama bir – iki kişi dergiye girebiliyor. İşte şartlar böyle olunca erkekler biraz daha cebbal olabiliyorlar bu açıdan. Aile desteği alma konusunda tabii ki kızlar biraz daha zorlanıyor olabilir. Bir de kızlar çok daha az ilgileniyorlar.

 

Pınar Dağ: Gülmekle mi?

 

Erdil Yaşaroğlu: Yok gülmeyi çok seviyorlar tabii ki. Okuyucularımız çok var. Orada bir şey yok! Yarı yarıya gibi. Kadın erkek ayrımı pek yok. Mizah öğretmek konusunda baktığınızda çok fazla mizah yazarımız yok, çok fazla kadın komedyen de yok. Dünya içinde diyebiliriz bunu.


Erdil Yaşaroğlu
 

Pınar Dağ: Aslında biraz garip geliyor bana. Yani nasıl oluyor da ilgilenmiyoruz!


Erdil Yaşaroğlu: Yani onlar da kendini başka alanlarda ifade ediyorlar.

 

Pınar Dağ: Yok kadın-erkek ayrımı eksenine oturtma çabası içinde değilim böyle bir derdim yok ancak…

 

Erdil Yaşaroğlu: Yani olmasını isterim kadın çizerlerin fazla olmasını. Açıkçası söylemek gerekirse,  biz pozitif ayrımcılık da yapıyoruz kadınlara karşı. Biraz daha iyi davranıyoruz hatta çok az olduğu için değerli de bir yandan. Ee derginin okur sayısının yarısı kadın ve dergide bir tane kadın çizer var. O da üzücü bir şey. Onların derdini anlatacak birkaç tane daha olsa keşke!


 

Pınar Dağ: Ben erkeklerin çizgilerinde, kızları daha iyi çekiştirdiklerini düşünüyorum aslında J

 

Erdil Yaşaroğlu: Tabii ki. Yoksa okumazdı kızlar. Öyle bir durum söz konusu tabii. 

 

Pınar Dağ: Peki bir çizeri en çok ne besliyor?


Erdil Yaşaroğlu: Politika tabii ki besliyor. Penguen’in kapağı ve üçüncü sayfamız politika ve sosyal yaşam yani gündem oluyor.Orada net bir ayrım var. Bir de kendi köşem var ve orada hiç politika yapmıyorum. Yerim dar. Bu hafta mesela küçük bir şey girdim sinirlendiğim için. Kendimce bir şey! 3. sayfa çizmediğim için oraya girdim. Şimdi Komikaze köşemde yaptığım 4 ana konum var. Bunlar da zaten özel ilgi alanlarım.

Çok sevdiğim, ilgilendiğim şeyler. İşte tarih, hayvanlar, çocuklar, sosyal ilişkiler üzerine. Tarih kitapları çok okurum, belgesel kanalları benim en fazla izlediğim kanallardır. Bu nedenle işte nereden besleniyorsanız, onlara yönelik ürün veriyorsunuz. Karikatürün konusu her şey. Öyle olunca her şey ile ilgileniyorsunuz. Her konuda okuyorsun, yazıyorsun, dinliyorsun sohbet ediyorsun. İşte o yüzden malzeme her şey oluyor.


 

Pınar Dağ: Karikatürün hicivden öte aşağılayan tarafları da var gibi!

 

Erdil Yaşaroğlu: Aşağılama varsa işin içinde o işi iyi yapamıyoruz demek ki.

 

Pınar Dağ: Penguen’i ya da Erdil Yaşaroğlu’nu kast etmiyorum. Çizerliğin serüvenini yani olagelen süreci sizin gibi tanınan bir kişi tarafından yorumlanmasını istediğim için belirtiyorum.


Erdil Yaşaroğlu: Alay vardır ama aşağılama sanmıyorum. O ince bir sınırdır. Alay ile hakaret arasında ki o sınırı aşmamak gerekiyor. O zaman sevimsiz oluyorsun. Ama zorlayabildiğin kadar da zorlamak iyi bir şey. Yani alay etmek mizahın temelinde olan bir şey. Ancak hakaret ve aşağlama mizahtan öte sevimsiz bir durumdur. Öyle mizah yapamazsın. Onu insanlar da kabul etmez.


 

Pınar Dağ: Haftalık koşuşturmanız nasıl oluyor? Penguen’in kapakları nasıl çıkıyor?

 

Erdil Yaşaroğlu: Haftalık çıkıyoruz. Pazartesi günü başlar, ertesi gün saat 9–10 gibi dergi teslim edilir ve baskıya gider. Çarşamba günü bütün Türkiye’ye yayılır. Üzerinde Perşembe günü yazdığına bakmayın.

 

Pınar Dağ: Öyle mi?

 

Erdil Yaşaroğlu: Ne olur ne olmaz diye! Bazen gecikebiliyoruz.

 

Pınar Dağ: Zaten hiç Perşembe günü aldığımı hatırlamıyorum hep hafta sonlarına rastlıyorJ Peki kapak nasıl çıkıyor! Ekiple mi yoksa sadece bir kişi mi bunu yapıyor?

 

 

“…ne diyorsun kardeşim diyerek küfür etmek başka, bir de şurdan tatlı tatlı espirilerle hicvetmek başka. İşte bizim yapabildiğimiz bu.”

 

 

Erdil Yaşaroğlu: Şimdi şöyle, 3.sayfaları hazırlarken bize Pazartesi öğlenden sonra yazı işlerinden haftanın tüm olaylarının özetleri gelir. Ama yorumsuzdur. Bütün gazetelerden, dergilerden, ajanslardan hazırlanmış bütün haberler gelir. Biz onları okuyarak espiri buluruz üzerinden. Ancak bu şu anlama da gelmesin, sadece gündemden yararlanıyoruz gibi. Günde 3–5 gazete okuyoruz hepimiz. Ondan sonra akşam 7’de bir toplantımız var bizim. Aşağıda toplanırız hep birlikte yemekli falan, sonra o bulduğumuz espirileri paylaşırız. Ve gündemi konuşuruz. Espirileri de şöyle buluyoruz, ben kendim en azından şöyle yapıyorum diyelim 1000 tane haber varsa, onlar içinde beni çok rahatsız eden, sıkıldığım, üzüldüğüm yani tepki göstermek istediğim şeyleri seçiyorum. Yoksa gündemde bu var, bu espiriyi yapalım değil.  

 

Pınar Dağ: Mizah sistemde nasıl bir etki yaratıyor? Neyi değiştiriyorsunuz, nasıl dönüyor size, bize ya da herkese?

 

Erdil Yaşaroğlu: Öncelikle didaktik bir tavırdan kaçmaya çalışırız yani ‘bu böyledir böyle biline ha’ gibi bir tavırdan kaçmaya çalışırız. Bu bizim için sevimsiz bir şey. Yapmak istediğimiz bir şey değil ama sonuçta birçok konu hakkında birçok bakış açısı var ve biz de kendi bakış açımızı ortaya koyuyoruz. Biraz sert oluyor, sert olduğu için de biraz yumuşatmalara gidiyoruz ancak amaç farklı bir perspektif kazandırmak okura. Çünkü mizahçı her şeye tersten bakabiliyor. Ee bu olaylara da öyle baktığın zaman etkili olabiliyor. Aslında biraz farkındalık yaratmak iyi bir şey. Biz yaptığımız araştırmalar sonucunda gündemi Penguen’den takip eden bir hayli çok gençlik olduğunu öğrendik. Ağırlıkla üniversite öğrencileri bunlar. Biraz okumayla, politikayla ilgilenmeye, sosyal dünya ile ilgilenmeye davet ediyoruz onları. Sevdiği şeyler arasında bunları vererek. İşte bu da iyi bir şey oluyor. Bu kadar dünyadan kopuk, politikadan uzak yaşamamamız gerekiyor. Çünkü oy vererek seçtiğimiz insanlar bütün hayatımızı etkiliyor.


 

Pınar Dağ: Şöyle hissediyor musunuz; dünyada olanlara karşı kayıtsız değiliz, sosyal sorumluluğumuzu yerine layıkıyla getiriyoruz. Ee rahat uyuruz biz! Çizerlerin üzerinde böyle bir rahatlığı hak ediş durumu var mı?   

 

Erdil Yaşaroğlu: Ben öyle sosyal sorumluluğumu yerine getiriyorum gibi değilde, “Lafımı kodum rahatladım” diye rahatlarım. Benim de söylemek istediğim bir şey var. “İşsizlik oranı Cumhuriyet Tarihinin En Yüksek Rakamına Ulaşarak Rekor Kırdıysa” birilerinin bu konu hakkında bir şey söylemesi gerekiyor. Böyle bir şey oluyor ancak öte taraftan da başbakan diyor ki kredi kartı kullananlar sahtekâr. Hadi buyur! Bunlar çok korkunç şeyler. Birilerinin çıkıp; “Ne diyorsun kardeşim” demesi lazım. Öyle değil mi?

 

Pınar Dağ: Evet!

 

Erdil Yaşaroğlu: İşte ne diyorsun kardeşim diyerek küfür etmek başka, bir de şurdan tatlı tatlı espirilerle hicvetmenin yolu başka. İşte bizim yapabildiğimiz bu.

 

Pınar Dağ: Başınız çok ağrıyor ama…


Erdil Yaşaroğlu:
Ee tabii ki. Kraldan çok kralcıklar var. İşte bu kapak üzerine bir sürü e-mail geliyor, mektup geliyor, telefon açılıyor falan. Bize iki tane dava açıldı. Hakaret davası. AKP Hükümeti tarafından açıldı. Onlardan biri Eski Kültür Bakanı Atilla Koç tarafından açılmıştı. Uyuyan Bakan diye yazı yazmıştım.


“Kültür Bakanı’nın, bir mizah dergisine karikatürsel bir
dava açması da çok üzücüdür. Kara mizahı onlar yapıyorlar biz değil ki!”



Pınar Dağ:
Ama uyuyorduJ

 

Erdil Yaşaroğlu: Evet uyuyordu. Zaten savunmayı da öyle yaptıkJ Bir de “Tayyipler Âlemi” diye kapak çizmiştik, onunla ilgili dava açıldı. Ondan sonra bir şey yaşamadık. Bizlik bir şey yok aslında artık. Ancak basına çok büyük bir baskı var, çok net bir şekilde görüyoruz bunu. Açıkçası biz çok büyük muhalefetler yaptık hükümetle. Hele bir dönem bütün basın AKP’yi alkışlarken biz hicve devam ettik. O nedenle bizimle uğraşılıyordu. Ama şimdi basın ikiye bölündü ve yandaş medya bir tarafta öteki yandaş medya öbür tarafta olduğu için büyük balıklarla uğraşılıyor. Hatta bizi unutuyor sanırım. Bana öyle geliyor!

 

Pınar Dağ:Tayyipler Âlemi” harikaydı ama…J Ben dediğiniz gibi değilde, bırakın ne çiziyorlarsa çizsinler gibi bir üsluba bürünüldüğünü düşünüyorum aslında!

 

Erdil Yaşaroğlu: O zaman ne güzel. Hep beraber bir şey öğrenmiş oluyoruz demek ki. Şimdi bakın başbakan önemli bir adam. Tastik etsem de etmesem de. Ben oy vermedim AKP hükümetine. Recep Tayyip Erdoğan Başbakan olsun istemedim ama çoğunluk istedi ve bir sürü insan ona oy verdi. Saygı duymak lazım ülkenin başbakanı, kabul ediyorum.

Ee bu kadar alkışlanmaya alışkın olan bir başbakan, politikacı bu adam sonuçta, cumhurbaşkanı değil, meclis başkanı değil, politikacı. Alkışı hak ettiği kadar, eleştiriyi de saygıyla karşılaması lazım. Bizim beklentimiz bu yönde.


Erdil Yaşaroğlu
 

Pınar Dağ: Ben daha yumuşadığını görüyorum!

 

Erdil Yaşaroğlu: Ya inşallah daha yumuşamıştır tabii ki öyle olmasını tercih ederim. Çünkü üzücü, bir başbakan’ın demokrasi getireceğiz söylemleriyle birlikte basını susturmaya çalışma çabaları. Kültür Bakanı’nın, bir mizah dergisine karikatürsel bir dava açması da çok üzücüdür. Kara mizahı onlar yapıyorlar biz değil ki!

 

Pınar Dağ: Cumhuriyet tarihine has bir durum değil ki çizmek, hiciv sanatı... 16.yy’dan hatta daha eski bir tarihten geliyor. Kelleler gitmiş ancak çatır çatır padişahlar yerilmiş! Bu serüveni anlayamayışımız çok şaşırtıcı değil mi?

 

Erdil Yaşaroğlu: Evet dün keşfettiğimiz bir şey değil karikatür. Yıllardır, yüzyıllardır var, haklısın. Ancak 21.yüyılda bu daha zor bir hal almıştır.

 

Pınar Dağ: Daha pozitif yönde bir çözümlenme gerekirken, tam tersi yaşanıyor!

 

Erdil Yaşaroğlu: Aynen öyle!

 

Pınar Dağ: Biraz size dönmek istiyorum, bir gününüz nasıl geçiyor… Çizmek dışında.


 

Erdil Yaşaroğlu: Evde olmaya bayıldığım için, belgesel kanalları, History Chanel izlemeyi, dizileri takip etmeyi seviyor boş zamanlarımda bunları yapıyorum. Ama genelde, çok rahat iş ortamım olmasına rağmen, boş durmayı da pek sevmiyorum. Biraz iş kolik bir adamım. Oturur çalışırım. Hobilerim işte heykel yaparım, resim yaparım, karikatür yaparım yani benim için hobi işte bunlar.

 

Pınar Dağ: Yaptığınız şey bir meslek değil mi yani?

 

Erdil Yaşaroğlu: Yok ben meslek olarak kabul etmiyorum, hobi. Ben yapıyorum birileri de bunun için para veriyor ne kadar güzel işte. Para kazanmasam da ben bu işi yapacağım, o nedenle hobi benim için. Motosikletle gezmeyi çok seviyorum uzun yollara gitmeyi, arkadaşlarla toplanmayı, sinemaya gitmeyi. Yani öyle çok farklı bir adam değilim.


 

Pınar Dağ: Her şeyi tersten yorumlamak farklılık aslında!


Erdil Yaşaroğlu: Şöyle bir gerçek var. Her şeyi bilmek çok güzel bir şey değil. Zorluyor ve mutsuz kılıyor sizi. Çok mutlu eden bir şey değil yani. Algıların açık olması çok iyi bir şey değil.

 

Pınar Dağ: Kolaylık sağlamıyor mu?

 

Erdil Yaşaroğlu: Öyle diyorsunuz ama değil. Köyde çoban olsam daha mutlu olurum. Derdin daha az oluyor. Koyunun doğurdu mu diye kaygılanıyorsun. Bu tarz, daha değişik kaygılar hayatını kaplıyor. Ee şimdi ekonomik kriz yüzünden Afrika’da 300 bin kişi ölüyor ona bir taraftan üzülüyorsun, eskiden yağmur yağıyor diye seviniyordun ama şimdi birilerinin evini su basıyor diye üzülüyorsun, ona da sevinemiyorsun. Kar yağınca sokaktaki adam ne yapıyor diye düşünüyorsun. Küresel ısınma var, kuraklık var, TV’de, cebimde bir liram yok eve gitmek için diyen insanlar var onlar için kahroluyorsun, ekonomik krizin insanları giderek zor yaşam koşullarına ittiğini görüyor daha fazla kahroluyorsun. Ama gündemi takip etmeyen bir adam olsam daha rahat yaşayabilirim öyle değil mi? Karikatür çizmek içinde farkında olmak gerekiyor bir şeylerin. Hayatı takip etmek gerekiyor.


 

Pınar Dağ: Peki Penguen’in satışlarından mutlu musunuz?

 

Erdil Yaşaroğlu: Açıldığından beri okuyucusu artıyor tabii ki. Bu tabii ki insanı mutlu ediyor. Ama bu bana yine de az geliyor. Çünkü 20 milyon gencin olduğu bir ülkede bir mizah dergisinin 60- 70 bin satması az geliyor bana. Ancak bu baskı sayısı dünyaya göre de yüksek bir tiraj. Yani haftalık bir derginin böyle bir tiraj’a yükselmesi tabii ki bayağı yüksek. Ancak bir taraftan da tabii ki üzücü bir durum. Gırgır vardı 400–500 bin satan. Kıyaslamak doğru değil ancak o derginin kalitesi bir yana ancak bu kadar da çok mecra yoktu tabii ki.

 

Pınar Dağ: Çizerlerin Türkiye’deki isim sıralamasını takip ettiğinizde sonlarda sizler varsınız… Yani yeniler sizin devamınız sanırım!

 

Erdil Yaşaroğlu: Aslında bizden sonra da bir kuşak gelişti bir sürü. Umut Sarıkayalar, Ersin Karabulutlar, Yiğit Özgürler, Serkan Yılmaz,  Cem Dinlenmiş, Serkan Altunyedi, bizde çiziyor yani daha bir sürü bizden sonra gelenler var iyi işler yapan. Ama şöyle bir şey var; bir kuşağın misyonu, bir sonraki kuşağı yetiştirmek. Bizde bu işin okulu yok, üniversitesi yok. Burada mesela, Cuma günleri amatör günleri oluyor, öğleden sonra bir sürü çizer geliyor. İşte onlarla konuşuyoruz, yardım ediyoruz daha iyi yetiştirmek için.


 

Pınar Dağ: Okulu olur mu peki? Sadece karikatür üzerine yani…

 

Erdil Yaşaroğlu: Bence olur. Selçuk Erdem ders verdi daha önce üniversitelerde. Ancak o kadar karikatüriste ihtiyaç yok. Yani her yıl 10 ya da 20 kişi mezun etsen iş ortamı sağlayamazsın ki hepsine. Şişicek bir sürü karikatürist olacak. Yani dünyada da yok karikatür okulu diye bir şey. Çünkü sektör bu açıdan o kadar gelişmiş değil. Yani gelişmiş ancak çok fazla kalabalığı kaldıran bir sektör değil demek daha doğru olur. Keşke olsa!

 

Pınar Dağ: Gazetecilikte pek böyle olmuyor. Kimse kimseye yardım etmek bir tarafa bilgi gizliyor, destek yarım kalabiliyor… Siz de bu biraz daha imece usulü anladığım kadarıyla.

 

Erdil Yaşaroğlu: Ee başka yolu yok bunun. Yani bu işin devam etmesini istiyorsam, benden sonra da derginin sürmesini istiyorsam bunu yapmak zorundayım.

 

Pınar Dağ: Anlıyorum. Karikatür nedir yani ismi nereden geliyor biliyor musunuz?

 

Erdil Yaşaroğlu: Nedir?

 

Pınar Dağ: Bana mı soruyorsunuz? J Benim için resim sanatı. Dili sivri olan, mesaj yüklü sanat... “Karikatür” kelime olarak nereden geliyor onu biliyor musunuz? Bunu soruyorum.

 

Erdil Yaşaroğlu: Biz işin o şablon kısımlarına pek takılmıyoruz.

 

Pınar Dağ: Ama nereden geldiğini insan merak ediyor.

 

Erdil Yaşaroğlu: Nereden geldiğini biliyorum tabii ki. Rönesanstan beri var, hatta taş devrinden beri.

 

Pınar Dağ: “ Karikatür” ingilizce adıyla “Cartoon” nereden geliyor yaniJ

 

Erdil Yaşaroğlu: Onu biliyordum! Fransızcadan gelen bir şey!

 

Pınar Dağ: Peki! Çizimleri teknoloji kullanarak yapıyorsunuz değil mi?


Erdil Yaşaroğlu: Evet, teknik olarak kâğıt kalem kullanmıyorum artık.


 

Pınar Dağ: Çizerlerin en büyük sıkıntısı nedir?

 

Erdil Yaşaroğlu: Espiri bulmaJ Ancak diğer anlamda ise birçok şeyi engel olarak görmeyerek üstesinden geliyoruz yaniJ Bir derdiniz var yani. Okulda da konuşmak isteyince konuşurdum ben. Öğretmen istediği kadar sus desin yine de konuşurdum.

 

Pınar Dağ: Protest bir yapı! Nitekim öğrenci olarak kötü bir örnek oluyorsunuz!


Erdil Yaşaroğlu: Bilmiyorum! İyi ya da kötü ben böyleydim.

 

Pınar Dağ: Bunu sadece kendi üzerinizden değerlendirmeyin. Yani sistem karşısında, Evet, siz kötü bir örnek oluyorsunuz. Ancak özel yetenekleriniz de böylece tozlanabiliyor öğretmenler fark edemeyince ya da gecikiyor hayata geçmesi…

 

Erdil Yaşaroğlu: Öyle bir suçlama yapabilecek durumda değilim. Fark etmeyebilir. Yanlış anlaşılma olabilir falan! 

 

Pınar Dağ: Tamam! Yeni projeleriniz var mı? Televizyon için de bayağı çok çalışmalarınız olmuş.

 

Erdil Yaşaroğlu: Evet. Ancak şimdi yeni eğlencem var. Komik ürünler tasarlıyorum.


 

Pınar Dağ: Ürün?

 

Erdil Yaşaroğlu: Yani hayata geçebilen, hediyelik olabilecek eşyalar tasarlıyorum. Mesela eğlenceli mandallar gibi. Masa üstünde kullanılabilecek şeyler, telefonlar gibi. Aydınlatmalı şeyler. Komik şeyler yani. Heykelle karikatürü birleştirip bir şeyler yapmayı seviyorum. Bu çok yeni. İleriye taşıyabilirim umarım.

 

Pınar Dağ: Televizyon ile ilgili çalışmaları neden artık yapmıyorsunuz?


Erdil Yaşaroğlu: Televizyonda çalıştım ancak hiç kamera önüne çıkmadım. Hep kamera arkasında program hazırladım, senaryo yazdım. Televizyonun en büyük farkı şu; yazdığın şeyin %30’unu , %40’ını ekranda görürsen şanslısın. Böyle bir laf var yani. Sen yazdıktan sonra yüz kişinin elinden geçiyor. Sonunda da ortaya bir ürün çıkıyor. Bu da pek mutlu etmiyordu beni. Hâkim olamıyorsun çünkü yaptığın işe. Ama karikatür öyle değil %100’ü senin elinden çıkıyor. Evet, aklımdaki şeyin % 100’ünü çizebiliyorum. Bu çok önemli bir şey. Çünkü çok güzel bir şey yazdığını sanıyorsun ekran için ama rezil bir şey çıkıyor en sonunda. Işıkçı biraz çalıyor ondan, sesçi biraz çalıyor ondan, oyuncu biraz çalıyor ondan, işte egolu düşünürsem, yönetmen biraz çalıyor, abuk subuk saate koyuyorlar, kırpılıyor ediliyor, sonra “bu ne be” bunu ben mi yaptım diyeceğin bir iş çıkıyor. Çok eğlenceli güzel işler de yaptım ama bu karşılaşma riski bile beni mutsuz etti yani o zaman. Biraz ego da var bunun içinde tabii ki. Yazıp yönetirseniz çok iyi bir şey tabii ki de.

 

Pınar Dağ: Anlıyorum! Dünya’da çizerler nasıl? Karikatürde yazı mı önde, tip mi?

 

Erdil Yaşaroğlu: Bu tamamen üslupla ilgili aslında. Yani çok çeşit karikatür var dünyada. Ve yazılı da var aslında. Batı’da genelde 3’e bölünmüş gibi. Avrupalıların çok kullandığı uzun hikâyeli olanlar var bizim Lombak’ın kullandığı gibi. Bu tarz Avrupa’da çok geçerlidir. “Editoryal karikatürler var siyasi –mizah” yapanlar. Bizim yaptıklarımıza benziyor. Bir başlık atılır ve altına espirisini yapar. Dört tane gibi. Bir tane “singel panel” denen bir şey var. O da benim yaptığım şeyin aynısı. Bütün dünyada geçerli bir metod bu. Ama en çok kullanılan; “Tip çizmek.” Amerika bu anlamda pazara % 80 -90 hâkim. Tip çizmek konusunda yani. Üç bant halinde. Garfield ve benzeri gibi!

 

Pınar Dağ: Anladım… Bir tip yaratılıyor.

 

Erdil Yaşaroğlu: Evet yani bir tip yaratıyorlar ve onun üzerinden gidiyorlar. ABD bir pazarlama dehası olduğu için, bir tip yapıyorlar ve sonra onun çizgi filmini de, sinema filmini de, oyuncaklarını da, çeşitli ürünlerini de yapmak istiyorlar.

 

Pınar Dağ: Sizin de 90’lı yıllarda yaptığınız dedektif Marlon tipi gibi.


Erdil Yaşaroğlu:
Evet. Ondan da sıkıldım ve devam etmek istemedim. Belki yeni bir tip çıkartabilirim. Hazırlıyorum, üzerinde çalışıyorum.


 

Pınar Dağ: Güzel haber bu! Mizahlı bir iş yapıyor olmanız ailenize, ilişkilerinize nasıl yansıyor?


Erdil Yaşaroğlu:
Mizah ciddi bir iş aslında. Şöyle ki eğlenceli bir adamım ancak sürekli espiriler yapan biri değilim. O ayrı bir şey. Sürekli espiri yapmak çok yorucu bir şey. Bence öyle bir ihtiyaç sorun aslında. Normal bir adam davranışı değil yani… Normal bir adamım ben yani.

 

Pınar Dağ: Basketbolcu bir ineğiniz var, güzel bir çalışma ve başarı sizin adınıza. (Uzun uzun anlatmak için zaman olmayınca, basketçi ineğin hikâyesini olduğu gibi buraya aktarıyorum Erdil Yaşaroğlu’nun sitesinden hem de kendi kaleminden!)

 

İnek yaptım… Böyle bir cümle söyleyince ne garip oluyo.

Hatta şu cümleyi edeceğim hayatta aklıma gelmezdi:

-Benim ineğim Kanyon’un önünde duruyo…



İstanbul’da yaşıyorsan mutlaka biyerlerde görmüşsündür her yerde inek heykelleri var. Neşeli… Benim anladığım şekliyle sana da anlatiim bu Cow Parade’in ne olduğunu:

Bunlar ilk olarak düz beyaz inek heykelleri olarak üretiliyo. Sonra firmalar bu heykelleri satın alıyo. Aldığı heykelleri, seçtiği sanatçılara veriyo. Sanatçılar da para almadan o heykelleri yeniden tasarlıyor, boyuyor. Sonra şehirde sergileniyor. Sergi bitince de açık arttırmayla satılıp, hayır kurumlarına bağışlanıyor. Bu kadar…

 

Bikaç ay önce de bana geldiler. Erdil, bi inek de sen yapsana diye. Ben de dedim ki ne yapçaama karışmasanız, yaparım. Tamam dediler. (Zaten karışmıyorlarmış, sonradan öğrendim. Tavşan olduğum için bana lütuf yaptılar zannettim başta.) Ajans Press sponsor oldu, oturdum başladım.

 

Bissürü tasarım yaptım ama sonunda basketçi inek tasarımını yapmaya karar verdim. Çünkü yapması çok eğlenceli olcaktı J


Bu ineğimin eskizi… 


Sonra inek geldi. Bembeyaz, kesilmeye biçilmeye ve boyanmaya hazır, fiberden nefis bir inek.


İneğin ilk geldiği hali…


Resimdeki Cengiz. Şekil Heykel Atölyesi'nden. Benim Mimar Sinan heykel bölümünden sınıf arkadaşım. O ve arkadaşları bana çok yardımcı oldular bu ineği yaparken. 


Tosun geldi ve hemen bacakları kesildi. Çünkü uzatılacaktı…

Ve uzadı bacakları…


Ayakkabı aradım, en büyük 53 numara buldum piyasada. O bile küçük geliyodu ineğe. Sonra bi ara Cow Parade yetkilileri NBA’den, ünlü bir basketçinin ayakkabılarını alalım, ilginç olur dediler. Ama o da küçük gelecekti koca ineğe. Sonra oturup, kilden XXXXXXXXL boyutta yapmaya karar verdim.

Formasını giydirdikten sonra sıra basket topunun yerleşmesine ve boyamaya geldi…


Sonunda da bitti inek. Boyu tam 3 metre olmuştu. Adı da “3 Metre” oldu.


Şimdilik Kanyon Alışveriş Merkezi’nin önünde sergileniyor. Umarım görürsün, görünce de eğlenirsin… Bu kadar.
 

 

Pınar Dağ: Yeni projeleriniz var mı? Siz Beyaz Şov için de bir hayli çalışmalar yapmıştınız değil mi? Var mı yine böyle projeniz.

 

Erdil Yaşaroğlu: Yeni projelerim var ancak şu an tam netleşmeden açıklamak istemiyorum. Beyaz Şov ile ilgili de şöyle belirteyim bizim bir grubumuz vardı. 5 kişiydik. Beş kişinin isimlerinden oluşan. 50’ye yakın program yaptık televizyonlara. Onların bir kısmı hala devam ediyor televizyonlarda çalışmaya. Hakkiten o zamanın çok iyi işlerini yaptık. Ama uzun zamandır da yapmıyorum. Beyaz da onların arasındaydı, Okan Bayülgen’le de çalıştık. Cem Özer’in Laf Lafı Açıyor’unu yapıyorduk. Bir sürü müzik eğlence programları, diziler yaptık.

 

Pınar Dağ: Peki ekranda şu anda yapılan işleri nasıl buluyorsunuz? Stand –up lar, İvedik tipi, Beyaz…


 

Erdil Yaşaroğlu: Ekran mı, sahne mi, televizyon mu?

 

Pınar Dağ: Pek bilgim yok, siz isterseniz genel değerlendirin!

 

Erdil Yaşaroğlu: Yani iyi işler de var kötü işler de var. Şimdi çok genel bir soru olduğu için nasıl cevaplayacağımı bilemedim. Yani keşke televizyonda biraz daha politik mizah olsa. Öyle bir eksiğimiz var. Bu hep tartışıldı edildi ama bu gerçekten bir eksik. Metin Uca yapmaya başladı ama daha da fazlasına ihtiyacımız var bence. Yani onun dışında çok iyi usta insanlar var iyi mizah yapıyorlar ancak televizyon tabii ki hızlı tüketilen bir şey.


 

Pınar Dağ: Dünyada takip ettiğiniz bir isim var mı?

 

Erdil Yaşaroğlu: Önceden vardı ama artık etkilendiğim değil de severek takip ettiğim bir sürü şey var. Hangi birini söylesem ki bilemiyorum şimdi! Hemen hemen her şey için ilgi duyuyorum. Yani her şeyi takip ediyorum.


 

Pınar Dağ: Peki zorlamayayım sizi. Bir şey daha sormak istiyorum. Aklın yolu bir mantığı ile gidersek; başka bir karikatür dergisinde o günkü gündem haberi ile ilgili yapılan bir çizimin benzer olma ihtimali var mı? “Aa benim gibi olaya bakmış” tarzında!

 

Erdil Yaşaroğlu: Tabii ki canım. Bu ihtimal çok yüksek. Mesela yıllar önce bulunmuş bir espiriyi yeniden bulabiliyorsun. Milyonlarca espiri var dünyada. Biraz benzerlikler oluyor ama taklitçi diye nitelendirmemek lazım böyle bir çizer görüldüğü zaman. Yani bu ben de olabilirim tabii ki bir başkası da. Bunu sürekli yapıyorsa dersiniz yani. Benim başıma da geldi bu. Yani 20–30 karikatürüm kendim bulduktan sonra bir bakıyorum ki yıllar önce yapılmış meğerse. Yani olabiliyor işte aklın yolu da bir. Dünyanın birçok tarafında binlerce çizer espiri buluyor, çakışma olayı çok fazla.


 

 

“Komikaze köşemi istersem bembeyaz bir sayfa olarak basabilirim hiç karikatür çizmeden. Ancak tabii ki, özgürlükte sorumluluğu arttıran bir şey.”

 

 

 

Pınar Dağ: Gazete çizeri olmayı hiç düşünmediniz mi?

 

Erdil Yaşaroğlu: Yoo dergi yetiyor bana açıkçası. Yani öyle bir teklif de gelmedi aslında. Gelseydi düşünür müydüm bilmiyorum. Dergi bana yetiyor. Gazetede de editörler olacak bir sürü tepende. O hoşuma gitmeyebilir. Burada tamamen bağımsız olabiliyorum. Komikaze köşemi istersem bembeyaz bir sayfa olarak basabilirim hiç karikatür çizmeden. Ancak tabii ki özgürlükte sorumluluğu arttıran bir şey.

 

Pınar Dağ: Zor yaşıyor olmalısınız o zaman…

 

Erdil Yaşaroğlu: Bilmiyorum ama bir hayat tarzı haline getirdiğiniz zaman fark etmiyorsunuz. Mutlu tarafları da var mutsuz tarafları da var yaptığım şeyin.

 

Pınar Dağ: Çocuğunuz olsaydı, çizer olmasını ister miydiniz?

 

Erdil Yaşaroğlu: İsterdim tabii ki. Ne güzel olurdu. Bir de boynuz kulağı geçerse daha da güzel olur. Ama gölgemde kalmasını da istemezdim.


 

“Ee tabii ki hayatımı etkileyen en önemli kişi Recep Tayyip Erdoğan ise tabii ki en çok onu çizeceğim. Sağcı, Solcu diye bir tarafı yok bunun. CHP iktidara gelince onu da çizeceğim. Deniz Baykal ile uğraşacağım.”

 

 

Pınar Dağ: Bu tabii biraz tahribat yaratabilir… Ancak bence buna takılmamak gerekiyor çünkü hepimiz etkilenerek, gözlemleyerek, başkalarından alarak kendimiz oluyoruz!

 

Erdil Yaşaroğlu: Evet tabii ki. Bir de şöyle bir şey var. Hiç bir şey yoktan var olmuyor ki. Şöyle düşünmek gerekiyor uzay filmi çeken kişi bile yeryüzündeki şeylerden etkileniyor. İmgelerden yararlanıyor. O uzaylıyı bile dünyadaki bir şeye benzeterek hayal ediyor. Bilmem ne böceğinin kanadını alıyor, bilmem şu canlının şu özelliğini alıyor. Uzaylılar biraz insana benziyorlar!

 

Pınar Dağ: EvetJ  Penguen çizerlerinin sivri kalemleri olduğu için hayatları da zor oluyor mu? Yani güvenliğiniz tehdit altında olabiliyor mu?

 

Erdil Yaşaroğlu:  Ara sıra tehdit geliyor ama çok dert etmiyorum. Onun dışında bir şey yok. Yani bir şeyi çizdiğimiz için kaygılanmak gibi bir şey hissedersek çizemeyiz. Sonuçta sağduyulusunuz da. Gidip birilerini provake etmek gibi bir şey yapmıyorsunuz.


 

Pınar Dağ: Objektif yakalaşarak yermek mi?

 

Erdil Yaşaroğlu: Yapmak istediğimiz o, ama işte şurda yanılıyorlar. Birçok insan niye uğraşıyorsunuz başbakanla sürekli diyor. Ama başbakan bizimle, biz toplumla uğraşıyor. Deniz Baykal’ı da, Devlet Bahçeli’yi de çiziyoruz, Askeri de çiziyoruz. Ama AKP yanlısı basın kuruluşlarına bakın onlarda sadece Tayyip Erdoğan’ı çiziyor, yazıyor. Mizahta şöyle bir şey var. Afferin ne kadar güzel karikatür yapmışsın diye bir şey çizmezsin. Ee tabii ki hayatımı etkileyen en etkili kişi Recep Tayyip Erdoğan ise tabii ki en çok onu çizeceğim. Sağcı, Solcu diye bir tarafı yok bunun. CHP iktidara gelince onu da çizeceğim. Deniz Baykal ile uğraşacağım. Komünist Parti iktidara geldiğinde onunla uğraşacağım, DTP gelse onunla da ilgileneceğim. Çünkü hayata yön veren, hata yapma ihtimali en fazla olanlar onlar. Türkiye’yi en fazla meşgul eden onlar. Sağı, solu, ortası, yanı ile ilgilenmiyorum iktidar ile ilgileniyorum. 

 

Pınar Dağ: Yapıcı şeyler sağlıyor bence! Eleştirilmek ve sindirebilmek başlı başına bir durum.!

 

Erdil Yaşaroğlu: Ee doğru. Biraz çeki düzen verir isek ne mutlu bize. Yani bundan kastım onları da diri tutabilirsek ne mutlu bize. Onlara da farklı bir bakış açısı sunarsak iyi bir şey bu. İşim bu benim yani.

 

Pınar Dağ: Siz eleştirilmeye dayanabiliyor musunuz?

 

Erdil Yaşaroğlu: Öncelikle eleştirinin altındaki gerçeği ararım. Ben eleştiriler sayesinde biraz ilerlettiysem çizgimi ilerlettim. Espirilerimi, çizgilerimi! Dinlerim yani çok önemlidir benim için. Dinlemezsen kendi başına kalırsın, ilerleyemezsin ki. Yardımdır benim için eleştiri. Kızacağım ya da alınacağım bir şey değil yani!


 

Pınar Dağ: Başbakan ile karşılaşsanız ve size “beni de yerden yere vuruyorsun evlat” dese yanıtınız nasıl olurdu?

 

Erdil Yaşaroğlu: Biraz önce belirttiğim şeyi belirtirdim. Benim derdim sizinle değil sevgili başbakanım, benim derdim iktidarla derdim. Belki mizahlı biridir bilemiyorum ancak yaptıkları pek öyle gözükmüyor yani!



 

Pınar Dağ: Daha fazla zamanınızı almadan son bir soru sormak istiyorum. Fotoğrafla aranız nasıl?

 

Erdil Yaşaroğlu: Fotoğraf çekmeyi seviyorum ve özellikle kentlerde gizlenen grafiklerle çekmeyi seviyorum. Çanak antenler, çizimler vb gibi!

 

Pınar Dağ: Yine çizime bulaşan bir tarafını arıyorsunuz fotoğrafın yani!J

 

Erdil Yaşaroğlu: Evet!


Erdil Yaşaroğlu ve Pınar Dağ



Tanıdığım Kadarıyla Erdil...

 

Onu ilk hatırladığım zamanlarda bebekti daha. Konuşamıyordu, sürekli ağlıyordu ve altına yapıyordu. Küçük, iğrenç ve zararlı bir yaratıktı.

 

Fakat onu sevmek zorundaydım. Çünkü seçme şansım yoktu. Onla beraber gelmiştik bu dünyaya, onla beraber gidecektik. Anaokuluna giderken öğretmeni ona kağıt ve boya kalemleri vermişti. İlk çizgilerini o zaman gördüm. Çok eğlenceliydi çizdikleri. Diğer salak çocuklar gibi çizmiyordu. Evleri, arabaları, böcekleri değil, rüyalarını ve hiçbir zaman anlamadığım garip ama güzel o şekilleri karalıyordu kağıtlarına.

 

Sonra ilkokula başladı. O kadar yaramazdı ki, belki uslanır diye her sene sınıf başkanı seçilirdi. Görünürde usluydu. Ama sevmediği öğrencileri yaramazlık yapıyor diye tahtaya yazar ve dövdürürdü onları. Annesi onu gece onikilere kadar eve sokamazdı. Hep sokaklardaydı ama derslerini de ihmal etmezdi. Başarılı bir öğrenciydi. Resim yapmaya devam etti ilkokul boyunca. Ödüller aldı. Okulda yaptığı 23 Nisan ve Kurtuluş Savaşı resimleri dışındakiler çok keyif veriyordu bana. Bazı gerizekalı öğretmenleri onun çizdiği resimleri babası çiziyor zannediyordu. Bu yüzden defalarca azar işitmişti.

 

Yakın bir arkadaşı vardı. Kuzeni Varol. Sürekli onunla oynardı çocukluktan beri. Sonra bir ara Varol karikatür çizmeye başladı. Bütün aile karikatür çizebiliyor diye Varol'u daha çok seviyordu. Veya o öyle zannediyordu. Bu kıskançlık yüzünden o da karikatüre başladı. 12 Yaşlarındaydı. Yarışmalara katıldı. Bir sürü ödül aldı. Bu tarafta iyi olmasına rağmen, dersleri kötü gidiyordu. Neyse ki iyi yürekli anne ve babası ona hiç kızmıyordu. Hep yanındaydılar.

 

Liseyi bitirdiği zaman karikatürlerini koltuğunun altına aldı ve Limon dergisine gitti. Her hafta çok çalışıyor ve birsürü karikatür götürüyordu dergiye. Fakat ya bir, ya da iki tanesi yayımlanıyordu. Çok çalışıyordu ama mutluydu. Limon dergisinde köşe sahibi olmak istiyordu. Altı yedi ay gibi kısa bir sürede de başardı bunu. Derginin en genç çizerlerinden biriydi ve yaptığı işleri o zamanlar çok beğeniyordu. Şimdi soracak olursanız, aslında çok kötü işlerdi. Esprileri basit, çizgileri kötüydü. Zamanla düzeltti işlerini. Şu sıralar fena çizmiyor diyebilirim ama hala yeterli değil.

 

Dergiye girdikten bir süre sonra televizyon için çalışmaya başladı. Plastip Show adını verdikleri kukla programını yapıyorlardı. Sonra bu işten ayrıldı ve yakın arkadaşları ile birlikte Mr. Veb Yaratım Ekibi'ni kurdu. Bir sürü talk show, dizi ve eğlence programları hazırladılar.

 

Bir yandan da okula gidiyordu. Güzel Sanatlar Akademisi'nde heykel nasıl yapılır dersleri alıyordu. Bu arada Limon Leman oldu. Dergiye girdiğinden bu yana sekiz sene geçmişti. Komikaze köşesinin yanına Marlon tipini de eklemişti.

 

2002 yılının sonuna doğru arkadaşlarıyla Penguen Dergisi'ni kurdu. Artık orada çiziyor. Komikaze.net diye bir site yapmıştı 99 yılında, onunla da ilgileniyor.

 

Sürekli sinemaya gidiyor. Hayatta hiçbir zaman işine yaramayacak olan bilgileri öğreniyor. Bunun için saatlerce ansiklopedi okuyor. Bir ayının kış uykusunda yarı yarıya kilo kaybettiğini bilmek onu sevindiriyor. Resim yapıyor. Büyük tuallerle oynarken onu ana okulunda daha yeni tanıdığım yılları hatırlıyorum. Resimleri hala o çocuk resimleri. Aynı renkler, aynı çizgiler. Mutlu, her zaman mutlu. Derdi yok değil. Herkesin derdi var. Ama o bu dertlerin bir süre sonra bitebileceğini hatırlayabiliyor. Hayatın sıkıntılarının kendisini üzmesine izin vermiyor.

 

Bu hayata beraber geldiğimiz için ve onunla beraber gideceğim için kendimi çok şanslı sayıyorum. Çünkü o iyi birisi. En azından bana karşı iyi. Benim kadar tanısanız siz de onu severdiniz. Ama hiçbir zaman ona benim kadar yakın olamayacaksınız...

 

Erdil Yaşaroğlu



Web Siteleri:

Komikaze Erdil'in mizah ve eğlence sitesi
Diyomki Erdil blog yazıyo
Penguen Penguen dergisinin sitesi
Komikaze English Komikaze karikatürlerinin İngilizceleri




Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 8 yorum, 1-8 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
:) Sevgili kızkardeşim pinar.
Çok güldüm eğlendim. Sıkılmadım okudum. Merak ettim. Çok güzel olmuş.
Eline sağlık
Khayyam eklemiş - adds | 06 Nisan 2009 Saat - Time 12:46
Çizgi,direnişin veya çaresizliğin başlayıp ama sonlandıramadığı tek şey...Üzerine giydirilen her şeyi hiç kırılmaksızın taşıyabilen ve çok kişi tarafından ne giydiği belirsizlik içersinde yaşayıp giden şeydir..Hissettirir,dokundurur,ağlatır veya güldürür...Ancak bir olgu çok net ve kesindir ki çizebilen herkes;sahip olduğu rengin ta kendisidir...

çok keyifle okuduğum,bilhassa çizimlerdeki diyalogların eğlenceli yanlarına çok güldüğüm güzel bir mesleğin ufak bir kesitini izledim...Emeğinize sağlık...
Tuğgül TÜRKOĞLU eklemiş - adds | 06 Nisan 2009 Saat - Time 16:17
Çok hoş ve eğlenceli bir röportaj. Keyifle okudum. Şarlo'nun: "Komedi ciddi iştir" lafını anımsadım okuduğum her satırda. Erdil Bey'in doğallığı ve içtenliği, Pınar Hanım'ın güzel soruları karikatür dünyasının içine çekiyor bizi.
Erdil Bey'in: "Şöyle bir gerçek var. Her şeyi bilmek çok güzel bir şey değil. Zorluyor ve mutsuz kılıyor sizi. Çok mutlu eden bir şey değil yani. Algıların açık olması çok iyi bir şey değil." sözleri düşündürücü ve hepimiz için geçerli. Bilmek çok zaman acı veriyor insana ve yalnızlaştırıyor bazen sizi.
Hazırlayanları ve emeği geçenleri kutluyorum

H.Bahadır Laçin eklemiş - adds | 07 Nisan 2009 Saat - Time 09:51
en son gazete alırken ver bir penguen deyiverdim. bir arkadaşım seçimlerden sonra kapağını gördün mü dedi. Gırgır'la bitmişti benim mizah dergi merakım, ama penguenle yeniden başladı... elinize sağlık.. sizin gibi "muhalif" kalan, eleştiren dergileri bizim satin almamiz şart bir bakıma. bu demokrasi için gerekli...

arada bir mailler geliyor. bir çok karikatür.. öylesine bakıyoruz guluyoruz, sonra biz de gönderiyoruz, aslında her gonderdigimiz bu tur mailler sizin kazancınızından eksiltiyor. bu yuzden artık gidip penguen alın diye mail atmakta fayda var, gülecekseniz bile kucuk bir bedeli odemek lazım değil mi...

guzel bir söyleşi, guzul sunumlar... elinize sağlık
sinan vargı eklemiş - adds | 07 Nisan 2009 Saat - Time 17:02
Biz fotoğrafçıların elinde makina vardır. İnsan+Makina:SANAT ? Bazen makineyi elmize aldığımız zaman sanat yaptığımızı zannederiz. Oysaki O sanatı oluşturmak o kadar da kolay değil. Onu sağlamak için içine mutlaka duygu, düşünce, estetik kaygılarımızı ve zekamızı yaratıcılığımız katmaya çalışırız. Sonuç her zaman istediğimiz gibi olmaz. Bunun yanında yeri gelir fotoğrafın eleştirel gücü o kadar fazla olur ki Vietnam'da olduğu gibi bir savaşı bile bitirebilir. Veya bir duyguyu, bir dehşeti, bir felaketi tek bir karede görürsünüz. Karikatürde benim için üst düzeydeki eleştiri sanatıdır. Bunun için çok iyi bir zeka, gözlem, yaratıcılığınızın olması gerekir. Fotoğraftaki bazen tesadüfi sonuçlar karşınıza çıkmaz. Sizi ortaya çıkaran faktör tamamen kendi yaratı gücünüz ve emeğinizdir. Bu yüzden basında en fazla mahkemelere gidenler karikatüristlerdir. Tüm toplumun silikleştirildiği ve sindirildiği bir ortamda bize bir karikatürleriyle nefes aldırırlar. Karikatüristler bizim gibi toplumların hayat suyudur. Onların özgürce düşüncelerini herkesle paylaşma ve toplumu değiştirme çabalarını takdirle karşılıyorum ve kutluyorum.
ALİ İHSAN ÖKTEN
ALİ İHSAN ÖKTEN eklemiş - adds | 09 Nisan 2009 Saat - Time 17:01
"Benim kadar tanısanız siz de onu severdiniz. Ama hiçbir zaman ona benim kadar yakın olamayacaksınız..."

şu söz bitirdi beni! Aslında herkesin en fazla sevdiği kendisidir..erdil abiyi çok seviyorum espriden anlamayan hayatta bizi hep güldürdüğü için!
M.Sami Çokörekler eklemiş - adds | 20 Nisan 2009 Saat - Time 20:43
pınar hanım gerçekten çok güzel olmuş elinize sağlık bende 14 yaşında amatör bir karikatüristim gerçekten dergiye gidince çok ilgileniyorlar
elif melike eklemiş - adds | 29 Nisan 2009 Saat - Time 16:32
alp nuhoğlu nu tanıyormusuz
tan nuhoğlu eklemiş - adds | 19 Aralık 2009 Saat - Time 16:03
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

 

e-Panel

Ara - Search


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi

Anadolu Fotoğraf Dergisi

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.